Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

KADIN NEFRETİ YALNIZCA BAĞNAZLARDA OLUR

 

Bağnazlık yani kaliteden uzak, tutucu, müziğin resmin olmadığı içine kapalı, Kuran’ın değil atalardan duyulan sözlerin inanç kabul edildiği ve bir takım din adına uydurulan hurafelere inanılan yanlış inanç sistemidir. Yobazlık da aynıdır. Bağnazlıkta sevgi olmaz. Yerine alabildiğine nefret vardır. Bağnazlıktaki bu nefret, yanlış bilinen hurafelerden kaynaklanmaktadır. İslam ile Kuran’la hiçbir ilgisi olmayan ve dinde çok muteber görülen sahih hadis kitaplarında geçen ve güzeller güzeli nurlu peygamberimiz (sav) adına söylenen bu iftiralara bir bakalım ;

 

– Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim. (Müslim, İman, 34/132; İbni Mace, Fiten 19/4003)

– Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. (Sahih-i Buhari)

– Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir. (Sahih-i Buhari)

Kadınlar olmasaydı Allah’a hakkıyla ibadet edilirdi. (Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler.) (Silsiletul Ehadisuzzaif: 74, Tenzihuşşeria: 1/62, El-leali : 2/59)

Kadınlarla istişare edin, onlara danışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın. (El- Makasıdul Hasene: 248, Tezkiretul mevzuat:128, Tenzihuş Şeria: 2-204, Silsiletul Ehadis: 432)

 

Üstelik bu mevzu hadisler Diyanet İşleri dahil bütün İslam aleminde kabul görmektedir. Kuran ile tamamen zıt olan bu çirkin sözler, kadınlara duyulan nefretin başlıca kökenidir. Haşa Allah’a ve peygamberimiz sav’e atılan bu iftiraların güzel dinimiz İslam ile hiç bir ilgisi yoktur. Bağnazlık dini, kadın düşmanlığı üzerine kurulmuş vahşi bir sistemdir. Kadın cinayetlerinin temelinde de kadını, eksik ve yarım akıllı görmek gelir. Kadın, kendisine sürekli karışılan laf sokulan, aşağılanan bir varlık değildir. Çevremiz, sevgi göremediği için içine kapanan, mutsuz ve güvensiz olan kadınlarla doludur.

Doğrusu şöyledir ;

Kadın, dünyanın en güzel varlığıdır. Süstür kadın. Güzelilktir,nezafettir, ince düşüncedir, kalitedir. Müthiş detaylı ve zeki varlıklardır. Allah, kadına bir çiçek gibi özen ve ilgi gösterilmesini istemiştir. Sevgi, şefkat ve merhamet verilmelidir. Güven verilmeli, vefalı olunmalıdır. Dinimiz İslam, kadına en yüksek değeri göstermiştir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde kadınlara nasıl değer verilmesi gerektiğini şöyle bildirmiştir (Bu ayette geçen, örnek Müslüman kadın Hz Meryem’dir) ;

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi… (Al-i İmran Suresi, 37)

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini

GERÇEK İYİLİĞİ KAZANMAK ELİNİZDE…

Her gün yazılı ve görsel medyada pek çok haber yer alıyor…. Cinayetler, terör eylemleri, hırsızlıklar, kıskançlıklar, çocuk tacizleri, tecavüzler, şiddet eylemleri, adaletsizlikler ve  hayvanlara yapılan eziyetler…… Aslında bu tür davranışların tek bir ortak bir adı var: Kötülük… Peki kötülük sadece bu saydığımız davranışlarla mı sınırlı? Ya da kapsamı daha mı geniş?  İnsan doğduğunda veya  çocukluk yıllarında saf ve masumken, nasıl oluyor da zaman içinde acımasız ve gaddar bir kişiliğe bürünüyor? Niçin kendi çıkarları söz konusu olduğunda intikam hissinin, öfkenin, kinin, kıskançlığın, bencilliğin, yalan söylemenin mümkün olacağını düşünebiliyor? Ya da  başka insanların hakkı yenirken, eziyet görürken, işkence ve katliamlara maruz kalırken “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığını savunabiliyor? Peki, katil veya hırsız olmak kötülük olarak kabul edilirken nasıl oluyor da duyarsızlığı, vurdumduymazlığı kimse kötülük olarak algılamıyor? Bir kişi ister eli kanlı bir katil, ister kendi çıkarları uğruna zaman zaman güzel ahlak özelliklerinden taviz veren biri, isterse kendisi dışında kimseyi düşünmeyen bencil biri olsun, aslında, kötülük kavramına dahil edilecek tüm bu davranışların ortak bir  noktası var… Ruhlarda oluşan boşluk… İnsanı kötülük işlemeye açık hale getiren ve kötülüğün kapsamını genişleten ruhtaki bu boşluğun ise tek bir sebebi var. Sevgisizlik…

