Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Mutluluk anlarımız Toplumsal Konular

Yankı!

”Hayat daima sana, senin ona verdiklerini geri verir” dedi. Öğretmen ve elindeki kitaba, bir ayraç koyup kapattı.Zil çalmış, herkez kendi doğrultusuna doğru yol almaya başlamıştı.Ben sıramda, taş kesilip kalmıştım.Kalkmalı  o hiç istemediğim evin yolunu tutmaya çalışmalıydım.Öğretmenin, yaşam hakkında verdiği örnek öle etkilemiştiki beni, aklımdan çıkaramıyor , kendi hayatıma endekslediğimde ise, hiç bir anlam veremiyordum.Yankı demişti, yankı ??Evin yolunu tutmuş gidiyordum.Edebiyatı hiç sevmesemde, yeni gelen bu öğretmene olan zaafım bana dersi dinlettiriyordu.Dersin bir anını kaçırsam, sanki öğretmenimin gözünden düşeceğim, endişesiyle her anını beynime, kazıyordum.İnsan, hayatta üç şeye hemen teslim olur.Bir annesi, iki acısını dindirecek doktoru, üçüncüsüde bağlandığı öğretmeni.Eve yaklaşırken, hikayeyi tekrar tekrar kafamda canlandırıyordum.

”Bir abi ve kardeş dağda yabani ot toplarlarken, ufak kardeşin ayağına diken batıyordu. Büyük bir acıyla bağıran küçük ” ahh ” diyordu.Sonra bir ”ahh ” sesi daha geliyordu.Küçük şaşakınlıkla sen kimsin? diye bağırdı.Aynı ses tekrar ” sen kimsin? ” dedi.Bu kez, kızdı küçük ”sen bir korkaksın ” dedi.Aynı ses ona ”sen bir korkaksın” diye döndü.Abi, kulağına eğilerek ”çok cesursun ”de dedi.Küçükte yaptı ve aynı cevabı almıştı. ”Çok cesursun ”  abi gülümsedi: ”Buna YANKI denir.Aslında hayat budur.Hayat, daima sana, senin ona verdiklerini geri verir.”Öğretmen, öyle yalın anlatmıştı ki bu hikayeyi, sanki herkez biliyomuşta bir ben bilmiyordum.

Peki bana neden, haksızlık yapmıştı hayat.YANKIM bumuydu?Eve gelmiştim zili çaldım.Sevgili annem, her zaman ki gibi  el yordamıyla bulduğu kapıyı epeyce geç açmıştı.Küçükken, acımasızda oluyor insan, defalarca bu kapıda zili çalıp hiç ses çıkarmadan beklemiştim.Annem yüzüme bakıp ” kim o, kim o ”diye defalarca seslenir hiç ses çıkarmadan beklerdim.Annemin yüzünde ki, endişeyi görür  ama tekrar, tekrar yapardım.Zifiri karanlığına haps olmuş ANNEM, beni hep güler yüzlü karşılardı.Yüzü parlak, çehresinin her ayrıntısı çok güzeldi.İri siyah gözleri, uzun kirpileri yay gibi kaşları vardı.Küçücük burnun üstünde. Uzun düz,  gece gibi simsiyah saçları vardı.Çook çekmişti garibim.Çektikleri tek tek mısralara dökülse, belki en klasik türk filmi senaryosu olurdu.O senaryo hiç olmasın  kalsın…

En çok istediği şey ben, yani bir çocuktu.Olmuştu. Hiç göremedi bana hep dokunurdu.Kendi aksini göremediği gibi.Ne diyebilirim ki; örgü örerdi, yemek yapardı,hamur açardı,dikişlerimizi eline belki defalarca batan o hain iğneyle dikerdi, ütü yapardı benim annem.Ben evlattım, herkez kadar.O  anneydi herkez den öte.Dışarı nerdeyse hiç çıkmazdı.Kalk gezelim derdim. Hep bir bahanesi hep işi olurdu.Bilirdim, anlardım kendince annelik yapar, beni yormak istemezdi.En büyük hayali denizdi.Deniz büyülerdi, annemi çok deniz resimleri yapmıştım kahretsin ki, resimler dokununca anlaşılamıyor.O ÇOK İSTEDİĞİ YELKENLİ, ÜSTÜNDE ANNEM, DOKUNUNCA HİSSEDİLMİYOR.

Onbir sene oldu, gece saçlım gideli. Uzun kirpiklim.Tenimin klavuzu.Onbir onsuz geçen sene.Öyle şanslısınız ki!… Koltuğunun altına girdiniz annelerle bakışabiliyor, bakışlarınınız birbirine çarpabiliyor.O bakışlarla ne ortak şeyler paylaşabiliyorsunuz.Büyük  kocaman, helede geri dönüşü olmayan, kelimeleri sevmiyorum. ”AHH” diyorum, ama  ”AHH”diken batarcasına ayağıma, hatta yararcasına ayağımı:Hayat, ne verdim ki? sana ben,YANKIN bu kadar karanlık, karanlığının ömrüde bu kadar kısa  oldu?….YANILDIN MI YANKI ?…

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Karanlık Bir Limandı Uğradığımız

Aslında söylenecek çok söz var, söylenilenlere bakıldığında!

