Kategoriler
Bilgisayar Kullanım Deneme Yazıları Donanım Genel Konular iletişim İnternet Dünyası Program Anlatımları

WPA Güvenliğinin Özellikleri

Kablosuz ağlarda şifreleme tekniği olarak kullanılan WPA hakkında geniş bilgi 
WPA güvenliğinin özellikleri
WPA standardında aşağıdaki güvenlik özellikleri bulunmaktadır:

WPA kimlik doğrulaması
WPA'da 802.1x kimlik doğrulaması gerekmektedir. 802.11 standardında, 802.1x kimlik doğrulaması isteğe bağlıydı.

İçeri Arayan Kullanıcının Kimliğini Doğrulama Hizmeti (RADIUS) altyapısı olmayan ortamlarda, WPA önceden paylaşılan anahtar kullanımını destekler. RADIUS altyapısı olan ortamlarda, Genişletilebilir Kimlik Doğrulama Protokolü (EAP) ve RADIUS desteklenir.

WPA anahtarı yönetimi
802.1x ile, tek noktaya şifreleme anahtarlarının yeniden oluşturulması isteğe bağlıdır. Ayrıca 802.11 ve 802.1x, çok noktaya yayın ve yayın trafiği için kullanılan genel şifreleme anahtarını değiştirmek amacıyla kullanılabilen bir mekanizma sağlamaz. WPA ile, tek noktaya ve genel şifreleme anahtarlarının yeniden oluşturulması gerekir. Tek noktaya şifreleme anahtarı için, Geçici Anahtar Bütünlüğü Protokolü (TKIP) anahtarı her çerçeve için değiştirir ve bu değişiklik kablosuz istemci ile kablosuz erişim noktası (AP) arasında eşitlenir. Genel şifreleme anahtarı için, WPA, kablosuz AP'nin değiştirilmiş anahtarı bağlantılı kablosuz istemciye duyurmasını sağlayan bir araç içerir.

Kategoriler
Güncel Haberler Php fonksiyonlari Program Anlatımları Programlama Dilleri Resimli anlatım Webmaster yardım

CuteFTP ile .htaccess dosyaları

 

Bazı alışkanlıkları kıramıyoruz zaman zaman.  Yıllardır utility diskimde yangında ilk kurtarılacak tool’larım arasında durur CuteFTP.  Çok alternatif denesemde aileden biri olmuş, vazgeçemiyorum.

Local makinalarımda .htaccess değiştirmek rahat olsada, uzaktaki makinada bazen bu eziyet olabiliyor. FTP ile bağlandığım makinaya upload yaparken, aklıma gelen değişikliği .htaccess’de anında değiştirmek istesemde CuteFTP . (nokta) ile başlayan dosyaları filtreleyip göstermediği için, herseferinde ssh bağlantısı kurmak pico açmak bana pek pratik gelmiyordu.

 

Bende CuteFTP’yi nasıl .htaccess gösterebilir hale getirebilirim diye kendime sordum. Sonuçta klasörü listeliyor ve belli kritere uyanları gösteriyorsa, filtre seçenekleride olmalı değil mi?

Sorun şöyle çözüldü;

# Önce CuteFTP üzerinde listelenen .htaccess görmek istediğiniz siteyi seçip sağ tıklayarak Site Özelliklerini seçin (Site properties) – Kısaca seçimi yapıp Alt+Enter’a da basabilirsiniz.

01

# Açılan ayar sayfasında Action sekmesine geçin, Filter… butonuna basın

02

# Açılan Filter sayfasında Enable Filtering seçili olmalı ve Serverside Filtering bölmesi altında Enable Serverside Filtering seçili olmalıdır.

Remote Filter yanında bulunan -a -al gibi list değerleri ekleyerek dizini ne şekilde listelemek istediğinizi belirtebilirsiniz. Ben -al tercih ediyorum.

CuteFTP

Bu aşamalardan sonra artık .htaccess dosyanızı CuteFTP altında görebileceksiniz.

Kaynak

Kategoriler
Azerbaycan üzerine Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası internet hizmetleri Kutlamalar Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine Web Site Tanıtımları

Azerbaycan’nın özgür sesi – Qaynar Haber Portalı

Qaynar Haber Portalı, değerli ağabeyimin tavsiyesi üzerine ziyaret ettiğim ve tasarımından, yazarlarından, haber kategorilerinin çeşitliğinden tutunda yayınladığı haberlere bakış açısına kadar oldukça beğendiğim bir site.
 
