Kategoriler
Aklımdan geçenler Çevre Konuları Deneme Yazıları Kadın ve Erkek Yazıları Kişisel makaleler kompozisyon Psikolojik sorunlar Romansal ezgiler Toplumsal Konular Yazar

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Bu Kenti Aşksızlık Öldürüyor

“sevgilim, sana kanadı kırık bir martı yolluyorum. İster o martının yaralarını sar, istersen kendi haline bırak. Ama unutma günün birinde sen de uçurmak zorunda kalırsın yüreğinden bir martıyı! Unutma, unutulsan da…”

Bir yol var önümde, tam karşımda… Bana bakıyor lambası sönük direkler, bir acayip gün sonundayım. Biliyorum, bu gece kasırgalar kopacak şehrin dört bir tarafından. Ay ışığı sönecek, yıldızlar asılacak gökyüzünde. Ki bu gece, tüm yollar karanlık, etraf ölü bakışlarla örtülü ve sen tam karşımda, girmemi bekliyorsun o yola.

Olmaz sevdiğim, inan olmaz. Yüreğimden dökülen dertler ayaklarıma takıldığı sürece, daha çok sürünüyorum senli yollarda. Öl desen daha kolay biliyor musun? Ölmek zaten her zaman en basiti olmuştur, yaşamanın karşısında. Ta ki son nefesin değerini anlayıncaya kadar; bizde öyle yapacağız görürsün. Ne zaman mıh gibi içimize işleyecek yokluğumuz, o zaman yaşamak isteyeceğiz, koşmak, zıplamak, haykırmak…

Ne sözler verdik, ne yeminlerde göz göze geldik. Gençtik, heyecanlıydık; küçük bir evimiz, bir erkek, birde kız çocuğumuz olacaktı. Tam Yeşilçamlık hayallerimiz vardı. Eğlenip, başımızdan geçen komik anılarımızı anlatırdık. Denize bakar, taş atardık; gün olur öpüşürdük kimseler yokken. Utanırdık, ama bilirdik bir sevgiliyi öpmenin ne demek olduğunu. İlk heyecanımızı hep içimizde taşırdık… Ya şimdi?

Mahallemizde deli bir ağabeyimiz vardı. Herkes deli derdi ona, bende ondan diyordum zaten. “Yaşarken cehennemi görüyorum” diye bağırırdı, sokağımızdan geçerken. Şimdi hatırladım o sözü. Yıllar geçse de unutmamak neymiş, hatırlamak ne denli bir esaretmiş, çok iyi anlıyorum. Yokluğunda var ya hep o üç kelimeyle karşılıyorum hayatı. Görüyorum cehennemi, elimden kayarken cennet!

Bu şehir yalnızlarla dolu, her sokak başında bir aşkın cesedi yatıyor. Her gece sessiz ezanlar okunuyor, binlerce tabut kalkıyor… Anlayacağın şehir ölüyor! Sana saçma gelecek ama bir ben kaldım bu sokakta, onun için gönderiyorum o kanadı kırık martıyı. İstemiyorum bir aşkın ölümünü daha görmek, en çok kendi aşkımın…

Ne olur güzel sevgilim, iyi bakalım birbirimize. Ömrümüzü anlamlaştıracak daha çok hayalimiz yok mu bizim. Öyleyse neden çırpınıyorum bu kadar. Neden sorguluyorum aşkın yokluk halini. Hep senli bir geleceğe inandığım için, her şeyin çok daha güzel olacağını düşündüğüm için. Yoksa elimden başka bir şey gelir mi hiç, sensiz hangi hayal sevimli gelebilir ki bu adama, söylesene?

Elimde bir mum tanesi, yokluğuna inat ay ışığını arıyorum…

Emre onbey

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular

ALLAH KORKUSU

İnsanlar arasında yaygın olan bir inanca göre Allah’ tan korkmak yerine Allah’ ı sevmek yeterli görülür. Bu çarpık anlayış insanı gaflete sürükleyen en önemli nedenlerden biridir.

