Kategoriler
Genel Konular

PKK/PYD/YPG NASIL ETKİSİZ HALE GETİRİLİR

Makalenin adından da anlaşılacağı gibi bu isimlerin hepsi aynı amacı güden örgütlerdir. Yani hepsi de pkk dır. İsimlerinin farklı olması farklı örgütler oldukları ve farklı amaçları olduğu anlamında değildir. Hepsi de aynı idele yani Türkiye’nin Güney doğusunda sözde Bağımsız bir Kürdistan hedeflemektedirler. Ve Allah’ın izniyle Türk Milleti olarak asla buna müsaade etmeyeceğiz.
Peki bu nasıl olacak ?
Öncelikle karşımızda azılı Komünist, Leninist, Marksist bir örgüt olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Bu ideolojiye sahip bir örgüt, amacına ulaşmak için şiddetten asla kaçınmaz. Leninizm toplumda kaos oluşturmayı, devletin kurumlarına saldırmayı, araçlarını yakmayı, polis asker şehit etmeyi, korkutmak ve yıldırmak amaçlı şiddete dayalı eylemler yapmayı, insanlar kaçırmayı öldürmeyi, halkta panik oluşturmayı hedefleyen bombalamalar yapmayı amaçlar. Yani bu düşünceye sahip bir insana “Silah Bırakın da hadi Barış oluşsun” gibi sözler tesir etmez,anlamsızdır da. Bilakis bu gibi sözler pkk’ da kızdırıcı etki oluşturmaktadır. Dolayısıyla Çözüm Sürecinin anlamsız ve boş bir bekleyiş olduğunu şu geçen 3 yıl içerisinde de görmüş olduk. Üstelik pkk, bu süre zarfında, Lenin’den öğrendiği stratejik planı yürürlüğe koymuş, çok fazla mühimmat biriktirmiş, halkı çok fazla korkutmuş, dağa insan kaçırmış ve bunları azılı birer terörist haline getirmiştir. Çözüm süreci şu anda herkesinde ortak vardığı kanıya göre bitmiştir. Devlet yeterince önlem almadığı ve müdahelelerde bulunmadığı için azılı katiller ordusu daha da büyümüştür.

30 yıldan fazla bir süredir bu örgüte karşı Devletimiz milyarlarca dolar para harcadı, onbinlerce şehitler verdik. Fakat, pkk ile mücadele yanlış olduğundan dolayı örgüt etkisiz hale getirilememiştir. Komünizme, Leninizme, Marksizme karşı silahın ve bombanın bir çözüme ulaştırmayacağı ortadadır.
Karşındaki insan hatalı da olsa bir fikre, bir ideale, bir amaca, bir ideolojiye sahip. Ve bu ideolojiye sahip bir insana, sen şiddetle yaklaştığında, kendi fikrinin düşüncesinin doğru olduğuna dair kanaati daha da artmakta. Çünkü ona şu söylenmiyor, anlatılmıyor ; Senin ideolojin düşüncen şundan şundan dolayı yanlıştır. Doğrusu da şudur denilmiyor. Bu hiçbir zaman da anlatılmadı. Devlet komünizme karşı anti komünist ilmi propaganda hiçbir zaman yapmadı. Leninist düşünceye sahip bir insana Leninizmin yanlışlıkları ilmi çalışmalarla ve medya yoluyla bir anti propaganda olarak anlatılmadı. Marksizmin neden yanlış bir fikir olduğu gösterilmedi. Bu hiç denenmedi anlatılmadı.
Bizler birer vatandaş olarak pkk/pyd/ypg ‘ ye ilmi propaganda ve çalışmaların başlatılmasını Devletimizden istirham ediyoruz. Kalıcı,etkin ve kesin çözümün, insanın beynindeki fikrin düzeltilerek kişinin ıslah edilmesi yoluyla olduğu nettir. Dünyadaki en büyük güç fikirdir. İlimle,bilimle,fikirle, sabırla, şefkatle,fikirle ve propaganda çalışmalarıyla, medya yoluyla Türkiye Cumhuriyeti bu fitneden kurtulacaktır inşaAllah. Allah, Milletimizi her türlü fitneden pisliklerden korusun,temizlesin.
Sevgilerimle
Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Toplumsal Konular Türkiye üzerine

