Kategoriler
Anlamlı Resimler Görsel Sanatlar Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi Yazar

Ressam Remzi Taşkıran

Ressam Remzi Taşkıran,ın çalışmaları görsel bir şöleni andırır, her bir eseri farklı sessiz bir şiir gibidir. Duygular ritmik bir sessizlik içinde sanatseverlerin ruhunda en güzel manalar olarak bir artezyen gibi fışkırır. Ressam Remzi Taşkıran Adıyaman,da 1961 yılında doğdu. O Lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Sanat eğitimini Ressam Sadettin Çağlarca’ dan aldı. Bir süre basın ressamlığı yapan sanatçının yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır. İstanbul’daki atölyesinde yaptığı resimlerle günlük yaşamını sürdüren Remzi Taşkıran, sergilerine hazırlanırken günü birlik yaşam kaygılarından uzaklaşıp sanatının özgün temalarını oluşturmaya özen gösteriyor. Özellikle yöresel izlenimlere dayalı resimlerinde günlük çabalarının dışında, kendi yüreğinin, bilincinin, yeteneğinin ve eğilimlerinin öne çıktığı, böylelikle özgün resimlere imza attığı gözlemleniyor. Türk ressam Remzi Taşkıran Mükemmel Üstü Sanat Tarzı ile dünya sanatçıları arasında zirvelerdeki yerini aldı. O son yılların dikkat çeken realist ressamlarındandır. çok sayıda ressam yetiştirmiştir. çalışmalarına istiklal caddesi danişment geçidinde ki atölyesinde devam etmektedir. Remzi Taşkıran eserlerine sahip olmak istiyorsanız Lütfen onun pc,deki on-line satışlarından elde edebilir ya da bir e-mail, ile ulaşabilirsiniz!

Remzi Taskiran Tr_Art-3

Remzi Taskiran Tr_Art-2

Remzi Taskiran Tr_Art-1

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Genel Konular

GÜNAYDIN…

banner3

Konusunu daha belirlemediğim boş bir sayfanın başında buldum kendimi. Aslında aklımda o kadar çok konu var ki. Yaşadığımız bu güzel şehir İstanbul bize onlarca konu sunuyor.Sokağa çıksak bin bir türlü hayatın içinden onlarca konu çıkarabiliriz.Çeşitli insan ve çeşitli milletleri kalbinde taşıyabilen tek şehirdir İstanbul.Her anı ,her rengi var onda,bazen pırıl pırıl bazen de puslu. Ama her hali mis gibidir.

Kocaman bir kalbi var İstanbul un.Öyle güzel bir kalbi var ki kırmaya ,terk etmeye kıyamıyorum. Kızdığım zamanlarım da olmuyor değil ,ama insan sevdiğine kızmaz mı zaten. İstanbul alır sevdiğimi ama yine o verir bana sevdiğimi. Onun toprağında kalbinde doğar biriciğim,o yine kaLbine gömer en sevdiklerimi.

Tüm duygularım sende saklı. En sıkı sırdaşım benim. En kadim dostum. Enlerim var sende. Şimdi saat sabaha karşı kaç bilmiyorum. Bir yanın uykuda bir yanın kıpır kıpır ,bir yanın acı dolu ,bir yanın mutsuz. Sen nasıl bir şeysin . Bazen aklım almıyor  sende ki bu kuvveti, bu ihtişamı,bu yorgunluk bilmez deli cesaretini.

Ne kadar kaçasım da gelse senden ,ama biliyorum ben sen de büyüdüm kök bağladım. Artık bitesi yok bu sevdanın. İstanbul sevdası bitmeyen bir gün doğumuna benzer. Ta ki küçük kıyametin kopmadıkça, bu gün doğumunu yaşamaya mahkumum biliyorum. Kimi zaman huzurlu kimi zaman huzursuz.

şair der ki ;Ben sende bütün aşklarımı temize çektim.(Murathan MUNGAN)

İşte tam da seni anlatıyor. Biriciğim ,şehrinin ortasından deniz geçen tek şehrim İstanbulum. ben sen de bütün aşklarımı temize çektim. her gün doğumun da yeni bir sayfa açıyorum sana yeni sırlar verebilmek için.