Allah’ tan korkmak yerine sevmenin doğru olacağını söyleyen bazı insanlar, Allah’ ın Kuran’ da bildirdiği ‘Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.’ (Nahl Suresi, 51) ayetine riayet etmemiş olurlar. Kuran’ da bildirilen tek bir ayete bile muhalif olmak belki de sonsuz cehennem azabını yaşamaya neden olabilecekken, insanın böyle bir gaflete düşmesi büyük hata olacaktır.

Allah korkusu olmayan insan koruyucu zırhını kaybetmiş gibi çıplak kalır. Böylece tüm pislikler üzerine yapışır. Tamamıyla savunmasız kalan ruh şeytanın telkinleriyle her türlü hatayı yapmaya müsait hale gelir. Yapılan yanlışları diğerleri izler ve böylece kişi vicdanının sesini artık duymamaya başlar.

Allah’tan Sakınmayanların Yapabilecekleri Bazı Davranışlar:

– Allah korkusu olmayan insanların çoğu Allah’ın emir ve yasaklarından habersizdirler. Bu yüzden hayatları sadece kendi istekleri doğrultusunda devam eder. Sakınacakları herhangi bir durum yoktur.

– Haram olarak bildirilen günahlara kolaylıkla sapabilirler. Çünkü öncelikle kendi menfaatleri söz konusudur. Örneğin Allah faizi haram kıldığı halde daha fazla kazanmak adına bu yasağı rahatlıkla çiğneyebilirler.

– Daha fazla kazanabileceklerini düşündürdükleri bir konuda hiç düşünmeden yolsuzluk yapabilirler.

– Allah korkusu olmayan insanlar zor durumda kaldığında kolaylıkla hırsızlık yapabilirler. Başkalarının zor durumda kalmasına aldırmazlar, sadece kendilerini düşünürler. Bu tür kişiler bencil ve güvenilmezdirler.

– İnsanlara değer vermezler. Menfaatlerine uymadığı noktada kolayca gözden çıkarabilirler.

– Allah zinaya yaklaşmayın dediği halde kendi nefsini Allah’tan önde tutup kolaylıkla zinaya yönelirler. Eşlerini aldatır ve yalan söylemekte tereddüt etmezler.

– Allah’ tan sakınmayan insanlar anne ve babalarına karşı acımasız davranabilirler. Merhamet sahibi değillerdir.

– Cinayet ve tecavüz gibi suçları işlemekten kaçınmazlar.

– Hayatları sadece bu dünyayla sınırlıymış gibi yaşarlar, ahiretlerini düşünmezler.

– İbadetlerini ileriki yaşlarına ertelerler ya da sadece gösteriş için yaparlar.

– Mallarını ellerinde sımsıkı tutar, yoksula yardım etmekte cimrilik ederler.

Allah korkusundan uzak yaşayan insanların düştükleri gafletten kurtulabilmelerinin tek bir yolu vardır. O da Allah’a sığınmak ve O’ndan sakınmaktır. ‘Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.’ (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bu gerçek açıkça bildirilmiştir.

Allah korkusunu kalbinde barındıran insanlar ise Allah’ın sınırlarını aşmamak için oldukça titiz davranırlar. Çünkü Allah’ın sonsuz azabından ve O’nun rızasını kaybetmekten korkarlar. Yasaklarına ve emirlerine uymaya dikkat ederler. Hiçbir dünyevi istekleri ya da hırsları onları Allah’ın razı olmayacağı davranışlara yöneltmez. Çünkü onlar için hayatın amacı nefislerini tatmin etmek değil sadece Allah’ı razı etmektir. Daha fazla mal sahibi olmanın onlar için hiçbir bir anlamı yoktur. Bu yüzden ihtiyaçlarından arta kalanı infak ederler ve bunu asla gösteriş için yapmazlar. Anne ve babalarına karşı her zaman iyi ve merhametli davranırlar. Ayet gereği ‘öf ‘ bile demezler. Karşılarındaki her canlıya değer verirler çünkü onları Allah’ın yarattığını bilirler. Namaz, oruç gibi ibadetlerini gösteriş için yapmazlar. Tüm ibadetlerinde sadece Allah’ın rızasını düşünürler. Hırsızlık, dolandırıcılık, zina ve yalan gibi şeytan işi pisliklere asla yaklaşmazlar. İnsanların haklarına tecavüz etmezler. Bilirler ki : ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.’ (Ankebut Suresi, 64)

