Kategoriler
İslam Dini

Kendime Yine Diyorum Ki…

 “Ta, Senin inâyetin(yardımın), acz ve zaafıma merhameten elimi tutsun. Hem, ta Senin rahmetin, fakr ve ihtiyacıma şefkat edip bana istinadgâh(dayanak) olabilsin, kendi kapısını bana açsın.” (17. Söz)

Allah dilemedikçe, ne bir musibeti savmaya ne de kendim için bir iyiliğe güç yetiremem. O’nun rahmetine, şefkat ve merhametine muhtacım. Başkalarına iyilikleri tavsiye ederken kendini unutanlardan olmamak için, önce nefsimi ıslah etmek için kendime şöyle diyorum;

Child-Wonder-Flowers-5Sen muhtaçsın, acizsin. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan sonsuz güç sahibi Rabbine çağrıda bulun, dua et.

Dua etmene izin vermişse, mutlaka kabulünü de murad etmiştir.

Sonucu beklerken sabrını… Sonuca şahit olduğunda da şükrünü ilave et.

Kendime diyorum ki;

Tevekkül ve tefekkür; her ikisi de kalbini Rabbine bağlar. Tevekkül ve tefekkür ettikçe şükret ki; artsın. Dahasını iste; dua et ki, devamı gelsin.

Kendime diyorum ki, Mevlâna gibi;

“Kapı açılır, Sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman? Bilemem! Yeter ki o kapıda durmayı bil! Çalınan her kapı hemen açılsaydı, ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı.”

Nasıl açılır kapalı kapılar peki?.. Allah’a halisane teslim olarak, tevekkül ederek, sabrederek, ümitvar olarak, sığınıp dua ederek. Rabbinle arandaki yakın bağlantı, karanlıklarda soluksuz kalmaktan korur seni. O’ndan uzak olduğunda zayıf düşersin. Her karanlıkta, merhamet sahibi olan ve kullarına hayır yolları açan Allah’ın lütfuyla bir ışık görür,  Fettah sıfatının tecellisine şahit olur, aydınlığa kavuşursun.

Allah zorluklarla imtihan eder ancak güç yetirebileceğimizden fazlasını yüklemez. Zorluk verdiğinde ondan çıkış yolunu da açar. Merhamet edenlerin en merhametlisidir Allah ve bir kapıyı açmadan diğerini kapamaz.

Kendime diyorum ki;

“Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.” (Duha, 3) ayetinden öğüt al. Ya darılırsa?..

O’nu darıltmak, Allah’ın sana karşı olan sevgisini yitirdiğini bilmek çok büyük bir azaptır, acıdır. Bu, cehennem ateşinin vereceği azaptan daha şiddetlidir.

Kendime diyorum ki;

Öfkenin seline kapılma. Öfke insanı yer bitirir, ruhunu kavurur.

İbn-i Ömer (r.a.)’dan rivayetle Peygamber(asm) şöyle buyuruyor:

“Bir (mü’min) kulun sırf Allah rızasını talep etmek için yuttuğu bir öfke yudumundan Allah katında sevap bakımından daha büyük bir yudum yoktur.” (İbn-i Mace)

Öfke aklı yener. O halde öfkeni yen.

Kendime diyorum ki;

Vefalı ol! Vefa, Rabbine verdiğin söze sadık kalmak, ahdine ihanet katmamaktır. Ne acı; çıkar bittiğinde ilişki de bitiyor. Sen gerçek dostluğu, vefa, sadakat ve merhameti gönülden yaşa, yaşat.

Vefa tam, mükemmel, içten, sağlam ve sarsılmaz kalp bağlılığıdır. Vefa ve sadakat, hayatın süresince ihtiyaç duyduğun ve sana Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak olan üstün ahlak özellikleridir. Sevgi, şefkat, merhamet, hamiyet, yiğitlik ve vefa gibi duygular senin silahındır. Bu duygular, Kur’an ahlakını yaşama yolunda diğer insanların da şevklerini tetikler, coşkularını artırır.

