Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

KADIN NEFRETİ YALNIZCA BAĞNAZLARDA OLUR

 

Bağnazlık yani kaliteden uzak, tutucu, müziğin resmin olmadığı içine kapalı, Kuran’ın değil atalardan duyulan sözlerin inanç kabul edildiği ve bir takım din adına uydurulan hurafelere inanılan yanlış inanç sistemidir. Yobazlık da aynıdır. Bağnazlıkta sevgi olmaz. Yerine alabildiğine nefret vardır. Bağnazlıktaki bu nefret, yanlış bilinen hurafelerden kaynaklanmaktadır. İslam ile Kuran’la hiçbir ilgisi olmayan ve dinde çok muteber görülen sahih hadis kitaplarında geçen ve güzeller güzeli nurlu peygamberimiz (sav) adına söylenen bu iftiralara bir bakalım ;

 

– Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim. (Müslim, İman, 34/132; İbni Mace, Fiten 19/4003)

– Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. (Sahih-i Buhari)

– Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir. (Sahih-i Buhari)

Kadınlar olmasaydı Allah’a hakkıyla ibadet edilirdi. (Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler.) (Silsiletul Ehadisuzzaif: 74, Tenzihuşşeria: 1/62, El-leali : 2/59)

Kadınlarla istişare edin, onlara danışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın. (El- Makasıdul Hasene: 248, Tezkiretul mevzuat:128, Tenzihuş Şeria: 2-204, Silsiletul Ehadis: 432)

 

Üstelik bu mevzu hadisler Diyanet İşleri dahil bütün İslam aleminde kabul görmektedir. Kuran ile tamamen zıt olan bu çirkin sözler, kadınlara duyulan nefretin başlıca kökenidir. Haşa Allah’a ve peygamberimiz sav’e atılan bu iftiraların güzel dinimiz İslam ile hiç bir ilgisi yoktur. Bağnazlık dini, kadın düşmanlığı üzerine kurulmuş vahşi bir sistemdir. Kadın cinayetlerinin temelinde de kadını, eksik ve yarım akıllı görmek gelir. Kadın, kendisine sürekli karışılan laf sokulan, aşağılanan bir varlık değildir. Çevremiz, sevgi göremediği için içine kapanan, mutsuz ve güvensiz olan kadınlarla doludur.

Doğrusu şöyledir ;

Kadın, dünyanın en güzel varlığıdır. Süstür kadın. Güzelilktir,nezafettir, ince düşüncedir, kalitedir. Müthiş detaylı ve zeki varlıklardır. Allah, kadına bir çiçek gibi özen ve ilgi gösterilmesini istemiştir. Sevgi, şefkat ve merhamet verilmelidir. Güven verilmeli, vefalı olunmalıdır. Dinimiz İslam, kadına en yüksek değeri göstermiştir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde kadınlara nasıl değer verilmesi gerektiğini şöyle bildirmiştir (Bu ayette geçen, örnek Müslüman kadın Hz Meryem’dir) ;

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi… (Al-i İmran Suresi, 37)

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Fransa uzerine Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular

İSLAMAFOBİNİN BİLİNMEYEN YÜZÜ

 

Dünyada son yıllarda özellikle çok fazla terör olayları gerçekleşiyor.Bu olaylara baktığımızda bir kısmının El Kaide ve İşid gibi örgütler tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Peki bu örgütler nasıl ortaya çıktılar? İdealleri neler ? Felsefeleri düşünceleri nedir ? Nasıl bir bilgi alıyorlar da bu eylemleri gerçekleştirebiliyorlar ?