Görüldüğü gibi Allah’a kavuşacağını bilen ve her davranışının ahiretini etkileyeceğinin bilincinde olan bir insanla, kimseye hesap vermek zorunda olmadığını düşünen bir insanın davranışları arasında büyük farklılıklar vardır. Kalplerinin temiz olduğunu düşünen ve bunun yeterli olduğuna kendileri karar veren insanlar, Kuran’ da bildirilen emirleri uygulamaya gerek duymazlar. Ya Allah’ın affedeceğine inanırlar ya da bir süre cehennemde yanıp çıkacaklarını düşünürler. Bu büyük yanılgı insanları cehenneme sürükleyen büyük bir hatadır. Bunun temelinde ise Allah korkusunun olmaması yatmaktadır.

‘Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.’
(Ali İmran Suresi, 24)
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Dalgalar Kıyıya Vurdukça

“sen ne kadar iyi bir insansın! Hiç kimsenin yapmadığını yaptın bana. Benden daha kötü duruma düşmüşken, bana yardım elini uzattın… Şimdi gözümden yaş akıyorsa bu hiç kimsenin dinlemediği derdimi, anladığın içindir. Sen ne kadar iyi bir insansın!”

Kendi oğluna uzak yaşayan bir adamın hikâyesi bu; öyle yazın denizde, kışın kayak merkezlerinde yaşayan insanların hikâyesini hiç benzemez. İstersen hiç okuma! İstersen oku ve düşün neden insanların kaderinin başka insanlar tarafından çiğnendiğini, değiştirildiğini…

Hayat vurmaz insana… Vurulacak kadar güçlü değiliz bu dünyada, çok zayıfız ve hayat her halükarda bağrına basar yaşadıklarımızla. Buna inanmayanlara söyleyebilecek pek bir sözüm yok! Güzel yaşamak, güzel ölmek demektir. Aslında ikisi de aynıdır. İyi insan mutlu ölebilir mi, demek geliyor içimden, ya da hiç dememeliyim mi ne. Kabullenmek zordur ölümü, fakat yaşarken neleri kabullenmiyoruz ki. Kaçımız yenilen hakkımıza sahip çıkabiliyoruz. Kuyruğumuza basılmadıkça, kaçımız yılana sarılıyoruz denize düşünce. Belki de yazmamalıydım bu yazıyı…

Aslında farklı iki adamın hikâyesini anlatacaktım. Ama hayat girdi yine bir taraftan, kaç gündür bekliyordu bu hikâye gözümün önünde, “yaz artık beni” diye gözümün içine bakıyor gibiydi adeta. Ne çok kızıyorum kendime bilemezsiniz. Yıllarca yazamadığım romanım geldi aklıma, kim bilir o ne düşünüyordu benim için. Ve daha hakkını yediğim birçok kişi, nerede-nasıl konuşuyordur arkamdan. O kadar iyi bir insan değilim ben, kaldım ki iyi bir insanın hikâyesini yazayım. Bu sefer çok zorlanacağım, çok…

Günlerdir gökyüzü isyanlarda; fırtınalar azalsa, yağmurlar aşındırıyor toprağı. Ev de artık boğmaya başlamıştı beni, üzerime bir şeyler alıp, gümüş renkli havaya merhaba dedim. Daha kapıdan çıkınca anladım, sanki ilk defa yaşıyormuşum gibi bu hayatı. Üzerime gelen kışın ayazı beni bekliyormuş gibiydi.

Sahile doğru yürümeye başladım, önümde birkaç adım ileride yürüyen garip bir adam vardı. Devamlı söyleniyordu, anlaşılan derdiyle yıpranıyordu. Sahile kadar o önde, ben arkada devam ettik yürüyüşümüze. Hava soğuktu, sahilde kimselerin olmaması normaldi. Artık sahile yaklaşmıştık. Arabasını park eden güzel giyinimli bir adamda yüzündeki hüzünle sahile gelmişti besbelli. Ama benim ne işim vardı o soğuk havada bilmiyorum. Belki de yazmak için malzeme aramama hiç gerek kalmayacaktı. Üç adam birer tur attık sahil boyunca. Denizin havası bir başkaydı, dalgalar kıyıya vurdukça, kayalar aşınıyordu.