Sevgisizlik kişinin kalbini zaman içinde adeta kemikleştirir. Nihayetinde de bu kişiler kendilerini merhametsizliğe, öfkeye, nefrete, kine hatta şiddete coşkun bir şekilde kaptırabilirler.

İşte sevgisizliğin getirdiği gaddar ruhun etkisiyle kimseye değer vermeyen bu kişiler katil de olabilir,  hırsız da… Merhametsizliğin sardığı kalbiyle acı çeken insanlara karşı umursamaz da…. Aslında kötülüğün en sinsi olanı bu sonuncudur. Yani acı çeken insanlara karşı duyarsızlık…

Duyarsızlık, adeta salgın bir hastalık gibi, toplumları sarmış çok tehlikeli bir beladır. Çünkü bu hastalık bazen kendi evlatları için canını vermekten çekinmezken, başkalarının açlıktan, katliamlardan ve savaşlardan acı çeken çocuklarına  karşı kayıtsız kalan bir anneye, bazen sosyal medyada paylaşılan şiddet görüntülerini tıpkı bir film gibi izleyip kısa bir süre sonra unutan ve kendi günlük işlerine dalan bir babaya, bazen de öfke dolu yorumlarıyla, paylaşımlarıyla, sivri diliyle herkesi incitmeye çalışan genç kız ve delikanlılara kadar herkese sinsice bulaşabilmektedir. Yani hergün günlük hayatta karşılaştığınız sıradan insanlar kötülüğün bu sinsi tehlikesine kapılabilmektedir.. Bu insanlara sorulsa her biri çok iyi insan olduğunu büyük bir gururla söyler. Öyle ya ne kimseyi öldürmüş, ne hırsızlık yapmış, ne de herhangi bir şiddet olayına karışmıştır. Oysa ki şefkate, merhamete, iyiliğe dair yaptıkları pek bir şey  yoktur.

Elbette kimse bilinçli olarak bu ruh hali içinde olmaz. Sevgisizlik, adeta bedeni saran bir kanser gibi, günümüz toplumlarında insanların çoğunun ruhunu öylesine boşaltmıştır ki, onları duyarsızlık ve vurdumduymazlığa sezdirmeden sürükler. Peki, bir insan kötü olarak doğmadığına, kötülüğün bu sinsi tuzağına zaman içinde düştüğüne göre bundan  kurtulabilir mi? Allah’ın beğendiği gerçek iyiliği hemen kazanabilir mi? Elbette, hem de çok kolay olarak….

Gerçek iyiliğe ulaşmanın tek bir yolu vardır: “İman”

İman beraberinde Allah sevgisini getirir. Allah sevgisi insanın üzerinde çok güzel ve pozitif bir etki yapar. O zaman kişi Allah’ın beğenisini kazanabilmek için güzel ahlak gösterir, hiçbir menfaat beklentisi olmadan, samimi niyetle ve yalnızca Allah rızası için sever, Allah rızası için şefkat duyar, Allah rızası için merhamet gösterir, Allah rızası için dost olur. İnsanları Allah’ın yarattığını, bilir. Allah’a olan muhabbetini, sevgisini O’nun tecellisi olan tüm varlıklara gösterir. İşte gerçek iyilik budur.