 

Şimdi bu adamların düşünce yapısını daha iyi anlayacağımız bir örnek verelim ;

“Ureyne kabilelerinden bir kaç (7-8) kişi, Medine’ye gelmişler; biraz hastalanmışlardır. Kır insanları olduğu için Medine’nin havası kendilerine yaramamıştır. Muhammed’e başvururlar. Muhammed, “tedavi” için kendilerine “deve sütü” ile “deve sidiği” içirir. Sonra da “zekât develeri”nin bulunduğu yere (kırlara) gönderir. Burada da “deve sütü” ve “deve sidiği” içeceklerdir. Kırda iyileşir adamlar. Sonra develerin çobanını öldürürler; develeri de önlerine katıp götürürler. Hz Muhammed bunu öğrenir. Onların ardından, yakalasın diye adam gönderir. Sonunda katil ve hırsızların tümü yakalanır. Ve Hz Muhammed’in verdiği ceza:

Hz Muhammed, yakalananların ellerini, ayaklarını kestirir; gözlerini oydurur ve Harre denen (son derece sıcak) yere attırır. Adamlar sızlanırlar, su isterler. Su verilmez. Adamlar taşları kemirirler. Ve sonunda ölürler. (Buhari’nin 7 yerde ve 9 yoldan aktarıp yazdığı bu hadis için bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’z-Zekat/68; Tecrid, h. no: 172; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Kesame/9-14,h. no: 1671; Ebu Davud, Sünen, Ki-tabu’l-Hudud/3, hadis no: 4369.) “

Şimdi bu hadisler İslam’ın en önemli kaynakları Buhari,Müslim,Ebu Davud ve Ebu Sünen’de geçiyor. Yani Kütüb-i Sitte denen kaynaklarda. Bu hadislere benzeyen daha yüzlerce hadis var. Hz Muhammed’in işkence ettiği, gözlerini oyduğu,aç susuz bıraktığı gibi birçok konu anlatılıyor. Ayrıca Kütüb-i Sittede, kişinin öldürülmesi için o kadar çok fazla konu var ki. Sakalını kesmek, dinden çıkmak, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi bir çok meseleninin karşılığı direk kafası kesilerek öldürülmek olarak geçiyor.

 

Şimdi şunu düşünelim ; Bu uydurma hadisleri okuyan ve bunun gibi yüzlerce hurafeyi, fetvayı,icmayı okuyan ve bunlarla yetişen bir insan nasıl bu eylemleri gerçekleştirmesin ? Hemen her konunun cezasının kafa kesmek olduğu bir İslam dini olduğu inancında bu insanlar. El Kaide ve İşid, kendilerine taraftar toplarken bu hadisleri gösteriyor ve okutuyor. İşte diyor (haşa) peygamber böyle söylüyor. Kendi inancımız dışındakileri Müslümanların dışındakileri hatta hatta kendi mezhebimizin dışındakileri işte bu bu nedenlerden dolayı asmalıyız kesmeliyiz işkenceler etmeliyiz diyor. Bu şekilde tam bir takva müslüman olursunuz diye telkin veriliyor bunlara. Düşünebiliyor musunuz alınan bilginin vahşiliğini ve yanlışlığını. Bir insan bu bilgileri aldıktan sonra eline silahı verirsen neler yapmaz ? Yapılanları görüyoruz. Suriye’de Fransa’da Nijerya’da ve dünyanın bir çok bölgesinde kafa kesmeler, işkenceler, masum insanları katletmeler gerçekleşiyor.

 

 

Demek ki burada büyük bir yanlışlık var. Hepimiz demiyor muyuz İslam barış dinidir sevgi dinidir merhamet dinidir şefkat dinidir. Rabbimiz bir çok ayetinde insanlara affı, merhameti, barışı, kardeşliği, dostluğu, güveni,neşeyi,huzuru anlatıyor. Kuran’da Rabbimiz şöyle diyor ;

“Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın ? “ (Nisa Suresi, 147)

Allah bize azap etmek istemiyor. İnsanlar kendi kendilerine azap ediyorlar şu an. Kuran’ın dışındaki uydurma bilgilerle, peygamberimiz sav’e atılan iftira dolu sözlerle bunları yapıyorlar. Kuran’ın dışına çıkmak bir felaket oluyor Müslümanlar için. Kuran’ın bütünlüğüyle,içeriğiyle hiçbir alakası olmayan bu iftiralar Müslümanlar için ve dünya için bir fitnenin doğmasına sebep oluyor. Şu anda dünyada büyük bir fitne var. Kuran’ın nuruyla dikkatlice baktığımızda bunu fark edebiliyoruz. Kuran nurdur, hidayet kaynağıdır. Müslümanlar Kuran’a yönelmeliler artık. Kuran’ın sevgiye, kardeşliğe,barışa,affa yönelten çağrılarını dikkate almalıdır. Müslümanların birlik olmalarını ve bir arada olmalarını öğütleyen Rabbimiz bir ayette şu şekilde bildirmiştir ;