…sonra dalmışım küçük bir sandalın çırpınışla ayakta kalışına; meğer bizim iki kafadarlar çoktan sohbete koyulmuşlar. Kader bazen böyle bir şey işte, öyle engel falan tanımıyor. Zengin adamın, fakir biriyle ne işi olabilirdi demek çok yanlış. İnsan bazen hayatta en çok geçmişini arıyor. Huzur başka bir boyut, başka bir rahatlık… Adı yok bunun, olmamalı zaten de. İnsanların konuşabilecekleri, birbirlerine sırtlarını yaslayabilecekleri o kadar paylaşım var ki, hemde neler neler…

Uzaktan izlediğim kadarıyla, sorunları aynı gibiydi. Şimdi bana, nereden biliyorsun başka bir şey konuşmadıklarını diyebilirsiniz. Bir insan gözü yaşlı derdini anlatıyorsa, çaresizliğini dışarı vurmuştur bir kere. Gülecek hali olan adam, o havada orada olamazdı zaten.

Zamanla bir şey dikkatimi çekti. Her ikiside diğerini dinlerken ağlıyordu. Birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, sanki çokta iyi tanıyorlar gibiydi. Onları izlemek bana epey hüzün yüklemişti. Neler konuştukları önemli değildi hiç. Önemli olan birbirlerini yürekleriyle dinlemeleriydi, sanki o anı yaşıyormuş gibi çaresizliklerini vurmaları yok mu, işte bu beni çok duygulandırdı. Dünyanın böyle yürekli insanlara ihtiyacı var, hemde her çağda. İnsanların statüsü ne olursa olsun, çoğu zaman dertleri benzer oluyor. Ve insan en yakınından bulamadığı çözümü, hiç tanımadığı bir insanda da bulabiliyor. İşte yaşamı anlamlaştıran olaylar böyle gelişiyor.

Bu her şeyleri farklı iki onurlu insanın, aynı olan yüreklerini yazmak bana onur veriyor. Bu zamanda da böyle insanların yaşıyor olmalarını görmek çok güzel. Aslında insan olmanın da zamanı yok, yeter ki karşındaki kişiyi dinlemesini bil, inan öğreneceklerinin sonu yok.

Hava daha da esmerleşiyordu. Güneş zaten yoktu, deniz coştukça coşuyordu. Sonra bende o iki güzel insanın arasına dâhil oldum. Aralarında geçen konuşmaları nihayetinde öğrendim. Ama bunu anlatmayacağım tabi ki. Ama ikiside haklıydı, ikiside cefakâr babaydı! Birbirimize telefon numaralarımızı verdikten sonra ayrıldık. Eve hızlı yürüyerek geldim ve tek yaptığım şey, babamın elini öpüp onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek oldu!

Hayatıma anlam katan o cesur iki adama çok şey borçluyum. Bir ömür boyu sürecek pişmanlığımdan onların sayesinde kurtulmanın inanılmaz hafifliği var üzerimde. Şimdi benim onların yanında ne işim vardı, daha iyi anlıyorum. İnsan, insana hep muhtaçtır ve muhtaç olacaktır da. Çünkü dünya ortak bir yaşam alanıdır. Sorunlarımız o kadar benzer ki ve bunun çözümü de çok uzaklarda değil. Bir tebessüm, bir sıcak merhaba bazen her şeyi hallediyor.

Olurda bir gün içiniz hüzünle dolarsa, kendinizi sokağa bırakın ve yaradana değin ki “ Allahım emanetin senindir, huzura götürsün beni bu ayaklarım, bu gözlerim güzeli görsün ve bu yüreğim dengini bulsun!” gerisi çok önemli değil. Önemli olan gittiğiniz yerin sıradan olmadığını bilmek… Yaşadığınız yer deniz kenarıysa eğer, en kötü havada dışarıya çıkmanızı tavsiye ederim. Nedenini gidince anlarsınız.