Günaydın…

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Teknoloji Toplumsal Konular Türkiye üzerine

DİZİLERLE HAYAT

Bihter,Ferhunde,Polat,MarazAli ve diğer dizi starları. Farkındaysanız bir süredir bunlarla yaşıyoruz. Giyim tarzları,kullandıkları eşyalar artık günlük yaşamda tercihlerimize bile yansımaya başladı.

Bihter ve Ferhunde’den insanlarla oynamak ve fettanlık konusunda çok etkili fikirler alırken, Polat’la da kabadayılığın ve korkusuzluğun sınırlarını zorluyoruz.

Dizilerin çekildikleri mekanlarsa genelde oldukça şık villalar, yalılar. Yaşanan hayatlar mutsuz ama eşyalar son model, giyilenlerse ona keza. İzleyenler, o ihtişamın içindeki mutsuzluğu göremeyip, farkında olmadan lükse özenip artık kendi yaşantılarını beğenmez oluyorlar. (herkes için geçerli değil tabiî ki.)

Geçenlerde günlük bir gazetede Aşk_ı Memnu ve Kurtlar Vadisi Pusu dizilerinin yayın akşamında ki her ikisi de Perşembe akşamı yayınlanıyor. İstanbul’da 112 acil vak’alarında oldukça büyük bir azalma olduğunu okudum. Yani insanlar evlerinden çıkmıyor bu dizileri izliyor. Yollar serbest tabi. Bu haberi okuduğumda ‘’pes yani’’ dedim. Neyseki bu diziler bir işe yaramış sonunda. Zaten bazıları da devletin perde arkasında dönen konuları işlediği için faydalı da sayılabilir.

Ama ben dizilerin (Çocuklar Duymasın dizisi gibi gibi herkesi güldüren sidcomlar hariç) bir faydası olduğuna inanmıyorum. Hatta zararlı. Bu kadar çok ve de konusu birbirine benzer diziyle beyinlerimizi uyşturuyorlar adeta.  Ne var içeriklerinde? Yalan, ihanet, entrika kavgalar, daha birçok sevimsiz şey. Hiç mi iyi bir şey yok? Var. Ama çok az.

Günlük hayatımız zaten yeterince stresli. Akşam olduğunda şöyle hoş bir şeyler seyretmek, rahatlamak isterken hangi kanalı açsak karşımıza bu dizilerden biri çıkıyor. Bir de kendi derdimiz yetmiyormuş gibi dizidekilere üzülüyoruz. Geçici de olsa.

Televizyon, görsellik yönü olan bir eğitim aracıdır aslında. Sadece eğlence için icat edilmemiştir.Ama şahsen ben, eğitici hiçbir program bulamaz oldum. Geçmiş yıllarda belgeseller, yörelerimizi, farklı ülkeleri tanıtan yapımlar, genel kültür yarışmaları gibi programlar olurdu. Şimdiki yarışmalarda soru yok. Sadece kutu açma var. Nasıl yarışmaysa?

Peki ne yapacağız? ’’koyuyorlar, izliyoruz’’ diyeceksiniz. Ama yapımcılar öyle demiyorlar’’. Arz talep meselesi, halk bunları istiyor biz de yayınlıyoruz diyorlar ’’. AGB isminde izlenme oranlarını tesbit eden bir kuruluş var. Bizler izlemezsek bu programların reytingi düşecek. Farklı yapımlara ister istemez kayacaklar. Bu bizim elimizde. İzlediğimiz müddetçe bu diziler ekranlarımızı kaplamaya devam edecek.