Eğer siz bunu yapmazsanız (birlik olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

 

O halde Müslümanlar artık birlik olmayı konuşmalı, İslam Birliğini Cenabı Allah’tan istemelidirler. Müslümanlar için ve dünya için huzurun tek kaynağı Kuran’dır. Ve ahirette yalnızca Kuran’dan sorulacağız. Bunu unutmamalıyız !

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
İslam Dini

Özürlüyüz!

Özürlüyüz. Zihin ve bedenden öte kalp özürlüyüz. İşte o özrümüz de kabul değil!

Bizler, Kur’an’a ve Peygamberimiz (asm)’ın sünnetine uygun yaşamakla sorumluyuz. Kıstasımız Kur’an olmalı.

iki cocuk (2)Ancak Kur’an’ın ruhuna tamamen ters bir zihniyet içinde yaşıyoruz. Böylece İslam hakkında yanlış kanaate yol açıyoruz.

Kimimiz dini samimi yaşamayı amaçladığımız, Allah’ı gönülden sevdiğimiz halde cehalet ya da edindiğimiz yanlış bilgiler sebebiyle dinimizde bulunmayan görüşlere sahibiz.

Kur’an’ın tanıttığı dinle hiçbir ilgisi olmayan düşmanlık, kan dökücülük, zulüm, sevgisizlik, vicdansızlık, acımasızlık ve merhametsizlik dolu vahşi bir sistemde yaşıyoruz.

Ancak karanlık bir zihniyet var ki yapıp-ettiklerinin faturası Kur’an’a çıkarılıyor; dine en büyük zararı veriyor. Bu sevgi yoksunu, anlayışsız, güzelliğe, sanata, bilime, neşe ve mutluluğa düşman zihniyet gerçekte İslam dışıdır.

Bu zihniyetteki kişide sevgi, şefkat, merhamet duyguları yoktur, kültür yoktur, bilim ve sanat ise Allah muhafaza. Derin düşünemez bu kişiler; hurafelerle besledikleri kendi dinlerini yaşarlar.

Ruhları boşluk içindedir; güzel bakamaz, güzel göremezler. Çocuklara, kadınlara, çiçeklere, hayvanlara, kısacası hiçbir şeye karşı derin ve samimi sevgi hissetmezler. Allah’ın en güzel tecellileri olan çiçeklere, çocuklara, kadınlara, güzelliklere Allah aşkıyla bakamaz, o aşkla sevemezler.

Özellikle, Hz Adem’i eşinin kandırdığı iftirası ile daha ilk kadından başlayarak, kadını potansiyel günahkâr gören bu karanlık zihniyet, sert ve kaba-hatta insanlık dışı-tedbirlerle kadını kendince ‘terbiye etme’ye çalışır. Koruma adı altında, kadına üçüncü sınıf muamelesi yapar. Bu yüzden İslam’a düşmanlıkla bakan kimselerin, İslam’a sözlü saldırılarına tanık oluruz. Oysa kadın düşmanlığı, kadını yücelten İslam’ın değil, bu bağnaz görüşlü karanlık beyinlerin özelliğidir.

Onlar gerçek anlamda ne sever ne de sevilirler. Hatta birbirlerini bile sevmezler. Kafaları ve ruhları gibi hayatları da zifiri karanlıktır. Işığın kaynağını bilmezler ki karanlıklardan aydınlığa çıkabilsinler.

Her dinde bağnaz bulunabilir. Dini özünden uzaklaştırmaya çalışan, imanın getirdiği coşkulu sevgi yerine karanlığı yaşayan kişiler her dinde vardır. Onlar mensup oldukları dini değil, kirli ve sapkın görüşlerini temsil ederler. Bu hastalıklı ruhların çirkin davranışlarının sebebi karakterleridir, mensup oldukları dinin emirleri değil.

