Kategoriler
İslam Dini

Şirkin En Tehlikelisi: Gizli Şirk

İnsan her şeyin Allah’ın kontrolü altında olduğunu hiç bir zaman aklından çıkarmamalıdır. Halis bir iman sahibi olmak istiyorsak bu konu üzerinde çok ciddi düşünmeliyiz. Çünkü Rabbimiz de, Kendisi’ne gönülden katıksızca bağlı olmamızı istemektedir.

‘Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, Kendisi’ne katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Rad Suresi, 27)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, Rabbimiz bizden müşriklerden olmamamızı, O’ndan korkup sakınmamızı, gönlüden katıksızca Kendisi’ne bağlı olmamızı istemektedir. Bu isteklerini yerine getirenleri de dosdoğru yola ileteceğini bildirmektedir.

Rabbimiz’in dışında yardım istenecek başka bir güç yoktur. İnsan bunu biraz düşünse, ne kadar aciz olduğunu idrak etse, tek güç ve kuvvet sahibinin Allah olduğunu anlayacaktır. Gözle görülmeyen en küçük varlıktan, uzayda hareket eden bütün gezegenlere kadar her şey, Rabbimiz’in kontrolü altındadır. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalar da bunun kanıtıdır. Vücudumuzda ki tek bir hücre bile Allah’ın bilgisi dışında hareket edemez. Bedenimiz diye sahiplendiğimiz vücudumuzda hücreler, enzimler, proteinler, kalbimiz, beynimiz en küçüğünden en büyüğüne hepsi Allah’ın kontrolündedir. Bizim tüm bunları kontrol edip yönlendirmeye hiç bir zaman gücümüz yetmez. İşte insan bu kadar aciz bir varlıkken, müstağni olup Allah’a şirk koşması çok büyük vicdansızlıktır. Olayların Allah’tan bağımsız ( Allah’ı tenzih ederim) meydana geldiğini düşünen insan bu gafletten hiç bir zaman kurtulamaz.

Halbuki Allah, tek bir yaprağın bile Kendi izni olmadan düşmeyeceğini ayetle bildirmiştir.

Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

Ayette herşeyin apaçık bir kitapta yazılı olduğu da bildirilmiştir. Yani hayatımız boyunca yaşayacağımız iyi ya da kötü tüm olaylar Allah katında yazılıdır. Bu bizim kaderimizdir. Kader konusunda da insanların doğru olmayan anlatımları vardır. Genel kanı, bizim bir cüz’i iradeye sahip olduğumuzdur. Yani az da olsa kendi kendimize karar verebilme yetkimiz vardır. Ama Allah ayetlerinde böyle bir cüz’i iradeden bahsetmemektedir. Aksine, tüm iradenin Kendisi’ne ait olduğunu bildirmektedir. Yani bizim cüz’i irademiz de Allah’a ait olan külli iradenin içerisindedir.

…. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. (Ahzab Suresi, 38)

Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)

Çok açık anlaşılıyor ki, her şey Allah’ın takdir ettiği, beğendiği bir kader ile yaratılmıştır. Bu bizim için çok büyük bir konfordur. İnsan eğer gönülden katıksızca Rabbi’ne bağlı olursa, hayatı boyunca yaşadığı, zahiren zor gibi görünen tüm olayların bir hayırla yaratıldığını bilir. Sıkıntı ve üzüntüye kapılmadan Allah’a teslim olur. Çünkü iman eden kişi bu dünyada zorluklarla da imtihan edileceğini bilmektedir.

