Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Koy Beni Sensizliğine

“Günlerdir evini gözetliyorum. Sen bilmiyorsun ama karşı daireyi kiraladım. Anahtar deliğinden görüyorum seni. Sabah işe giderken ki masum yüz hatlarını ilk ben göreyim diye, neler çekiyorum bilemezsin! Özleminle sevişiyorum, dertlerinle tavla atıp, yokluğunla demleniyorum… Artık öğren, seni her şeyden bir fazla seviyorum!”

Rüzgârınla savur beni, eksik kalan günbatımı düşlerimize. Ağlayalım sabaha kadar, gözyaşlarıyla sarhoş olalım. Bu kez sitemsiz sabahlara, yıpranmış gülüşlerimizle haykıralım. Çıkmaz yollara dalıp- mutsuzluğu peşimizden koşturalım. Hadi var mısın?

Sevdiğin bütün şarkıları ezbere biliyorum. Dün sabah sen işe giderken “ben sana âşık oldum bir tanem,” adlı parçanın sesini açtığımda, nasıl da yüzünde hüzne benzer tebessüm oluştu. Sen bilmiyorsun tabi, o küçük anahtar deliğinden sana baktığımı. Ama bil ki, senden vazgeçemem. Yapamam işte, unutamam seni…

Günlerdir bu evde kedi-fare oyunu oynuyorum. Duvara bardak koyup senin sesini dinlemek falan işte! Gözüm yollarda akşam evine geç geldiğinde, nasıl telaşlanıyorum bilemezsin. Elim-ayağıma dolaşıyor. Ama sokağı dönüp, hızlı adımlarla apartmana yaklaştığında rahatlıyorum. Dairenin kapısını açmak için, anahtarını araman yok mu çantanda, daha uzun sürsün istiyorum. Bugünlerde senli bir telaş var bedenimde, yüreğimde, ruhumda…

Sensizliğe alışmak çok zormuş. Ne denli bir enkazın altında olduğumu şimdi çok iyi anlıyorum. Geçenlerde kapım çalındığında, evde yokmuş düşüncesi yarattığım için kusura bakma! Açamazdım o kapıyı, sonra bir daha göremeyebilirdim seni hiç. Ben seni anlık görmelere razı olmuşken, sonsuz kaybetmelere dayanamam. Kusura bakma bundan sonrada hep gizli komşu olacağım sana… Ne yapalım benim payıma düşen bu, ömürlük bir sevdanın kırıntılarıyla yaşlanmak işte!

Bilirsin eskiden çok şiir yazardım, şimdilerde sen olmayınca, şiirde olmuyor kalemimde!

Koy beni sensizliğine
Gözünün alamadığı o tenha yere
Hadi uzat en konmaz düşlerini
Uykularıma, haram gecelerime…
Zamanla neler geçmedi ki
Ay bile asılı kaldı dünyada
Kim memnun halinden
Kayan yıldızlar mı dersin?

Biliyorum tuhaf bir adamdın
Nereye istersen oraya çarpardım
Ne yürek kaldı
Ne de sen…
Sen öyle sanıldığın kadar
—en, enlere yakışmıyorsun!
Düşününce bir sancı
En çok geçmişte kalansın artık

Fısıltıma biraz kulak ver
Yüreğinde kalanlara aldan artık!
Pencerene konan şu bülbül bile
Daha mutlu senden…
İnan bana herkesin yüzü temiz
Olabildiğince yaşıyorlar hayatı
Ama fakir ama zengin
Senden daha yüreklice…

Daha ne diyeyim sana
Kaplumbağaların neden uçamadığını mı?
Kelebeklerin neden üç gün yaşadıklarını mı?
Seni, sana anlattım oysa…
Daha ne sözüm var ne de heyecanım
Kalmadı bende sen artık
Ama kaldıysa sende ben
Ne olur at onu da mezarlığına…

Dedim yanlış bu zaman
Dedim uyandırmayın yüreğimi…

Kimseler duymadı fısıltımı…

Emre onbey

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Benim Ömrüm Yalancıdır (denizcilere)

“ne zaman denize açılsam, sular yanardı! Ardımda, belki dönememenin vereceği gel-gitler olurdu. Beynimi fırtınalar savururdu. Ne zaman denize açılsam, yaslı bir gece ağlardı. Peşin sıra kurulan hayaller, dalgaların köpüğüne karışır, benimle alay ederlerdi… Bu hep böyleydi!”

Benim ömrüm yalancı… Bunu bilen bilir, hemde çok iyi; karmaşık, gizemli ve asi bir adamımdır. Çocukluğumun pranga yüklü oyunlarında, kandırırdım arkadaşlarımı. Aslında kazanmak istediğimden değil, kaybetmeyi sevdiğimden yapardım bunu. Evet, hep kaybederdim saklambacı, körebeyi, dokuztaşı… Ağladığımda, papatyalar olurdu gözyaşlarımın aktığı yerde. Yani ben, ne zaman ağlasam, papatyalar canlanırdı. Öyle hüzünlü yanım vardı. Bir gün hiç unutmuyorum, çimenlerin üzerine uzanmış, bulutları izliyordum. Güneş ışınlarının, bulutların arasından nasıl sızdığını hiç merak etmemiştim. Şimdi özlüyorum her şeyi; kaybettiğim oyunları, papatyaları, bulutları falan işte!

