Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular

İSLAM GÜZELLİKLERİN YAŞANDIĞI DİNDİR

İslam, Allah’ın sonsuz merhametinin ve şefkatinin dünyamızda tecelli ettiği huzurun, barışın ve güvenin yaşandığı bir hayatı yaşamamız için indirilmiş bir dindir. Bu güven ve huzur ancak, Kuran’da belirtilen ahlak ile hayata geçirilebilir. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor bizlere;
“Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. “ (Bakara Suresi, 208)

Demek ki barış ve güvenlik için rehberimiz Kuran olmalı. Rabbimiz bize bu şekilde öğüt veriyor. Samimi bir şekilde O’na yöneldiğimizde aklımızı hidayetimizi basiretimizi ferasetimizi arttıracaktır. Bizler yalnızca samimi olmalıyız. Bütün kapıları açacak olan anahtar budur inşaAllah.

Toplumda genel olarak bilinen İslam, Kuran’ın dışındaki bir ahlakı anlatmaktadır bizlere. Sevginin yerine nefretin hakim olduğu bir din anlayışına kuşkusuz İslam denilemez. Günümüzde mezheplerin tarikatların hatta aynı cemaatten olanların dahi birbirlerine düşman durumdadırlar. Olaylara Kuran ahlakı ile bakılmadığında bencil, egoist ve menfaatine yönelik çıkar çatışmaları yaşanmakta. Oysa ki Allah, Müslümanları tarif ederken, cömert, tevazu sahibi, alçak gönüllü, merhametli, şefkatli, sevgi dolu ve dost canlısı bir insandan bahsetmektedir. Kuran, samimi olarak okunduğunda Allah, mutlaka kalpleri yumuşatmakta enaniyet, kibir ve gururları yok etmektedir. Bütün sır samimi bir şekilde Allah’ı düşünmekten geçmektedir. Sonsuz güç sahibi Rabbimiz bizlere asla zulm etmez. Ancak bizler kendimize zulm ederiz. Bu nasıl olur peki ? Samimi bir şekilde Rabbimize yönelmez ve samimi bir şekilde Kuran ahlakını yaşamaya gayret etmez isek işte o zaman hayatımız içinden çıkılmaz bir yaşama dönüşür. Güvenin, sevginin, neşenin, kalitenin,dostluğun,şefkatin yaşandığı ve anlatıldığı İslam ahlakı üzerimizde zuhur etmemiş olur. Kendi kendimize belaları üzerimize çekmiş, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış oluruz. Müslüman denilince tüm dünyada akıllara, neşenin, kalitenin, güvenin, şefkatin merhametin, dostluğun yaşandığı örnek bir din sunulmalı ve gösterilmelidir. Bunu tesis etmekte hepimizin görevidir.

Çok önemli sırlar içeren aşağıdaki ayetin üzerinde derin düşünelim;

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih (samimi) amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. “ (Nur Suresi, 55)

Sevgilerimle
Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Fransa uzerine Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular

İSLAMAFOBİNİN BİLİNMEYEN YÜZÜ

 

Dünyada son yıllarda özellikle çok fazla terör olayları gerçekleşiyor.Bu olaylara baktığımızda bir kısmının El Kaide ve İşid gibi örgütler tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Peki bu örgütler nasıl ortaya çıktılar? İdealleri neler ? Felsefeleri düşünceleri nedir ? Nasıl bir bilgi alıyorlar da bu eylemleri gerçekleştirebiliyorlar ?

 

Şimdi bu adamların düşünce yapısını daha iyi anlayacağımız bir örnek verelim ;

“Ureyne kabilelerinden bir kaç (7-8) kişi, Medine’ye gelmişler; biraz hastalanmışlardır. Kır insanları olduğu için Medine’nin havası kendilerine yaramamıştır. Muhammed’e başvururlar. Muhammed, “tedavi” için kendilerine “deve sütü” ile “deve sidiği” içirir. Sonra da “zekât develeri”nin bulunduğu yere (kırlara) gönderir. Burada da “deve sütü” ve “deve sidiği” içeceklerdir. Kırda iyileşir adamlar. Sonra develerin çobanını öldürürler; develeri de önlerine katıp götürürler. Hz Muhammed bunu öğrenir. Onların ardından, yakalasın diye adam gönderir. Sonunda katil ve hırsızların tümü yakalanır. Ve Hz Muhammed’in verdiği ceza:

Hz Muhammed, yakalananların ellerini, ayaklarını kestirir; gözlerini oydurur ve Harre denen (son derece sıcak) yere attırır. Adamlar sızlanırlar, su isterler. Su verilmez. Adamlar taşları kemirirler. Ve sonunda ölürler. (Buhari’nin 7 yerde ve 9 yoldan aktarıp yazdığı bu hadis için bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’z-Zekat/68; Tecrid, h. no: 172; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Kesame/9-14,h. no: 1671; Ebu Davud, Sünen, Ki-tabu’l-Hudud/3, hadis no: 4369.) “

Şimdi bu hadisler İslam’ın en önemli kaynakları Buhari,Müslim,Ebu Davud ve Ebu Sünen’de geçiyor. Yani Kütüb-i Sitte denen kaynaklarda. Bu hadislere benzeyen daha yüzlerce hadis var. Hz Muhammed’in işkence ettiği, gözlerini oyduğu,aç susuz bıraktığı gibi birçok konu anlatılıyor. Ayrıca Kütüb-i Sittede, kişinin öldürülmesi için o kadar çok fazla konu var ki. Sakalını kesmek, dinden çıkmak, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi bir çok meseleninin karşılığı direk kafası kesilerek öldürülmek olarak geçiyor.