Haberlere bakışından kasıt şudur; haber portalının yazarlarından Qurban Yaqupoğlu'nun Türkiye-Azerbaycan arasında ki gerilime değindiği yazı mesela. Özellikle de bizim medyamızın, " Azerbaycan gitti gidiyor! " şeklinde ortalığı telaşa verdiğini görüyor ve biliyoruz. Öyle ki bu haberler, Türk insanını çok üzdü. Kamuoyunu yanlış yönlendirdi.
 
Uzun lafın kısası, büyük zararlar verdi!
 
Ama, bahsettiğim yazarın yazısı, medyamızın şu an ki durumunu gözler önüne seriyor. Yazar, yazısında adeta Türkiye-Azerbaycan insanının sesi olmuş.
 
Bir gerçek var, bayrak krizinin bu kadar büyük olmasının sebebi, Türkiye-Azerbaycan yönetimleridir! Çünkü, kriz ustaca yönetilememiş, her iki ülkenin yönetimleri de birbirine yüz çevirmiştir.
 
Kısacası, yazar bu konuda halkın sesi olmayı başarabilmiştir, çünkü Qurban Yaqupoğlu'na göre Ermeni açılımı, AKP projesidir.
 
Bu açılımı destekleyin yada desteklemeyin, sizce yalan mı? Sokağa indiğiniz de ne deniyor, açılım olsun mu?
 
Bence, tam aksi!
 
Portalda ayrıca; Ermenistan, Gürcistan, İran Güney Azerbaycan adlı kategoriler de var. Oldukça profesyonel bir yaklaşım. Bizim sitelerimiz de, bu türden kategoriler yoktur mesela. Suriye, Yunanistan, İran gibi ülkeler için ayrı kategoriler açılmaz.
 
Açılmadığı içinde, sorun olur. Çünkü, gündem iyice kalabalıklaşır, okuyucu okumaktan vazgeçer. 
 
İran Azerbaycan başlığının açılması neden güzel birşeydir? Kısaca açıklayalım;
 
İran topraklarında, 35.000.000 Azeri Türk'ü yaşamaktadır. Bu ülkede, orada ki Azeriler'den her şekilde faydalanırlar, bilim hariç!
 
Okumak zordur, büyük adam olmak zordur. Ama, İran için savaşan, işçi olarak çalıştırılan insanlardan, kısacası sömürülenlerden olmak oldukça kolaydır…
 
Tabi, İran böyle zannediyor!
 
Azeri Türkleri, buna rağmen Türklük şuurunu taşımaktadır. İşte, Qaynar haber portalı bu sorumluluğunun bilincinde, İran Azerbaycan başlığı ile İran'da yaşayan soydaşlarını unutmamıştır!
 
Bu konuda, portalı oluşturan ekibe teşekkürü bir borç bilirim. 
 
Tabi, Ermenistan-Gürcistan başlıklarını unutmamak gerek. Bu iki ülke için özel başlıklar açılmıştır.
 
Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat iletişim Kitap Görüşleri Şair şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

Vural Bahadır Bayrıl ve Şiirleri Üzerine Bir Deneme

Hilmi Yavuz, Vural Bahadır Bayrıl için “Daha bugünden Türk şiirinde göz ardı edilmeyecek bir birikimle kendini kabul ettirdi. Artık V. B. Bayrıl’sız bir 21. yüzyıl şiirinden söz edilemez1 derken, çok önemli ve doğru bir tespitte bulunuyor.

 

Bayrıl, sadece şiire âşık ve şiire hakkını veren biri değil! O, aynı zamanda şairliğe de hakkını veren ender kişiliklerden biridir. “Şaire, ‘şair olmak’ yetmeli” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu kadar büyük ve cüretkâr bir ‘sıfat ve hâl’ bile bir insanın ruhunu tatmin edemiyorsa, dünyadaki başka hiçbir şey o ruhu yatıştıramaz. Salın ipini gitsin…

 

Bayrıl, ‘Şer Cisimler’ adlı kitabındaki, ‘İns’ şiirinin bir dizesi ile kendisini beynimin duvarına silinmemek üzere kazımıştır: “Sonra… çok ama çok sonra anılan bir şey oldu insan.