Amaçsız savaşlar, yer yer çatışma ortamları, sudan sebeplerle çıkan kavgalar, içme suyu için değil hemde belki de vakit erken. Başı kesilerek öldürülenler, kesilmemiş başların hesabını yapanlar, namı değer başını yiyenler. Dün öğrendikleri kavramların ardına sığınıp riyakarlık yapanlar, kavram üzerine kafa yorup dar kalıplara hapis olanlar, boş hesaplar uğruna hapise girip, kendisini kader mahkumu sınıflandırmasına dahil edenler. İdeolojiyi silahın tetiğinde arayanlar, can yakmak adına o silahı belinde bulunduranlar, heybelerinde silah gibi etkili sözcükleri bulunanlar. Bir lokma ekmek uğruna hayatlarını heba edenler, heba olmuş ailelerini ziyafetle bile bir araya getiremeyenler, tek ziyafeti huzurda bulanlar. Sarılar, kumrallar, siyahiler. Kimler? Bizler veya onlar. Fark edecek ne var ki. Herkesin yaşantısından bir damla kesit. Bulanlar, olanlar tarzı sözcükler ile bitirdiğim cümleler dizisini, kendi vicdanınıza, yaşantı ve görüşünüze uygun olarak çoğaltmanız için sizlere bırakıyorum. Şimdiye dek yaptıklarınızı düşünme, yapacaklarınızla muhakeme edebilme hakkınız var. Yani birçok insanda belki de bulunmayan seçenek tercih etme şansınız. Şu kısacık hayatta, doğru tercihlerde bulunsanız, doğru tercihlerde bulunsak fena olmaz mı ne dersiniz? Saygılarımla…

İnsanlığımızdı oysa ki, karanlık bir kuytuda kaybettiğimiz.
Biz limanda demirleyen gemilerden ibarettik.
Hayat liman olmayı beceremedi.
Ta ki biz yaşamayı iyi bilirdik.
Bulanık sular üzerimize yürüyene kadar.
Gözlerimiz umudun yolcusu.
Yolculuklar hep aynı yere,
Yani daimi.
Var olmayan şarkılarda yitirdik benliğimizi,
Hep bir şarkı tutturdu dilimiz,
Bizden olmayan.
Ezber kalabalığında boğulduk..
Hep bir sorgu,
Dün,bugün ve yarın.
Neyin uğruna bu aldanışların.
Heybende bir dünya yalan.
Kasma, dökülecek zamanı geldiğinde kırıntıları elbet içinde kalan.

İnsanlığımızdı oysa ki, karanlık bir kuytuda kaybettiğimiz.
Biz limanda demirleyen gemilerden ibarettik.
Hayat liman olmayı beceremedi.
Aslında hep bilindik şeyler.
Ben sen ve o üçlemesi.
Ha bir de biz, siz ve onlar.
Evet hep onlardı umudun yolcusu.
Biz ise hep kaçıncı şahıstı karmaşalarında kaybolduk.
Karamsar olmayı öğrendik sonra,
Yani bizler.
Bizler birinci çoğul şahışlar.
Değerimiz Türkçe derslerinde bilindi.
İsmimiz geçti sınav kağıtlarında.
Biz sınavı hep ölüm kalım meselesi olarak görürdük,
Oysaki en büyük imtihanın yaşamak olduğunu zamanla öğrendik.
Biz ki yanlış uğraşların müdavimleri.
Hep bir doğru arayıp durduk üç yanlış içinde.
Halbuki üç doğru bir araya gelmeyi ah bir becerebilseydik…

İnsanlığımızdı oysa ki, karanlık bir kuytuda kaybettiğimiz.
Biz limanda demirleyen gemilerden ibarettik.
Hayat liman olmayı beceremedi.
Keşkelerimiz vardı bir zamanlar, sadece bizim bildiğimiz yerlerde saklanırlardı.
Ne zaman bir kulp bulsak, sarılırdık imha olmuş keşkelerin boynuna.
Birden ellerimiz karardı sonra.
Sarıldığımız bahanelerin kaybolduğunu fark ettik.
Aynada baktık sonra şöyle bir yüzümüze.
Yıllar neler götürdü diye benliğimizden.
Tanıyamadık sonra.
Yani kendimizi.
Var olan biz değildik.
Neredeydi o zaman birinci çoğul şahıs kişileri.

İnsanlığımızdı oysa ki, karanlık bir kuytuda kaybettiğimiz.
Biz limanda demirleyen gemilerden ibarettik.
Hayat liman olmayı beceremedi.
Bir matematik defterinde unuttuk hayatın kimyasını.
Karmaşık sayılar karmaşasında bütünlemeye çalıştık eksik kalan yanımızı.
Ve hayat hep Yabancı dil kıvamında sunuldu önümüze.

Biz ki gezilmemiş diyarlar, görülmemiş hayaller gişesinde en ön sırada bulunanlar.
Kanat çırpmayı denedik yüzemediğimiz okyanusların semasında.
Uyandığımızda kanatlarımız yoktu,
Hüzün yumağıydı aslında duran, boylu boyunca öylece karşımızda.
İplik olmayı denedik sonra.
Geçirdiler ilmiği.
Kurbanlık koyun misali adandık sonra.
Ne gözümüzdeki yaşa baktılar,
Ne gidebildik sadece bizim koşabileceğimiz kırlara.

İnsanlığımızdı oysa ki, karanlık bir kuytuda kaybettiğimiz.
Biz limanda demirleyen gemilerden ibarettik aslında,
Dedim ya;
Hayat liman olmayı beceremedi…

(Fırat DURMAZ)