 

Şimdi şunu düşünelim ; Bu uydurma hadisleri okuyan ve bunun gibi yüzlerce hurafeyi, fetvayı,icmayı okuyan ve bunlarla yetişen bir insan nasıl bu eylemleri gerçekleştirmesin ? Hemen her konunun cezasının kafa kesmek olduğu bir İslam dini olduğu inancında bu insanlar. El Kaide ve İşid, kendilerine taraftar toplarken bu hadisleri gösteriyor ve okutuyor. İşte diyor (haşa) peygamber böyle söylüyor. Kendi inancımız dışındakileri Müslümanların dışındakileri hatta hatta kendi mezhebimizin dışındakileri işte bu bu nedenlerden dolayı asmalıyız kesmeliyiz işkenceler etmeliyiz diyor. Bu şekilde tam bir takva müslüman olursunuz diye telkin veriliyor bunlara. Düşünebiliyor musunuz alınan bilginin vahşiliğini ve yanlışlığını. Bir insan bu bilgileri aldıktan sonra eline silahı verirsen neler yapmaz ? Yapılanları görüyoruz. Suriye’de Fransa’da Nijerya’da ve dünyanın bir çok bölgesinde kafa kesmeler, işkenceler, masum insanları katletmeler gerçekleşiyor.

 

 

Demek ki burada büyük bir yanlışlık var. Hepimiz demiyor muyuz İslam barış dinidir sevgi dinidir merhamet dinidir şefkat dinidir. Rabbimiz bir çok ayetinde insanlara affı, merhameti, barışı, kardeşliği, dostluğu, güveni,neşeyi,huzuru anlatıyor. Kuran’da Rabbimiz şöyle diyor ;

“Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın ? “ (Nisa Suresi, 147)

Allah bize azap etmek istemiyor. İnsanlar kendi kendilerine azap ediyorlar şu an. Kuran’ın dışındaki uydurma bilgilerle, peygamberimiz sav’e atılan iftira dolu sözlerle bunları yapıyorlar. Kuran’ın dışına çıkmak bir felaket oluyor Müslümanlar için. Kuran’ın bütünlüğüyle,içeriğiyle hiçbir alakası olmayan bu iftiralar Müslümanlar için ve dünya için bir fitnenin doğmasına sebep oluyor. Şu anda dünyada büyük bir fitne var. Kuran’ın nuruyla dikkatlice baktığımızda bunu fark edebiliyoruz. Kuran nurdur, hidayet kaynağıdır. Müslümanlar Kuran’a yönelmeliler artık. Kuran’ın sevgiye, kardeşliğe,barışa,affa yönelten çağrılarını dikkate almalıdır. Müslümanların birlik olmalarını ve bir arada olmalarını öğütleyen Rabbimiz bir ayette şu şekilde bildirmiştir ;

Eğer siz bunu yapmazsanız (birlik olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

 

O halde Müslümanlar artık birlik olmayı konuşmalı, İslam Birliğini Cenabı Allah’tan istemelidirler. Müslümanlar için ve dünya için huzurun tek kaynağı Kuran’dır. Ve ahirette yalnızca Kuran’dan sorulacağız. Bunu unutmamalıyız !

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
İslam Dini

Faiz

Fani olan dünya hayatın da birçok şeyin nefsimize kolay geldiği aşikar bir durumdur. Fakat bu kolaylığın bizlere azap olarak geri dönmesi durumu, mevcuttur. Örnek olarak günümüz de kullandığımız faiz olgusu hakkın da hüküm büyüktür. Genellikle kredi çekerek, ev, araba vb. gibi etkenler elde edinilmektedir. Burada çıkan etkin değer ise dünyanın gözümüzü boyaması olmaktadır. Çünkü faiz olgusunun hükmü, Allah ve resulüne ( Hz. Muhammed S.A.V.) savaş açmaktır. Hüküm oldukça büyük olmakta ve rabbimiz bizleri uyarmaktadır. Banka işlerimiz de veya başka işler de zerre kadar faiz ödemesek bile gününü geçtiği zaman faiz koyulacaktır sözleşmesinin altına imza atmamız dahi hükmü çiğnemek olgusunu taşımaktadır.

Ehli sünnet çerçevesi son derece hassas bir yapı da yer almaktadır. Dikkatli ve titiz bir düşünce yapısı ile hareket etmemiz bizlerin iyiliği içindir. Yeryüzün de hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın ayet-i kerimesi de bu durumu çok iyi açıklamaktadır. Veren rabbimiz alan da rabbimiz olduğu için helal yollardan istememiz gerekmektedir. Ahir zaman fitnelerinin tavan yaptığı şu dönemler de Kuran-ı kerimimizden ve Peygamber efendimizin (H.Z. Muhammed S.A.V.) hadislerinden ayrılmamamız gerekmektedir. Açıkça bilinmelidir ki, Kuranın terbiye edemediği nefsi cehennem ateşi terbiye eder.

Kategoriler
Aklımdan geçenler Çevre Konuları Deneme Yazıları Kadın ve Erkek Yazıları Kişisel makaleler kompozisyon Psikolojik sorunlar Romansal ezgiler Toplumsal Konular Yazar

DÜŞLERİN MESAFE DUVARLARI █⋑ Bir bardak çay eşliğinde . .

Asker Xeca SêvîBazen diye başlayıp, her defasında bazenleri  sıklaştırıyoruz. ( Lütfen çay eşliğinde başlayın)

Şimdi aynen bu noktadayım.Bazenlere koyduğum düşümü sıksık kuruyorum.

Hadi az cesaret beraber  kuralım bu düşü odaklansak sık sık belki Rabbim gerçeğe dönüştürür mü? Ne tuhaf gözümüzün gördüğü herşeye sahip olmak bir kader ötesi , varla  yok arası hani yıldızları tutmak istek daha mı kolay ne? Olasılık hesapları yaptığınızı inkar etmeyin, yapıyoruz.Hesapsız kitapsız düş bile kuramayız.

Düşlerimizin katili kim?

Sizi paronoyaya sokmayacağım biziz, değişik beyin labirentlerinin yalancı koridorlarınada gerek yok zaten herşey yeterince karışık.Kahrolası mesafeler duvarı örülü her yanımızda hala anşılmadığımı biliyorum.

