Kategoriler
Günün Tarihi

3 Mayıs’a Nasıl Bakmalıyız?

3 Mayıs’ı önemseyenler bu önemli ve anlamlı güne nasıl bakmalı? Gerek basın yayın organlarında gerek bu gün ile ilgili yapılan etkinliklerde, gerek konu ile ilgili yazılan makalelerde, gerek sanal ortamlardaki paylaşımlarda farklı bakış açılarını ve Milliyetçiler Günü, Türkçüler Günü, Türkçülük Günü, Türkçülük Bayramı gibi farklı isimlendirmelerin olduğunu görüyoruz.

 

Yine, bir anma günü müdür yoksa bir bayram mıdır; kutlanmalı mıdır, bir matem havasına mı girilmelidir?  Gibi sorulara yanıt aramadan önce şunu belirtmeliyim hemen. İster bayram ister anma günü olarak algılayan veya belirten herkesin günü önemsediğinden ötürü farklı bakış açıları da olsa aslında aynı düşünce etrafında birleştiğini de belirtmemiz gerekiyor.

 

Türk milleti olarak kutladığımız gerek dini gerek milli bayramlarımız, gün ve anma günlerimizin tek bir adı var. Bunun en önemli sebebi bahsi geçen bayram, gün ve anma günlerinin devlet ve kurumları tarafından resmi olarak kabul görmesinden kaynaklanmaktadır.

 

3 Mayıs’ın ise sadece Türkçülük fikriyatını benimsemiş kişi ve sivil toplum örgütleri tarafından benimsenmiş olmasından ötürüdür ki farklı isimlendirmeler yapılmaktadır. Gönlümüzde yatanın ne olduğuna bakılmaksızın birlik, beraberlik ve daha geniş kitleleri kapsaması açısından en azından tek isim konusunda bir anlaşmaya varılabilmelidir düşüncesindeyim.

 

Doğru ismin seçimi ve günün anlamın ne olduğunun doğru tespiti için 3 Mayıs’ta nelerin olduğuna ve günün en önemli kahramanı tarafından nasıl adlandırıldığına kısaca bakmakta yarar var.

 

Nihal Atsız Beyin zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı açık mektuplardan dolayı o günün tanınmış marksisti Sabahattin Ali’nin Atsız Bey hakkında açtığı davanın Ankara’da görülmesi esnasında Türkçü düşünceye sahip çoğunluğu üniversiteli ve liseli öğrenci olan birkaç bin kişinin sokağa inip eylemler yapması ve akabinde Nihal Atsız Bey ile çok sayıda Türkçü milliyetçi gencin tutuklanması söz konusu olmuştur. Arkasından ‘Irkçılık’ ve ‘Turancılık’ davasıyla ağır işkenceler ve cezalar…

 

Bu kısa açıklamadan şu sonuçları çıkarmak mümkündür. 3 Mayıs 1944 tarihi Türkçülük için bir dönüm noktası olmuş ve düşünceden harekete geçerek uyuşturulmuş olan milletin de uyanışına vesile olmuştur. O günün şartlarında bunu yapabilmek Türkçülük fikriyatı açısından bir şahlanışın başlangıcı olduğundan dolayı bir kut havası, bir bayram havası vermektedir.

 

Diğer taraftan unutulmayacak işkence ve acıların başlangıcına da vesile olmuş ve çok sayıda Türkçü cezalandırılmıştır. Bu yönü ise bayram havasını gölgelemektedir.

 

Bu iki husus üzerinden hareketle Milliyetçiler Günü diyemeyiz, çünkü gayri Türklerin de milliyetçi unsurları olduğunu düşünmemiz gerekir.

 

Türkçülük hareketinin bir diriliş, bir uyarış günü için bir yas tutamayacağımıza göre unutulmaz işkenceler ve acı hatıralarından dolayı bayram da diyemeyiz.

 

Hem günün olaylarını hem o günün Türkçü kahramanlarını şerefle anma, acılarını yüreğimizde hissetme hem de Türkçülük fikriyatının düşünceden harekete geçerek şahlanışını kutlama açısından bakarak bir orta yol olarak ‘Türkçüler Günü’ olarak adlandırabiliriz.

 

İlk olarak 3 Mayıs 1945’te Tophane’deki askeri cezaevinde bir masa etrafında çay içilerek kutlanan ve ‘3 Mayıs bizim günümüzdür’ diyen Atsız Bey bu gün için ne demiş bir de ona bakalım: ‘Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarca süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşi ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten ayrılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür. Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz.’

 

3 Mayıs Türkçüler Günümüz kutlu olsun, tüm Türk milletine kut getirsin.

 

Osman Öcal

 

 

 

Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi

Dirilişin Tarihi 19 Mayıs

Baş eğmemenin, yok oluştan kurtuluşun, yeniden var olmanın, bağımsızlığa kavuşma mücadelesinin, kısaca kurtuluşun başlangıcı; dirilişin, sancısı ağır olan yeniden doğuşun tarihidir 19 Mayıs. 19 Mayıs Türk’ün uyanışının, Türk’ün kendine gelişinin tarihidir.

 

Saray saltanatına başkaldırının, saraydan yapılan devir teslim senedinin yırtılıp, tarihin çöplüğüne atılışının, Türk’ün yedi düvele karşı kahramanca duruşunun, can pahasına vatan sevdasının, özgürlük aşkının eyleme dönüştüğü gündür 19 Mayıs. Türk’e zincir vurulamayacağının ispatıdır. Nice 19 Mayıslara diyorum Türk gençliğine. Bayramınızın 93 yıl dönümü kutlu olsun.