Unutmayalım, Allah dünyayı sevgi, güzellik ve iyilik için yaratmıştır. İslam’ın ve Kuran’ın ruhundaki  ana konu da budur. Allah’ın tüm evreni, dünyayı yaratma amacı da budur. Dünya hayatındaki imtihanımız sevgi ve Allah’ın beğendiği iyi insan olma imtihanıdır. Sevgi dolu bir kalp, bırakın bir insanı incitmeye, Allah’ın yaratttığı küçücük bir böceğe dahi  zarar veremez. Sevgisiz, kirli, paslı kalpten arınan bir insan için iyilerden olmak tıpkı ekmek, su gibi hayatının vazgeçilmez bir  gıdası olur.  Üstelik Allah’ın beğendiği gerçek iyiliği  kazanmak için sadece Kuran Müslümanlığını yaşamak yeterlidir. Yüce Rabbimizin bir ayetinde bildirdiği gibi gerçek iyiliği yaşamak ve Yüce Yaratan’ı hoşnut etmenin tek yolu budur:

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.(Bakara Suresi, 177)

 

Hürmetler

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

HÜKÜMETLE CEMAATİN ARASI BULUNMALI

 

Bir düşündüm. Baktım ki herkes bir taraf oluyor. İşte Cemaat şöyle haklı böyle haklı. Bir kısım da Hükümet haklı vs…  Daha öncesinde birbirlerinin dostu, arkadaşı, kardeşi olan bu insanları, kardeşlerimizi neden barıştırmak için gayret sarf etmiyoruz ? Kavgayla, hakaretle, yıkmakla, nefretle, sevgisizlikle sorunlar çözülebilir mi hiç ? Ya da daha önce hiç çözüldüğü oldu mu ?  Elbette ki hayır….  Dünyada hiçbir sorun sevgisizlikle çözülemedi. Allah insanların fıtratını sevgi,dostluk,kardeşlik,iman bağı üzerine kurmuş.Bunlar zarar gördüğünde hemen sorunlar başlıyor. Şu anda da olan budur.

 

Mesela ben durup biraz düşündüm ve nacizane kendi aklımca çözüm için birkaç düşüncem oldu. Mesela,  Cemaat, kendi içerisinde bir durum değerlendirmesi yapabilir. Biz daha önce bu hükümeti destekliyorduk. Ne oldu da içimizden bir kısmı hükümete karşı değişik organize faaliyetler içine girdiler. Kim bunlar vs…. gibi sorular sorarak bir oto kontrol sağlanabilir.Çok çok az bir kesmin yaptığını, çok büyük bir cemaate mal etmek doğru olmaz. Hükümeti destekleyen kardeşlerimiz de bunu iyi fark etmelidir. Yıkıcı, nefret ve kin dolu sözlerden özenle kaçınılmalıdır. Bir hata yapan var ise onun tespit edilmesini beklenilmelidir. Her kim fitne çıkartmaya çalışıyor ise aklı selim davranılarak bu kişiler uzaklaştırılmalıdır. Hükümet, nurlu imanlı bu kardeşlerimizi topyekün silen tarzda ifadelerden kaçınmalıdır. Derin bir yapılanma olduğu hissediliyor. Bu çeşitli birimlerin içine sızmış olabilir. Bu fitnecilerin temizlenmesinin üzerine özenle gidilmelidir. Ayrıca daha fazla şefkat,merhamet ve sevgi içeren bir üslupta olunmalıdır. Bütün Müslüman kardeşlerimiz şeytanı sevindirecek hareketlerden özenle uzak durmalıdır.  Her Müslüman barış için bir adım atabilir. Bir insan bir insanla birleşerek büyük bir güç doğar ortaya. Ben ne yapabilirim dememeliyiz.

 

 

Bakıyoruz ki iki grupta Müslüman. İkisi de aynı Allah’a aynı kitaba aynı peygambere iman ediyor. O halde çok hızlı bir şekilde aradaki sorunları akılla,sevgiyle,merhametle,şefkatle çözmeye gayret etmeliyiz. Allah bizim bunu yapmamızı istiyor,bizim kardeş olduğumuzu bildiriyor ;

 

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi 10)

 

Unutmayalım ki bu dünya geçici. Yarın ahirette pişman olacağımız bir duruma sokmayalım kendimizi.  Rabbimiz, sevecen, şefkatli, sevgi dolu ve merhametli insanları sever.