Allah kullarını denemek için yarattığı imtihanlarla da samimi olanla, samimi olmayanı birbirinden ayıracaktır. İnsanlar burada da şöyle bir hataya düşmektedir. “Madem her şeyi Allah yarattı, iyi insanla, kötü insanı bilmiyor mu?” ( Allah’ı tenzih ederim.) Tabi ki Allah yarattığı kulunu kendisinden çok daha iyi tanıyor. Allah bize şah damarımızdan daha yakın olandır, nefsimizin bize ne tür vesveseler verdiğini bizden daha bilmektedir, sinelerimizde saklı olanı, gizlinin gizlisini de bilendir. Fakat bir ilimle bizleri imtihan etmektedir ki, ahirette Rabbimiz’in huzuruna çıktığımızda yaptığımız iyi ya da kötü amellere kendimiz de şahit olacağız. Bu yüzden şeytanın bir aldatmacası olan cüz’i irade gibi bir irademiz olduğu düşüncesine kanmamalıyız. Şeytan insanları böyle bir düşünceyle şirk koşmaya yönlendirmektedir.

Allah’ın kendisi için takdir ettiği bir kaderi yaşayacağını bilen insan, sadece Allah’a rağbet eder, Allah’a güvenir. Allah’ın kendisi için belirlemiş olduğu kaderden de kalben razı olur. Allah’ın dışında hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Zahiren zor gibi görünen bir olayla karşı karşıya kaldığında, uygun olmayan bir tavır göstererek, şirk koşmaktan kaçınır. Kendisi için neyin daha hayırlı olduğunu, en iyi Yüce Allah’ın bileceğinin şuurundadır.

… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Halis bir iman sahibi olmak istiyorsak, gün içersinde ya da yaşamımız boyunca karşılaştığımız her zorlukta Allah’ sığınmalıyız. Rabbimiz’e sürekli dua etmeliyiz. Saf, katıksız bir imanın önündeki engellerden birinin gizli şirk olduğunu unutmamalıyız.

… Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir ecir verecektir. (Nisa Suresi, 145-146) 

Kategoriler
İslam Dini

Toplumda Yerleşik Kur’an Dışı Sözler-II

Toplumda yerleşmiş ancak dine tamamen aykırı olan sözleri açıklamaya devam ediyorum. Yazacaklarım nedeniyle Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim.

Birçok insan doğumu ve ölümü Allah’ın belirlediğine, insanı zorluktan kurtaranın ya da şifa verenin Allah olduğuna inanırken, günlük hayatta yaşananların Allah’tan bağımsız geliştiğini düşünür.  “Allah’ın hiç işi kalmamış da -haşa-bu ufak şeylerle mi uğraşıyor” der kimileri. Oysa evrendeki küçük-büyük her detay, insan yaşamındaki her an, her yeni olay Allah’ın dilemesiyle, O’nun üstün aklıyla ve O’nun belirlediği şekilde meydana gelir.

 Örneğin sıcak çaydanlığın devrilmesinin Allah’tan bağımsız bir olay olduğunu söylerken, aynı çaydanlıktaki kaynar suyla eli yandığında olayın kaderinde olduğunu düşünmesi kişideki mantık çöküntüsünü gösterir. Yaşanan olay -boyutu her ne olursa olsun- kaderde olandır. “Kaderini yendi” ya da “kaderini değiştirdi” gibi sözler de bu bilgiden yoksun kimselerin söyledikleri cehalet dolu sözlerdir.

“Allah ona çok veriyor bana ise şu kadar veriyor. Bu -haşa- adalet mi?” demek, sonsuz adil olan Allah’ın adaletini sorgulamaktır. İnsan imtihan amacıyla dünyadadır. Ve Allah kimi kulunu varlıkla kimini de yoklukla sınar. Dahası varlıkla sınanmak insanı daha fazla zorlar.

“Ben bu kadar iyilik ve hayır yapıyorum ama yine de bütün belalar beni buluyor. Her çeşit kötülüğü yapan da rahat rahat yaşıyor; bu nasıl adalet” gibi sözler de dünya hayatındaki imtihanı kavrayamamış kişilerin sözleridir. Tüm bu düşüncelere en güzel cevap yine Kur’an’dan gelir: Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi, 85)

“Günahın benim boynuma” sözü de sıklıkla duyduğumuz bir söz. Kimin ağzından çıkarsa çıksın, gerçekte şeytanın fısıldadığı bir cümle. Kur’an’ın bildirdiğine göre ise kimse bir başkasının günahını yüklenemez.