Israrla devam ediyorum .Mesafe koyuyorum işte yazarken; size okuyan her bir kişiye, hadi mesafeyi aralıyalım biraz; kastım şu diyerek ilk adımı attım ki ziraa okuma engelli bir toplumda şu yazıyı dikkate alırak okumuş olmak bana gösterdiğiniz bir lütuf olsa gerek, hakkınızı helal edin!

Düşlerimiz bize kurduğumuz mesafeler kadar uzak, bu düşün yada isteğin karşılığı ne olursa olsun. Elimizde ki veriler bu düşü kurmak için yeterli ise  bize tahsis edilen akılla buna ulaşmakta o kadar yakın öyleki Rabbim  isteklerimizi bizim elde edebileceğimiz yolların üstüne kurmuş , o yolu göstermiş  muhakkak ona ulaşabileceğimiz yolları verileri önümüze sunmuş.İrademizin eline kalmışız,İRADE   bize herşeyi abartır, zor ve yorucu hatta imkansız gösterek bizim  en miskin yanımızı onure eder. ”ben kim öğretmen olmak kim,- ben kim o sınavı kazanmak kim,- şimdi kalkıp o kadar uğraşıcağımda o evi alıcağım imkansız-, ben bu dili öğrenemem,- o işe beni almazlar, -hayır bu hastalığı yenemem,-bu alışkanlıktan asla  kurtulamam,-ben onu haketmiyorum bile,-bu halimlemi olacak,- yaşım kaç ya olmaz,- ileride başlarım namaza daha  gencim,-benim halim de  kim olsa böyle umutsuz olurdu bu imkanlarla ona sahip olamam,- ”  v.b

SENİ DİĞERLERİNDEN FARKSIZ YAPMAYA BÜTÜN GÜCÜYLE GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN BİR DÜNYADA KENDİN OLARAK KALABİLMEK DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERMEK DEMEKTİR. BU SAVAŞ BİR BAŞLADI MI ARTIK  HİÇ  BİTMEZ !. .

E. E. CUMMİNGS

Hadi İrademizi en güçlü  hale getirelim .Yani çocukluğumuzda ki gibi içimizde tek kişi olsun şu an olduğu gibi üç beş  kişi birden konuşmasın yüzümüz altın da ! Farkında olalım bir taş bir ağaç olarakta yaratılabilirdik,   bize verilen en büyük  değer İNSAN  olmamız ise  İradede bunu en büyük delili ise BİSMİLLAH   diyerek yolun başına geçiyoruz; işte orada ”düşünüz ,hayaliniz, emeliniz” herkesin yol haritası farklı   ama  kudret  sahibi öyle cömert ki;  kaldıramayacağı yükle azık yapıp yola düşürmemiş ,hep bir ferah kapısı açık bırakmış, şimdi yola düşme zamanı  kader denen yüklerimizin üstüne koyduğumuz tüm olumsuz, vesvese veren ve bizi yolumuzun zor imkansız olduğunu düşündüren o şeytani zayıflıktan arınıp, Rahmani kader yükümüzle yola revan olalım,attığımız adımların her mesafe duvarının bir tuğlasını daha düşürdüğünü gördükçe AZİM denen beşeri kudret yol arkadaşımız olacak, o sağlam bir dosttur ! Onun eline sıkıca tutunalım. Sil baştanlara inanmıyorum! Silmeyin sizi bu yola hazırlayan iyi veya kötü yaşanmış tecrübeleri onlar azığınız onlara bakıp doymak var bu yolda,  hadi düşünüze düşün, koşun  .. Bu yolların çukur ve tümsekleri dinlenme yerleriniz öyle görün.

Nasıl bakarsanız öyle gülümser dünya size.( ÇAYINIZI YUDUMLAYIN)

Defaatle( sık sık, defamlı olarak) inancınızı tazeleyin  bu  yol inanç olduğu sürece  yoldur.Yollarınızı kaybetmeyin haritanız ellerizde, iki avuç içinde korkmayın kaldırın haritanızı açın serin tüm ayalarınızı isteyin ve dileyin yürüdüğünüz yolun kolaylığı çabukluğu için” düşünüz ”için dilenin Rabbimiz’den ışığınız  imanınız olsun. Yola düşeni yolda bırakmaz Rabbim . .

Kalkın kalkalım VAKİTTİR!

ve çay için . .

sevda

 

Kategoriler
Aklımdan geçenler Kadın ve Erkek Yazıları Öylesin Esti Şair şiir edebiyat Şiirler

______vasati 40 çöp

  • En tatlı acı____________ gitmeleriydi, Kangren olmuş bir_-_ bir kar yağardı. Soğuktu üşürdüm…. Şarapnel parçaları batardı Süzülürken aynı yağış yüzümde … Hakka çok Şükrettim En tatlı acı ____________gitmeleriydi. Pek tekin değil dünya,  ısmarlamaydı çoğu şey Bazı doktorların reçetelerine bile güven olmuyor Yersiz bir dünya için, yersiz bir yalan için Ne çok doğrular biriktirirdik,,,, En tatlı acı _____________gitmeleriydi. Eski kibrit kutuları vardı VASATİ 40 ÇÖP yazardı. Vasati _-_ortalama demekmiş ! Hep merak ederdim anlamını Huyum kurusun elime geçen herşeyi okuma gibi Kötü bir yanım daha var. İşte geçen bir gün daha ___vicdani muhasebeye çek Gözün kapakları birleşime geçmeden önce Kaç doğru bir yanlışı götürür izle Bu arda ___________________ En tatlı acı ______________gitmeleriydi…
  • sevda
Kategoriler
Aile bağları Dünya ülkeleri İslam Dini Şair şiir edebiyat Toplumsal Konular Yazar

”SUS”

