Kategoriler
Hayat üzerine Kişisel makaleler

‘Dokunmak’ Neden ?

Neden tokalaşır insanlar ? Neden öperler gördüklerinde birbirlerini ? Ya da sevinçte, üzüntüde neden sarılır yanındakine ? Neden kızdıklarında, öfkelendiklerinde yumruklar karşısındakini? Heyecanlı olunan bir anda eller titrerken, biri tuttuğunda neden sakinleşir insan ?

 

İnsanlar neden dokunma ihtiyacı hisseder?..

Dokunsallık, öğrenme sürecinin en önemli unsurudur !

Karşındaki her ne ise onun hakkında sana bir şeyler anlattığı gibi kendini de anlamanı sağlar. Neyi neden yaptığını, neden sevdiğini, neden nefret ettiğini anlamana yardımcı olur.

 

Dokunmak, nesnenin somut özellikleri ile o nesnenin kişide oluşturduğu anlamı kuran bağdır!

Ve dokunmak bu kadar canlılara özgü, tamamen içgüdüsel iken neden ‘ Dokunma ona! O pis, o kirli, o iğrenç, o temiz, o sıcak, o soğuk! ‘ diye uyarılar gelir? Kimi zaman iyi niyetle ve kimi zaman baskıcı bir zihniyetle bu uyarıda bulunurken, bilmezler mi ki ;

 

İNSAN HER ŞEYİ KENDİ YAŞAYARAK, KENDİ HİSSEDEREK ÖĞRENİR !

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Güzelliklerin Gerçek Sahibi

Güzellik insana mutluluk ve huzur veren somut bir lezzettir. İnsanlar yaşamlarının her aşamasını bu lezzete ulaşabilmeyi umut ederek, zevk aldıkları güzelliklere göre biçimlendirirler. Güzelliğe olan düşkünlük, bu lezzete olan bağımlılık, insanlar için vazgeçilmezdir. Seçim yapması gereken kişi, her zaman tercihlerini beğenisine göre en güzel olandan yana kullanır. Hiçbir insan hoşuna gitmeyen ve çirkin bulduğu bir şeyi seçmez, istemez. Nedeni de insan ruhunun, görüntünün, ahlakın, sözün kısası her şeyin güzel olanından zevk alacak şekilde ve güzelliğe düşkün duyarlılıkta yaratılmış olmasıdır.

İnsanların güzel olana bu denli yoğun istek ve ilgi duymalarının nedeni, ruhlarındaki güzelliğe ulaşma arzusuna yanıt verebilmektir. Pembe bir gül, beyaz bir lale, göz kamaştıran bir mücevher, güzel bir çocuk, güzel, bahçeli bir ev, yeni bir araba ya da güzel bir köpek… İnsan tüm bunları gördüğünde, içinde bu güzelliklere sahip olmak arzusu oluşur. Kuran’da, bu güzelliklere sahip olma arzusunun, insanların dünya hayatında sınanması amacıyla süslü ve çekici kılınmış tutkular olduğu haber verilir:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)

‘Yarattığı herşeyi en güzel yapan’ Allah, insanların hissedip zevk alabilmeleri için yarattığı tüm güzellikleri evrenin her santimetrekaresine yerleştirmiştir. Baktığımız her yerde Rabbimiz’in Cemil (güzel), Musavvir (tasvir eden, şekil ve suret veren), Sani (Sanatçı) ve Bedi (örneksiz yaratan) isimlerinin tecellilerini görebiliriz.

Güneş doğar ve batarken gökyüzünde oluşan görsel şölende, Allah’ın Sani isminin tecellisini   izleriz. Bir kelebeğin kanadındaki kusursuz simetriyi ve yanar döner renkleri fark ettiğimizde Allah’ın Musavvir isminin tecellisini görürüz.

‘Ol!’ buyruğuyla atomlardan, moleküllerden, hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden, yıldız ve galaksilerden oluşan, insanın kavrayış gücünün dışındaki sonsuz alemin muhteşem güzelliklerini düşündüğümüzde sonsuz ilim ve güç sahibi olan Allah’ın Bedi ismini hatırlar, tecellisine hayranlık duyarız.