PKK ASLA SİLAH BIRAKMAZ

Ülkemizin doğusunda 30 yıldan fazla süredir kan akıtan eli kanlı bir terör örgütüdür pkk. Bu hepimizin bildiği bir gerçektir. Öncelikle bunu unutmayalım. On binlerce insanımızın şehit olmasından on binlerce kardeşimizinde sakat kalmasından sorumludur. Şimdi pkk’nın neden silah bırakmayacağına bakalım ;

 

Komünist ideolojiye sahip bir örgüt olan PKK’nın lideri Abdullah Öcalan, örgütün ayakta kalabilmesi için silahlı mücadelenin ve silahlı propagandanın şart olduğunu, komünizmin bir gereği olarak bunun mutlaka uygulanması gerektiğini kitaplarında ve örgüt içi konuşmalarında açıkça ifade etmiştir:

“…SİLAHLI MÜCADELE, HALK AYAKLANMASI VE ÖRGÜTLENME SON DERECE İÇ İÇE GELİŞEN, BİRBİRLERİNİ ZORUNLU KILAN ÖZELLİĞE SAHİPTİRLER…”

(Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar, 1. cilt, s. 195)

“…Biz ulusal kurtuluş mücadelesini böyle gelişmiş savaş düzeyine ulaştırmak için ise SİLAHLI PROPAGANDA İLE BAŞLANMASI GEREKTİĞİNİ, ajitasyon, propaganda ve örgütlenme görevlerinin başarılmasının temel aracının SİLAHLI PROPAGANDA OLACAĞINI, devrimci yapının yaratılmasında TEMEL İSKELE GÖREVİNİ SİLAHLI PROPAGANDANIN GÖRECEĞİNİ BELİRTİYORUZ

(Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar, 1. cilt, s. 213)

…Bu konuda Ho Shi Minh, l944’lerden önceki Vietnam koşullarında; ‘… Ne bir gerilla savaşını ve ne de bir halk ayaklanmasını başlatabiliriz. Ama bunları hazırlamak için SİLAHLI PROPAGANDA UYGULAMAYA İHTİYACIMIZ VARDIRder. (Sözde) Kürdistan koşullarında bu daha da açık ve dayatıcı bir gerçektir…”

(Abdullah Öcalan, Seçme Yazılar, 1. cilt, s. 213)

 

Daha bunun gibi bir çok konuşmasında Bebek Katili Öcalan, pkk’nın silahlı mücadele ile birlikte doğduğunu açıkça belirtmiştir. Korku ortamları oluşturmak, silahlı terör olayları gerçekleştirmek, suikastler ve bombalama eylemleri pkk’nın 30 yıldan fazla süredir ve günümüzde de devam ettirdiği ideolojisinin getirdikleridir. Halkı dinden uzaklaştırmak, kendi yandaşı olduğu siyasi oluşuma yöneltmek için baskı kurmak, kamu binalarını ateşe vermek, haraç kesmek,yol kesip kimlik sormak gibi daha bir çok eylemi milletimizin gözü önünde gerçekleştirmeye devam etmektedirler. Yurt dışında pyd yurt içinde de pkk örgütü olarak faaliyet gösteren bu Leninist ve komünist örgüt, tüm gücünü elindeki silahtan almaktadır. Silahı bırakması demek bu örgütün yok olması anlamına gelmektedir. Pkk’nın silah bırakacağını düşünmek saflık olur. KOMÜNİZM’DE SİLAH OLMAZSA OLMAZDIR !

Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Genel Konular

PKK/PYD KOMÜNİST BİR ÖRGÜTTÜR ve FİKİRLE CEVAP VERİLMELİDİR

 Pkk/Pyd terör örgütü gerçekte komünist terörün ta kendisidir. Bölücü örgütün elebaşı sözlerinde bu durumu açıkça belirtir:

Örneğin, Bölücü örgütün elebaşı 13. kuruluş yıldönümü mesajında şunları söyler:
”Sosyalizm yıkıldı, komünizm yıkıldı” diyenlere en iyi cevap olarak, ‘tam tersine, KOMÜNİZMİN EN GÜÇLÜSÜ, EN DOĞRUSU, EN YÜCESİ PKK’DE GERÇEKLEŞMİŞTİR’ diyoruz.”