İyi insanlar hep aynı yerde mi buluşurlar? Evet, her koşulda ve her yerde…

Emre onbey

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Türk Sineması Videolar

Dersimiz Atatürk yeni fragman HD

Merhaba arkadaşlar bugün sizlere yakında çıkacak olan Dersimiz Atatürk filminin fragmanını aktaracagım. Fragman beni çok etkiledi öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

Şu Çılgın TÜRKLER”in yazarı ünlü tarihçi Turgut ÖZAKMAN’ın yazdığı Dersimiz Atatürk Filminin başrol oyuncuları ise Halit ERGENÇ ve Çetin TEKİNDOR. Fragmandan çok etkilendiğimi belirtmek istiyorum tekrar. Eski dönemde Atatürk ve Türk askerlerinin başarılarını anımsıyor, hatırlıyorum bir nevi. 10 binlerce şehit verdik, Atatürk ismi bu şehitlerimizin ve anılarımızın bir nevi tek ismi oldu. Bazı kişiler Kurtuluş savaşı, çanakkale savaşlarının zaferlerini kutladığımızda, Neden hep Atatürk diyor bir tek o mu savaştı diyor. Ancak bilmedikleri bir şey var. Biz Atatürk’ü anarken Şehitlerimizi, gazilerimizide anıyoruz. Atatürk demek sadece komutan, yada kahraman demek değildir. Atatürk demek Bu ülkesi için şehit olan, her Birey için verilen bir unvandır. Mustafa Kemal Atatürk ise bizim baş komutanımızdır. Onu anıyorsak sadece bir kişiyi değil, onun yanında Tüm Türk askerini ve Türk askerinin yanında canlarını feda eden diğer halklara mensup kişileri anıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, sadece kendi şehitlerimizi de değil, düşmanın verdiği şehitleride anıyoruz.

Tek bir ülkede insanca ve kardeşçe yaşamak artık bu Türk halkının ve dost halklarının hakkıdır. Ülkede ki Kürt tartışmalarının bitmesi dileğiyle fragmanı izlemenizi şiddetle rica ediyorum..

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Allah’a Yakınlaşmak

“Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren” Allah, insana şahdamarından yakındır. O insana bu kadar yakınken, insanın uzak olması ne büyük hatadır. Nefsinin bencil tutkularına takıldığı oranda insan şeytana yakın, Allah’tan ise o kadar uzaktır. “Ben” diyen kişi zalimleşir, kendisine zulmeder, kendi elleriyle kendisini cezalandırır/mahveder ve ona kapılar açılmaz. Onların “kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.”

Oysa insan Allah’ı aşkla sevmek için gelir dünyaya. Aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya, Allah’ın rızasını yaşamaya, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya; Allah’a kul olmaya gelir.

Güzel söz söylendiğinde Allah’a yakınlık artar. Güzel söz söylemek mümine özeldir. Sözün güzel olanını söyleyen insan Allah’ın tecellisini üzerinde görür. O’nun güzel isimleri insanda ne kadar tecelli ederse, kişi Rabb’ine o kadar yakınlaşır.

İnsan ruhundaki sevgiyi öldürmüş durumda. Ruhundaki ölüyü diriltmesi, o sevgiyi açığa çıkarması gerekli. Asıl olarak da, Allah aşkını ve Allah korkusunu içi titreyerek hissetmeli. Allah aşkını yaşayan insan dünyanın ve ahiretin tüm güzelliklerine kavuşur. Allah’ın hoşnutluğunu kazandığında da, şeytanın kontrolünden çıkar; artık Rabb’i yönetir insanı. Kalbini tam olarak Allah’a teslim eden insan, Allah’ın yönetimine geçmiştir. Tam bir teslimiyetle teslim olmak,  sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşamaktır…