Çok güzel bir çocuk gördüğümüzde; duru teni, ışıl ışıl gözleri; yüzündeki mükemmel simetri Allah’ın Cemil isminin bir tecellisidir ve Allah aşkıyla bakan onu görür.

Rabbimiz insanı yaratırken Kendi ruhundan üflemiştir. Ve insan, “…Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar…” (Enbiya Suresi, 101) ayetiyle bildirildiği üzere Allah’ın güzelliğinden bir parça taşır. Güzelliği arayan insan, gerçekte Allah’ın benzersiz sanatından, üstün ilminden, eşsiz güzelliğinden ruhuna zevk verecek olanı arar. Güzellikten alınan zevk de Rabbimiz’in bu özelliğinin kulu üzerindeki tecellisidir. Peygamberimiz’in de hadisinde belirttiği gibi, “Allah güzeli sever”, O’nun ruhunu taşıyan kulları da güzeli severler.

İnsanın istek duyup elde etmek için çaba harcadığı ve sahip olduğu tüm güzellikler, dünya koşullarında bozulacak, eskiyecek, yıpranacak ve sonunda da yok olacaktır. Çok güzel bir insanın güzelliği, zamanla yıpranıp yok olacak,  muhteşem güzellikteki bir çiçek birkaç gün içinde solacak, kuruyacak ve güzelliğini yitirecektir. Çok gösterişli bir ev ya da araba bile zamanla yıpranacaktır.

Görüldüğü gibi dünya üzerindeki tüm güzellikler zamanın yıpratıcı özelliği ile bir gün yok olur. Yeryüzünde zamanın yıpratamadığı hiçbir güzellik yoktur. Yüce Allah dileseydi sonsuz gücüyle sonsuza dek sürecek güzelliklerle dünyanın her yanını kuşatırdı. Ancak, imtihan gereği, kullarının Kendisi’ni tanımaları, gücünü anlamaları ve cennet özlemi duymaları için eksiklik ve acizlikleri de yaratmıştır.

Birçok insan, güzelliklerin ardında koşarken hırs ve tutkuyla boşa bir çaba harcar. Oysa kalıcı olmayan güzellik için bu denli çabanın bir anlamı yoktur. İnsanın asıl çabası cennetteki huzur ve mutluluk dolu sonsuz yaşama ulaşmanın yollarını aramak olmalıdır. İnsan, içindeki kusursuz güzellik isteğine, gerçek anlamda yalnızca cennette kavuşabilecektir. Bu gerçek Kuran’da “…Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir.” (Fussilet Suresi, 31) ayetiyle haber verilir.

Gerçekte insanın güzelliği arzu etmesi bir ‘kusursuzluk’ arayışıdır. İnsan Kuran’da, “..Tümüne güzelliği (cenneti) vaat etmiştir;…” (Nisa Suresi, 95) ayetiyle bildirilen ve inananlara vaad edilen gerçek güzelliğin ardından koşmaktadır. “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe Suresi, 72) ayetiyle cennetteki kusursuz güzellikler tüm inananlara vaat edilir.

Yüce Allah’ın tüm evrene olan hakimiyetinin kanıtları çok açıktır. Rabbimiz güzellikleri sonsuz ilmiyle yaratır ve düzenler. Evrenin tümündeki ihtişam, herşeyi örneksiz yaratan ve her güzelliğin kaynağı, tüm güzelliklerin sahibi olan Allah’ın üstün ve benzersiz sanatıdır.

O Allah ki, Yaratan’dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

Kategoriler
Deneme Yazıları Dunyadan Gazeteci Geçmiş Tarih Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Tarih Makale Toplumsal Konular Yazar

Günümüz Bilgi Paylaşımının Üzücü Kederi.

