Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler

Tarafsız habercilik anlayışı, ne kadar doğru?

Medya.. Yani; alışıla gelmiş ve süregelen sloganları ile “Tarafsız Yayıncılık”… Hal bu ki, tarafsız yayımcılık, zor.. öyle her babayiğit gazeteci bunu yapamaz.

Kılıçdaroğlu’nun Bingöl mitinginde yaşananlar, anayasa değişikliği referandum gündeminde “her nedense artık” çoğu “Tarafsız Yayımcılık” yapıyoruz diyen medya unsurlarında yer dahi almadı.. Oysa bu, büyük olaydı.

Olay şöyleydi: sayın kılıçdaroğlu, hayır mitingi için gittiği Bingöl’de protesto edilmişti. Daha 20 dakika bile konuşmadan, halkın yuhalamalarına ve galeyanına maruz kalan Chp lideri, mitingi yarıda keserek Tunceliye yol almıştı.. Olay internet haberciliğinde geniş yankı buldu, ancak televizyon haberciliği, nedense bu olayı gereksiz buldu. Ama neden? Yaklaşan seçimlerde halkın psikolojisini bozmamak için mi? Buna Tarafsız habercilik diyorsanız, tarafınızın ne olduğunu görmeyen bir körsünüz demektir.

Takip ettim, olay bazı Tv kanallarında gösterildi, ancak bazı büyük ve sol olduğuna kesin kanaat getirdiğim diğer Tv kanalları, Chp liderinin direkt olarak tunceli’ye gittiğinden bahsettiler.

İşte Türk Televizyonunun tarafsız haberciliği bu.. Tarafını alttan alttan yürüten bir televizyondur.. Bazılarının beyin yıkama işlemleri ile habercilik yaptıklarını sanan medya gruplarıdır..

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeteneksizsiniz!

Seneler sonra ilgimi çeken, bana yıllar öncesi küçük yaşlarda izlediğim “İner Misin Çıkar Mısın?” tarzı yeteneklerin sahne aldığı o güzel yarışmayı hatırlatan yarışmalardan bir tanesiydi. Bahsettiğim Yetenek Sizsiniz yarışması. Yarışma bildiğiniz üzere Türkiye’nin farklı farklı yerlerinden bir araya gelmiş yeteneklerin hünerlerini sergilediği, bunun sonucunda kazananın, güzel az kaçar mükemmel denilebilecek miktarda bir para kazanacağı, başta da söylediğim gibi ilgimi çekmeyi fazlasıyla başarmış yarışmalardan biri. Fakat Acun Ilıcalı’nın, yaptığı işleri zaman zaman haddim sınırları dahilinde olumlu veya olumsuz eleştiren biri olsam da ve kazandığı paranın zerresine kadar hakkı olduğunu düşünsem de pazar akşamı izlediklerim beni bir hayli şaşırttı. İzleyeniniz vardır yarı finale çıkacak yarışmacılar halk oylarıyla belirlendi. Ve en çok oy alarak ilk üç sırayı paylaşan yarışmacılar sahnedeki yerlerini aldılar.

İlk üç sırayı alan yarışmacılarımızı şöyle bir kenara koyarak geride kalanları düşündüğümde, hiçbir yanıltıcılık, ezber dahi olmadan İstanbul’un fethi tablosunu beş altı dakika gibi kısa bir süre içerisinde yapan yarışmacı ağabeyimizi, hele ki seyyar satıcılık gibi para kazanması garanti olmayan; yağmur, kar yağdığında o günü nasıl kurtaracağının, ailesine ekmek nasıl götüreceğinin derdinde olanlardan birinin yani bu ağabeyimizin bu yeteneğini takdire şayan görüyorum. Elbette yarışmacılar halk oylamasıyla belirleniyor fakat bu ağabeyimizin ilk beşte dahi sıra alamaması kafamda soru işaretlerinin birikmesine sebep oluyor. Aradan belli bir zaman geçiyor ve birbiri ardı kesilmeyen reklam yağmuru yağıyor odamıza. Birden tüm halkın sevgilisi, görmesek nerede acaba diyebileceğimiz başörtülü bir teyze çıkıyor bir gsm operatörünün reklamına. Gülüyorum kendi kendime ve düşünüyorum…