Peygamberimiz(asm)’ın, kulun Allah ile olan ahdi konusundaki duası senin de duan olsun:

“Allah’ım! Ben Sen’in kulunum. Gücüm yettiği kadar ahdine ve va’dine sadâkat gösteriyorum!” (Buhârî, Deavât, 16)

Kendime diyorum ki;

Allah’ın hoşnutluğunu hedefliyorsan, seve seve malından canından geç; bedenini ve ruhunu Allah’a emanet et. O’nun rızasını hiçbir dünyevi nimete değişmemek, bu uğurda her şeyi feda edebilmek;  bu, dünya hayatındaki en büyük erdemdir. Bu şehit olmaktır.

Kendime diyorum ki;

‘O Gün’, o kitap küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-dökecek unutma! Bak ne diyor Kur’an;

(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkârların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: “Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor?” Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49)

 

https://twitter.com/Fuat_Turker

Kategoriler
İslam Dini

Kendime Diyorum Ki;

tef6Sürekli insandan yiyen ve çalan bir düşmanı var insanın ve bu düşman kendi içinde. En zorlu savaşı insan, uzaklardaki bir düşmana değil, benliğinin bir parçasına karşı verir.

Var gücüyle kötülüğü emreden nefis ıslah edilmediğinde, kendisinde İlahlık görür, Firavunlaşır. Büyüklendiğinde, yakın adamı Haman’a “yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım” diyen Firavun’u suda boğar. Servetini kendisinden bilen Karun’u konağıyla birlikte yerin dibine geçirir.

Nefis ‘fahre meftun, şöhrete mübtelâ, methe düşkün’dür. Nefsini ıslah edemeyen ise başkasını ıslah edemez. Eğer insan, nefsini arındırıp temizleyebilir ve bu düşmanından kurtulabilirse Rabbinin rahmetini umut edebilir.

Bediüzzaman Birinci Söz’ün başında, “Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin” der. Söylediklerini nefsine söyler. İşte ben de Bediüzzaman’dan aldığım dersle, zaman zaman kendime şöyle diyorum;

“Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. Mülkü Sahibine teslim et, O’na bırak!”

Çünkü; Allah dilemedikçe, ne bir musibeti savmaya ne de kendin için bir iyiliğe güç yetiremezsin. Allah’ın rahmetine, şefkat ve merhametine muhtaçsın. Bu gerçeğin bilincinde ol ki, Allah’ın sınırları içinde ve O’nun doğrularıyla yaşa. Enaniyetli insan, kendi aklının sınırları içerisinde ve kendi doğrularıyla yaşar. Şeytanî kibirden kurtulmak için sen kovulmuş şeytandan Allah’a sığın, Allah’ın sonsuz gücünü düşünüp kavra, bu sonsuz güç karşısında kendi aczini anlayarak boyun eğ ve O’na halisane teslim ol!.. Kalbini, ruhunu ve bedenini Allah’a teslim ettiğinde, artık Rabbinin yönetimindesin.

… Kendime diyorum ki; “”Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.”

Kimi zaman kendini karanlık bir kuyuda çaresiz hissedip, çıkışa ulaşamadığında, karamsarlığa kapılma. Şeytan, aydınlığı hiç göremeyeceğin yönünde karamsarlık telkini verse de, o ne olacağını bilemez, sadece fısıldar. Karanlıklardan çıkaracak tek güç, Falik olan Allah’tır. Hz. Yusuf(as)’ı kuyudan çıkardığı gibi…

Allah’a karşı samimi olursan, O, vicdanına doğru yolları ilham eder. İşte o sesi dinleyip nefsânî tutkularından kurtulduğunda, pırıl pırıl imana kavuşabilirsin. Katıksız imanı yaşadığında ise ne çile yıpratır ne de ateş dokunur; Hz. İbrahim (as) gibi. İnsanı yakan ateş değil, gafletidir çünkü.

Kendime bir de şöyle diyorum; “Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir.”

Sabır zorluk geldiğinde Rabbini hatırlamaktır. Ardından gelecek kolaylığı beklemektir. İmtihanında Allah’ı görürsen, o zaman imtihanı seversin. Allah için sabretmek güzelliktir. Senin için milyarlarca güzellik yaratan Rabb’in için yaptığın bir güzellik.

