Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

YENİ UMUTLAR

Yine bitiyor koca bir yıl,

Alıp götürdükleriyle, bazen de güzellikleriyle,

Geliyor yine yeni bir yıl,

Beklentileriyle, ümitleriyle, hayalleriyle.

Evet sevgili okurlar, konumuz anladığınız gibi yeni yıl. Başladığında çoook uzunmuş gibi gelen ve hiç bitmeyecek sandığımız yeni bir yıl. Bir önceki yıl, her zaman, içinde kalmışlıklarla, gerçekleştirilememiş hayallerle son bulur. Ve bunlar, büyük ümitlerle ‘’inşallah yeni yılda ‘’ diyerek bir sonraki yıla aktarılır. Yeni yıla girmek, özellikle azimli insanlarda her zaman itici ve tetikleyici bir etken olmuştur. Bir önceki yıl yakalayamadıkları başarıyı, yeni yılda elde etmek için bir başlangıç sayarlar Ocak 1’i. Ve var güçleriyle çalışırlar. Öyle de olmalı zaten. Başarmak isteyen insanlar, mücadele ruhunu hiçbir zaman kaybetmemelidirler.

Hatırlıyorum da çocukluğumda 1900 ‘lü yıllara çok alışık olduğum için, sanki 2000’li yılları hiç telaffuz edemeyeceğim gibi gelirdi. Ve hatta telaffuzu bırakın ‘’2000 gelir mi hiç ‘’ derdim. Çocuk aklı işte. Hem öyle bir geldiki 2010 oluverdi. Zaman su gibi akıp geçiyor. Kalemimiz şimdi 2009 yazarken üç gün sonra 2010 yazacak.

Yılbaşı akşamı programları da şimdiden yapılmıştır sanırım. Ekonomisi izin verenler –ki sayıları çok değildir- otellerden ya da eğlence mekanlarından rezervasyonunu yaptırmıştır. Ekonomisi izin vermeyenler de ailesiyle, dostlarıyla veya arkadaşlarıyla tv karşısında bu akşamı samimi bir atmosferde geçirmeye hazırlanıyorlardır. İtinayla hazırlanmış sofralar, sonraki saatlerde meyve, çerez, patlamış mısır, eh biraz da alkol. Tabi sevenlere. Ve de inşallah DOZUNDA. Doz kaçtı mı kötü şeyler oluyor biliyorsunuz.

Bir de hersene 1 Ocakta yaptığımız bir şey vardır. Tv kanallarının yılbaşı programlarının kritiği. Şu kanal iyiydi, şu kanal kötüydü vs.. Ama bir gerçek varki- birçoğunuzun ’’ haklısınız’’ diyeceğinden eminim -bence hersene bir önceki seneden daha kötü oluyor. Tek kanallı yıllarda yılbaşı programının farklı  ve belki de tek olmasından kaynaklanan doyumsuz bir tadı vardı. Hele bir de TRT’nin prensiplerinden dolayı’’dansöz çıkacak mı çıkmayacak mı ‘’tartışmasıda geceye ayrı bir boyut kazandırıyordu. Şimdi hemen hemen her kanalda var. Üstelik sadece yılbaşında da değil.

Evde ya da dışarıda hiç fark etmez yeniyılı nerede karşıladığımız. Farkeden tek şey ‘’bu yıl başaracağım inşallah ‘’ diyerek mi, ya da ‘’bu yıl da olmaz, durum hergün daha da kötüye gidiyor’’ diye düşünerek mi girdiğimiz. Siz birinciyi tercih edin. Olumlu düşünün, çok çalışın. Başarı sizi mutlaka bulacaktır. Ve diyorum ki her yeni yıl farklı mutluluklara, farklı başarılara gebedir.

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı
Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

Herkese Allah’tan mutluluk dolu, sağlıklı ve huzurlu bir yıl diliyorum. İYİ SENELER.

SEVGİLERİMLE

Kategoriler
Bilimsel Makale Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Dunyadan Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Sağlık Toplumsal Konular

Domuz gribi’nin öldürücülük oranı mevsimsel griple aynı!

Uzmanlara göre domuz gribinin öldürücülüğüyle mevsimsel gribin öldürücülük oranı neredeyse aynı… Hatta kuş gribi domuz gribinden binlerce kez daha öldürücü… Fakat bize böyle lanse edilmiyor. Lütfen bu yazıyı herkesle paylaşın…
 
Domuz gribi sizce ne kadar öldürücüdür? Bu yazıyı okuduktan sonra derin bir ohh çekeceksiniz… Lütfen bu yazıyı olabildiğince çok kişiyle paylaşınız…
 
Domuz gribinin öldürücülük oranı oldukça azdır. Domuz gribine yakalanan sağlıklı bir insanda ölüm oranı Onbinde bir kadardır. Kronik bir rahatsızlığı olan (astım, diyabet v.b.) kimselerde ölüm oranı binde bir civarındadır. Bu oranlara baktığımızda domuz gribi, kuş gribine göre çok daha az öldürücü olan bir hastalıktır. (Kuş gribinde ölüm oranı %50-60 gibi yüksek bir düzeydedir.)
 