 

Bayrıl’ın birçok şiirini okurken – belki de hepsinde – Mevlâna’nın bir yansımasını görmek hoşuma gidiyor. Sadece yukarıdaki dize bile, Bayrıl’ın iç dünyasının ne kadar derin olduğunu kavramak için yeterli. Bu dizede, daha doğrusu ‘İns’ şiirinin bütününde, Büyük Sevgili’ye gönderilen selâmı görebiliyor, O’na beslenen kutsal aşkın sayesinde bir değerimiz olduğunu bir kez daha anlayabiliyorum. İşte bu, Bayrıl’ın şiirlerinin verdiği mesajın yerine fazlasıyla ulaştığını kanıtlıyor ve bu sebepten olsa gerek Bayrıl’ın şiirleri, şiir okurunun kalbindeki en güzel köşeye yerleşiyor.

 

Elbette sadece Mevlâna değil; Bayrıl’ın şiirlerinin güneşli kıyılarında ilerlerken kâh Nedim’e, Kâh Nietzsche’ye rastlıyor, bazen Rilke ve Blanchot ile karşılaşıyor, kimi zaman da Yahya Kemâl’e, Tanpınar’a, Dıranas’a, Dağlarca’ya, Karakoç’a yahut Cansever’e kadar şiirin altın adamlarıyla bir araya geliyorsunuz.

 

Bayrıl’ın dünyasının, sadece şiirden örülü olmadığı açıktır. O’nun dünyasında, şiir olduğu kadar düşünce, felsefe, bilim, tarih ve mimari de yerli yerince ve yeterince bulunmaktadır. İçselleştirilen şiirlerin okura çok yakın olduğu düşüncesini hep taşıdım. Bayrıl’ın kullandığı mistik izlek ve ifadeler, bilindik fakat ‘unutulduk’ gerçeklere gönderme yaparken, ‘tanrı’ ve ‘insan’ odaklı bir dünya kurgulamakta, ‘varoluş’a ve ‘yaratılış’a sık sık temas edilerek, içselleştirilen (kitaplaştırılarak da genelleştirilen) ‘hesaplaşma’lar ve ‘yüzleşme’ler yapılmaktadır. İşte bu nedenle Bayrıl’ın şiirleri, haklı olarak kendi kimliğini yaratmasını başarmıştır. Aslında sadece Bayrıl değil, okuru da O’nu okumak ve anlamak üzerine bir kimlik geliştirmiş olmalıdır. Zira, Bayrıl’ın şiirlerini okuyan okur, ‘kimlikli’ bir okur olmak zorundadır.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde ‘aşk’, insana ve nesneye bakışta sık sık karşımıza çıkan bir öğe olmakla beraber, insansı değil, ‘tanrısal’dır; Bayrıl’ın aşkı maddenin ve eşyanın çok ötesinde, fakat yansıması madde ve eşyada görülebilen ‘sahici aşk’tır. Zaten şiirlere insanların aşkı yakışmıyor, çünkü şiir kadar kudretli bir varlığa, ancak ona denk bir aşk yakışabilir, öyle değil mi?

 

Mimari diyorum, çünkü Bayrıl; şiirlerini, Sabit Kemâl Bayındıran’ın da ifade ettiği gibi ‘mükemmellikle’ inşa ediyor, çünkü şiir inşa edilir, tıpkı bir bina gibi. Bayrıl’ın şiirlerini oluşturan harcın ve kullanılan her tuğlanın, şiir ve düşün bilimlerinin derinlerinden fışkırarak gelen ve herkeste pek rastlanmayan ‘ince mesajları’ bulunuyor. Bu mesajları almasını bilen her okur, O’nun dizelerinden yeni ve başka anlamları kolayca türetebilir ve hatta dizelerine özel öyküler, romanlar ortaya koyabilir. Zira, Bayrıl’ın kullandığı dil buna elverişli olmakla birlikte, kendisinin de “Şiir, bir dilin dehâsıdır” sözünde ifade ettiği gibi, bu eyleme açıktır. Bayrıl’ın şiirleri, okunduktan sonra zihinde derin anlam fırtınaları yaratarak geçmişten günümüze uzanan bir köprü kurmakta, yaptığı göndermeler ve kullandığı ifadelerle çok çeşitli sahnelerin aklımızda yeniden dirilmesine ortam hazırlamaktadır.