“Allah’ın sopası yok” -haşa- sözü de sanırım söylenen sözlerin en cahilce olanlarından. Saniyelerle süren depremlerde beton blokları sallayan, yerle bir eden, volkanları patlatan ancak tümünü imtihan amacıyla ve hikmetle yaratan Allah’ın sonsuz gücünü gereğince takdir edememenin sonucudur bu söz.

“Üzerimde nazar var, sürekli başıma birşey geliyor?”, “Neden belalar hep beni buluyor?”… Bu sözler, dünya hayatının gerçeğinden gaflette olan kişilerin yaşadıkları zorluklar karşısındaki ifadeleri. Dünyanın ve insanın yaratılış amacı imtihandır. İnsan imtihan olarak Allah’a bağlılığını kanıtlar. Allah’ın hoşnutluğunu kazanma yolunda çektiği çilelerle insan eğitilir, imanı olgunlaşır.

Ya da tam aksine, “Ben Allah’ın sevgili kuluyum. Olmasam bana bu kadar güzel bir hayat yaşatmazdı.” diyen bazı kişiler de  rahat yaşamlarının verdiği güvenle doğru yolda olduklarını ifade ederler. Oysa bunun bir ölçü olmadığı Kur’an’daki “Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (Müminun Suresi, 55-56) ayetiyle haber verilir.

Yaşanması ihtimali bulunan tehlikelerden konu açıldığında, “işte Allah’a emanet yaşıyoruz” diyen insanlar görürüz. Kuşkusuz Allah’a emanetiz ancak bu söz, Allah’ın üzerimizdeki ve tüm evrendeki kontrolüne, gücü ve hakimiyetine -haşa- güvensizlik ifadesidir. Allah’a emanet olan, en büyük gücün koruması altındadır.

Yukarıdaki cümle gibi “işi Allah’a kalmış” sözü de aynı güvensizliğin sonucudur. Her insanın her işi Allah’ın kontrolündedir. Bu şekilde düşünen kişi de Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremez. Hatta bu sözü dahi söyleyemez.

Aynı şekilde “şansa yaşıyoruz” demek de uygun bir ifade değildir. İslam’da şans ya da talih yoktur. Her insan Allah’ın sonsuz öncede belirlediği kaderini yaşar. ” Başına konan talih kuşu” da, başına gelen musibet de kişinin imtihanıdır. Hatta daha da ileri giderek söylenen “talihsiz, bahtsız, kadersiz” gibi sözler Allah’ın yarattığı kaderi beğenmemek-haşa- isyan etmek anlamındadır.

“Ben ibadetlerimi yapamıyorum ama kalbim temiz; önemli olan bu” sözü ise Allah’ın buyruklarını hafife almaktır. Bu sözler, ibadetlerini uygulamaktan kaçınan ve yanlış bir yaşam tarzını Müslümanlık olarak görmeye/göstermeye çalışan kişinin samimiyetsiz ifadeleridir. Kur’an’a göre kalbi temiz olan insan, Allah’a itaat eden, O’nun emir ve yasaklarına uyan, sürekli Allah’ı anan ve kalbi Allah’ın zikriyle “mutmain” olmuş (tatmin bulmuş) kişidir.

“Çalışmak ibadettir” sözünü de sık sık duyarız. Kuşkusuz inanan her insan temiz ve iyi bir ahlak göstererek çalışır. Ancak çalışarak zaten ibadet edildiğini ve Kur’an’ın hükümlerini yerine getirmeye gerek olmadığını düşünmek yanılgıdır. İbadet, Allah’a kulluktur; işi gereği insanlara yardımcı olmak ise yalnızca Allah’ın hoşnutluğu amacıyla yapılırsa ibadettir.

“Allah’ın unuttuğu yer”- haşa- “Allah’ın unuttuğu insan” gibi sözler de büyük yanılgıdır. Allah asla hiçbir şeyi unutmaz. Allah Hafız’dır.

Kimileri de “bu hacı hoca takımı…” diye başlayan cümlelerle bağnaz ve müşrik kesimi kıstas alır ve tüm Müslümanları aynı şekilde değerlendirirerek, kendince küçümsemeye çalışır.