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular Türkiye üzerine

SORUNLAR ŞİDDETLE ÇÖZÜLMEZ

Dünya tarihine baktığımızda çok fazla savaş,ihtilal,baskınlar,harekatlar,katliamlar görürüz. Sadece I. ve II. Dünya savaşlarında 300 milyondan fazla insan öldürülmüş. Milyonlarcası da sakat kalmıştır. Bu savaşların kökenine baktığımızda, çeşitli ideolojilerin baskın ve üstün olma isteğini görüyoruz. Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atması, Hitler’in milyonlarca yahudiyi öldürmesi de kanın ve şiddetin dünyada ne kadar yaygın olduğunun bir

Günümüze baktığımızda ise; ABD, Ortadoğuda bir çeşit baskı sistemi kurma gayretinde.Bazı ülkeleri işgal ediyor, gerektiğinde giriyor,bombalıyor ve savaşlar çıkartıyor. Bunun arka planında da Ortadoğu’daki bağnaz ve radikal grupların oluşturduğu tehlikeleri ortadan kaldırma gayretinde olduklarını görüyoruz. ABD, yıllardır bunu yapıyor. Vietnam’da, Japonya’da, Irak’ta milyonlarca ton bomba atıldı. Milyarlarca mermi atıldı. Binlerce askerleri öldü. Milyonlarca masum, sivil, yaşlı, kadın ve çocuk şehit oldular. Hiçbir zaman çözümü şiddetle sağlayamadı. Sağlayamaz da.

Fikri mücadeleyi hiçbir zaman düşünmedi Amerika. Karşındaki idelojinin yanlışlığını anlatmadı. Hep yıkma bombalama düşüncesinde oldu. Doğru fikri doğru düşünceyi broşür yapıp bomba yerine atılabilir mesela. Televizyonlarda ilmi yayınlar yapılabilir gazete ve sosyal medyada şefkat temelli bir yaklaşımda bulunulabilir. İnsanları yok etmeye değil ıslah etmeye yanaşmalı. Nefretin yerine sevginin şefkatin merhametin tesis edilmesi için mücadele etmeli. Amerika, büyük ülke olduğunu ancak bu şekilde tüm dünyaya gösterebilir. Ki örnek alınabilecek bir ülke olsun. Şu anda dünyanın gözünde katil bir ülke pozisyonunda. Bunu artık değiştirmeli.

Aynı şekilde Türkiye’de pkk’ya karşı yıllarca mücadele etti. On binlerce şehit verdik. Ama asla  fikri bir mücadele denenmedi. Aklın yolu birdir denir. Aklın yolu, Kuran’da anlatılan ve imanla birlikte gelen akıldır. Komünist ideolojiye sahip pkk’ya karşı topla, tüfekle hiçbir zaman çözüm sağlanamaz. Bilakis gelişir. Şu anda olan da budur. Pkk, yıllar geçtikçe daha da gelişmiştir. O halde bu yöntem bırakılmalı. Pkk’nın savunduğu komünist ideolojiye anti komünist fikri,ilmi ve bilimsel telkinle yaklaşılmalıdır. Devletin televizyonlarından bu şekilde bir propaganda yapılsa çok kısa sürede büyük neticeler alınabilir. Ayrıca komünizmin dayandığı darwinizm hala daha okullarda çocuklarımıza anlatılıyor. Bunun bir an önce kaldırılması gerekiyor. Kendi elimizle yıkım yapamayız.Türkiye için önümüzdeki yıllar çok güzel olacak inşaAllah. Bunu öngörmek hiçte zor değil.