 

Aslında, Bayrıl için yazılanlar arasında, en görkemli tespiti, 2000 yılında Gösteri Dergisi’nde yayınlanan “Şiir Beyaz Cinnet!..” başlıklı yazısında Engin Turgut yapmış ve Bayrıl’ı bizlere şöyle ifade etmiştir: “V. B. Bayrıl’ın şiirlerinde yumuşacık bir ney sesi de var sanki… Eşyanın da bir ruhu olduğunu iyi bilenlerden.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde derin bir ‘ayrılık’ hâkim. O’nun şiirleri, hem eşyanın hem de insanın Büyük Sevgili’ye olan ayrılığını ve geçmişliğini âdeta bir ‘ney’ gibi şikâyet ederek aktarıyor bizlere. O’nun şiirlerinde derin bir ‘günah’ da var aynı zamanda; ayrılığın ve geçmişliğin nedeni olan bir günah… Kâinatın temel taşları olan bu iki öğenin, Bayrıl’ın coğrafyasında nasıl şekillendiğini ve dile geldiğini görmek için ‘Lotus’ başlıklı şiirini okumak gerekli: “Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı’daki tamamlanmışlığı.

 

Bayrıl’ın şiirlerini ‘yüksek sesle’ okumak lâzım. Çünkü, O’nun şiirlerindeki musikî ve âhenk, sessizliğe karşı çıkan bir ‘isyan’ barındırıyor içinde. Maddenin zulmünden ayrı kalma arzusu olmalı bu isyan!.. Öyle olmalı ki, günah ve isyandan türeyen ‘eksik insan’ Tanrı’da tamamlanabilsin.

 

Bunun yanı sıra; ayrılık, günah ve isyanla örülü bir dünyanın; bahçe, gölge, balkon, gül, defne, bitki, cam, varoluş, kâinat, insan gibi sıklıkla kullanılan öğelerden oluşan bir coğrafya üzerinde yer alması, ney’in şikâyetlerini dinleyen bir şairle karşı karşıya olabileceğimizin işareti olabilir. Şair, sadece dinlemekle kalmıyor, ‘Şer Cisimler’ ve ‘Arzuda Tenhâ’ kitapları ile dinlediklerini okura da aktarıyor.

 

Bayrıl’ı yalnızlığın en kutsallarından birini yaşayan adam olarak tanıdım; ‘şair yalnızlığı’ bu. Bayrıl’ı diğer birçok güçlü şair gibi ayrı ve önemli kılan da bu olsa gerek. Zaten sık sık bahçeye, balkona, kâinata, insana, cama yönelen bir şair, yalnız olmalıdır! Aksi halde, madde – eşya ve insan temelli izleklerin ve tespitlerin şiire aktarılması pek mümkün olmayabilir. Kitabının adını ‘Arzuda Tenhâ’ koyarak bu yalnızlığa dikkat çekmiş olmalı şair.

 

‘Lotus’ adlı şiirini, kitap henüz yayımlanmadan okuduğumdan mıdır, yoksa yukarıdan buraya kadar anlattıklarımı özetlediğinden midir, bilmem; çok sevdim ve benimsedim. Şiirdeki derinlik ve şiirin mesajı, varlığımızı unutulan bir evrene yükseltirken, birçoğumuzun şiddetle gereksinim duyduğu ve mumla aradığı o yüce güçle buluşturuyor bizleri. Bu özelliklerinden ötürü, huzurunuzdan ‘Lotus’ ile ayrılmayı uygun görüyorum.

 

Bayrıl, şiire âşık her insanın okuması gereken önemli bir kalem. Emimin ki, Bayrıl’ın şiirlerini okuduktan sonra, ‘dalgın bir zambak’ olmaktan çıkacak, ‘sır’ın bütün açıklığıyla önünüzde serildiği bir ırmakta, kendinizi bulacaksınız.

 

Güneş, Büyük Sevgili’nin isteği ile yeniden yükseldiğinde görüşmek dileğiyle, esen kalınız.

 

Selçuk ERAT

01 Kasım 2009, İstanbul

http://www.selcukerat.com

 

 

 

LOTUS 2

 

Algının dağınık sabahı… Camsı

sınırlar… Kusurlu güzelliğin

tende ısrarı…

 

Sendeki esrâra bakarım. Ey kutsal

bitki!.. Ruh ile gülün alaşımı.

 

Varlık dinlenir… Bahçe olurken

ve Olmak yapraklarda henüzken…

Sendin hilkâtin ürperen ırmağı.

 

Sırları var hayatın ve aklın eşya

ötesi dalgınlığı. Sus! Büyümesin

aramızda, hayretin şerhâ yalınlığı.

 

Kalp neler neler saklar? Ki saklamalı!