Bölücü örgütün elebaşının 1 Mayıs 1982 tarihli konuşması da PKK’nın Marksist ve Leninist bir örgüt olduğunu çok açık ifade ettiği çok sayıdaki konuşmasından biridir:

”Ne kadar elverişsiz koşulları yaşarsa yaşasın, işçi sınıfının objektif gücüne ve onun eylem kılavuzu olan bilimine, MARKSİZM-LENINİZM’E DAYANMAK ZORUNDADIR VE DİKKAT EDİLİRSE BİZİM VARLIK NEDENİMİZ TÜMÜYLE BU GERÇEK ETRAFINDA OLUŞMUŞTUR. …Eğer o aşiret duvarları, o feodal çitler aşılmasaydı, MODERN DÜŞÜNCE, EN DEVRİMCİ DÜŞÜNCE OLAN MARKSİZM-LENINİZM kafalarımıza oturmayacaktı.”

Örgütün Marksist Komünist yapıda olduğu, gerek savcılık iddianamelerinde, gerek MİT raporlarında gerekse mahkeme kararlarında sabittir. Hatta örgütün uzun yıllar kullandığı bayrağında komünizmin en bilinen simgesi olan orak-çekiç motifinin yer alması bile konunun ispatı için yeterlidir. Bu amblem daha sonra strateji ve taktik değişikliğine giden örgüt tarafından değiştirilmiştir.

O halde karşımızda komünist ideolojisi olan eli kanlı bir örgüt var. Bu ideolojinin yanlışlığı bilimsel olarak hiç anlatılmadı. Hatta bu konuya neredeyse hiç değinilmedi. Yıllarca dağlar bombalandı. Bombalandıkça pkk gelişti büyüdü. Çünkü adamlar şöyle diyorlar. Demek ki bize cevap veremiyorlar. Sadece bombalayarak bizi susturmak ideolojimizden çevirmek istiyorlar. O halde biz haklıyız davamızdan da vazgeçmeyiz kafasına giriyorlar. Daha da bileniyorlar. Bu konu çok önemlidir !

Devlet olarak medya olarak halk olarak komünist ideolojinin ne olduğunu öğrenmeliyiz. Komünizm neye dayanıyor nerelerden besleniyor karşı propaganda için çalışmalar neler olmalıdır diye çalışmalar yapılmalıdır. Kitaplar basılmalı konferanslar verilmeli televizyonlarda bu ideolojinin yanlış olduğu anlatılmalıdır. Güneydoğuda milyonlarca broşür basılıp gerek yerden gerek havadan dağıtılmalıdır. Elinde tüfek tutan birinin elinden tüfeği almak en kolay fikirledir. Artık tüfeği tutmasının bir anlamı kalmaz, inandığı ideolojinin yanlışlığı kendisine anlatılınca artık o tüfeği tutacak gücü bulamaz tutmaz da. Yanlış olan amacından çevrilmelidir pkklılar. Şu an Türkiye’nin en önemli konusu pkk/pyd ile mücadeledir. Bizler Allah için din için kitap için vatan bayrak için yaşıyoruz. Bunlar giderse yaşamamızın da anlamı kalmaz.

Dikkat !!!!!   Pkk/Pyd tehlikesi sinsi bir şekilde devam ediyor !!!!!

Saygılarımla

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

PKK ile Fikir Mücadelesi

Güneydoğu’da yıllardır süren bölücü faaliyetlerin arkasında Marksist-Leninist-Komünist ideoloji vardır. Bu ideoloji, Darwinizm’den kaynak bulur; bu teori olmadan terörün hayat sahası bulması imkânsızdır. Bu yüzden öncelikli olarak Darwinizm fikren yok edilmelidir. PKK, Darwinizm ve materyalizm olmadan komünist propaganda yapamaz. Komünist propaganda yapamayınca taraftar bulamaz. Taraftar bulamayınca da gücünü kaybeder ve yok olur.

Darwinizm bölücü terörün gıdasıdır. Bu ideolojinin yalanlarına göre, hayat bir mücadele ve savaş yeridir. Yaşayabilmek için savaşmak ve bu savaşı kazanmak gereklidir. İnsanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu ve gelişmenin ancak savaşla mümkün olduğunu ileri süren komünizm, bu temelsiz iddiadan kaynak bulur; bu telkinlerle beslenir.