“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Yunus Suresi, 25)

 

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
İslam Dini

Merhamet İnsanlığın Sanatıdır

kiz kediİnsan, samimi inancının derinliğine göre sever, sevilir. Allah’ın yarattığı varlıklardaki sevgi, şefkat ve coşku meydana getiren yönleri görebilir; tümünden haz alır. Gerçek anlamda iyi, şefkatli, merhametli olmak imanın getirdiği birer nimettir; birer güzelliktir.

İnsan, Allah’a aşkla bağlıysa O’nun buyruklarına çok titiz olur, en çok O’nu sever ve en çok O’na saygı duyar. Bencil ve nefsine düşkün olmaz. Şefkatli ve koruyucu olur, çıkarlarının peşinde olmaz; affedici olur. Kişinin içinde Allah sevgisi yoksa yalnız kendi çıkarlarını düşünür, affetmez, çıkarlarıyla çatıştığında ise sert davranabilir.

Sevgiyi, güzelliği sağlayan her özellik Allah aşkı ve korkusuyla kazanılır. Bu duygular insanların daha şefkatli, daha merhametli, daha sevecen ve daha ince düşünceli olmalarını sağlar. Ve güzel ahlâkın kökenini oluşturur.

“Allah, kullarına karşı şefkatli olandır”. İnsan Allah’a yakın olduğu zaman O’nun sıfatları, üzerinde tecelli eder. Müminlerin şefkat ve merhameti Allah’ın merhametinin bir tecellisi olduğundan Allah’ın hoşnutluğunu gözeten bir merhamet şeklidir. Merhametlerinde aldıkları ölçü Kur’an’dır. Kuran’ın dışında bir sistemi ölçü alan merhamet anlayışı, “Rahmanî” değil, “şeytanî” bir merhamettir.

 

Kur’an ahlakını yaşayan insan, binlerce kez hata yapmış da olsa sevdiğine karşı merhametli ve her koşulda bağışlayıcıdır. Asıl bağışlayıcı olan Allah’tır; cezayı verecek olan insan değildir. Bağışlamak sıkıntı, azap, çile içinde olmamalı, içten olmalıdır. İntikamın şeytani bir tadı vardır; insan gönülden affetmeli, şefkatle bakmalıdır. Affetmek, müminler arasındaki sevgi zeminini oluşturmada Allah’ın sunduğu sayısız nimet ve güzellikten biridir.

Mümin, insanların her zaman için iyiliğini ister. Kendi sonsuz hayatını düşündüğü gibi, insanların da ahiretini düşünür; hata yaptıklarında uyarır, kötülükten engellemeye çalışır. Kendi için ettiği dualarında kardeşlerini asla unutmaz.

Sevgisini Allah sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurmuş insan, hata da yapsa sevdiği kişiye îmanından kaynaklanan şefkat, merhamet ve bağışlama ile yaklaşır. Ve inanan insanın, karşısındaki kişiye sevgisi, yaşlılık, sakatlık ya da maddi kayıp gibi durumlarda olumsuz etkilenmez. Aksine merhameti artar.

Allah için yaşanan sevgide sadakat, şefkat, merhamet ve bağışlama vardır. Allah için yaşanan sevgi, süresiz ve sonsuzdur. Bu sevgi, önce dünyada ve ardından sonsuz yaşamda devam etmeye kilitlenmiştir. Müminlerin birbirlerine olan sevgileri ve birbirlerine karşı olumsuz duygular taşımamaları, Allah’ın samimi kullarına nimetidir. Bu nimet, “Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (Hicr Suresi, 47) ayetiyle bildirildiği gibi, ahirette tam anlamıyla yaşanacaktır.

İmam Rabbani, müminlerin, Allah’ın yarattıklarına duydukları şefkatin önemini şöyle tarif eder:

“Allah’ın emrine tazim (saygı) ve Allah’ın kullarına şefkat; her ikisi de, ahiret azabından kurtulmak için, iki büyük asıl köktür.” (İmam Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 98. Mektup)

Allah’ın buyruklarına uymak ve O’nun yasaklarından kaçınmak kadar, kullarla iyi geçinmenin de aynı ölçüde gerekli olduğunu söyler ve şöyle devam eder İmam Rabbani:

“Allah’ın emrine tazim (saygı), Allah’ın yarattıklarına şefkat… cümlesi, bu iki hakkın edasını açıktan beyan edip her iki mananın riayetini (uygulanmasını) lüzumlu kılmaktadır. O iki işin birini yapıp birini bırakmak, küllü (bütünü) bırakıp cüzle (parça ile) yetinmek gibi olur ki; kemal sıfatını almaktan uzaklık ve bu hususta kusur sayılır. Bu hususta düşüncesizlik iyi olmayacağı gibi; hiçbir iltifatta bulunmamak, aldırış etmemek uygun değildir.” (Mektubat-ı Rabbani, 170. Mektup)

Kur’an Sevgi ve Merhametin Sanatıdır

Müslümanların acı çekmelerinin nedeni; şefkati, sevgiyi, merhameti öne çıkaracaklarına, kine, nefrete yanaşmalarıdır. Nefis nefrete, öfkeye, kine daha yatkındır; daima savaşı ister. İrade ve akılla dostluk, kardeşlik elde edilir. Sonuna kadar barışı, kardeşliği savunmak, affedicilik imanla olur.

Gerçek ve kalıcı sevgiye ulaşabilmek için, öncelikle Kur’an ahlâkı yaşanmalı. Allah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için güzel ahlak gösteren insanlar, birbirlerini de Allah rızası için severler. Böylelikle sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörü -Allah’ın dilemesiyle- toplumun geneline yayılır.

Kadın, erkek, anne, baba her Müslüman için örnek kişiliktir Peygamberimiz(asm); O, yolumuzda ışıktır. Allah, O’nun kalpleri imana ısındıran ve Kur’an ahlâkına yaklaştıran sevgisini, ince düşüncesini ve şefkatini kalplerimize raptetsin, o “İlâhi rahmetin parıltısı” ile ruhlarımızı aydınlatsın…

Çünkü; “merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

 

 

Fuat Türker              

Kategoriler
Genel Konular

Rahmet=MERHAMET

Yağmurdan epeyce ıslanmıştım.Büyük bir çoşkuyla yağmurun kollarına kendimi atışım pek heyecanlı olsa da fazla uzun sürmedi.Yollarda avare, avare dolaşırken,bir kedi yavrusu aradı gözlerim.Hani hep olurya çokta gelmiştir başıma, öle birşey bekliyordum: ama”Sinan”çıktı karşıma morarmış parmakları, kurumuş kurumaktan çatlamış cildi, fermuarı bozuk ve ona küçük gelen sarı montu.Şaka gibiydi, öle soğuktu ki hava ve en fazla altı yaşlarında olan çocuk ellerini donmuş nefesiyle üflerken abla, abla N’OLUR BİR TANE AL diye yalvarıyordu.Belki hava bu denli soğuk olmasa onu görmezden gelebilir, hadi oğlum hadi diye bilirdim.İçimi öyle acıttı ki ” Sinan” elindeki selpaktan bir tane alıp paketi açtım.Al dedim. Şaşırdı ve aldı abla ya sermayeyi yiyemem dedi.
BİRDE ÖLE BİLMİŞ BİR KAFİYE VARDI Kİ KELİMELERİNDEE.

– Al  dedim.

-Al   benden.