Geçen yüzyıllardan kalma bir konu daha. Bilgi paylaşımı! Bu konuya geçen yüzyıllardan kalma diyorum çünkü günümüzde bilgi paylamı diğer tüm o özlenen hoş paylaşımlar gibi yapılmamakta. Doğrusu bu biraz bencilce oldu. Aslında bilgi paylaşımları oluyor tabii. Ancak doğruluğu biraz tartışılır. Yani gündelik hayatta paylaşılan bütün bilgiler bir tez haline gelmiş durumda. Üstüne üstlük bu tezler karşıdaki kişiye yapıştırılmaya ve beynine kazıtılmaya çalışılmakta. Saygı denen unsur en alt seviyede. Savunulan bir bilgiyi karşısındaki insanın aynı konudaki bildiği başka bir bilginin yanlış olduğunu iddia etmekle kalmayıp sesini yükseltiyor.

Kategoriler
Deneme Yazıları Gazeteci Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Yazar

insanlar ve ineklik

İsimler, insanın kimliğini değil, nüfus cüzdanındaki tek bir yeri değiştirebilirler. Sana x’ de diyebilirler ama bu sana olan yaklaşımlarını değiştirmez. İsime göre tavır değiştiren sadece bir takım insanlar vardır. Ben bunları laboratuar ve şanssız insanlar olarak ikiye ayırıyorum. Bunlar aynı zamanda davranışlarını doğuştan ve sonradan kazanmış olarak da adlandırılabilir.

Laboratuar insanlar diye adlandırdıklarım kazandıkları bazı davranışları sonradan kazanmış insanlardır.

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular

ALLAH KORKUSU

İnsanlar arasında yaygın olan bir inanca göre Allah’ tan korkmak yerine Allah’ ı sevmek yeterli görülür. Bu çarpık anlayış insanı gaflete sürükleyen en önemli nedenlerden biridir.

Allah’ tan korkmak yerine sevmenin doğru olacağını söyleyen bazı insanlar, Allah’ ın Kuran’ da bildirdiği ‘Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.’ (Nahl Suresi, 51) ayetine riayet etmemiş olurlar. Kuran’ da bildirilen tek bir ayete bile muhalif olmak belki de sonsuz cehennem azabını yaşamaya neden olabilecekken, insanın böyle bir gaflete düşmesi büyük hata olacaktır.

Allah korkusu olmayan insan koruyucu zırhını kaybetmiş gibi çıplak kalır. Böylece tüm pislikler üzerine yapışır. Tamamıyla savunmasız kalan ruh şeytanın telkinleriyle her türlü hatayı yapmaya müsait hale gelir. Yapılan yanlışları diğerleri izler ve böylece kişi vicdanının sesini artık duymamaya başlar.

Allah’tan Sakınmayanların Yapabilecekleri Bazı Davranışlar:

– Allah korkusu olmayan insanların çoğu Allah’ın emir ve yasaklarından habersizdirler. Bu yüzden hayatları sadece kendi istekleri doğrultusunda devam eder. Sakınacakları herhangi bir durum yoktur.

– Haram olarak bildirilen günahlara kolaylıkla sapabilirler. Çünkü öncelikle kendi menfaatleri söz konusudur. Örneğin Allah faizi haram kıldığı halde daha fazla kazanmak adına bu yasağı rahatlıkla çiğneyebilirler.

– Daha fazla kazanabileceklerini düşündürdükleri bir konuda hiç düşünmeden yolsuzluk yapabilirler.

– Allah korkusu olmayan insanlar zor durumda kaldığında kolaylıkla hırsızlık yapabilirler. Başkalarının zor durumda kalmasına aldırmazlar, sadece kendilerini düşünürler. Bu tür kişiler bencil ve güvenilmezdirler.

– İnsanlara değer vermezler. Menfaatlerine uymadığı noktada kolayca gözden çıkarabilirler.

– Allah zinaya yaklaşmayın dediği halde kendi nefsini Allah’tan önde tutup kolaylıkla zinaya yönelirler. Eşlerini aldatır ve yalan söylemekte tereddüt etmezler.

– Allah’ tan sakınmayan insanlar anne ve babalarına karşı acımasız davranabilirler. Merhamet sahibi değillerdir.

– Cinayet ve tecavüz gibi suçları işlemekten kaçınmazlar.

– Hayatları sadece bu dünyayla sınırlıymış gibi yaşarlar, ahiretlerini düşünmezler.

– İbadetlerini ileriki yaşlarına ertelerler ya da sadece gösteriş için yaparlar.