İslam adına ortaya çıkan, gerçek dindarlara ve diğer dinlerin mensuplarına düşman olan, kan dökmeyi savunan, içi kin ve nefretle dolu kişiler, kesin olarak İslam’ın temsilcileri olamazlar. İslam’a karşı önyargılı olan insanların, bu gerici zihniyeti gerçek İslam’dan çok iyi ayırt etmeleri gerekir.

Söz ettiğim kişiler, Kur’an’da olmayan şeyleri dine ilave etmeye çalışır, Kur’an’da kendi bağnaz inançlarına uymayan şeyleri de reddederler. Kur’an sevgiyi, şefkati, kardeşliği, birliği, barışı öğütler, tüm güzelliklerin takdir edilmesini ister, sanatı, bilimi teşvik ederken, onlar için bu öğütler öfke sebebi olur. Kur’an’ın tarif ettiği mümindeki ruh kalitesi, derinlik, akılcılık, modern ve sevgi dolu özellikler, onların inançlarına terstir.

Bu zihniyet aynı zamanda müşriktir; şirk içinde yaşar. Kur’an’ı yeterli görmez, Peygamberimiz (asm)’ın hadislerini yeterli görmez. Kur’an’ın bazı ayetlerini görmezden gelir, bazı ayetlerini ise kendi çarpık görüşlerine delil göstermeye çalışır.

Kuran’ı –haşa-yeterli bulmadıkları için bu kimseler haddi aşar, ölçüyü taşırır, Allah’ın sınırlarını ihlal ederler. Haksız yere zulmeder, suçsuz insanların kanını dökmekte yanlışlık görmezler.

Söz konusu zihniyetin din adına yaptığı uygulamalara şahit oldukça, bunun İslam olduğunu zanneden insanların kalpleri dinden soğur. Birçok insan da büyük bir yanılgıya düşerek İslam’a karşı düşmanlık besler. Bağnazlık ortamı hazırlar, kimi çevreler de kasıtlı olarak, “işte Müslümanlar böyledir, size hayat hakkı tanımazlar, onlar sizi yok etmeden siz onları yok edin” gibi hipnoz yöntemleri uygularlar.

Bu müşrik sisteme çözüm; Kur’an’ı ve gerçek Müslümanlığı ön plana çıkarmaktır. Kur’an bize zorluk yüklemiyor; bize sevinç, özgürlük, rahatlık, barış ve dostluk getiriyor. Üzerimizdeki zincirleri indiriyor, yollarımızı açıyor. Bizi barış yurduna, kardeşliğe ve sevgiye davet ediyor.

Bizler kendi içimizde sevgiyi beslemediğimiz sürece, sevgi bekleyemeyiz. Aldanırız, yanılırız.

Kategoriler
İslam Dini

Bağnazlığın İlacı Dinin Özüne Dönmektir, Allah’a Kaçmaktır

Din gerçek anlamda Kur’an ile yaşanır. Allah, Kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi şirk koşmayı ve Kendisi hakkında bilmediğimiz şeyleri söylemeyi haram kılar. (A’raf Suresi, 33) Ancak derin değil yüzeysel düşünen, ürettikleri ilavelerle dini karmakarışık hale getiren bağnaz zihniyet sürekli yeni bir hurafe ortaya atar. Kur’an dışı yepyeni bir din geliştiren, ne Kur’an’da ne de Resulullah (sav)’in hayatında/sünnetinde bulunmayan hurafelere uyanların yaşadıkları din değil, kendi kabuslarıdır.

 

Allah, “Kendilerine okunan bu Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” buyurarak, bağnaz müşrik ve münafıklara dine neden hurafeler ilave ettiklerini sorar. Onlar Kur’an’a değil, atalarından gördüklerine uyar, Kur’an’ı yeterli görmez, Kur’an’ın ifadesiyle “dillerinin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram” derler.

Haramı helal, helali haram kılmanın, Kendisine karşı yalan uydurmak, iftira atmak olduğunu haber verir Yüce Allah. Ve böyle yapanların asla kurtuluşa eremeyeceklerine dikkat çeker.  (Nahl suresi, 116)

Müşrikler, “Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar… (En’am Suresi, 148) ayetinden de anlaşıldığı gibi samimiyetsizdirler. Şirk koşmayı kendilerinin istemediği mazeretini ileri sürerken diğer taraftan “haram kılmazdık” diyerek itirafta bulunurlar. Allah, onların zanna uyan yalancılar olduklarına dikkat çeker.