Domuz gribinin öldürücülük oranı mevsimsel griple karşılaştırıldığında hemen hemen aynıdır. Domuz gribine dikkat edilmesi gereken kişiler kronik bir hastalığı olan kişilerdir.

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Önder Ergönül
Kategoriler
Amerika üzerine Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Dunyadan Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim insan vücudu Sağlık Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Domuz Gribi Hakkında Detaylı Bilgiler!

Domuz Gribi
2003 te Cenevre den yayılan ve Dünya Sağlık Örgütü nün "Kuş Gribi" diye isimlendirdiği enfeksiyon hastalığı tüm dünyada büyük bir uyarı etkisi yaratmıştı.Yıllar sonra zor olsada bir çok etkisi temizlenen kuş gribinin hemen ardından şu sıralar yine tüm dünya gündemine oturmuş "Domuz Gribi" büyük bir sağlık riski oluşturuyor.

Domuz gribi nedir?
Kuş gribinden bu yana gelişmiş en riskli ve en kötü enfeksiyon hastalığı olan Domuz gribi ölümcül bir sağlık sorunudur.Domuz gribinin yayılmasını sağlayan virüsler insan vücuduna geçtiğinde hücreler arasında yayılarak hastalığın iyice genişlemesini ve ilerlemesini sağlamaktadır.Bu virüsler evrim geçirerek daha tehlikeli bir sağlık sorunu oluşturmadan önce bir doktora başvurmak gerekmektedir.

Domuz gribi tüm dünya genelinde bütün sağlık yetkilelerini ayağa kaldıran bir tür solunum hastalığıdır.Virüsün ilk hastalığı oluşturma süreci ise domuzlardan solunum yoluyla insanlara geçmesidir.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ne göre domuz eti yiyerek domuz gribi bulaşmıyor.Domuz gribi domuzdan insana yada insandan insana solunum yolu ile bulaşıyor.İnsandan insana solunum haricinde hapşırma ve öksürme sırasında da bulaşabiliyor.Hatta el ile bulaşmasıda mümkündür.Tokalaşma yolu ile bulaşan domuz gribi virüsüne karşı vücudumuz bağışıklık kazanamıyor.Kapı kolları,bilgisayar klavyeleri gibi el teması sık olan yerlere dokunulduktan sonra elimizi burnumuza yada ağzımıza götürmemiz , virüsün vücudumuza bulaşmasını ve yayılmasını kolaylaştırıyor.

Domuz gribi adlı solunum hastalığına A tipi H1N1 adlı virüsün daha önce hiç görülmemiş bir türü yol açıyor.Bu virüs türü insan,domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor.Domuz gribi diğer grip türleri gibi kuru öksürük,ani ateşlenmeler,şiddetli boğaz ağrılar,burun akıntısı,eklem ağrıları,kusma ve ishal gibi belirtiler ile oluşuyor.Grip hastalıkları genellikle yaşlıları hedef alıyor.Domuz gribinin ölümcül virüsleri ise genellikle 25-45 yaşları arasında bulunanları tercih ediyor.

Domuz gribi tedavisi ise ABD li doktorların kendi vakalarında kullandıkları Tamiflu ve Relenza ilaçları ile oluyor.Bu sağlık sorununda normal bir grip aşısı çare olmuyor.Domuz gribine larşı tam olumlu sonuç için geliştirilecek olan aşının ise aylar süreceği söyleniyor.Yeni grip virüsleri insanın bağışıklık sistemini felç ederek tüm vücutta etkisini gösteriyor.Bu virüslerin yok edilmesi için gerekli olan ilaçların hazırlanmasının uzun süreci ise daha da ölümcül bir vaka oluşturuyor.

Domuz Gribi Nasıl bulaşıyor? Etkileri ve Belirtileri nelerdir? Nasıl Korunulur?

Ölümcül domuz gribi virüsü hızlı nefes yada zor nefes alma,huzursuzluk,vücutta kırgınlık ve solgunluk hissi ,morarma,beslenmenin gerilemesi gibi sorunları hastalık öncesi vücuda yerleştiriyor.Yüksek şiddetli ateşlenmeler ile döküntü gibi belirtiler bu durumu dahada acileyete sürüklemektedir.Domuz gribinin bulaşması normal gribin bulaşma yoluyla aynıdır.Yani öpüşme,öksürme,hapşırma gibi durumlarda ve temas yoluyla bulaşabilir.