Ben sana seni soruyorum ”nasılsın”?
Sen,,,, İstanbul iy\i diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Sen bol ışıklı hala yarım kaldırımlar da var diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kar yağışı çok ama herşeyi örtemedi diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kölesi olacağım” bir harf öğreteni ”bulamadım diyorsun
… … Ben sana seni soruyorum,
Boğazda pek yeşillik kalmadı, taşları duvarları arttı diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Cahil alimler her yerde;kabus gibi çöküyorlar üstümüze diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Yokluk yoksulluk, varlığın içinde göz göz oluk diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kur-an bir yükseğe asılmış, dantelli örtüye sarılmış
Ben sana seni soruyorum,
Din,, hürmet gelenek ipiyle asılmış,diyorsun.
Şah damarım tıkanmış, herkes çoook iyi de işte,
Sular çok soğuk” abdest” şeytan tekkesine atılmış diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Ölenlerime üç yaptım, yedi kattım, kırk dağıttım
Ellisinde son ağıtım, altmışında unuttum diyorsun,
Ben sana seni soruyorum,
Filistin , Pakistan,Endonezya, Keşmir, Patani, çok kirli
Oysa ben,, daha kapımın önünü bile süpüremedim diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
İki dirhem bir çekirdek aile,vize cıkartmış odadan odaya Yabancılaşma boy boy diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Üç değil beş maymunum la mutlu mesud ve bahtiyarım
Gülmek isterken herkez, ben ağlıyamıyorum diyorsun.
Ben sana diyecektim ki ,,,SENİ…
-Sus ebediyen sus..
Küf kokmuş bedenimdeki kulak denilen uzvum,
İnsan sıfatı gibi görünen yüzüm,
Çağa satılmış beş para etmez ruhum var\ken benim
SUS DİYORUM SUS..

SVD

Kategoriler
Amerika üzerine Deneme Yazıları Dunyadan Genel Konular Günlük hayat Hayat üzerine İslam Dini Orta Doğu Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? – 1

Son yıllarda başta Ortadoğu olmak üzere bütün Dünya da bir kargaşa ortamı hakim. 2001 yılından itibaren açık bir şekilde dengelerin değiştiğine hepimiz şahit olduk. Ortadoğu da müslüman kardeşlerimize yapılan zulümleri sadece izledik. (Ne yapabilirdik ki dediğinizi duyuyorum, kendinizi kandırmayın çok şey yapabilirdiniz.) Eften püften bahanelerle birçok müslüman ülkesi işgal edildi. Milyonlarca insan öldürüldü. Kısacası arka planda vahşet oynuyordu. Peki bize ön planda yani ekranda gösterilen neydi? Biraz hafızanızı yoklayın. Hiç zorlanmadan bulucağınıa eminim.Ön planda sahnede bize oynanan oyun o kadar gerçekçiydi ki biz bile acaba teröristmiyiz sorusunu kendimize sormuş olabiliriz. Çünkü basın ve yayın organlarıyla müslümanlar tamamen terörist ve vahşet meraklısı insanlar olarak gösterilmekteydi. Buda doğal olarak Avrupa insanında 40 kere söylenen bir yalanı doğru sanma etkisi oluşturdu. Bu sebeplede gerçekleştirilen işgallerde kendi hüümet ve devlet adamlarına karşı ses çıkarmadılar. Amerika bu bölgeye demokrasi ve barışı getirmeye gelmişti ve başka hiçbir amacı yoktu… (Tarihin en büyük yalanlarından biri)

Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? - 1
Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? - 1

Hepimiz asıl sebebin barış veya demokrasi getirmek olmadığını biliyoruz. Kimi insanlarda ekonomik çıkarlar doğrultusunda bu operasyonların yapıldığı düşüncesinde. Ben bu 2 sebepten ilkine kesinlikle katılmamakla beraber ikincisini kısmen onaylıyorum ama olayı açıklamak için yeterli bulmuyorum. Çünkü para gücü kazanmada kullanılan bir araçtır devletler için. Amerika zaten bir süper güçken tekrardan gücünü kanıtlamak için veya servetine servet katmak için bu topraklara gelmiş olamaz. Amerika’yı buraya gelmeye zorlayan başka bir güç vardı Amerika’yı dahi aşan bir güç. Amerika’yı İsrail’e her zaman destek olmak zorunda bırakan bir güç. Kimisi buna yahudi lobisi der, kimisi illuminati der, kimiside DECCAL der. Ben bu üç görüşede katılmaktayım çünkü 3’ü de aynı şeye yani kötülüğe yani ŞEYTAN’a hizmet eder. Nasıl olur demeyin çünkü size ana sahnede yıllarca izletilen masallar gerçek değildi. Etrafınıza biraz göz gezdirirseniz ve kişiliğiniz üstüne press edilmiş tabuların sizi ne kadar sıktığının farkına varırsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Bize gösterilen liderler sadece birer kukladır emin olun. Onlar sadece emirlere uyarlar ve denileni yaparlar. Ellerine ve ayaklarına ipler bağlanmıştır ve emredilenin dışına çıkamazlar. Emreden de açıktır tabi görebilene…

Kategoriler
İslam Dini Toplumsal Konular

İslam Barış Dinidir

İslam Barış Dinidir

Peygamber Efendimiz (sav) dini, gittiğiniz yol, diye açıklamaktadır. İslam en kusursuz dindir. Çünkü sadece Allah (cc) tarafından indirilmiştir ve saflığı korunmuştur. Komünizm, faşizm, materyalizm de çürük temellere dayandırılmış birer dindir. İnsanlar ayette de bildirildiği gibi, acizdir, eksiktir. Birisi çok akıllı olabilir, çok zeki, derin kavrayışa sahip olabilir ama Allah sonsuz akıldır, sonsuz bilgidir. Bu da seçilecek yolun en doğru, en isabetli, en akılcı olanının İslam olduğunu en kesin delillerle göstermektedir.