PKK din ahlakına karşıdır; din ahlakına düşman olarak eğitilen, vicdandan yoksun örgüt üyeleri, dindar Doğu insanının güvenliği için de büyük tehdittir. PKK, örgüt üyelerine öncelikle diyalektik materyalizm ve bu felsefenin temeli olan Darwinizm eğitimi vermektedir. Bu yüzden anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist propaganda şarttır.


Bölücü Örgüt Elebaşının Darwinist Görüşleri

İlkel komünal topluluk dönemi, insanlığın hayvanlar aleminden koparak tarih sahnesine çıktığı, son derece geri üretim güçleri ve bu temelde şekillenmiş basit üretim ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir aşamayı ifade eder. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.25)

Başlangıçta insanın kendine yakın hayvan türlerinden pek farkı yoktur. Doğada hazır bulduklarını yer, ağaçlar üzerinde ve kavuklarda örgütsüz bir şekilde barınır. Ama düşünme ve konuşma yetisini kazanmasıyla birlikte, yiyecek toplamada, diğer hayvanlara karşı kendini savunmada, doğal afetlere karşı kendini korumada, bazı ilkel taş araçları geliştirmek ve hemcinsleriyle dayanışma içine girmek kaçınılmaz olur. Bu aşamaya kadar, hayvanlar arasında geçerli olan; biyolojinin evrimler kanunu hüküm sürmektedir. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.13)

Hayvanın en ileri sosyalleşmiş biçimi insandır. En vahşi hayvandır insan, en acımasız hayvandır. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.106)


Bölücü Örgüt Elebaşının Komünist Görüşleri

Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşa ediyorum. (Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201)


PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir. (Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, s.78)

Bizim ortamımızda sosyalizmin ve komünizmin ölçüleri egemendir. Sosyalizmde herkese emeği kadar verilir. Bu, parti (PKK) içinde de geçerlidir. Bu, komünist toplumun kuruluşuna kadar da geçerli olacaktır. (Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, s.153)


Bölücü Örgüt Elebaşının Allah ve Dine Dair Görüşleri

(Allah’ı tenzih eder, yüceltirim.)

Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum. (Özgür Yaşamla Diyaloglar, Ekim 2002, s. 257)


Tek tanrılı din ideolojileri, baştan sona siyaset ideolojileridir. Dini söylem, Allah, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 204)


Allah bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve bildirgesidir. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 313)


Namazın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 354)


Sonuç Olarak;

Sözü edilen mücadele kapsamında somut adımlar atılmalıdır. İnsanlara sorumsuz bir hayvan olmadıkları, Allah’ın yarattığı, ahirette yaptıklarından hesap verecek bireyler olduklarını anlatmak gerekmektedir. Bu konuda çeşitli kurumlara da sorumluluklar düşmektedir.


Atılacak somut adımlar sonucu, ideolojisi kalmayan bir örgütün taraftar toplaması, eylem yapması mümkün olamayacaktır.
PKK’nın ideolojik temellerini doğru teşhis etmek ve bunu kitlelere duyurmak, yapılacak fikir mücadelesinin ilk adımıdır. Terör örgütünün yoğun propagandasına maruz kalan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizdeki Türk ve Kürt vatandaşlarımız, Allah inancı taşıyan dindar insanlardır. Bu nedenle PKK’nın ideolojik kaynağının deşifre edilmesi çok önemlidir. Çünkü Yüce Allah’a imanın, peygamber sevgisinin, vatan aşkının ve Kur’an ahlakının gerçek anlamda yaşandığı yerde bölücü terör yol bulamayacaktır.

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

DEVRİMCİ DAMAR!

DEVRİMCİ DAMAR!