Zahiren kötü bir görüntüyle yüzleşme zamanı geldiğinde gösterdiğin tevekküldür sabır… Bıçak bedene saplanır ama acıyı çeken ruhtur. Sen tam tevekküllü olursan acı duymazsın.

Belâlar, musibetler üzerine yağmur gibi yağsa da Allah’a sarıl, O’na sığın, sabret, tevekkül et. Yağan her yağmurla daha da arınırsın.

İmtihan olman, Allah’ın Kendisini hatırlatmasıdır, seni unutmadığının işaretidir. Ne kadar zorluk isabet eder de sabredersen, Allah’a o kadar yakınlaşırsın. Çünkü, “Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”

… Kendime diyorum ki: “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.”

Her zorlu olayın ardında mutlaka bir kolaylık, bir güzellik, bir hayır vardır. Peygamber(asm), “her çile, Cennet yolunun birer taşıdır” buyuruyor. Rabbine sarılarak, ayağın takılmadan aştığın her taşın, seni sonsuz nimet ve güzelliklere ulaştıracağı umudunu hep diri tut.

“Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.” (Mevlâna Celâleddin)

…Kendime diyorum ki; “Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.”

Her olay Allah’ın yarattığı kadere uygun işliyor. Bu sırrın bilincinde ol. Kaderine iman et; yaşadığın ve sana olumlu ya da olumsuz gibi görünen her olay karşısında Rabbine tevekkül et, Rabbinden razı ol. Dünyevi hiçbir değer ya da çıkara karşı tutku duymazsan, kayba da uğrasan üzüntü duymazsın. Böylece teslimiyetin artar.

Kaderine rıza göstermeyip tevekküle yanaşmadığın sürece ıstıraptan, evhamdan, acıdan kurtulamazsın.  Şeytan zehirdir, ancak Allah, Katından bir rahmet olarak panzehiri de sana işaret ediyor; O’na sığınmak.  Allah’a teslim olmamak ve O’nun iradesine karşı çıkmak şeytanın çarpık mantığıdır. Ve o, fırkasını da kendisiyle birlikte bataklığına sürükler.

Bediüzzaman tevekkül ve teslimiyetin, zorluklara karşı insana güç kazandırdığını söylüyor; “İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş veya canavar eder…  İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saadet-i dâreyni iktiza eder(iki dünyanın saadetini gerektirir).”

Allah’a, O’nun sonsuz büyük gücüne tam teslim olmak kalbinde inşirah meydana getirir. Ne güzel kelimedir inşirah; daha söylerken bile kalbi ferahlatıyor…

… Kendime diyorum ki; “Allah’ı sıkça an. Allah’ı an ki, O da seni ansın.”

Allah’ı anmadığın an zayıf düşersin. O’nu anmak kalbe hoş gelen, lezzetli ve yemek içmekten öte, çok gerekli olan bir şey. Yiyip içerek bedenini beslemeyi unutmadığın gibi, Allah’ı sürekli an ki ruhun beslensin.

Sen Allah’ı unutursan, Allah da seni –zahiren- unutur. “…Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu…” ayetinden öğüt al. Rabbin tarafından unutulmayı göze alabilir misin?…

… Ve kendime diyorum ki; “Senin hiçbir özelliğin yok. Rabbin seni elinden tutmuş götürüyor.

Bediüzzaman’ın dediği gibi; kendi az iradenden vazgeç, İlâhi iradeye işini bırak, kendi güç ve kuvvetinden uzaklaşıp, Allah’ın güç ve kuvvetine sığınarak tevekkül hakikatine yapış.

Yâ Rab de! “Madem çare-i necat(kurtuluş çaresi) budur; Senin yolunda o cüz-i ihtiyarîden vaz geçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum(uzaklaşıyorum). Ta, Senin inâyetin(yardımın), acz ve zaafıma merhameten elimi tutsun. Hem, ta Senin rahmetin, fakr ve ihtiyacıma şefkat edip bana istinadgâh(dayanak) olabilsin, kendi kapısını bana açsın.” (17. Söz)

Fuat Türker