Duygusallığın insanı nereye sürüklediğine iyi birer örnek olan sözler: “Eğer Allah bana cenneti bahşetse, sensiz girmem”, “Onu o kadar seviyorum ki onunla cehenneme bile giderim.”, “Öyle nefret ediyorum ki onun gittiği cennete gitmem”… Ya da inkarcı olduğu açık olan kişinin yaptığı dünyevi bir iyilik karşısında, “o cennete girmezse ben hiç girmem”…

Yakını ölen kimselerin söyledikleri “Allah’ım biz şimdi ne yapacağız; neden onu bizden aldın?”, “vaktinden önce öldü, zamansız öldü, ölüm ona yakışmadı” gibi akıl ve din dışı sözler isyan içerir. Ölüm her insana yakışır; çünkü Allah’ın takdiridir. Toplumda “sıralı ölüm” denilen yaşa göre ölüm sırası, Kur’an’a uygun değildir. Sırayı da, ölüm şeklini de belirleyen Yüce Allah’tır.

Ahiretten söz edildiğinde, “oraya gidip de dönen var mı, nereden biliyorsun?” der kimileri.  Anlatım Kur’an’dan ise “gidip dönmüş” olmak gerekli değildir. Çünkü Kur’an ölümü ve ahiret hayatını detaylı tarif eder.

Son olarak, “dünyada mekan ahirette iman” sözü, “dünyada iman” olmalı ki ahiretteki “mekan” en güzellerinden olabilsin.

 

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Allah Dilemedikçe Dileyememek

Bütün yarattıklarını düzenle ve dengeyle idare eden Yüce Allah, “Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık” (Kamer Suresi, 49) ayetiyle haber verildiği gibi,  tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır. Belirlenmiş kader dışında, iyi veya kötü hiçbir olayı engellemeye hiç kimse güç yetiremez; çünkü ayette de bildirildiği gibi,  “…Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. “ (Ahzab Suresi, 38)
Allah’ın hayat rehberi olarak indirdiği Kur’an’ın ayetlerinden habersiz olan ve toplumda yerleşik yanlış bilgilere sahip kişilerin en büyük yanılgılarından biri, kader konusudur. Kur’an’dan uzak oldukları için, kaderi gerçek anlamda bilemeyen bu kimseler, kaderi kavramanın verdiği rahatlık ve huzurdan da mahrum kalırlar.
Kader, geçmişte olmuş, bugün yaşanmakta ve gelecekte de yaşanacak olan herşeyi, her hareketi, düşünceyi, konuşmayı Allah’ın en ince detayına kadar bilmesi ve kontrol etmesi demektir. Her insanın hayatı boyunca yaşayacağı her şey, Allah Katında o daha doğmadan belirlenmiş ve planlanmıştır. İnsan, yaşamı boyunca Allah’ın kendisi için dilediğinin dışında bir olayla karşılaşmaz. Kur’an’da, “Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır.” (Kamer Suresi, 52-53) âyetiyle de kader konusunun iç yüzü bildirilir.
İnsan dahil, yarattığı tüm canlıların ve olayların Kendisinin kontrolü ve hakimiyeti altında yaşamakta oldukları gerçeğini Yüce Allah bir başka Kur’an âyetinde şöyle haber verir:
“Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 17)
“…Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir” (Ahzab Suresi, 38) hükmü gereği, insanın kaderinin dışına çıkması asla söz konusu olamaz. Kişinin yaşadığı kötü gibi görünen her olay ve gösterdiği tepki de Allah’ın belirlediği ‘takdir edilmiş kader’dir; kısacası o da Allah’ın emridir. Bu yüzden tüm insanlar kaderlerine teslim olmuşlardır.  Ayette de bildirildiği üzere, istese de istemese de herşey Rabb’ine teslim olmuştur ve kaderinde olanı yaşar.