Aldı yüzünü burnunu temizledi. O sırada bakındım.Bir pastane , cafe v.s evet vardı.Hadi dedim gidioruz. Ürkek, ürkek baktı gözümle işaret ettim gülümsedi.
Çooook acıkmıştı ya bunu görmeniz lazımdı.Bir an, bayılacak sandım birşey de diyemiyordum. Yanlış anlar diye.Neyse ki iyice karnını doyurduktan sonra bana kendini anlattı.Aslında hakkındakileri çok merakta etmiyordum. Şekil ortadaydı, gerisi pekte umurum da değildi.”Sinan” evin dört çocuğundan biriydi.İçki içen, sorunlu işsiz bir baba,zavallı bir anne ve alabildiğince fakirlik.Bu hiç bir insanın karşılaşmaşmak istemediği hatta köşe bucak kaçtığı bir şeydir.O an birşeylerle ” Sinan’ı” mutlu etmek ve sonrasında onu hiç yok saymak. Bunu istemiyordum.Kısıtlı imkanlarımla ne yapabilirdim.Şu klasiğe soyundum hemen
-Sinan başka bir iş yapabilirsin.Mesela bir dükkanda çırak olarak çalışsan, hem daha emniyetli olur.Hem çok daha sağlıklı ?
-Yaa bırak abla kim iş verir bana
-En ufak birşey kaybolsa adım hırsız velet olur.
-Üstelik hiç durmadan ezerler azarlarlar.Evde yeteri kadar itilip kakılıyorum zaten. dedi.
Boyundan büyük kelimelerine öyle inanmıştı ki onun ilk ve son konuştuğu abla ben olmayacaktım bunu biliyordum .İçimde tarifsiz bir acıyla birşeyler yapmak, onu daha çok memnun etmek istiyordum.Düşüncelerim birbiriyle yarışırken, o bana soluksuzca yaşadığı kendince macera ama aslında çok acı deneyimleri anlatıp duruyordu.Zavallım daha çok küçüktü, çocuktu tertemizdi.Nice ”Sinan’lar” vardı.Bir sürü buna benzer, hikayeler ama şu an bunu ben yaşıyordum.Tesadüflere asla inanmam herşeyin muhakkak sebep ve sonuç ilişkisi taşıdığını düşünürüm.Şimdi iyice gevşemiş, karnı doymuş, ısınmış,”Sinan’ı”sokaklara nasıl atabilirdim.Yaa dedimm yaa ne ne ne olabilir.Biraz güç ikna etsemde kaymakamlığın yolunu tuttuk ”Sinan’la”neden bilmem şu resmi yerler kasar beni hep ama öle olmadı.Yani beni kasacak, napalım elimizden ne gelir bir sürü çocuk var; hepsine nasıl yardım edelim falan gibi klişeler beklerken bir sürü, bir sürü yardımla karşılaştık öle öle mutluydum ki boğazım düğümleniyor, aldığım nefes bana yetmiyor, hele yetkililerin ”Sinan’a” her hitap edişinde elimi sıkarak tutması, benden güç alması beni anlatılmaz tarifi imkansız bir mutlulukla boğuyordu.
Herşey çok çok daha güzel olacaktı.”Sinan”okula başlıyacak, ailesine yardım edilecek, babası ikna edilerek tedaviye alınacak annesi işe yerleştirilecek,kardeşleri her türlü güvenceden faydalanacak.Rüya gibiydi.”Sinan’ıda” alıp annesinin yanına gittik.Olanları baştan sona anlattık.Anne düşündüğüm kadar cahil değildi.Fakat bastırılmış, örselenmiş,yalnız kalmış,özgüvenini tamamen yitirmiş, bir çaresizdi.Adım adım her şey yoluna girecekti.Ben umutluydum,”Sinan” umutluydu,annesi umutluydu.
Ben yağmuru çok severim.Gerçekten çok severim.Her yağmur da iliklerime kadar muhakkak ıslanırım.Yağmurun: RAHMET=MERHAMET olduğunu bilirim.Ne olur yağmurda ne kadar üşüdüğünüz nekadar ıslandığınıza takılıp kalmayın biraz gevşeyin, etrafınızda her yağmur damlasıyla inen milyonlarca meleği, onların muhteşem sesini ve biraz süt biraz sıcak kucak bekleyen minik kedicikleri görmeye çalışın.Şu da bir gerçek ki:” MERHAMET ETMEYENE MERHAMET EDİLMEZ”.SANIRIM EN SON KONUŞTUĞU ABLA BEN OLACAĞIM BUNU DİLİYORUM.