Bazen de ne yapsanız, âşikârdır

bir zambağın kendi tenine alınganlığı.

 

Neresinden bakılsa eksiktir insan.

İnsan ki lâin serencâm. Tahammül

mülkünün çırağı.

 

Ey kutsal bitki! Ruh ile gülün alaşımı.

 

Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı'daki

tamamlanmışlığı.

 

 

 

NOTLAR:

 

1. Arzuda Tenhâ, V. B. Bayrıl, Şiir, 2009, Mühür Kitaplığı, Arka Kapak

2. Lotus, Arzuda Tenhâ, S. 65.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat İnternet Dünyası Programlama Dilleri Seminerler Türkiye üzerine

Organik Yazılım Günü 1.5! Kaçırmayın!

İşte uzun bir aradan sonra yeniden açık kaynak etkinliğinde buluşma fırsatına ne dersiniz? İlk etkinliğimizde yaşadıklarımız ve açıklığa getirdiğimiz ilginç bakış açısı sonrasında :) şimdilik 1.5 sürümü olarak nitelendirdiğim bu etkinliğe hepinizi bekliyorum! Güzel ve hızlı bir açık kaynak günü olacak!

Organik Yazılım Günü 1.5! Kaçırmayın

 

Kayıt olmayı unutmayın!

Kategoriler
Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Dağdan İndik Ovaya, Ovadakiler Bize Maraba…

Uzun süredir TV izleyemediğim için gündemden epey uzak düştüğümü dün haberleri açınca fark ettim. Bir grup insan, coşku içinde karşılanıyorlar, konvoyla şehirden şehre dolaştırılıyorlardı. Acaba kimdir bunlar dedim. Keşke demez olsaydım.

Açılım dediler ya bir dönem. Meğer açılmışlar, saçılmışlar. Güzel ülkemde askere mermi sıkanları bayram gibi konvoylarla karşılamışlar. Açılmış saçılmış Türkiye Cumhuriyeti içinde Sarı – Kırmızı – Yeşil bayraklar açtırmışlar. Konvoyda Apo bizim her şeyimiz sloganlarına göz yummuşlar.

Aslında söylenecek söz kalmıyor geriye. Açılım açılım olalı böyle açıklık görmemiştir sanırım. 20 yıla yakın süredir bir ülkeyi kana bulayın. Yüz binlerce insanı katledin. Ülkeyi bölmek için çabalayın. Ermeni ile Rum ile ve daha ismini saymak dahi istemediğim Medeni! Avrupalı devletler ile ittifak kurun, sonrada sınırda paşalar gibi karşılanın. Mahkemede suçsuz bulunup salıverilin.

Başbakan demişti ya analar ağlamasın. Analar evlatlarını kaybettiklerinde gözyaşı dökerlerdi. Ama bu manzarayı görünce değil analar, şahadet mertebesine ulaşmış ne kadar şehidimiz varsa gözyaşı değil, kan yaşı döktüler.

Bu böyle olmamalı idi ama oldu. Hani derler ya dağdan geldin, bağdakini mi kovuyorsun. Dün anladım ki dağda bağda aynı yolun yolcusu. Dağdan gelen bağda nasıl bir şenlikle karşılanıyor.

Bu ülkenin her türlü imkânından yararlanıyorlar, bu ülkede yaşıyor, okuyor, yatıyor, kalkıyor, besleniyor, çalışıyor ama bu ülkenin bölünmesi için her şeyi yapıyorlar.

Yazık ki gerçekten ne yazık. Ama onlara suç bulamıyorum. Ülkemi yöneten bu değerli idareciler yumuşak başlı olursa, olsunda bir şekilde olsun derlerse işte bu olur.

Bakalım daha neler göreceğiz. Daha nelere şahit olacağız. Birgün seçim meydanlarında Başbakan Öcalan seslerini duyarsak şaşırmayalım. Nede olsa açılım. İmralıyı da açalım. Kurtulalım…

Bu arada televizyonu açtığıma pişmanım. Tekrar kapattım. 2 hafta daha açmayacağım. Artık o zamanda açtığımda Yeni Türkiye Sınırları ile karşılaşırım. Nede olsa hızlı bir ülkemiz ve ondan daha hızlı yöneticilerimiz var.