İslam dini; güzelliği , bilimi ve sanatı teşvik eder. Ayetler de görmez misiniz, bakmaz mısınız, düşünmez misiniz, ifadeleriyle derin kavramayı, akılcılığı, derin düşünmenin önemini vurgular ve emreder. Allah’tan en çok ilim sahiplerinin hakkıyla korktuğunu vurgular. Peki ilim sahipleri kimlerdir? Bediüzzaman gibi, İmam Rabbani, İmam Gazali gibi bilginlerdir, araştırma yapanlar,  bilimde Allah’ı bulanlar, iman hakikatlerini, Kuran mucizelerine şahitlik edenlerdir. Aynı zamanda, sadece müslümanlarla sınırlı kalmayan tüm ehli kitap için, müşrikler için sevgiyi, şevkati, merhameti, sabrı, koruyuculuğu da emretmiştir. Arapça’da İslam ‘silm’ kökünden gelir, yani barış, esenlik demektir. Allah’ın yarattığı her kul için barış. Bakara Suresi’nin 208. ayetinde şu şekilde buyrulmaktadır: “Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.””

Bu yüzyılda şeytanın insanlar üzerinde ki en büyük oyunuda, terörü İslam ile bağdaştırması ve gazetelerle, dergilerle, reklamlarla yahut filmlerle sürekli gündeme getirip telkinle bunu insanlara empoze etmesidir. Sadece bununlada yetinmeyip ayetleri çarpıtarak bunun Kuran’da da söylenildiğini söylemeleridir. Bunlardan bir tanesi Hac Suresi’nin 78. ayetinde de geçen cehd etmek kelimesidir. “Allah adına gerektiği gibi cehd edin (çaba harcayın). “ Yobazlar, münafıklar cehd edini, öldürmek, zorlamak, bombalamak şeklinde yorumlamaktadır. Halbuki bu çok samimiyetsiz bir ifadedir. Bakara Suresi’nin 256. ayetinde “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.” buyrulmuştur. Kafirler bu ifadelerle hem Kuran’ın kendi içinde çeliştiğini hemde İslam’ın şiddet dini olduğu telkinini yapmaktadırlar. Halbuki, cehd etmek, çaba harcamak demektir. Güzel öğütle çağırmak, zorlamadan en güzel şeklde tebliğ etmek demektir.

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi, 125)

 