– Mallarını ellerinde sımsıkı tutar, yoksula yardım etmekte cimrilik ederler.

Allah korkusundan uzak yaşayan insanların düştükleri gafletten kurtulabilmelerinin tek bir yolu vardır. O da Allah’a sığınmak ve O’ndan sakınmaktır. ‘Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.’ (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bu gerçek açıkça bildirilmiştir.

Allah korkusunu kalbinde barındıran insanlar ise Allah’ın sınırlarını aşmamak için oldukça titiz davranırlar. Çünkü Allah’ın sonsuz azabından ve O’nun rızasını kaybetmekten korkarlar. Yasaklarına ve emirlerine uymaya dikkat ederler. Hiçbir dünyevi istekleri ya da hırsları onları Allah’ın razı olmayacağı davranışlara yöneltmez. Çünkü onlar için hayatın amacı nefislerini tatmin etmek değil sadece Allah’ı razı etmektir. Daha fazla mal sahibi olmanın onlar için hiçbir bir anlamı yoktur. Bu yüzden ihtiyaçlarından arta kalanı infak ederler ve bunu asla gösteriş için yapmazlar. Anne ve babalarına karşı her zaman iyi ve merhametli davranırlar. Ayet gereği ‘öf ‘ bile demezler. Karşılarındaki her canlıya değer verirler çünkü onları Allah’ın yarattığını bilirler. Namaz, oruç gibi ibadetlerini gösteriş için yapmazlar. Tüm ibadetlerinde sadece Allah’ın rızasını düşünürler. Hırsızlık, dolandırıcılık, zina ve yalan gibi şeytan işi pisliklere asla yaklaşmazlar. İnsanların haklarına tecavüz etmezler. Bilirler ki : ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.’ (Ankebut Suresi, 64)

Görüldüğü gibi Allah’a kavuşacağını bilen ve her davranışının ahiretini etkileyeceğinin bilincinde olan bir insanla, kimseye hesap vermek zorunda olmadığını düşünen bir insanın davranışları arasında büyük farklılıklar vardır. Kalplerinin temiz olduğunu düşünen ve bunun yeterli olduğuna kendileri karar veren insanlar, Kuran’ da bildirilen emirleri uygulamaya gerek duymazlar. Ya Allah’ın affedeceğine inanırlar ya da bir süre cehennemde yanıp çıkacaklarını düşünürler. Bu büyük yanılgı insanları cehenneme sürükleyen büyük bir hatadır. Bunun temelinde ise Allah korkusunun olmaması yatmaktadır.

‘Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.’
(Ali İmran Suresi, 24)
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Dalgalar Kıyıya Vurdukça

“sen ne kadar iyi bir insansın! Hiç kimsenin yapmadığını yaptın bana. Benden daha kötü duruma düşmüşken, bana yardım elini uzattın… Şimdi gözümden yaş akıyorsa bu hiç kimsenin dinlemediği derdimi, anladığın içindir. Sen ne kadar iyi bir insansın!”

Kendi oğluna uzak yaşayan bir adamın hikâyesi bu; öyle yazın denizde, kışın kayak merkezlerinde yaşayan insanların hikâyesini hiç benzemez. İstersen hiç okuma! İstersen oku ve düşün neden insanların kaderinin başka insanlar tarafından çiğnendiğini, değiştirildiğini…

Hayat vurmaz insana… Vurulacak kadar güçlü değiliz bu dünyada, çok zayıfız ve hayat her halükarda bağrına basar yaşadıklarımızla. Buna inanmayanlara söyleyebilecek pek bir sözüm yok! Güzel yaşamak, güzel ölmek demektir. Aslında ikisi de aynıdır. İyi insan mutlu ölebilir mi, demek geliyor içimden, ya da hiç dememeliyim mi ne. Kabullenmek zordur ölümü, fakat yaşarken neleri kabullenmiyoruz ki. Kaçımız yenilen hakkımıza sahip çıkabiliyoruz. Kuyruğumuza basılmadıkça, kaçımız yılana sarılıyoruz denize düşünce. Belki de yazmamalıydım bu yazıyı…