Kategoriler
İslam Dini Kişisel makaleler

Affedici Olmak

Yüce Allah, sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir. Allah’ın affedici  -Afüvv-   sıfatı insanlar için çok büyük bir nimettir. Çünkü insan, hayatı boyunca pek çok hata yapar. Ancak Allah, sonsuz merhameti ile insanlara her zaman hatalarından dolayı bağışlanma dileme ve tevbe edebilme imkanı tanır. Allah, bir ayetinde şöyle buyurur:

‘Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.’ (Nisa Suresi, 110)

İnsanları Allah’ın yolundan alıkoymak için elinden geleni yapan şeytan, hata yapmaya yatkın olan insan için oldukça büyük bir tehlikedir. Şeytanın arkası kesilmeyen telkinleriyle günaha giren insanların, Allah’ın affeden sıfatını akıllarından çıkarmamaları gerekir. Çünkü şeytanın bir telkini de ‘artık çok geç, sen günahkarsın’ dır. Bu telkine inanan insan asla bağışlanmayacağını ve her şeyin bittiğini düşünür. Böylece hayatına Allah’ın istediği gibi değil, şeytanın yönlendirdiği şekilde devam eder ki, bunun sonucunda sonsuz cehennem azabı vardır. Oysa Allah, samimi bir şekilde bağışlanma dileyen ve tevbe eden kullarını bağışlayacağını pek çok Kuran ayetinde bildirmektedir. ‘Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.’ (Maide Suresi, 39)

Ancak bağışlanma dileyen insanların samimi olmaları ve aynı hatayı tekrarlamamaları çok önemlidir. Kuran’da geçen ‘Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (Nisa Suresi, 17)   Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 18)  ayetlerinden de anlayacağımız gibi işlenen günahın hemen ardından pişmanlıkla edilen tevbeler kabul edilecek, ölüm anında edilen tevbeler ise kabul edilmeyecektir.

Sonsuz merhamet sahibi Allah, Kuran’da insanlara birbirlerine karşı affedici olmalarını öğütlemiştir. “… affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22)  Her şeyin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini bilen müminler, olaylar karşısında tevekküllü davranır ve kişisel tepki göstermezler, affedici olurlar. Affediciliklerinde her hangi bir sınır yoktur. Toplumda çokça konuşulan ‘Bir kereye mahsus affetme’ mantığı müminler için geçerli değildir. Oysaki Kuran ahlakından uzak yaşayan bir kimsenin hoşgörüsünün ve affediciliğinin bir tahammül sınırı vardır. ‘Bardağı taşıran son damlayla’ bu sınır aşılır.

Affetmenin Faydaları
Affetmek sadece, insanların ilişkilerinde olumlu etkiler oluşturmakla kalmaz aynı zamanda insanın sağlığına da fayda sağlar. Uzmanlar öfkesini kontrol edebilen ve öfke  duyduğu kişiyi affedebilen kimselerin ruhen ve bedenen daha sağlıklı olduklarını ve hayata daha pozitif bakabildiklerini ifade etmektedirler. Konuyla ilgili araştırma yapan Frederic Luskin, 260 kişi arasında yaptığı araştırmasında deneklere affetmeyi öğretmeye çalışmıştır. Deneye katılan kişilerin kendilerine zarar veren kimseleri affettikten sonra daha az acı çektiklerini, ruhsal ve bedensel olarak rahatladıklarını ve strese bağlı olarak gelişen ağrıların da iyileştiğini gözlemlemiştir.
Amerikan Kalp Derneğinin 2000 yılında yaptığı bir araştırmada ise, öfkeye eğilimi olan bir insanın en az eğilimli olan insanlardan üç kat daha fazla kalp krizine yakalanma olasılığına sahip olduğu tespit edilmiştir.
İnsanın bir olaya takılıp kalması ve her aklına geldiğinde sıkıntı duyması kuşkusuz vücutta çeşitli olumsuz reaksiyonlara sebep olur. Oysa bütün olayların Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini bilen insan için öfke duymak, üzülmek, stres yaşamak doğru bir davranış değildir. Kadere teslim olan mümin için en güzeli affetmek ve teslim olmaktır. ‘Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.’ (Ali İmran Suresi, 134)
Allah’ın kullarına öğütlediği bu güzel ahlak tüm insanlar tarafından uygulandığı takdirde sadece sağlıklı bir insana değil huzurlu ve mutlu bir topluma kavuşuruz.