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Perdenin Arkası

Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Başkalarına boyun eğme. Onlardan korkup titreme. Çünkü her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir; her şey O’nun emriyle halledilir. Kendini kendine sahip sanma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır. Belalardan korunamaz, kendini muhafaza edemezsin. Mülk başkasınındır. O Sahibindir. Merhametlidir. Kederi bırak. Keyfini çek. Zahmeti at. Gönül şenliğini bul. Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişanlıktan üzüntülü olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat, bir Kadir-i Rahimin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, Ona bırak. Cefasını değil, safasını çek. O hem Hakimdir, hem Rahimdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler de, pencerelerden seyret, içlerine girme.
Bediüzzaman
İnsan sonsuzluk için yaratılmıştır ve sonsuzluğa muhtaçtır. Geçici hiçbir şey onu tatmin etmez. İnsanın arzuları bitmez. Bu yüzden nerede olursa olsun kalıcı huzuru bulamaz. Oysaki kalpler yalnızca Allahı anarak sakinleşir, ferah bulur. Onu hakiki tanıyan ve seven sonsuz mutluluğa ulaşır. Selamet, emniyet ve özgürlük yalnız İslamiyette ve imandadır. Çünkü ölçüsüz serbestlik ile yaşayanlar farkına varmadan servetin, saygınlığın, makamın, şehvetin kulu kölesi olmuş, onların ağına takılmıştır. Bu tipte insanlar dünyanın sultanı olsa ne fark eder? Oysaki İslam yalnızca Allahın kulu kölesi olmaya çağırır. İnsan bu şekilde özgürlüğüne kavuşur. Allahı tanıyan ve Ona itaat eden, zindanda dahi olsa hür sayılır. Onu unutan ise saraylarda da olsa zindandadır, esirdir. Ruhunu sonsuzluk güneşinin ışığında hüzünden kurtarmak isteyen, hayatın anlamını arayan, emin olmayı, karanlık çukurlardan kurtulmayı ve nihayet sonsuz mutluluğu arzulayan İslamı kabul etmek ve ona göre yaşamak zorundadır. Burada varsayımlara, zanlara yer yoktur. Sonuçta doğrular değişir, ama tek bir gerçek vardır. İslamın neden hakikat olduğuna özet olarak değineceğim. Yazacaklarım hakikat okyanusunda bir damla su gibidir.
Bir insan, bir ağaç, bir deprem, bir yağmur nasıl ve hangi şartlarda meydana gelir? Bu soruya bilim çevreleri ayrıntılı bir şekilde cevap vermeye çalışır. Şu zamana kadar süregelen bilimsel çalışmalar sayesinde evrende ve dünyada meydana gelen pek çok olayın nasıl oluştuğu hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Elde ettiğimiz bu bilgi aracılığıyla asırlar öncesi kilisenin dünyanın düz olduğuna dair iddiasına gülüp geçebiliyoruz. Geçmişte cevaplanamayan pek çok soruyu cevaplayabiliyoruz. Pekiyi bu sahip olduğumuz bilgiler ile cehaletimiz ortadan kalktı mı? Hakikate ulaştık mı? 20.yüzyıldan önce bazı bilim adamları bilimin her sırrı çözebileceğini iddia ediyordu. Bununla beraber bilimsel faaliyetlerin gelişmesiyle, kainatın devasa gizemli ve oldukça karmaşık sisteminin görülmesiyle birlikte bilimin açıklayamadıklarının açıkladıklarından çok daha fazla olduğu anlaşıldı. Bu durum şuna benzer. Bir insan düşünelim. Cevaplamak istediği onlarca soru vardır ve bir kitabın bu sorulara cevap verdiğini duymuştur. Bu kitabı alır ve büyük bir şevkle içindeki bilgilerin hepsini hafızasına almaya başlar. Ama kitabı okudukça görür ki kitabın içindeki bilgiler yetersiz bir özetten ibarettir ve kitap milyonlarca referansla doludur. Dolayısıyla kainattaki tüm bilgiyi edinmemizin imkansız olduğu ortadadır. Ama yine de tüm bilgiye sahip birini hayal edersek bu insan hakikate ermiş olur mu?
Bu soruya cevap vermeden önce şu noktaya da değinmek gerekir. Bu hayal ettiğimiz kişi bilgi bakımından hata yapmasa da sonuçta insandır. Bilgisi onu göklere çıkaramaz. Günlük ihtiyaçlarını karşılamasına, sevdiklerini kaybetmesine ve sonuçta kaçınılmaz olan ölüme engel olamaz. Sonuçta bilgisi onu okuma yazma bilmeyen, sıradan bir hayat yaşayan, kimsenin ilgilenmediği bir insandan daha mutlu yapmaya yeterli değildir. Hatta gerçek hayatta da bakarsak çok bilgili, çok zeki insanların daha stresli olduğu görülebilir. Şimdi sorumuza dönecek olursak bu insanın hakikate ulaştığını söyleyebilir miyiz? Öncelikle bir insan kendi başına hakikate ulaşamaz. Kendi başına hakikat sahibi olması için ilah olması gerekir. Ancak bir insan hakikatin belli bir kısmına ulaşabilir. Hem bunun için örnekte verilmiş olan kişi gibi var olan tüm bilgiye sahip olması gerekmez. Bu noktaya ulaşmanın şartları vardır. Bu şartlardan ilki materyalist bakış açısını terk etmektir.
Materyalizm kainatta var olan olayları Yaratıcıdan bağımsız olarak maddenin hareketlerine bağlayarak açıklamaya çalışır. Ancak maddenin kendi kendine var olmasının imkansız olduğunu, Aristonun deyimiyle bir ilk hareket ettiricinin varlığını kabul etmez. Oysaki bir maddenin yokluktan varlığa gelebilmesi yokluğu düşünülemeyen, varlığı zorunlu ve zatının gereği olan, var olmakta başka bir varlığa muhtaç olmayan bir varlığı gerektirir. Madde ve ruh ise ne varlığı, ne de yokluğu zatının gereği olmayan, var olmak için mutlaka tercih edici bir sebebe muhtaç olandır. Bu yüzden madde ve ruh sonradan olan, yaratılandır. Bu yüzden de materyalizmin savunduğu Yaratıcıdan bağımsız, maddenin varlığı için bir başka varlığa muhtaç olmaması görüşünü kabul etmek katrilyonlarca sayıda atomların ilahlığını kabul etmek demektir. Bir harf katipsiz, bir kanun hakimsiz olmaz. Şu kainat öyle bir kitaptır ki içindeki her bir harf içinde nice kütüphaneler vardır. Yeryüzü bir kelimedir. Bir meyve bir harf, bir çekirdek bir noktadır. O noktada koca bir ağacın programı vardır. İşte böyle bir kitap sonsuz kudrete ve hikmete sahip bir yüce varlığın kudret kalemini gösterir. Bir hane ustasız olmaz. Öyle bir hane ki her bir taşı bir saray gibi işlenmiş bir sanat. Aynı zamanda o saray içinde sinema perdeleri gibi sürekli devam eden bir hareket var. Öyleyse şu kainat sonsuz ilim sahibi bir varlığı gerektirir. Çünkü şu muhteşem kainat öyle bir saraydır ki ay ve güneş lambalar, yıldızlar mumlar, zaman ise bir sinema şeridi gibi sürekli akıp giden bir ip gibidir. Bulutsuz, gündüz ortasında, güneşin deniz yüzünde bütün kabarcıklar üstünde ve karada bütün parlak şeylerde ve karın bütün parçalarında etkisi göründüğü halde güneşi inkar etmek mümkün olabilir mi? Çünkü o vakit bir tek güneşi kabul etmemekle, katarat sayısınca, kabarcıklar miktarınca, parçalar adedince, güneşçikleri kabul etmek gerekir. Akıldan uzak olan materyalist görüş pek çok bilim adamı ve filozof tarafından da kabul edilmemiştir. Descartes Allahın varlığını akıl yürütme yöntemiyle şu şekilde kanıtlamıştır: Tanrı tanımı gereği her türlü mükemmelliğe sahiptir. Zorunlu varlık bir mükemmelliktir. O halde Tanrı zorunlu olarak vardır. Aynı şekilde Newton Diğer tüm kanıtları bir yana bırakırsak, başparmak bile benim Tanrının varlığına inanmam için yeterlidir demiştir. Bunlar sadece birkaç örnekten biridir.