Aslında farklı iki adamın hikâyesini anlatacaktım. Ama hayat girdi yine bir taraftan, kaç gündür bekliyordu bu hikâye gözümün önünde, “yaz artık beni” diye gözümün içine bakıyor gibiydi adeta. Ne çok kızıyorum kendime bilemezsiniz. Yıllarca yazamadığım romanım geldi aklıma, kim bilir o ne düşünüyordu benim için. Ve daha hakkını yediğim birçok kişi, nerede-nasıl konuşuyordur arkamdan. O kadar iyi bir insan değilim ben, kaldım ki iyi bir insanın hikâyesini yazayım. Bu sefer çok zorlanacağım, çok…

Günlerdir gökyüzü isyanlarda; fırtınalar azalsa, yağmurlar aşındırıyor toprağı. Ev de artık boğmaya başlamıştı beni, üzerime bir şeyler alıp, gümüş renkli havaya merhaba dedim. Daha kapıdan çıkınca anladım, sanki ilk defa yaşıyormuşum gibi bu hayatı. Üzerime gelen kışın ayazı beni bekliyormuş gibiydi.

Sahile doğru yürümeye başladım, önümde birkaç adım ileride yürüyen garip bir adam vardı. Devamlı söyleniyordu, anlaşılan derdiyle yıpranıyordu. Sahile kadar o önde, ben arkada devam ettik yürüyüşümüze. Hava soğuktu, sahilde kimselerin olmaması normaldi. Artık sahile yaklaşmıştık. Arabasını park eden güzel giyinimli bir adamda yüzündeki hüzünle sahile gelmişti besbelli. Ama benim ne işim vardı o soğuk havada bilmiyorum. Belki de yazmak için malzeme aramama hiç gerek kalmayacaktı. Üç adam birer tur attık sahil boyunca. Denizin havası bir başkaydı, dalgalar kıyıya vurdukça, kayalar aşınıyordu.

…sonra dalmışım küçük bir sandalın çırpınışla ayakta kalışına; meğer bizim iki kafadarlar çoktan sohbete koyulmuşlar. Kader bazen böyle bir şey işte, öyle engel falan tanımıyor. Zengin adamın, fakir biriyle ne işi olabilirdi demek çok yanlış. İnsan bazen hayatta en çok geçmişini arıyor. Huzur başka bir boyut, başka bir rahatlık… Adı yok bunun, olmamalı zaten de. İnsanların konuşabilecekleri, birbirlerine sırtlarını yaslayabilecekleri o kadar paylaşım var ki, hemde neler neler…

Uzaktan izlediğim kadarıyla, sorunları aynı gibiydi. Şimdi bana, nereden biliyorsun başka bir şey konuşmadıklarını diyebilirsiniz. Bir insan gözü yaşlı derdini anlatıyorsa, çaresizliğini dışarı vurmuştur bir kere. Gülecek hali olan adam, o havada orada olamazdı zaten.

Zamanla bir şey dikkatimi çekti. Her ikiside diğerini dinlerken ağlıyordu. Birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, sanki çokta iyi tanıyorlar gibiydi. Onları izlemek bana epey hüzün yüklemişti. Neler konuştukları önemli değildi hiç. Önemli olan birbirlerini yürekleriyle dinlemeleriydi, sanki o anı yaşıyormuş gibi çaresizliklerini vurmaları yok mu, işte bu beni çok duygulandırdı. Dünyanın böyle yürekli insanlara ihtiyacı var, hemde her çağda. İnsanların statüsü ne olursa olsun, çoğu zaman dertleri benzer oluyor. Ve insan en yakınından bulamadığı çözümü, hiç tanımadığı bir insanda da bulabiliyor. İşte yaşamı anlamlaştıran olaylar böyle gelişiyor.

Bu her şeyleri farklı iki onurlu insanın, aynı olan yüreklerini yazmak bana onur veriyor. Bu zamanda da böyle insanların yaşıyor olmalarını görmek çok güzel. Aslında insan olmanın da zamanı yok, yeter ki karşındaki kişiyi dinlemesini bil, inan öğreneceklerinin sonu yok.