Bu ağabeyimizi bir kenara bırakarak diğer performansları değerlendirecek olursam, inanın şarkı söyleme dışında hiçbir vasfı bulunmayan kişilerin oraya kadar dahi gelmelerini büyük bir şans olarak nitelendiriyorum. Çünkü bana kalırsa kazanma kriterinin en başında, yeteneğin yanında; yapılmamış hünerlerin, gizemli yeteneklerin ön sıralarda bulunması gerekir.Yarışmayı şarkı yarışmasından ibaret sayarak, duygusala bağlayarak ağlamak ne yazık ki finali getirmiyor bunu izleyeniniz vardır çok iyi gördük. Yanılmıyorsam Didim’den yarışmaya katılarak dans gösterisi sunan kardeşlerimizi, eğer ki yapılan işin kıstasına göre değerlendiriyorsak, yarı finalde jüri oylarıyla ikinci olarak görmeyi, en azından trambolin üzerinden potaya basket atmaktan, yanlarına bir bisiklet ile bir de paten alarak aynı haraketleri tekrarlamaktan başka birşey yapmayan gruptan daha çok isterdim. Ha kolaysa sende yap diyenleriniz olacaktır, onların da yaptıklarına saygım sonsuz fakat sonuçta kazanacak birtek yetenek olacak. İşin yapımcısı veya erbabı olmadığım için daha fazla eleştirmek bana düşmez ama benim kendi penceremden bakış açım böyle…

Kütahya’nın Simav ilçesinden yarışmaya katılan, ilk üçe girerek büyük iş başaran, ismini yanlış söylemiyorsam Mustafa Erdem ağabeyimizi kendi isteğimle en sonda dile getirme gereği duydum. Onun yaptığı herkesin yaptığından farklıydı ve diğerlerine göre gösterişsiz dursa da akıllarda “Nasıl Yapıyor Acaba?” sorusunu bırakacak derecede mükemmeldi. İki tane altı haneden oluşan rakamlar dizisini akıldan çarparak, Matematik dahilerini bile pes dedirtecek kadar gizemli bir işe imza atan kendi halinde bu ağabeyimiz, ayrıca gösteriş isteyenlere karnında tepsi taşıyarak, başında şişe tutarak, bir kap içerisinde bozuk para döndürerek; bunları yaparken de gözlerini oynatarak dalga geçercesine ne kadar kolay yapabildiğini gösterdi bizlere. Ödülü ne mi oldu? Finale dahi kalamadı. Jüri oyları; sabahtan akşama kadar işsizlikten kahvede oturarak çay içen, kazanırsan ödülü ne yapacaksın sorusuna okul yaptıracağım ya da daire alacağım diyecek kadar mütevazi, parayı gerçekten hak edecek yetenekte olan, birileri gibi ağlamayan ve kelime oyunları yapmayan biri yerine, başta eleştirdiğim dans grubuna gitti.

Elbette ki sonuçlar tartışılır, fakat hak edenin kazanmadığını pazar akşamı bu yarışmada bir kere daha görmüş olduk. Reyting uğruna yapılan işten de daha fazlası beklenemezdi haliyle. Sekiz dokuz kişiden oluşan bir dans topluluğunun; aile, arkadaş vs göz önünde bulundurduğumuzda atacakları sms sayısını düşünecek olursak bu işin baya karlı olduğunu düşünebiliriz kanımca. Sonuçta yine olan garibana oldu. Ve program sonunda atılan Mustafa tezahüratları herşeyi çok iyi açıklar nitelikteydi jüri üyelerine. O ise hiçbirşey demeden teşekkür ederek oradan ayrıldı. Teşekkürler Mustafa ağabey, bizlerin gözünü açtığın, gerçekleri bir kere daha gösterdiğin için. Bu yüzden sitem olarak Yetenek Sizsiniz yarışmasının isminin, Yeteneksizsiniz yarışması olarak değiştirilmesini gönülden istediğimi belirtmek istiyorum…

Saygılarımla!

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Toplumsal Konular Türkiye üzerine

‘Hormonlu medya’ çökerken!

GENELKURMAY Başkanı, Başbakan ve ilgili bakanlarla görüşemez mi!
“Normal algılamanın hâkim olduğu” ülkelerde “olağan” ve “olağandışı” olmak üzere görüşebilir. Türkiye’de ise durum farklıdır. Görevi “gazetecilik” olmasına rağmen “algılamayı çarpıtıp satanların bol olduğu” ülkemizde, bu görüşmeler her zaman çarpıtılır. “Flaş haber bantları” girilir, gündüz saatlerinde olan görüşme için akşam haber bültenlerinde “son dakika-sıcak gelişme” yazıları yazılır ve elde olmayan “içerik çarpıtılarak” Türk halkına satılır…
Sevgili dostlar, habercilik “algılamayı” bozmak-mutasyona uğratmak üstüne kurulamaz. Türkiye’de “hormonlu medya” döneminde yerleşen “bu anlayış” çökecektir ve çökmelidir. Son olarak “haberin tüketicisi” Türk vatandaşlarına, hepimize seslenerek bitiriyorum: “Hormonlu medya” çökerken, “hormonlu-çarpıtılmış algılama tacirliği de çöküyor”. Lütfen “ne tükettiğinize” çok dikkat edin. Algılama ile “gerçek” arasındaki mesafenizi açmalarına izin vermeyin!