Akıl yürütme konusunda aciz kalan bu felsefe evrim teorisi aracılığıyla kendini tekrar göstermeye çalışır. Evrim teorisi de adı üstünde bir teoriden ibarettir. Teoriyi reddeden binlerce bilim adamı vardır. Bu konuda bilgi almak isteyenler biyokimya profesörü Michael Behenin Darwinin Kara Kutusu adlı kitabını okuyabilirler. Bir röportajında şöyle demiştir. İnanıyorum ki, evrim teorisi sahneden çekilme yolunda. Hayatın açıklamasının bu teoriyle mümkün olmadığı görülecek ve teori terk edilecek. Bu sonuca giden süreç başlamış durumda zaten. Bunun sebebi de benim tarafımdan veya başka bilim adamları tarafından yapılanlar değil. Hayat hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, onun ne kadar kompleks olduğunu o kadar iyi anlıyoruz. Bilim adamları, bu kadar kompleks yapıların teorinin öngördüğü gibi amaçsız, tesadüfi mekanizmaların ürünü olamayacağını görmeye başlıyorlar.
Günümüzdeki bilimsel çalışmalar kainatın muhteşem bir matematiğinin olduğunu göstermeye başlamıştır. Bu sistem mutlak olarak akıl almaz bir gücün varlığını gerektirir. Altın oran sistemi, doğadaki estetik, renkler, tatlar, bulutlar, kendi estetik anlayışımız, bir müzikten hoşlanmamız, bir insanı sevmemiz veya nefret etmemiz, kısacası duygular, düşünceler, bunların hepsi yaratma sıfatının yanında ruh, şekil, estetik verme gibi sıfatları da bulunan bir gücün varlığını ispatlar. Ben görmediğime inanmam diyenler seviyorlar, nefret ediyorlar ve görmedikleri halde sevgi ve nefrete inanıyorlar. Çocuğunu kucaklayarak öpen bir kadın sevgisini bu davranışıyla gösterip sevginin varlığını ispatlıyorsa öyleyse kainatın mükemmel sistematik ve estetik yapısı da onu yaratan bir gücün varlığını ispatlamaz mı? En küçük atom parçacıklarından tutun dünya dahil tüm gezegenlerin kainatta kendi etrafında dönmesi mantıksızlıktan mı ibarettir?
Hakikate ulaşmanın şartlarından ilki materyalist felsefeyi terk etmektir. Bu da kendi başına hakikat sahibi olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan tek Allaha ve Onun insanlara hakikatin bir kısmını anlatmaları için görevlendirerek yarattığı özel insanlara, elçilere inanmayı gerektirir. Hiç mümkün olur mu ki, sonsuz bilgi sahibi olan bir güzel varlık, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin? Hiç mümkün olur mu ki yaratıp da bizi başıboş bıraksın, müdahale etmesin? Allah elçiler aracılığıyla, yaratılanlara kendini tanıtır, sevdirir. Hakikat sırları elçiler vasıtasıyla açılır. İlk insandan günümüze kadar bu hakikatin tek bir adı vardır. O da İslamdır. Hz. Adem, Hz. Musa ve Hz. İsa dahil gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve gerçekten onlara inanan ve izinden gidenler müslümandır. Hiçbir peygamber aracılığıyla farklı bir din gelmemiştir çünkü hakikat tektir, değişmez. Değişen insan algılarıdır. Bu da İslamiyetin başından itibaren çelişkisiz bir din olduğunu ve onun dışındakilerin insanların kendilerince yorumlar eklediği, çarptırılmış batıl dinler olduğunu gösterir. Yoksa Allahın yol göstermesini göz ardı ederek şu şöyledir diye hüküm vererek gerçek ve doğruya nasıl ulaşılabilir? Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni ALLAH yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna uyarlar ve saçmalarlar. 6El Enam 116. Yani sübjektif, kişisel düşünce ve tahminleriyle arzularına göre hüküm verir, yalan söylerler. Buna örnek verelim: Derler ki sizin bahsettiğiniz ilahınız insanın sıfatlarına sahiptir. Oysaki ilah böyle olamaz. Bunun nedeni özetin özeti olarak şudur: Onun Zatının hiçbir şeye benzemediği gibi İsim ve Sıfatları da hiçbir şeye benzemez. Nasıl ki Allahın merhametinin varlığını biliriz, ancak iç yüzünü anlayamayız, onun gibi, sevgi, memnuniyet, gazap etme gibi özelliklerinin varlığını anlasak bile, esas anlamını bilemeyiz. Sonuç olarak bir insan hakikate, Allahın izin verdiği kadarıyla ulaşabilir. Ancak esas anlamında bu hakikate ulaşmak İslamı ve imanın şartlarını kabul etmekten ibaret değildir. Çok ciddi bir şekilde İslam ilmini okumak, onunla yetinmeyip elde edilen bilgiler ışığında gözlem yapıp, hayatın her aşamasında bu bilgiyi teoriden pratiğe dönüştürerek yaşamayı gerektirir.
Bir insan, bir ağaç, bir deprem, bir yağmur nasıl ve hangi şartlarda meydana gelir? Bu soruya bilim cevap verebilir. Ama bilim, tüm bunların altında yatan esas sebepleri açıklayamaz. Neden sorusuna cevap veremez. Bu soruya yalnızca İslam ışığında cevap verilebilir. Bu meydana gelme sürecinde bilimin anlatmaya çalıştığı tüm aşamalar sebeplerdir, yani vasıtalardır. Allah her şeyi vasıtalarla yaratır ve bu yaratma sürecinde koyduğu kurallar vardır. Yağmurun yağması için bulut, ölüm için hastalık, kaza gibi faktörler gerekir. Allah elbette ki hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Ama bu vasıtaları yaratması insanları denemek içindir. Allah bize rızasına ve sonsuz cennete ulaşma yolunda perdeler koymuştur. Neden perde var, neden hakikati hemen göremiyoruz? Çünkü bir imtihan dünyasında yaşıyoruz ve Allahın rızasını ve sonsuz cenneti hak etmek için uğraş vererek İslam yolunda perdeleri yırtmamız gerekiyor. Hakikat perdenin ardında gizlidir. Perdenin ötesinde hiçlik yok, fenalık yok, çürümek yok. Bir mutluluğa terhis var. Gerçek iman sahibi her şeyin Allahtan geldiğini bilerek Ona sığınır, güvenir. Bu şekilde huzur bulur. Başka hiçbir şeyden korkmaz. Dünya bomba olup patlasa, ihtimaldir ki onu korkutmaz. Fakat hakikati göremeyen gökte bir kuyruklu yıldızı görse yerde titrer. Acaba bu serseri yıldız dünyamıza çarpmasın mı? der. Evhama düşer. Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti evlerini terk ettiler. Hakikati göremeyenler aklını başına alıp kalbini temizlemelidir. Bu kadar merhametli, adil, nimeti bol veren bir Sahibin memleketinde bulunduğu için şükretmelidir. Dağlar ve denizler, kısacası kainat ruhsuz olamaz. Allah abes iş yapmaz.
İnsanın yaptığı hizmet boşa gitmez. Şu fani dünyaya bedel, sonsuz cennet veya cehennem bekler. Hiç mümkün olur mu ki her şeye gücü yeten bir varlık şu misafirhane gibi dünya hayatının dışında ebedi bir memleket yaratmamış olsun? 77. İnsan, bizim kendisini az bir sudan, meniden yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. 78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek? 79. De ki Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir. 80. Yasin
İslam konusunda kafanıza takılan her konunun detayını bu siteden elde edebilir, sorular sorabilirsiniz. www.sorularlaislamiyet.com