“…Peki onlar, Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa  göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)

Müminler, dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak, Yüce Allah’ın insanları hem hayırla hem de şerle denemekte olduğunun bilincindedirler. Bu önemli sır,  Kuran’da,  “…Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. “ (Enbiya Suresi 35) ayetiyle haber verilir.
Dinden uzak yaşayan insanlar ise, karşılaştıkları her olayı zahiri yönüyle değerlendirirler. Bu durumu Allah, Rum Suresinin 7. ayetinde, “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” buyurarak haber verir. Mümin ise olayların zahirine aldanmaz, ardında gizlenen hayırlara, hikmetlere bakar. Çünkü, “…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. “ (Bakara Suresi, 216) hükmü gereği her olay, insanın görebildiği ve göremediği birçok hikmetle birlikte yaratılır.

Allah’tan korkup sakınan bir mümin,  zahirinde ne görünürse görünsün, yaşadığı olayların ardında kendisi için çok büyük hayır ve güzellik gizli olduğunu bilir. Hatta her olay kendi aleyhinde gelişiyor gibi görünse dahi mümin, kendisi için gerçekleşecek olan hayırları bekler. Rabbimiz, Kendisine sığınanları, arınmayı ve hoşnutluğunu dileyenleri mutlaka yardımıyla destekler. İnanan insan, Kuran’da Hz. Yusuf’un sözlerinde de bildirildiği gibi, ‘Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendir’ (Yusuf Suresi, 100) diyerek, Allah’a güvenip dayanır. Olayları yaratan Rabb’imizdir ve O, yarattığı insan için neyin iyi kötü olduğunu en iyi bilendir. Bunun aksini düşünmek Allah’ın kadrini gereği gibi takdir edememek olacaktır ki, bu da insanı kayba sürükler.

Ancak inanan insan, Allah’ın yarattığı bir musibet isabet ettiğinde, hiçbir şey yapmadan sonucu beklemez. Bir bela karşısında fiili anlamda hiçbir şey yapmadan, konuyu Allah’a bırakmak şeytani bir tevekkül olur. Mümin, bir zorluk durumunda fiili dua mahiyetinde sebeplere de sarılır. Çünkü Rabbimiz, yalnızca sonucu değil, sebepleri de yaratmaktadır.

Kader kavramının bilincinde olmak, Allah’a tam teslim olmamızı sağlayacaktır; çünkü insan gereksiz yere korkular yaşar, hayatını zorlaştırır. Bediüzzaman kader konusunu, gemideki bir insanın, gemi giderken yükünü omzuna alıp, sırtında taşımasına benzetir. Oysa gemi o yükü zaten götürmektedir; kişi yükü sırtına taşıyarak boşuna kendine eziyet eder. Özetle; her iş olacağına, yani Allah’ın belirlediği şekilde bir sonuca varmaktadır ancak insanlar boş yere tedirgin olup acı çekerler.

Kötü İle Kıyaslamak

Birçok insan, Allah’ın herşeyi kendileri için özel olarak yarattığını düşünmediğinden, kendi durumunu başka kişilerle kıyaslar. Kendisinden kötü durumdaki kişilerden örnekler vermek, Allah’ın herkes için bir kader belirlediğini, kendi kaderi içinde –eğer kişi samimiyse- mutlaka herşeyin lehinde ve en güzel şekilde yaratılacağını düşünmemesi anlamına gelir.

Bu gerçekleri tam olarak kavrayamayan kişiler, “kaderde herşey belirlenmişse, dua etmeye ne gerek var?” diye düşünebilirler. Oysa dua, gerçekte bizi kaderimizde var olana doğru yönlendirir. Duasını yapmamız, Allah’ın icabet edecek olması anlamındadır. Kaderimizi takdir eden de, bize dua etmeyi ilham eden de Allah’tır. İmam Rabbani bu konuda şöyle söylemektedir:
“Bir şeyi istemek, ona nâil olmak (onu elde etmek) demektir; Zirâ Allahû Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez.”