Kur’an’ın, ” Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?”, “Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın” gibi birçok uyarısı karşısında müşrik ve münafığın istekleri şu olur:  “Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir.” (Yunus Suresi, 15)

İslam adına ortaya çıkan bağnaz sevgisizdir, ruhu kapkaradır, anlayışsızdır. Her türlü güzelliğe, estetiğe, sanata, bilime, neşe, sevinç ve mutluluğa düşmandır. Kısacası hayata düşmandır. Bu zihniyetin hakim olduğu dünya adeta cehennem gibidir.

Dine hurafe ilave etmek, dini içten vurmaktır, en acımasız yoldur. Bir ateistin, komünistin, Darwinist’in dışarıdan vurmaya çalışmasından çok daha etkilidir. Hurafe, sinsice vücuda yayılan kanser gibi içten çökertir.

Her dönem dine en büyük zararı veren bu karanlık zihniyet Allah’ın dilemesiyle, “Yalan yere iftira düzüp Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır.” ayetinde bildirilen acı sona uğrayacaklardır.

Çıkardıkları fitneler yüzünden dini fırkalara ayıran, kendileri de parça parça olan müşrik ve münafıklar en doğru yolda olanın kendileri olduğunu zannederler. Allah ise tüm Müslümanlara dini dosdoğru ayakta tutmayı, Kur’an’a sıkı sarılmayı, onda ayrılığa düşmemeyi, İslam aleminin parçalanmayıp birlik olmasını emreder. 

Kur’an’ı yeterli görmeyip, ilavelerde bulundukça daha takva sahibi olunacağını zanneden, her biri kendi dinini yaşayan müşrik kesime 1400 yıl öncesinden yapılan uyarılardır bu emirler. Sevgi, şefkat, merhamet, akıl, kültür ve görgüden yoksun, bilim ve sanata adeta düşman olan bağnazlığın ilacı tevhidi yaşamaktır. Bu zehrin panzehiri dini özüne döndürmektir.

Peygamberimiz (sav)’in, ahir zaman konusunda “Son zamanlarda bir takım fitneler olacaktır” buyurduğu rivayet edilir.. Onu dinleyenler: “Ey Allah’ın Resulü, (o zaman) nasıl ederiz?” diye sorduklarında, Resûlullah’ın cevabı: “İlk durumunuza dönersiniz” olur. [Taberani]

Günümüzü tam olarak anlatıyor ve yapmamız gerekeni de bildiriyor Peygamberimiz (sav); ilk durumumuza dönmek. Yani Asr-ı Saadet’e dönmek. Bu dönüş nasıl gerçekleşecektir?.. Peygamberimiz (sav) bu soruyu da şöyle cevaplar:

“İnsanlara yalan söyleyip yemin ederek günaha girmeksizin hayatın (geçimin) çekilmez bir hale geleceği bir zaman gelecektir. O zaman gelince de kaçmak gerekir.” Dinleyenler; “Ey Allah’ın Resulü kaçış nereye olacaktır?” diye sorunca, şöyle cevap verir Peygamberimiz (sav):

“Allah’a ,Kitabına, ve Peygamberinin sünnetinedir.” [Deylemi]

Allah’ın emrettiği dinin gerçek anlamda yaşanacağı, dinin samimi müminler tarafından aslına döndürüleceği dönem yakındır. Üzerimizdeki zincirleri kaldıran, sıcak, sevgi dolu, özgürlüklerle dolu bir İslam anlayışı hakim olacaktır. İslam’ın sıcaklığı, sevgisi, güzelliği, medeniyeti, sanatı, bilgisi, özgürlük anlayışı, neşesi ve sevinci Allah’ın dilemesiyle tüm insanlığı saracaktır. Bugün, Allah’a, Kur’an’a ve Peygamber(sav)’in sünnetine kaçma zamanıdır…

Öyleyse, Allah’a kaçın. Gerçekten Ben sizi, O’ndan yana açıkça uyarıyorum. (Zariyat Suresi, 50)

 

Fuat Türker

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

TARİH İLE ÖYKÜ – 1

Günümüz dünyasında, artık insanlar tarih değil öykü okuyor. Bunun en büyük sebebi, tabi ki batılı anlayıştır. Batılılar da, genel anlamda efsanevi anlatış şekli hakimdir. Bunun için çoğu olaya temkinle yaklaşılır. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.