Lütfen artık karşımıza çıkan her diziyi izlemeyelim. Bunlar bize bir şey kazandırmıyor. İzlemezsek bunu fark edecekler ve mecburen değişecekler. Karşımıza da kaliteli yapımlar çıkacak. Sizce TÜRK HALKI içiboş dizileri mi hak ediyor, yoksa bizi eğiten, bilgilendiren, bunu yaparken de aynı zamanda eğlendiren yapımları mı? Cevabı siz verin…

SEVGİLERİMLE

Kategoriler
Anma Yazıları Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Milli Görüş Sevgi ve Ask Dünyası Şiirler Tarih Makale Türkiye üzerine Videolar

Atatürk’ü Anma Ve Atatürk Haftası

19 Mayıs ile Kurtuluş Savaşını başlatan ve bugünkü yaşadığımız ülke sınırlarının çizilmesini sağlayan ulu önderimiz Atatürk ün ölüm yıldönümü her yıl 10 Kasım da anılmaktadır.10 Kasım ülkemizde Atatürk ü anma ve Atatürk Haftası olarak yaşanmaktadır.
Ulu önderimiz Atatürk ün hastalık belirtisi ilk olarak 1937 yılında ortaya çıktı.1938 yılının son aylarında Yalova da bulunduğu sırada bu belirtiler iyice artarak hastalığı tamamen ortaya çıktı.Yalova da uzman hekimler tarafından yapılan tedavisi olumlu sonuçlar verdi.Fakat bu tedavi sonrasın iyileşme süreci için gerekli olan dinlenmeyi yapmadı ve Ankara ya yolculuk yaptı.Bu yolculuk O' nu hastalığın çemberine iyice yaklaştırdı.
 

nostalji – mustafa kemal atatürk'ü anma ve atatürk hafta | makaleci.com

Bu hastalığın yaşandığı tarihlerde ülkemizin gündeminde Hatay sorunu vardı.Hastalığının ciddiyetini bilmesine rağmen Mersin ve Adana ya geziler düzenledi.Yakıcı ve kızgın güneş altında buradaki askerlerimizi teftiş edip tatbikatlar yaptırdı.Bu olaylar sonunda hastalığın ilerlemesi ile birlikte vücudu çok yorgun düştü.Ülke olarak edindiği ve çok sevdiği milleti uğruna sağlığını hiçe saydı.Güney illerimize yaptığı seyahatler bedeninin iyice yorulmasını sağladı.Mersinden 26 mayısta yola çıkarak Ankara ya döndü ve buradan tedavisi ve istirahat amaçlı olarak İstanbul a geçti.
 
Hastalığın teşhisi için uğraşan doktorlar ilk olarak siroz hastalığı teşhisini koydular.Deniz havası Ata mıza iyi geldiği için bir süre boyunca Savarona Yatı'nda dinlenmeye çekildi.Bu dinlenme sırasında bile ülkemizin sorunları ile ilgilendi çözüm yolları sundu.O günlerde İstanbul a gelen Romanya Kralı ile görüşmeler yaptı.Bakanlar kurulu toplantısına tam oy ile başkanlık yaptı.Hatay Anlaşması nın 4 Temmuz 1938 de yürürlüğe girmesi ile Atatürk ün morali iyice düzelmişti.
 
Temmuz ayının son günlerine kadar Savarona Yatı nda kalan Ata mızın hastalığı yine ilerlemeye başlamıştı.Hastalık iyice artınca O nu Dolmabahçe Sarayı na naklettiler.Fakat bu durum da hastalığın sürekli ilerlemesini durduramadı.O nun bu sağlık sorunlarından haberdar olan Türk halkı sağlığı konusunda tüm haberleri takip ediyordu.Atatürk 5 Eylül 1938 de vasiyetini yazdı.Bu vasiyette yer alan bilgilere göre servetinin büyük bır kısmı Türk halkına ve Türk Dil kurumlarına bağışlandı.
 
Ekim ay ortalarına doğru Ata mızın durumu düzelir gibi olmuştu.Fakat o yılda Cumhuriyetimizin 15. yılını kutlamak üzere Ankara ya gelemedi.29 Ekim 1938 günü Başbakan Celal Bayar a şu notu Türk Ordusuna iletmesi için verdi;
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır"
Bu sözleri ile Atatürk ün Türk ordusuna olan güveni iyice anlaşılmıştır.
 
Aradan fazla zaman geçmeden Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi.8 Kasım günü sağlığıyla ilgili raporlar haberlerde ve gazetelerde yayınlanmaya başladı.Bütün yurdu derin bir hüzün tekrar sardı.Her Türk Atatürk ün kurtulması için dua ediyordu.Ancak bu durumun korkulan sonu oldu.