 

Size bu günü bayram olarak hediye eden Ulu Atatürk’ü, Türk’ün Başbuğunu hayırla anın. Çünkü: Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında, Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey tarafından Birleşik Krallık adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanan ve savaşa son verme belgesi sayılan, vatanın işgaline izin veren Mondros Ateşkes Antlaşması’nı ters yüz eden eşsiz bir liderdir o.

 

Padişahın emrine rağmen üniformasını söküp atarak, teslim senetlerinin yırtılışını Samsun’da başlatan; o, en sağlam, en tavizsiz, en inançlı, en kahraman ve özgürlüğe susamış, vatansever, içerisinde hainleri kaçakları barındırmayan üyeleri Türk Milletinin fertlerinden oluşan bir örgütün lideridir.

 

Ancak Atatürk gibi bir lider bunu yapabilir. Samsun’a geldikten birkaç gün sonra Mustafa Kemal Paşa postaneye gider. O zaman Samsun postanesinde görevli bir memur olan Ahmet Remzi Coşkuner’den aktarılan bir anıyı nakledeyim:

 

‘Hava yağmurlu ve elektrikliydi. O zamanlar paratoner sistemi olmadı­ğı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi, bir haber verdi. Mustafa Kemal Paşa geliyor. O sırada, Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım.

— Buyurun Paşam.

— Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor, dedi.

— Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!

— Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur, dedi.

Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.

— ‘‘Sen ölürsen ben de ölürüm’’ dedi.

Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi. Paşa şifreli bir not verdi, yazdım. Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı. Bir kâğıda çabu­cak şifreli bir şeyler yazdı. Havza’ya iletmemi söyledi. Amasya ile de istedi­ği konuşmayı yaptı, sonra;

‘‘Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu.’’ Dedi ve maiyetiyle gitti. Birden aptallaşmıştım. Oturduğum yerden kalkamadım. Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi. Fes kapmaya, mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı. O bir gerçek vatanseverdi, Atatürk’e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte…’

 

*

     Birbirine karışmış hafta: Gençlik Haftası.

 

İllerde Valilik, Garnizon Komutanlığı, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü; İlçelerde Kaymakamlık, İlçe Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlükleri gibi kurumların koordinatörlüğünde yapılan ve öğrencileri toplayıp birkaç kilometre yürütmekten çok da öte gidemeyen gençlik haftası kutlamalarının etkinlik programlarına baktığımızda haftanın amacına uygun çok da etkinliğe rastlamak mümkün olmuyor. Oysa Gençlik Haftası İle ilgili esaslarda amaç şöyle belirtiliyor.

 

‘Amaç:

Madde 1- İl, İlçe ve Köylerde yaşayan 12-24 yaş kesimindeki gençleri bir araya getirerek, onlarla diyalog kurarak gençlerin milli değerler etrafında toplumla bütünleşmelerine; Atatürk İlkeleri doğrultusunda kendilerince yaratılan kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikleri; barış, kardeşlik ve dostluk duyguları içinde sergilemelerine, tanışmalarına, kaynaşmalarına ve eğlenmelerine yardımcı olmak.’

 

Diğer taraftan Gençlik Haftası adı altında birbirine girmiş iki ayrı tarihte kutlama yapılması neyin göstergesi ben şahsen anlamış değilim. 15-21 Mayıs tarihlerini içine alan haftanın Gençlik Haftası olarak kutlanması 15.4.l983 gün ve 83/6394 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uygun görülmüş. Kutlamalar bu tarihler arasında yapılıyor. İşte basından birkaç kutlama haberi örneği:

 

‘Bakanlar Kurulu kararıyla 15-21 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanan  ‘‘Gençlik Haftası’’, Ankara’da da düzenlenecek kapsamlı bir programla kutlanacak…’

‘15-21 Mayıs Gençlik Haftası Sportif Etkinlikler ve 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlama programı belli oldu…’

‘15-21 Mayıs 2012 Gençlik Haftasının açılış töreni gerçekleştirildi…’

‘Gençlik ve Spor Bakanlığından alınan bir yazıda, 15-21 Mayıs 2012 tarihlerinde “Uluslararası Gençlik Haftası”nın düzenleneceği bildirilmiştir…’

 

Milli Eğitim Bakanlığının internet sitesinde belirli gün ve haftalarla ilgili tabloya baktığımızda ise 19-25 Mayıs tarihleri arası Gençlik Haftası olarak veriliyor. Buna göre de kutlamalar yapılıyor. İşte basından birkaç kesilmiş örnek:

 

‘19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle 19-25 Mayıs tarihlerinde kutlanan Gençlik Haftası kutlamaları…’

‘19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Nedeniyle 19-25 Mayıs Tarihlerinde Gençlik Haftası Kutlanmaktadır…’

‘19 Mayıs Atatürk ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 19-25 Mayıs Gençlik Haftası Dolayısıyla…’

 

Acaba diyorum birisi sadece Türk gençleri birisi de Türk gençlerinin dünya gençleriyle kutladığı bir hafta mı?  Genlik ve Spor Bakanlığının gençleri ile Milli Eğitim Bakanlığının gençleri farklı olmadığına göre, yoksa bu da ne yaptığımızı bilmediklerimizden mi?

 

*

Atatürk derki: ‘Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak.’

 

Türk Gençliği de derki:

 

‘Ey büyük Ata’m, Türk gençliği olarak hürriyetin, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyetin ve İnkılâplarının yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde, her durumda, Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için; bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verir, kendimizi Büyük Türk Milletine adarız.’

 

Osman Öcal