Akşamları, öyle deniz kenarına gidip-gezmek gibi, balon patlatmaca, pamuk şeker yeme gibi özlemlerimiz olmadı hiçbir zaman. Çünkü köyümüzde deniz yoktu ve bu yüzden özlenecek bir hayalide kuramıyorduk. Çakıl taşlı köy yolunda çekirdek yemek, köpeklere taş atmak gibi gülünç yanımız vardı. Ne zaman bir sahil kasabasına yerleştik bende terfi ettim. Köpeklere taş atmayı bırakıp, denize taş atmaya başladım. Kaç defa sektireceğiz diye, az yassı taşı yerinden-yurdundan etmedim. Bazen öyle aklıma geliyor ki, mideme kramplar girinceye kadar gülüyorum.

Öyle-böyle değil hanide, çok yaramazlık yapıyordum. İçine kapanık bir çocuktum, sessizdim. Masum yüz hatlarımı da, hep yalancılık için kullanıyordum. Ama öyle birde adaletli yanım vardı. İş ciddiyete bindiği zaman, asla dürüstlüğümden taviz vermezdim. Eğlenmek başka, insanlık başkaydı! Zamanla duruldum… Sanki üç günlük kelebek yaşantıları konuyor da, öyle yaşıyor gibiyim kaderimi. Bir elimde çalamadığım mızıkam, diğer elimde bir mum. Yatsı ezanı okunup-eve gitmeyince hala, babamın beni kapıda soba demiriyle beklediğini hayal edip, söyleyeceğim yalanları düşünürdüm. Bir kafada kırk tilki çarpışmadan yaşatanlardandım. Ama işte masumdu yüz hatlarım… Zaten yazarlık mesleği, laf aramızda yalancılıktan gelir.

Benim Ömrüm Yalancıdır (denizcilere)
Benim Ömrüm Yalancıdır (denizcilere)

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Manevi Bir Sürgün (Bir Cümlenle Öldüm İşte)

“ Kendimi dışa vursam, haz duyulacak ruhum olmayabilir. Karıştırsam her şeyi birbirine, yine yeniden güzel düşünmenin büyüsüne kapılsam, oyunları kaybeden bir çocuk masumluğunda intihar edecek bedenim. Bu sefer düğümlendim! ”

Ömrüm boyunca, ruh durumumun esaretiyle savruldum. Çoğu zaman istemediğim olumsuzluklarla harcadığım zamanın, bazen iyi bir dost olduğunu anladım. Yeryüzüne sadece güzel bir aşk yaşamaya gelmediğimi anlayacak yaştayım ( 26 oldu 27). Kendimde göremediğim sevecenliği, ince ruhluluğu, o tatlı duyguları yaşamak adına, çoğu kez kişiliğimden fedakârlık ettiğim günlerim çoktur. Aslında bir nedeni yok sevmenin de, çok sevmenin getirisi, az sevmeninkinden fazla değil. Bazen çok sevmenin ayrılık acısı uçurumlara götürür insanı, az sevmenin sonu bir sokak ortası meyhanesi… Karamsarlık halleri biraz bunlar. Sevmenin azı da, çoğu da olmaz zaten. Kendimi harflere bıraktığımda, ruh halimin karışık olduğunu fark ediyorum. Yüreğimin çevresinde yaşayan bir kadını, kendi haline bırakma çabasındayım. Ölüye yazar gibiyim adeta! Nefret edilecek, günlerce-aylarca, bana, kin besleyen birini sevmenin, sevimsizliğini ne yapmalıyım ki…

Manevi Bir Sürgün
Manevi Bir Sürgün

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi

“bedenimden gitsen de, her zaman yüreğimde olacaksın. Şimdilik küçük bir ayrılık ısmarladım sana, ama üzülme sevdiğim, gün gelir kaldığımız yerden devam ederiz… Gün gelir yine kavuşuruz. Ve ben en güzel yaptığım şeyi yine yaparım; gözlerinin içine bakarak ”seni çok seviyorum” yine söylerim, hiç üzülme sen!”

Hatırlıyor musun karşılaştığımız o ilk günü, ikimizde üniversiteye yeni başlamıştık. Sen dalgalı saçlarınla kantine girdiğinde içimden “işte evleneceğim kız bu” diyerek, ruhumu hırpalamıştım. Hiçbir kıza âşık olamayacağımı düşünürdüm hep; aşk söz konusu olunca hiçbir şey yolunda gitmezdi. Şimdilerde masum bir aşkın kollarında mutluluktan, mutluluğa uçuyorsam, bu hep senin sayendedir. Sen, hayatıma giren en yalın mucizesin! Ve bir adın yok senin, öyle ya mucizelerin hiç adı olur mu?

Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi
Rüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi

Kategoriler
Bilimsel Makale Bitki ve çiçekler Doğa ve Yaşam Dunyadan Günlük hayat Günün Tarihi insan vücudu Sağlık Teknoloji Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Genetiği İle Oynanmış Organizmalar… (GDO veya GMO)

Malumunuz ülkemizde her şeyin bir çıkar yolu vardır. Sonunda insan sağlığı ile oynamak dahi olsa sonuca ulaşmak için, rant elde etmek için, birilerinin kazancına kazanç katmak için yapılmayacak şey yoktur.

İşte bunlardan biride Genetiği İle Oynanmış Gıdalar.

Getirilen yeni düzenleme ve kanun ile eline bir tüp birkaç genetik içerik ve şırınga alıp laboratuara giren herkes yeni nesil bir tohum üretebilecek. Gerçi bunlar belirli şartlara tabi tutulsa da elbette ki sınırlar asla sınırda kalmayacak. Hep aşılacak.