Hava daha da esmerleşiyordu. Güneş zaten yoktu, deniz coştukça coşuyordu. Sonra bende o iki güzel insanın arasına dâhil oldum. Aralarında geçen konuşmaları nihayetinde öğrendim. Ama bunu anlatmayacağım tabi ki. Ama ikiside haklıydı, ikiside cefakâr babaydı! Birbirimize telefon numaralarımızı verdikten sonra ayrıldık. Eve hızlı yürüyerek geldim ve tek yaptığım şey, babamın elini öpüp onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek oldu!

Hayatıma anlam katan o cesur iki adama çok şey borçluyum. Bir ömür boyu sürecek pişmanlığımdan onların sayesinde kurtulmanın inanılmaz hafifliği var üzerimde. Şimdi benim onların yanında ne işim vardı, daha iyi anlıyorum. İnsan, insana hep muhtaçtır ve muhtaç olacaktır da. Çünkü dünya ortak bir yaşam alanıdır. Sorunlarımız o kadar benzer ki ve bunun çözümü de çok uzaklarda değil. Bir tebessüm, bir sıcak merhaba bazen her şeyi hallediyor.

Olurda bir gün içiniz hüzünle dolarsa, kendinizi sokağa bırakın ve yaradana değin ki “ Allahım emanetin senindir, huzura götürsün beni bu ayaklarım, bu gözlerim güzeli görsün ve bu yüreğim dengini bulsun!” gerisi çok önemli değil. Önemli olan gittiğiniz yerin sıradan olmadığını bilmek… Yaşadığınız yer deniz kenarıysa eğer, en kötü havada dışarıya çıkmanızı tavsiye ederim. Nedenini gidince anlarsınız.

İyi insanlar hep aynı yerde mi buluşurlar? Evet, her koşulda ve her yerde…

Emre onbey

Kategoriler
Günlük hayat Komedyen Söyleşiler - Röportajlar

Mesut Yar ile Söyleşi

Benim için tüm anılarım unutulmaz; ama matematik dersinde hoca son notu verecek. Beni sözlüye kaldırdı. Ondan sonra takıldım kaldım bir formülde, çıkamıyorum. Kafaya bir tebeşir yolladı. Hemen aklıma geldi nasıl olduysa. Öyle geçtim dersi. Sonra gittim elini öptüm. Belki de ondan sonra açıldı benim öğrencilik hayatım.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz Biz ve Söz adına. Sempatik bir insan olmanız ve bizim okuldan mezun olmuş olmanız size ulaşmamızda en büyük etken oldu; ancak Mesut Yar’ı biraz araştırdık ve karşımıza çok yönlü bir insan çıktı. Kendi Web sitenizde “Ben sahici bir adamım, Kurtuluşla yürürken beni her an görmeniz mümkün.” demişsiniz. Gerçekten de kendinizi bu yaşamın ve halkın içinde hissediyor musunuz?

Mesut Yar ile Söyleşi
Mesut Yar ile Söyleşi
Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

YENİ UMUTLAR

Yine bitiyor koca bir yıl,

Alıp götürdükleriyle, bazen de güzellikleriyle,

Geliyor yine yeni bir yıl,

Beklentileriyle, ümitleriyle, hayalleriyle.

Evet sevgili okurlar, konumuz anladığınız gibi yeni yıl. Başladığında çoook uzunmuş gibi gelen ve hiç bitmeyecek sandığımız yeni bir yıl. Bir önceki yıl, her zaman, içinde kalmışlıklarla, gerçekleştirilememiş hayallerle son bulur. Ve bunlar, büyük ümitlerle ‘’inşallah yeni yılda ‘’ diyerek bir sonraki yıla aktarılır. Yeni yıla girmek, özellikle azimli insanlarda her zaman itici ve tetikleyici bir etken olmuştur. Bir önceki yıl yakalayamadıkları başarıyı, yeni yılda elde etmek için bir başlangıç sayarlar Ocak 1’i. Ve var güçleriyle çalışırlar. Öyle de olmalı zaten. Başarmak isteyen insanlar, mücadele ruhunu hiçbir zaman kaybetmemelidirler.