İnsan Allah’ı anmadığı, O’ndan uzak olduğu an zayıf düşer. Kur’an’da “…isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 36) ayetiyle “Allah’ın nuru”nun, isminin yüceltilmesine izin verdiği evlerde olduğu ifade edilir. Allah’ın Kendisi’nin anılmasına izin vermesi çok önemlidir. O zaman Allah Kendisi’ni ananla birliktedir. Allah’ı çok anan ve hatırlatan olunmalıdır…

İki kişi konuşurken üçüncüsü Allah’tır, üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah’tır. Allah sinelerin özündekini, gizlinin gizlisini bilir, her konuşulanı duyar, insanın her anını görür,  içinden geçen her düşünceyi bilir. Uyanıkken, uyurken, yürürken, konuşurken, tek başına kaldığını zannettiği anda da Rabb’i hep yanındadır.

Allah hastalık verir; kulu teslim olsun diye, bela verir. Müminin ayaklarının yere basması için dertler verir. Bunların tümü Allah’ın lütfudur aslında. Hastalık verir Allah, Kendisi’ni hatırlatır. Bu sürede hep Allah’ı hatırlar kul, Rabb’ine yakın olur, kalbin tatmin bulur.

İnsan ölümcül hastalığa yakalanmış ruh haliyle Allah’a yakın olmalı. O zaman ne almayı düşündüğü arabanın,  ne de kariyerinin önemi kalır. Hiçbir engel Allah’a kul olmaya engel olamaz…Ve insan için Allah’a yakınlaşmada bir sınır yoktur.

Ancak şeytanın vesveselerine ve kışkırtmalarına uyan insan, şeytanın kardeşi olmuştur ve Allah’ı anmayan bu insan, şeytan onu nereye sürüklerse oraya gider.

Rabb’ine sığınan samimi mümin ise, hızla akan bir nehirde akıntıya kapılıp sürüklenmeyen bir yaprak gibidir. Ara sıra akıntının şiddetinden sarsılsa da, güçlüdür, sürüklenip gitmez. Allah’la kurduğu yakın ve kesintisiz bağlantı, ahirette de onu kıyamet gününün korkusundan ve sonsuz azaptan kurtarmaya vesile olur.

Allah’tan uzak yaşayan kişi bir nimet kaybı, eksiklik ya da zorlukla karşılaştığında, bunun Allah’ın imtihanı olduğunu düşünerek güzel ahlak göstermez. Dünya hayatındaki sayısız güzellik ve nimeti kendisi için yaratanın Allah olduğundan ve ‘o gün’ kendisine ulaşan nimetlerin tümünden sorgulanacağından gaflettedir. Oysa yakın olmayı reddettiği Rabb’ine ‘tesbit edilmiş o günde’ kavuşacaktır, kesin olarak kavuşacaktır…

Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tesbit etmediğimizi sanmıştınız değil mi? (Kehf Suresi, 48)

 Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ülkemin Güzel Milletvekilleri…

Bizim ülkemizde baş ayağa hükmeder. Amir memura, vekil polise emreder. Sözünü geçiremezse tutar birde küfreder.

Aslında gündemi takip edenler neden bahsedeceğimi anlamıştır ancak ben hemen bir açıklama yapayım.

Ülkemizde şuan iktidarda bulunan Ak Partinin Elazığ Milletvekili Ankara sokaklarında aracı ile gezerken polis tarafından aracı durduruluyor ve şoföre alkol testi yapılmak isteniyor.

Bu sırada araçta bulunan Milletvekili Fevzi İşbaşaran kendisinin milletvekili olduğunu, şoförüne alkol testinin yapılamayacağını belirtiyor. Bu iddia üzerine polisler milletin vekili olan kişiden kimliğini göstermesini istiyorlar.

Buraya kadar normal bir durum. Çünkü ülkemizde her başta olan kendisine köle olunmasını ister. Aracıyla yolda giderken insanların saygıyla yoldan çekilmesini, ayağını araçtan atarken halkın önünde paspas olmasını arzular.

Ego mu dersiniz, cehalet mi dersiniz bilinmez ancak o koltukları ne kadar hak ettikleri tartışılır.