Örnek olarak, Anglo-Sakson tarihini inceleyen bilir. En güçlü krallarını bile abartırken aslında ne kadar büyük hatalar yaptıklarının farkına varamayan Anglo-Sakson tarihçileri, bugün nesillerinin tarihçi değil öykü yazarı olmalarının başlıca sebeplerindendir.

Ülkemiz de okullar da okutulan tarih kitaplarını inceleyin. Olaylar anlatılır ancak ayrıntıya girilmez. Kısaca özetleme yapılır. Bu yanlış bir yöntemdir. Yani Selçuklu dönemini anlatıyorlarsa, o dönemin sadece politik-ekonomik-askeri sebeplerine girer ancak az da olsa ayrıntı vermez.

Bu hatadan dönülmedikçe, Türk Milleti’de öykü okumaya mecbur bırakılacaktır.

Batılılar, heyecanlı insanlardır. 10 kişi ile 12 kişiyi yenseler, bunu 10.000 kişi ile 12 milyonu yenmiş gibi anlatır, olaylara hurafeler karıştırır öyle anlatırlar.

Hurafelerin tarihe karıştırılması, Türkler’den ziyade Araplar ve batılı toplumlarda görülen olaylardır. Türkler’de bu toplumların öykülerine kendilerini kaptırmış ve yine kendi tarihlerine yazık etmişlerdir…

Biz, Türk Milleti olarak ” gizemli ” olaylara meraklıyızdır. Şu ana kadar ki gözlemlerime dayanarak söylüyorum, Türkler’in gerçek tarihi herkesin ilgisini çekmektedir. Önce, klasik ” hadi canım! ” şeklinde yaklaşımlar görebilirsiniz. Ancak bu durumun üzerine düştüğünüzde, onları ne kadar etkilediğiniiz farkedecek ve bu işten zevk alarak yaptığınız bir misyon yartacaksınız.

Türk toplumunu, özellikle siyasi-stratejik konular da umutsuzluğa düşüren, tartışmalar da 1-0 geriden başlatan neden, tarihimize sıkıştırılmış yalanlarla dolu öykülerdir. Geçen demokratik bir biçimde azınlıkların haklarını arama iddiasında olup terör örgütüne bağlı olmaktan başka birşey yapmayan partinin vekili, bir vekilimize ” biz Anadolu’ya sonradan gelmedik. ” deyince, vekil sustu kaldı.

Bunun sebebi de Türkler’in 1000 yıldır Anadolu’da olduğu yalanıdır!

Biz Anadolu’da 13.000 yıldan fazladır var olduğumuzu her fırsatta kanıtlamışken, ülkenin vekilinin bu olaylardan, bu gelişmelerden habersiz olması üzücüdür. Hadi onun cehaletine hak olan bu da, bu koskoca Millet’e de bu mudur hak olan?

Eğer uykuda ise, hele ki bu uyku gafletin getirdiği sahte rüyalarla dolu ise, ona da haktır! Ama kim ne derse desin, asıl suçlu olan yetkililerdir. Çünkü, acizlik diz boyu yetkililerimiz çoğunlukta maalesef.

Bugün Atatürk’ü aklı sıra eleştirenler, onu örnek almamakta diretip, ondan cayıp başarısızlıklarını onun ve onun anlayışı ile alakalı olmadığı halde o’na dayatıp işten sıyrılmalarına Milletimiz alıştı.

Bugünün mevcut iktidar partisinin önde gelen isimlerinden birisi, ” X, W , Q harflerini alfabeye sokma düşüncemiz yok ama bunlar zaten TRT dahil pek çok yerde kullanılan harfler ” demişti. Yani o da aklınca bu hedeflerine zemin hazırlayacak!

eyy_turk
TARİH İLE ÖYKÜ - 1