Hatırlıyorum da çocukluğumda 1900 ‘lü yıllara çok alışık olduğum için, sanki 2000’li yılları hiç telaffuz edemeyeceğim gibi gelirdi. Ve hatta telaffuzu bırakın ‘’2000 gelir mi hiç ‘’ derdim. Çocuk aklı işte. Hem öyle bir geldiki 2010 oluverdi. Zaman su gibi akıp geçiyor. Kalemimiz şimdi 2009 yazarken üç gün sonra 2010 yazacak.

Yılbaşı akşamı programları da şimdiden yapılmıştır sanırım. Ekonomisi izin verenler –ki sayıları çok değildir- otellerden ya da eğlence mekanlarından rezervasyonunu yaptırmıştır. Ekonomisi izin vermeyenler de ailesiyle, dostlarıyla veya arkadaşlarıyla tv karşısında bu akşamı samimi bir atmosferde geçirmeye hazırlanıyorlardır. İtinayla hazırlanmış sofralar, sonraki saatlerde meyve, çerez, patlamış mısır, eh biraz da alkol. Tabi sevenlere. Ve de inşallah DOZUNDA. Doz kaçtı mı kötü şeyler oluyor biliyorsunuz.

Bir de hersene 1 Ocakta yaptığımız bir şey vardır. Tv kanallarının yılbaşı programlarının kritiği. Şu kanal iyiydi, şu kanal kötüydü vs.. Ama bir gerçek varki- birçoğunuzun ’’ haklısınız’’ diyeceğinden eminim -bence hersene bir önceki seneden daha kötü oluyor. Tek kanallı yıllarda yılbaşı programının farklı  ve belki de tek olmasından kaynaklanan doyumsuz bir tadı vardı. Hele bir de TRT’nin prensiplerinden dolayı’’dansöz çıkacak mı çıkmayacak mı ‘’tartışmasıda geceye ayrı bir boyut kazandırıyordu. Şimdi hemen hemen her kanalda var. Üstelik sadece yılbaşında da değil.

Evde ya da dışarıda hiç fark etmez yeniyılı nerede karşıladığımız. Farkeden tek şey ‘’bu yıl başaracağım inşallah ‘’ diyerek mi, ya da ‘’bu yıl da olmaz, durum hergün daha da kötüye gidiyor’’ diye düşünerek mi girdiğimiz. Siz birinciyi tercih edin. Olumlu düşünün, çok çalışın. Başarı sizi mutlaka bulacaktır. Ve diyorum ki her yeni yıl farklı mutluluklara, farklı başarılara gebedir.

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı
Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

Herkese Allah’tan mutluluk dolu, sağlıklı ve huzurlu bir yıl diliyorum. İYİ SENELER.

SEVGİLERİMLE

Kategoriler
Videolar

Elini Tutmasam Uyuyamam ki (Amatör)

Son zamanlarda interaktif ve multimedya paylasim epey yayginlasti. Ozellikle youtube ve facebook gibi sosyal arkadaslik, video sitelerinde hergun yeni bir ses dinliyoruz, izliyoruz. Bu deryada yine gezinirken youtube.com da cok tatli bir kizimiz ümit yasar‘in sarkisi olan Elini Tutmasam Uyuyamam ki sarkisini gitariyle o kadar guzel seslendirmiski, takilip kalabiliyorsunuz sarkiya. Youtube.com sitesi turkiyede yasakli oldugundan videolari kuaza.com‘e yukleyerek sizlere sunuyorum arkadaslar. Bu videoyu ve sarkiyi kacirmamanizi oneriyorum, bir kere dinleyin eminim 2. yide oynatacaksiniz :)(: {Videoyu buradan izleyebilirsiniz: kuaza.com video linki}

Buda internetin nimetlerinden bir tanesi sanirim. Kesfedilmeyi bekleyen bu ve bunun gibi o kadar cok gencimiz varki hepsi kiyida kosede bekliyor. Bu yaziyi okuyan arkadaslarimdan ricam bu tarz bir yeteneginiz varsa kimseyi beklemeyin, biraz caba harcayarak sesinizi herkese, dunyaya duyurmaya calisin.

Elini Tutmasam Uyuyamam ki
Elini Tutmasam Uyuyamam ki