Kategoriler
Bilimsel Makale

Din, Bilime İzleyeceği Doğru Yolu İşaret Eder

Bilim, evreni ve içindeki varlıkları incelemenin ve Allah’ın sanatındaki kusursuzluğu, yaratışındaki üstünlüğü keşfederek insanlığa açıklamanın yoludur. Dolayısıyla sıklıkla gündeme getirilen”din ve bilim çatışır mı?” gibi soruların anlamsızlığı da çok açıktır. Dinin, Allah’ın yaratmasındaki detaylara ulaşma yolu olarak benimsediği bilimle çelişebileceği düşüncesi büyük yanılgıdır.

Bilim, üstün güç sahibi Allah’ın yarattıklarını incelemek için vardır. O’nun yarattığı her şey, O’ndan gelen bir mesajdır. Okuyabilenler için her mesaj, Allah’ın yüceliğinin ve büyüklüğünün kanıtıdır.

Kur’an, insanları bilimsel araştırmalar yapmaları yönünde teşvik eder; “İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. (Ankebut Suresi, 43) ifadesiyle ve pek çok ayetle, gökler, yer ve yarattığı her şey üzerinde derin düşünmeye, ‘alim’ olmaya yönlendirir.

Kur’an ayrıca, evrenin ve canlılığın varoluşları konusuna en doğru ve en kesin cevabı verir. Din kaynak alınarak yapılan araştırmalar, varoluşa ait sırları, en az emek ve enerji harcayarak ortaya çıkarır. Dolayısıyla din, bilime izleyeceği yolu işaret eder. Bilim, Allah’ın sonsuz gücünü, evrendeki yaratılış kanıtlarını araştırarak doğru sonuçlara ulaşabilir.

Bilim, 19. yüzyıldan itibaren materyalist görüşten etkilenerek, bu İlahi kaynaktan uzaklaştırılmıştır. Çünkü materyalizm, maddenin mutlak varlık olduğunu ileri sürer ve Allah’ı inkar eder. Bu dönemde bilimsel araştırmalar yoğun bir şekilde materyalizmin iddialarını destekleme çabasına ayrılmıştır. Bugün görüyoruz ki, materyalizmin iddiaları bilime yalnızca zaman kaybettirmiştir. Çünkü bu iddiaların her birini ispatlayabilmek için on yıllar boyunca sayısız bilim adamı çalıştığı halde, ortaya çıkan sonuçlar bu iddiaların geçersizliğini göstermiştir.

Hubble’ın ortaya koyduğu kesin gerçek olan evrenin genişliyor olması, bilimi asıl gerçeğe götürdü. Çünkü evren genişlediğine göre, zamanda geriye doğru gidildiğinde, ‘tek bir nokta’ ortaya çıkıyordu. Evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu ‘tek nokta’, korkunç çekim gücü nedeniyle sıfır hacme sahipti. Ve evren, 15 milyar yıl önce sıfır hacimdeki bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı.

Big Bang’den önce madde diye bir şey yoktu. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında tümü bir anda yaratılmıştı.

Big Bang önemli bir gerçeği işaret etti. Sıfır hacim yokluktu ve evren yokken ‘var’ olmuştu. O halde evrenin bir başlangıcı vardı. İşte bu kanıt, materyalizmin “evren sonsuzdan beri vardır” tezini geçersiz kıldı. Oysa bu bilimsel gerçek, Yüce Allah’ın 1400 yıl önce gönderdiği Mesaj’ında vardı:

“O gökleri ve yeri yoktan var edendir…” (Enam Suresi, 101)

“Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.” (Zariyat Suresi, 47)

Big Bang’e, felsefi nedenlerle itirazlar sürdü. Ancak, Allah’ın üstün yaratması olan evren, modern bilim vesilesiyle yaratılışı delillendirmeye devam ediyor. İdeolojik amaçla körü körüne savunulan/desteklenen materyalizm ise, gerçeğin kanıtları karşısında sessizleşmiştir.

“Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 8)

Materyalizm ve Darwinizm gibi hurafeleri bilime ‘rağmen’ savunmaya çalışmak, bilim adamları için sıkıntı vericidir. Evrendeki sayısız delile gözlerini kapatan bu kişilerde, yargı yeteneği azalır, bozulur. Richard Dawkins örneğindeki gibi. Ünlü Darwinist’in “eğer bir heykelin sizlere el salladığını görseniz dahi, bir mucize ile karşı karşıya olduğunuzu sanmayın… çok küçük bir olasılıktır, ama belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi, tesadüfen, bir anda aynı yönde hareket etme eğilimi içine girmiş olabilirler” sözleri buna tipik bir örnektir.

Tüm evren detaylarıyla incelendikçe muhteşem bir olağanüstülük ortaya çıkar. Evrendeki mucizevi dengeler, dünyadaki düzen, kusursuz canlılar, tek bir hücre, bir atom, o atomun içinde saklı olan evrendeki en büyük güç; tümü bir mesaj verir bize. Bu mesaj, görebilen, okuyabilen her samimi insanı, Tek olan, Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde, asla ortağı veya benzeri, dengi bulunmayan, yoktan var eden Yüce Allah’ın varlığına götürür.