TÜSİAD’ın, ‘geçtiği döneme’ dair cevap vermesi gerekenler!

FATİH Altaylı dün çok yerinde bir soru sordu; gazete ilanlarıyla hükümet deviren TÜSİAD’ın son başkanı kimdi? Aynı soruyu biraz değiştirerek soralım: Başkan koltuğunda kimse var mıydı? Hatta şimdi var mı? Bence “yoktu ve hâlâ yok”!
Sevgili dostlar, aylar önce yazdığım “İmralı’dan ateşkes dilenenler” yazımda altını çizerek şu vurguyu yapmıştım: “…Ne süslü salonlarda konuya psikolojik rahatlama ve siyasi rant için çözüm arar gibi görünen TÜSİAD, ne de kim tarafından ‘ortaya atıldığı’ ve kullanma ömrü dolunca ‘paketlenip içeri’ tıkılan Apo; gerçekten o bölgede yaşayıp olanların sıkıntısını içinde hisseden kardeşlerimizin ‘temsilcisi’ olamazlar… ‘Patronlarını öne çıkarıp hükümetin adımlarına ortak etmeye’ çalışan gazeteci kardeşlerimiz, lütfen ve ‘bu gerçeği’ bir zahmet ‘anlasınlar’ ve sağlıklı bir ‘ilerleme’ için gölge etmesinler… Bu sefer ‘birilerine’ bu işten ‘ekmek’ çıkarmasınlar…”
Evet, o dönemde, eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök; “Apo artık çok değişti, 1000 kitap okudu, ciddiye almak gerekir” tadında bir yazı yazmış, TÜSİAD da “konuya dalarak” bu tez üzerinden “açılım stratejisi” gerçekleştirmişti!
O zaman sordum, şimdi “yakın geçmişine dair hesap vermesi gerektiğini” düşündüğüm TÜSİAD’a bir daha sormak istiyorum. TÜSİAD’ın “başkan koltuğu o zaman doluysa ve şimdi de dolduysa”, aşağıdakilere cevap istiyorum:
1- 30.000 Türk-Kürt vatandaşımızın ölümüne sebep olan “bölücübaşıyla” açılım yapmak adına görüşme yoluna girdiniz mi? Bunu yazan gazetecinin “ilk yazdığı mı” yoksa sonra çevirip “son yazdığı mı” doğru?
2- 2001 yılında “Alternatif Coğrafya Kitabı” adlı çalışma yaptınız mı? O çalışma ile ilgili “tespitlerime” hayır kesinlikle “olmadı” diyebilir misiniz?
* Kitap aslında hazırlanmadı, çoğu Fransızca bir belgeden tercüme edildi.
* Olaylara “içinden” değil tamamen “Avrupalı” gibi bakan bir anlayış ile yazıldı.
* Daha o günlerde kitapta “Kıbrıs Adası”, Türk devletinin politikalarına aykırı olarak, AB’ye katılmayı bekleyen “tek bir devlet” olarak gösterildi!
* Kitabın bazı sayfalarında İstanbul’un önünde “Konstantinopolis” ifadesi yer aldı! Bir kere olsa hata diyelim ama birden fazlaydı!
* İnanmayacaksınız ama kitapta Türkiye için şu ifade kullanıldı: “Batı Blokunun Savaştaki Militan Üyesi”! Şaka değil!
* Su sorunu ile ilgili “karikatürlerde” Türkiye “Ortadoğu’da” sorun çıkaran olarak “çizildi”!
* Türkiye’nin güneydoğusu, yapılan özel haritalarda “ayrılıkçı ayaklanmaların çıktığı yerler” olarak gösterildi! Türkiye içinde “hakkını aramak isteyen” kardeşlerimize en büyük haksızlık yapıldı!
Sonuç: “Başkan koltuğu her zaman dolu olan” TÜSİAD’ın bu “detaylar” hakkında bir açıklama yapmasını bekliyorum. Yakın geçmişinizi “açıklayın”, neden “Apo’yu ciddiye alalım” tezini savunduğunuzu “aklileştirin”; ben de Türk halkına aktarayım… Yapamazsanız, “Başkan koltuğu boştu, hâlâ boş” diyenler haklı çıkar!

08.01.2010 18:54 tarihli Yiğit Bulut‘un ‘Hormonlu medya’ çökerken! isimli köşe yazısı