Hakkımızda hayırlısı…

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler şiir edebiyat Toplumsal Konular

YazSanat’ın Terbiyesizliği

 

Daha en başında, şu hususu özellikle vurgulamak isterim: Bu yazının; yanlış anlaşılmamak, tek kişilik bir okura sahip olsam dahi, okuruma, beni izleyenlere ve takip edenlere durumu açıklama sorumluluğu adına kaleme alındığı bilinmeli.
 
Derdim, ne başkalarına iftira atmak, ne de kişileri kötülemek. Tek amacım, aşağıda meydana gelen talihsiz olayla ilgili, konuyu dikkatlerinize sunmak ve kendimce doğru gördüğüm noktaları ifade etmektir.
 
Ahmet Erdem ile 2004’ten bu yana (antoloji.com’daki birinciliğimin ardından) gelen ve düzeyli bir dostluğumuzun olduğuna inandığım bir ilişkimiz vardı. Kendisi hemen her platformda, çalışmalarıma ve düzenlediğim etkinliklere verdiği desteği açık bir dille ifade etmiştir. Ancak, bilerek veya bilmeyerek sergilediği bu kırıcı tutumla, samimiyetinin ne denli temeller üzerinde inşa edildiğini görerek üzüldüm; hem şahsım hem de kendisi adına…
 
Yaklaşık iki hafta önceki konuşmamızda, düzenlediği toplantıların haberlerini takip ettiğimi kendisine iletmiş, ardından şaka babında, beni ne zaman davet edeceğini sormuştum. Erdem de, benim zaten programda var olduğumu, konuyu bana ilerleyen günlerde zaten açmayı düşündüğünü, programı bu konuşmamız üzerine yakın bir tarihe çekebileceğini ifade ederek, nezaket örneği sergilemişti ve o günden sonra birlikte yapacağımız etkinliğin çalışmaları böylece başlamış oldu. (Bütün bu süreçte yaşanan konuşma kayıtlarını, merak edenler tarafımdan temin edebilirler.)
 
Büyük bir şanssızlık ki, etkinlik daha başlamadan bitti. Hem de çok yersiz, gereksiz bir sebepten ötürü… Hatta öyle bir sebepti ki bu, başta Ahmet Erdem olmak üzere YazSanat mensuplarının, düzenledikleri etkinliklere ve davet ettikleri konuklara yaklaşımını ve gösterdikleri değeri gözler önüne sermişti.
 
Şunu bütün samimiyetimle ifade etmeliyim ki, yaşanan talihsiz olaylar, Selçuk Erat’tan ne bir şeyler eksiltir, ne de Selçuk Erat’a bir şeyler katar. Kişiler gelip geçer, ama şiir, edebiyat, sanat bâkidir, ebedidir. Bu tür etkinlikler, kişiler için sadece bir işaret fişeği, bir duyuru olmaktan öteye geçmez. Etkinlikler, şiiri ve edebiyatı yüceltir, ortaya konan eserlere anlam katar ve sonsuz zamanın akıntısında, onlara bir dönemin değerlerini yükler. Fakat burada uygulanan etkinlik düzeninin ve iletişimsizliğin, bana değil de, şiire ve edebiyata, şiir ve edebiyat adına yapılan bir çalışmaya nasıl gölge düşürdüğünü görerek üzülüyorum.
 
Etkinliğin başlamasında 2 saat kala, Ahmet Erdem ile yaptığım talihsiz telefon görüşmesi, çok daha kırıcı ve üzücü bir duruma imza atıyor, aramızdaki düzeyli geçmişin bütün saygınlığını ve değerini yerin dibine sokuyordu:
 
Ahmet Erdem, belinde meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle programa iştirak edemeyeceğini belirtiyor, ardından beni davet ettikleri saatte, salonda bir başka etkinliğin yapılacağını, bu etkinliğin akşam 18.00’e kadar sürebileceğini, benim o saatten sonra orada olabileceğimi veya bir başka haftaya erteleyebileceğimizi ifade ediyor.
 
Hastalık, her yerde ve her alanda mazur görülebilen bir mazerettir. Kişiler rahatsızlanabilir, doğaldır. Hatta rahatsızlık nedeniyle moderatörün, toplantıya gelememesi de hoş karşılanabilir. Fakat etkinliğe iki saat kala, hiçbir konuğa, o gün orada başka bir etkinliğin yapılacağı söylenemez. Bu felsefenin ne ahlâklı çalışma prensiplerinde yeri vardır, ne de şiir sanatı böyle bir düzensizliği ve hatayı kaldırır!
 