Türkiye faşist işbirlikçilern devleti, görünmez yüzünü çıkartmasıdır sorun. Eskiden böylemiydi.  Atatürkten sonra gelişen faşist hareket, solun gelişmesine göre bin kattı neredeyse.  Televizyonu, öğrendiler en nihayetinde, oyalamayı öğrendiler. sol ne mi yaptı. elindekiyle yetinip direnmeye çalıştı.Nemi yapabilirdi? Elindekiyle yetinip direnebilirdi elbette. Sol ne suçludur nede hatalı. Örgütlenmeyi zorlaştıransa solun bölünmesiydi. Parçalara ayrılmadan önceyse, küçülme yaşandı. Sol küçülüyordu. Yetmişlerdeki sorunlar, aileleri çocuklarına sol’u kötü öğretmelerine sebeb oldu. Daha sonrada sol bölündü. Bu sefer herkez kendi solunu geliştirmeye, örğütlemeye çalıştı. Sağda partililerini böldü tabii. Eskiden devlet bariz yapıyordu herşeyi. Sadece kelime oyunlarıydı insanları uyutan. Şimdi sağ, solun en ufak direniş göstergesinde bastırıyor direnişi. Büyüyen, Gelişen Türkiye diyerek ülkeyi uyutan tayip, Büyüyen Gelişen faşizm başlığını saklayarak uyutuyor ve tam kalbinden vuruyor Müslüman Türkiyeyi. Din! Din insanların kalp damarıdır. Ne geçmiş kalır insanların aklında nede gelecek. Eskiden Atatürk vardı. İnsanlar atam diyerek direniyordu en azından.  Şimdi ise Din var. İki tane cami yaptırıp vergi yükseltiyor. İnsanlarda öbür dünya korkusuyla, direnişe dur diyor ve susuyor. Susmayı bırak, birde hoşlarına gidiyor milletin.  Oylarını esirgemiyorlar hiç. Büyüyen, Gelişen değil, Gerileyen, Yobazlaşan, Mallaşan Türkiyede ne Marksistlerin, ne kemalistlerin, vs, sesi çıkıyor. Tek ses çıkaran yobaz halk oluyor. Tayip’e secde ederek. Duygusal Sol! Duygusal sol derken, derrimci damarda diyebiliriz. Eskiler devrimci damarlarıyla bir yerlere gelebildiler, ancak onlar toprağa karıştıklarında, Türk solu hiçliğe sürüklendi adeta. 1999’da Komünist Partisi üye sayısı sekisyüzken bugün yirmibin kişiye yükselmiştir. Ancak bu sayı eski Devrimci damarı sağlayamamıştır. Bunun bir numaralı örneği, 2009 1 mayısında, Taksimde sadece komünistler değil, Sendikalar işçi sınıfları gibi bütün kurum ve kuruluşların toplam, bin yada ikibin insanın Taksime çıkabilmiş olmasıdır. Üstelik 1977’de ! mayıs Günü (kanlı 1 mayıs) tam beşyüz bin işçi, Taksimdeydi.

Yani türkiyede sol, eski gücünü toplamayı başarsada, eski devrimci damarını kazanması çok zordur.

Kategoriler
Genel Konular Makale Yazıları - Yarışma Seminerler

Milli Duygulardan Yoksunluk

Milliyetçiliği herkes kendi bakış açısına, görüşüne ve düşüncelerine göre farklı şekillerde yorumluyor. Ancak herkesin hemfikir olduğu tanım; “Milliyetçilik, bir kişinin, kendi kaderini samimi bir şekilde, içinde bulunduğu milletin kaderine emanet etmesidir” tanımıdır. Bu nedenle, milliyetçi bir kişi, kendi milletinin çıkarlarını, diğer milletlerin çıkarlarından önde tutar. Aynı şekilde kendi milletinden olan bir kişiye, diğer milletlerden olan kişilere göre ayrıcalıklı davranabilir.

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin milletinizin bir ferdi, diğeri ise başka bir milletten. Böyle bir durumda, kurtarma önceliğini kendi milliyetdaşınıza veriyorsanız, siz bir milliyetçisiniz. Kendi milliyetdaşınızı kurtardıktan sonra, diğer kişinin milliyetini sevmediğinizden dolayı, ölüme terkediyorsanız siz bir ırkçısınız, faşistsiniz. Burada, milliyetçilik ve ırkçılık kavramlarını birbirinden ayırmamız gerekiyor. Milliyetçilik, kendi milletini üstün görmek değildir, kendi milletine ayrıcalık göstermektir. Irkçılık ise kendi milletini üstün görmek ve diğer milletleri küçümsemektir.