Neyse gelelim konumuza. Polisin kimlik sorması ile çirkinleşen milletvekili ağza alınmayacak küfürler etmeye başlıyor. Tabi bu sırada kayıtta olan bir cep telefonu tüm bu anları tek tek yakalıyor.

Kendinin milletvekili olduğunu, önünde hiçbir engelin olmadığını sanan kişi önce polislere bir güzel küfür yağdırıyor. Ardından da trafiği kapatması için şoförüne emir veriyor. Amacı Emniyet Müdürünü olay yerine getirerek orada görevini yerine getiren polislere gözdağı vermek ve kendi tabirleri ile sürgüne göndermek.

Öyle ya karşısında bir milletvekili var ve bizim polis ondan kimlik sorma gafletine düşmüş. O polisin yeri olsa olsa doğuda en ücra kasabadır.

Bu sırada trafik felç olunca olay yerine halkta geliyor. Milletvekili aracı çekip trafiği açmayınca tartışmalara halkta katılıyor ve onlarda ağızlarının paylarını alıyorlar. Sanki karşılarında Türk halkını temsil eden biri yokta küfürbazlar kralı var.

Peki sizce yakıştı mı? Bırakın milletvekili falan olmasını. Bir insana yakışan hareketler mi bunlar.  Bence değil.

Gerçi orada halktan biri olsa ağzını açamazdı. Polis işlemi yapar suçlu bulursa para cezasını basardı. Ama bizim malum şahıs kendisini devlet olarak nitelendirdiği için kimse bu tarz bir düşünce içerisine giremiyor.

Oldu olacak kendisini de sürsün. Hem de ücra bir kasabaya değil. Ücra bir gezegene.

Hani seçip koyuyoruz ya meclis denilen yere bu gibi insanları. İşte benim içim acıyor bunları görünce. Bir bakıyorum Osmanlı Zamanındaki devlet adamlarına birde bakıyorum bunlara.

Bir zamanlar devlet adamları kafa patlatırmışlar ülke daha iyi bir yere gelsin diye, şimdi ki devlet adamları kafa patlatıyorlar kendilerine daha fazla şan, şöhret, para, ceylan derisi koltuk verilsin diye…

Fevzi İŞBAŞARAN
Fevzi İŞBAŞARAN
Kategoriler
Php fonksiyonlari

Php ile Dosya Çekme ve İndirme (CURL)

Dersimiz Php ile Dosya Çekme ve İndirme. Php de CURL Yöntemini kullanacağız ve bu yöntem ile bir çok konunun başlangıcını anlamış olacaksınız. İlerde sizde ciddi konularda haber, video, resim botları hazırlayabilir, daha gelişmiş sistemler için girişler, 3. parti yazılımlara bağlanmak için ara scriptler yazabilirsiniz..

Şimdi bir çok kişinin başlaması için güzel bir örnek hazırladım bir kaç dokümanla beraber çok güzel bir şekilde düzenledim. Canlı olarak denedim, test ettim sorunsuz şekilde istediğimizi yerine getirecek bir başlangıç scripti oldu. Neler yaptığını ve nasıl yaptığını bir kaç maddede toplayalım.

Neler yapar ?
* url adresi belli, resim yada dosya yi karşı taraftan kendi sunucunuzda istediğiniz bir klasöre çeker, indirir.
* çekmek istediğimiz dosyanın ismini rastgele sayı ile benzersiz şekilde kaydeder.
* çektiğiniz dosyanın yolunu ve kaydedildiği yeni ismini ekrana yazdırır.

Nasıl yapar ?
* Url ile get metodu kullanarak dosya adresini yazıyoruz ve gerisini kodlarımız hallediyor :)

Nasıl kullanılır ?
Urlde aşağıdaki örneği kullanmanız yeterli:

http://www.DOMAIN.com/kodsayfaniz.php?v=Dosya_Adresi

Php ile Dosya Çekme ve İndirme ( CURL )
Php ile Dosya Çekme ve İndirme ( CURL )

Ve sirada Kodlar var:

Kodlari Php kodlarinin Arasina ekleyiniz.

$linkcik=$_GET['v']; // Adres satirindan dosya yolunu aliyoruz ve degisekene atiyoruz. 