Beni üzen, bu iletişimsizlikten, bu laubali organizasyondan doğan olumsuz sonuçtur. Yoksa ben orada bulunmuşum veya bulunmamışım, bunun hiçbir önemi yok. Ben sadece şiir veya edebiyat adına yapılan bir etkinliğin nasıl kolayca, hunharca ve değersizce harcandığını, başarılı etkinliklere imza atan biri olarak, görmüş ve hayli üzülmüş durumdayım.
 
Aradan geçen zaman rağmen, YazSanat ilgililerinden hiçbirinin arayıp özür bile dilememesi, şiirin ve edebiyatın nasıl insanların elinde olduğunun en güzel kanıtıdır. Ahmet Erdem’in ise sadece basit bir bel rahatsızlığını abartarak, bu hastalığı nedeniyle etkinliğin iptal edilmesini duyurması ve göstermelik bir dille özür dilemesi ise ne vahim!
 
Etkinliğin moderatörü ile işletme sahipleri arasında bir iletişim kopukluğu olduğuna, aslında bakarsanız hiç inanmıyorum. Zira bir hafta gibi bir zaman dilimi, programlarda ve saatlerde nasıl bir çakışmanın olabileceğini görmek için hayli uzun bir zaman. Bunun dışında, bazı ufak ilginçlikler de yok değil!
 
Örneğin, Ahmet Erdem’in iki gün öncesinde, bana etkinlik için açılan grup sayfasının yöneticiliğini vermesi ve bir gün önce, orada kaçta olacağımıza dair yaptığımız görüşmeye verdiği “bakalım” yanıtı, durumun katılımcılara ve bana yansıtılmayan pis bir tarafının olabileceğini düşündürüyor.
 
Yönetici olarak etkinliği derhal iptal edebilecek, “bakalım” yanıtı ile her an her türlü aksaklığa hazır olabilecektim.
 
Bu tip etkinliklerin, nasıl amatörce ve hangi amaçlarla yapıldığını görmek ve üzülmemek elde değil. Bu insanlar yüzünden nice usta kalem ve yeteneklerin, kendi köşelerine çekildiklerine şaşmamalı. Edebiyatın ve şiirin bugünkü acınacak haline nasıl eriştiği hakkında, bu insanlar ve çalışmaları bir fikir edinmemizi sağlayabilir.
 
Zavallı okur, zavallı şiir severler! Onların hiçbir suçu yok. Onlar oldukça masumane ve şiir dinleme, şiirle ilgili birkaç kelâm duyma arzusuyla etkinliklere katılırlar. Kimisi, bu ufak çaplı organizasyonlarda kişilerin gerçek yüzleriyle karşılar ve geri çekilirler… Hep bir geri çekilme söz konusudur şiirde. Şiir geri çekildikçe, kurak bir çölde su bulma umuduyla dolanan bizler kalırız geride ve bu kısır döngü sürer gider böylece…
 
 
Selçuk ERAT
12 Ekim 2009, İstanbul
www.selcukerat.com
Kategoriler
İnternet Dünyası Php fonksiyonlari Webmaster yardım

PHP Sayfalama Kodu [Basit Düzey]

Makelemizin konusu PHP ile sayfalandırma. Sayfalandırma tam olarak 1 2 3 …. 5 6 7 …. 20 21 22 şeklinde sayfaların sıralanmasıdır. İlk olarak burda kullanacagımız degişkenleri tanımlayalım.

<?php
$sayfa_sayisi= 7; // Bu degisken toplam kac tane sayfamiz oldugunu gosteriyor
$sayfa=1; // Bu degisken ise simdi hangi sayfada oldugumuzu gosteriyor.
?>
 

Eger sayfa sayımız 10 dan kucuk olursa yukardaki gibi bir gosterime gerek duymadan. Direk sayfa numaralarını gosterelim. Arkadaşlar biz burda sayfalara link vermeden direk sayfanın numarasını gosteriyoruz siz tabiki de kullanırken bu sayfalara link vereceksiniz.