Peki kendi milletine ayrıcalıklı davranmak ne kadar etiktir? Milli duyguları olmayan bazı kesimlerin görüşlerine göre, kendi milletine ayrıcalıklı davranmak anlamsızdır. Onlara göre, bir tesadüf eseri Türk olarak doğduk, başka bir ırktan dünyaya gelseydik, Türk Milletinin geleceği bizi ilgilendirmiyor olacaktı. Onlara göre, şuanki bir Türk Milliyetçisi, Slovak Milletine mensup olarak dünyaya gelseydi, Slovak Milliyetçisi olacak, Slovak Milletine ayrıcalık gösterecek, Türk Milleti onun için hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bu nedenle, onlara ‘Milliyetçilik Duygusu’ saçma geliyor. Onlara saçma gelen bu gerçeğin, saçma olduğunu kanıtlamaya çalışmak için de işte bu Slovak-Türk örneğini kullanıyorlar.

Ancak bu düşünce tamamen yanlıştır! Bu düşüncenin yanlış olduğunu, ‘aile’ benzetmesiyle kanıtlayabiliriz!

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin ailenizin bir ferdi, örneğin anneniz. Diğer kişi ise tanımadığınız birisi. Böyle bir durumda ne yaparsınız? Ailenizden olan kişiye öncelik ve ayrıcalık tanımaz mısınız? Diğer kişiyi kurtarmak için, ailenizden olan kişiyi kurtardıktan sonra, çabalamaz mısınız? Bunun neresi saçmadır? Böyle bir durumda; ‘Ben tesadüf eseri bu anneden dünyaya gelmişim, eğer farklı bir anneden dünyaya gelmiş olsaydım, şuan bu kadının ölmek üzere olması benim için hiçbir şey ifade etmeyecekti, bu nedenle, bu kadını diğer insanlardan ayrı bir yerde tutamam, öncelik ve ayrıcalık tanıyamam’ diyebilir misiniz? Diyemezsiniz! Ancak, sadece uzayda yer kaplayan bir cisimden ibaretseniz, duygularınız ve vicdanınız yoksa, bu şekilde düşünebilirsiniz, o zaman size söyleyecek sözümüz yok. Ancak, duyguları ve vicdanı olan bir insansanız, ailenizi, diğer insanlardan üstün saymasanız bile, onlara ayrıcalıklı davranmanız normaldir. Bu ne kadar saçma ise, kendi milletinizi, diğer milletlerden ayrıcalıklı saymak da o kadar saçmadır.

Aynı şekilde, ‘Türk Milleti, fakirleşsin, cahilleşsin, esir olsun, teslim olsun, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir milletten dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilen insanlara soruyorum; ‘Benim ailem, fakirleşsin, hayatı dert ve cefa içinde yaşasın, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir anne-babadan dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilir misiniz?

Aile-millet benzetmesini beğenmeyenler, bu benzetmeye de hemen bir antitez oluşturuyor. “Annemiz bizi dokuz ay karnında taşımış, babamız bizim için gecesini gündüzüne katmış. Onlara bir vefa borcumuz var. Bu yüzden ailemizi, diğer insanlardan ayrıcaklı görmemiz normaldir, millet kavramı için aynı şeyi söylemek mümkün değildir” diyen kişiler hiç mi tarih okumuyor? Atalarımız Çanakkale’de bizim için savaşmadı mı? Asırlar boyunca, milyonlarca kahraman bizim için canını feda etmedi mi? Onlara karşı bir vefa borcumuz yok mu peki? Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm hayatını bizim bağımsız yaşayabilmemiz için feda etmedi mi? Atatürk’e de hiç vefa borcumuz yok mu? Yakın tarihimize bakacak olursak; Biz evlerimizde, yataklarımızda huzurlu uyuyalım diye, otuz bin milliyetdaşımız canını vermedi mi? Onlara hiç mi vefa borcumuz yok?

Velhasıl, ‘Milliyetçilik Duygusu, saçma bir olgudur’ diyen insanlar, kötü niyetli insanlar değillerdir, ancak yanlış düşünmektedirler ya da yanlış düşündürülmektedirler ve vakit kaybetmeden bilinçlendirilmelidirler.