// Bi kisimdan dosyamizi cekecek fonksiyona giris yapiyoruz.
function dosya_indir($link,$name=null)
{

$link_info = pathinfo($link);  //Yol bilgilerini deðiþkene atýyoruz.
$uzanti = strtolower($link_info['extension']); //Dosyanýn uzantýsýný deðiþkene atýyoruz.
$file = ($name) ? $name.'.'.$uzanti : $link_info['basename'];
$yolcuk = "dosya/".$file; // Dosya/ buradan cektigimiz dosyanin kaydedilecegi yeri seciyoruz, sonunda / isareti olmak zorunda ve klasorun yazma izni (777) olmali.

$curl = curl_init($link);
$fopen = fopen($yolcuk,'w');

curl_setopt($curl, CURLOPT_HEADER,0);
curl_setopt($curl, CURLOPT_RETURNTRANSFER,1);
curl_setopt($curl, CURLOPT_HTTP_VERSION,CURL_HTTP_VERSION_1_0);
curl_setopt($curl, CURLOPT_FILE, $fopen);

curl_exec($curl);
curl_close($curl);
fclose($fopen);

}

//cekme islemi bitti sira diger kisimalarda.

$rasgele_sayi = rand(1,10000000); // Rastgele sayi olusturup, degiskene atiyoruz.

dosya_indir($linkcik,$rasgele_sayi); // ilk satirda get metodu ile aldigimiz linki degiskene atamistik, burada url adresini ve bir onceki sayirda random sayimizi ekliyoruz, inecek dosyayi ve ismini belirliyoruz.

// islem tamamlandi dosyalar cekildi, simdide cekilen dosyayi ve yeni ismini ekrana yazdiralim..
echo "Cekilen dosya baglantisi: ".$linkcik;
echo "

Yeni dosya ismi: ".$rasgele_sayi;

// Bitti: By kuaza dan sevgilerle. Makaleci.com sitesi okurlarina saygilar..

Ben kodlara aciklamalari yazdim, anlamadiginiz yer olursa yorum olarak yazin guncellerim yaziyi..

Kategoriler
Genel Müzik Konuları Günlük hayat İnternet Dünyası Türkiye üzerine Videolar

OnuR Koç – Candamarımsın

Merhaba arkadaslar, amator arkadaslari tanitmaya devam ediyorum. Bu seferki sarkicimiz Trabzon farozlu, benimde buyudugum yerlerden, ismi Onur Koç. Gayet guzel bir ses tonu var, gitari o derece iyi kullanmasi bence onur’un en buyuk artisi oluyor. Sanirim bu yetenegini sarki kluplerinde kullaniyor, yari profesyonel sayilir. Internette bir cok sarkisini dinledim, hankisini konuya eklesem diye, karar veremedim. Hepside guzeldi. Iclerinden birini secip bu yazinin ustune ekliyorum. Isteyenler icin Facebook.com Hayran sayfasindan kisiyi daha iyi taniyabilir, hayran olarak ekleyebilir. Youtube ye erisimi olan arkaslarda buradan diger videolarina ulasabilirler. Bundan sonraki yasaminda kendisine basarilar diliyorum ve asagiya Onur Koç ile ilgili hayran sayfasinda yer alan kendisi hakkindaki kisa bir bilgiyi ekliyorum.

OnuR Koç Kimdir?

OnuR Koç
OnuR Koç

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Öğrenci Konuları Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Osmanlıda Askeri Eğitim

Osmanlı Devletindeki Kapıkulu ordularının içerisinde çok sayıda ocaklar bulunuyordu. Her ocak uzmanlaştığı bölümde kendi eğitimini vermekteydi. Devşirme sistemi uygulanan Acemi ocağına alınan kişiler Türk ve İslam geleneklerine uygun şekilde eğitilir ve yeterli eğitim uygulandıktan sonra Yeniçeri ocağına geçirilirdi. Yeniçeriler her zaman padişaha yakın yerlerde konaklarlar ve savaşa her an hazır durumdaydılar.

Osmanlıda Askeri Eğitim
Osmanlıda Askeri Eğitim