<?php
$sayfa_sayisi= 7; // Bu degişken toplam kac tane sayfamiz oldugunu gosteriyor
$sayfa=1; //d Bu degişken ise şimdi hangi sayfada oldugumuzu gosteriyor.
if ($sayfa_sayisi<=10) {
// eger sayfa sayimiz 10 dan kucuk olursa burasi işleyecek
for ($a=1; $a<=$sayfa_sayisi;$a++) {
// sayfa sayisi kadar donguyu dondurduk
echo "$a | "; // her dongude sayfa numarasini gosterdik
}
}
?>
 

Şimdi ise sayfa sayımız 10 dan buyuk oldugu durumlarda ne yapacagımıza bi bakalım. Neden 10 dan buyuklerde bu yontemi kullanmıyoruz ? cunku; 100 tane sayfamız oldugunu varsayalım o zaman 100 yane link gorunecek bu da hoş bir goruntu olmaz.

<?php
$sayfa_sayisi= 15; //10 dan buyuk olma durumunu inceleyecegimiz icin 15 yapiyorum.
$sayfa=7; // Bu degişken ise şimdi hangi sayfada oldugumuzu gosteriyor.
if ($sayfa_sayisi<=10) {
// eger sayfa sayimiz 10 dan kucuk olursa burasi işleyecek
for ($a=1; $a<=$sayfa_sayisi;$a++) {
// sayfa sayisi kadar donguyu dondurduk
echo "$a | "; // her dongude sayfa numarasini gosterdik
}
}
else{
// Sayfa sayisi 10 dan buyuk olursa
// ilk uc sayfa
for ($a=1; $a<=3; $a++) {
echo "$a | ";
}
// sonraki sayfalar
switch ($sayfa) {
case ($sayfa<=3):
// sayfa 3 ten kucukse
$sayfa_sayisi0=$sayfa_sayisi-1; // sayfa sayisindan onceki sayfa
echo "… $sayfa_sayisi0 | $sayfa_sayisi";
break;
case ($sayfa==4):
// sayfa 4 eşitse
$sayfa1=$sayfa+1; // secili sayfadan sonraki sayfa
$sayfa_sayisi0=$sayfa_sayisi-1; // sayfa sayisindan onceki sayfa
echo "$sayfa | $sayfa1 … $sayfa_sayisi0 | $sayfa_sayisi";
break;
case ($sayfa==5):
// sayfa 5 eşitse
$sayfa0=$sayfa-1; // secili sayfadan onceki sayfa
$sayfa1=$sayfa+1; // secili sayfadan sonraki sayfa
$sayfa_sayisi0=$sayfa_sayisi-1; // sayfa sayisindan onceki sayfa
echo "$sayfa0 | $sayfa | $sayfa1 … $sayfa_sayisi0 | $sayfa_sayisi";
break;
case ($sayfa==$sayfa_sayisi):
// sayfa sayfa sayisina eşitse
$sayfa0=$sayfa-1; // secili sayfadan onceki sayfa
echo "… $sayfa0 | $sayfa";
break;
case ($sayfa==($sayfa_sayisi-1)):
// sayfa sayfa sayisindan 1 eksikse
$sayfa0=$sayfa-1; // secili sayfadan onceki sayfa
$sayfa1=$sayfa+1; // secili sayfadan sonraki sayfa
echo "… $sayfa0 | $sayfa | $sayfa1";
break;
case ($sayfa==($sayfa_sayisi-2)):
// sayfa sayfa sayisindan 2 eksikse
$sayfa0=$sayfa-1; // secili sayfadan onceki sayfa
$sayfa1=$sayfa+1; // secili sayfadan sonraki sayfa
echo "… $sayfa0 | $sayfa | $sayfa1 | $sayfa_sayisi";
break;
case ($sayfa==($sayfa_sayisi-3)):
// sayfa sayfa sayisindan 3 eksikse
$sayfa0=$sayfa-1; // secili sayfadan onceki sayfa
$sayfa1=$sayfa+1; // secili sayfadan sonraki sayfa
$sayfa_sayisi0=$sayfa_sayisi-1; // sayfa sayisindan onceki sayfa
echo "… $sayfa0 | $sayfa | $sayfa1 | $sayfa_sayisi0 | $sayfa_sayisi";
break;

default:
$sayfa0=$sayfa-1; // secili sayfadan onceki sayfa
$sayfa1=$sayfa+1; // secili sayfadan sonraki sayfa
$sayfa_sayisi0=$sayfa_sayisi-1; // sayfa sayisindan onceki sayfa
echo "… $sayfa0 | $sayfa | $sayfa1 … $sayfa_sayisi0 | $sayfa_sayisi";
break;
}
}
?>
 

Sayfalama kodunu bitirdik. sayfa ve sayfa_sayisi degişkenlerini degiştirerek kodlarımızı deneyebilirsiniz. 

Ahmet EROL