Başına bir musibet geldiğinde,  kader gözüyle bakıp, “Allah’tandır” diye düşündüğünde insan rahat eder. İman sahibi, “Allah’ın kaderi ne güzel, sonu hayır olacak” şeklinde düşünmelidir. Ancak Allah’ın bunu diyebilecek gücü vermesi için de dua etmelidir. Ve bu dua bir kez değil, sürekli olmalıdır.

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İnsan Suresi,30)

Fuat Türker

Kategoriler
Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Sevgi ve Ask Dünyası

Senden Sonra Paramparçayım

“senden sonra yaşadığım hiçbir günde mutluluğu bulamadım. Ne alışkanlıklarımdan, ne de etrafımdaki olup bitenlerden haz alıyorum. Sanki güneşi bekleyen bir yıldız gibiyim, sen yoksan gökyüzünde parlamıyor gibiyim ya da ölüme geç kalmış bir fani gibi, paramparçayım!”

Yalnız bir adam ne yapar bu koca şehirde, hiç bilemiyorum. Bedenimden akıyor düşlerim, sürükleniyorum ölüme. Hadi dur desene, bekle geliyorum desene! Sen hiçbir şey söyleme istersen, son söylediklerinden sonra güzel sözler çıkmayabilir yürek dilinden.

Kader, bana hiç adil davranmadı zaten. Ne aşklarımda, ne de iş hayatımda hep böyleydim ben. Muhtemelen bundan sonra da çok değişmeyecek hayatım. Hep kanayacak içimdeki yaralar, çoğu zaman söküp atacağım her şeyi, sonunda hiçbir şey olmayı göze alarak. Belki de yine inanacağım her şeyin çok güzel olacağına. İnanmalı mıyım ki sence?

Sevgili, kırık bir kalple her sabah yataktan kalkıp güne başlamak ne zor bilir misin? Bütün gece aynı kâbusu görüp, güneşin sıcaklığıyla her şeyi yakmak nasıl bir şeydir. Hani sevmenin o huzurunu yaşarken, sonra hiç ummadığın korkuların içinde kendini kapana kısılmış gibi hissetmek nasıl bir duygu yoğunluğu anlatayım mı sana? Boş ver, seni, seninle üzmek hiç istemem. Sonra nefret edersin kendinden bile…

Saat yine öyle bir zamanda durdu ki, şaşırmadım desem yalan olur. Ayrıldığımız gece saate bakmıştım, yarımı gösteriyordu. Şimdide öyle ve ben zamanın geçmesini beklerken, pilin bitmiş olabileceğini hiç düşünemedim. Televizyondan bakınca anladım saatin pilinin bitmiş olduğunu. Ama değiştirmeyeceğim hiç pillerini, o saat, o duvarda hep yarımı gösterecek, en çok kanayan yaramı…

Biz gece yarısı ayrılan sevgililerdeniz. Farkımız var diğer zamanlardan. Birçok sevgili geceleyin sevdiğini düşünüp, mutlu hayaller kurarken; biz en zorunu yaptık, ayrıldık! Ne kendimize saygımız kaldı ne de aşkımıza. Her şeyi hiçe saydık, küçük bir gururun cezasını, hani o bedeli şimdi bir ömür boyu yaşayacağız. Sen karşına çıkan her yeşil gözlü adamda beni anarken, bense her esmer kıza sen diye koşacağım.

Bu gece bir yıldız kaydı sevgilim. Yerle yeksan olduk, dağıldık. Şimdi ömrümüzün en güzel yıllarında acı çekmek düşecek payımıza. Korkarım ki bu inadımız devam ettiği sürece, hep kaybedeceğiz hayatta! Dilerim kolay atlatırsın, kendi adıma çok zorlanıyorum. Ne yaparsın, çok sevmenin acısı da çok büyük oluyor…

Zaman geri gelir mi ya da biz o kaybettiğimiz zamanı telafi eder miyiz bilemiyorum. Ama çok özlüyorum seni. Neden diye sorma, her aşk nedensiz başlar oysa. Sonra mı, sonrası bu işte, muamma!

Bil ki bu aşkın yorgunluğu hiç bitmeyecek bende…

Emre onbey