Virüslü ortamda solunum yapmak bile domuz gribi hastalığına sebep olabiliyor.Virüs bulaşan kişiler hastalık belirtileri başlamadan birgün öncesinden sonraki ilk haftanın sonuna kadar virüsü bulaştırmaya devam eder.Öksürme ve hapşırmada ortama yayılan damlacıklardaki virüslerin canlı kalma süreci ortamının durumuna ,ısısına,nem oranına bağlı olarak değişir.Bu nedenle virüs bulaşan hastalar karantinaya alınmalı ve temas ettiği yerlerin hijyen konusuna çok dikkat edilmelidir.
Domuz gribinin en önemli belirtisi hastalık süreci başladıktan sonraki 7 gün içerisinde vücut ısısının 39 derece üzerine çıkmasıdır.

Domuz gribinin etkili virüsüne karşı metabolizmamızın hiçbir şekilde bağışıklık kazanamaması  durumu dahada ciddi bir hale getiriyor.Virüsün yayılmasını önlemek için ise yapılacaklar çok basittir.Genellikle el ile temas edilen kapı kolları,masalar,musluklar , mutfak tezgahları,oyuncaklar…gibi günlük yaşamda sık kullandığımız el teması yaptığımız maddelerin hijyen durumunu kontrol altına almak gerekmektedir.El temizliği virüs yayılması ve vücuda iyice bulaşmasını önlemek amacıyla dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır.Hemen hemen günde en az 10-15 defa ellerimizi bol sabunlu su ile yıkamamız gerekmektedir.Virüsün yayılması ve etkisini göstermeye başlamadan önce uygulanan bu tedbirler sağlığımız açısından çok yararlı olacaktır.

Domuz Gribi Hastalığının Tedavisi ve Aşısı
Gün geçtikçe dünyamızda domuz gribi hastalığına yakalananların sayısı artıyor.Yapılan araştırmalara göre hasta sayısının 272 bini geçtiği ve bu ölümcül hastalığa yakalanan 3 bin 400 kişininde hayatını kaybettiği söyleniyor.Peki bu dünyayı alarma geçiren hastalığıa karşı çözüm yolu,tedavi şekli nedir?
Tüm dünyada domuz gribine karşı kırmızı alarm verildi.Bütün sağlık yetkilileri bu konuda gerekli tüm uyarıları yapıyor.Fakat o kadar uyarılara rağmen virüs son derece tehlikeli ve çabuk bulaşan cinsten bir yapıya sahip olduğu için hastalığa yakalanmak kaçınılmaz bir durum gibi.Dünyada yaygın olarak kullanılan grip tedavileri arasında olan ozon tedavisi tüm grip hastalıkları üzerinde olumlu sonuç vermektedir.Bu olumlu sonuç veren tedavi yöntemi yani ozon tedavisi , domuz gribi sorununu oluşturan A/H1N1 virüsün yapısındaki lipitleri parçalayarak virüsü tamamen etkisiz hale getirebiliyor.Ozon tedavisinin bu etkisi sadece domuz gribinde değil diğer gribal virüslerin yok edilmesindede büyük rol oynuyor.

Ateşlenmeler,öksürmeler,boğaz ağrısı sorunları,vücudun her yerinde oluşan gereksiz ağrılar (baş ağrısı başta olmak üzere) A/H1N1 virüsünün etkisi göstermeye başladığının kanıtıdır.Domuz gribi  ile yaz aylarında tanışmamıza rağmen önümüzde bulunan soğuk kış ayları çok daha tehlikeli günlerin habercisidir.Okulların açılması ve bu soğuk günlerde kapalı mekanların tercih edilmesi ve geniş ,kalabalık toplumların bir arada olması ile bağışıklık sisteminin kış günlerinde daha zayıf bir hale gelmesi domuz gribi konusunun ciddiyetini arttıran durumlar arasında bulunmaktadır.
Virüsün bir numaralı yok edicisi ozon tedavisi uzmanlar tarafından uygulanmakta ve olumlu sonuçlar alınmaktadır.Fakat bu durum gerekli açıklamayı yapmak için yani ozon tedavisinin domuz gribine karşı olan olumlu etkisi için bir açıklama yapılamıyor.Çünkü virüs insan vücuduna yerleştiğinde yapısını her geçen gün değiştirebiliyor.A tipi H1N1 virüsünün ozon tedavisi ile yok edilmesi mümkün fakat virüsün kendini geliştirip daha farklı ve tehlikeli bir hal alması sonucunda  oluşan yeni yapının ozon tedavisi ile yok edilemeyeceği konusu da uzmanlar tarafından tartışılıyor.
Diğer bir yandan kış günlerinin gelmesi ve gribal enfeksiyonların sık sık görülmesi ile birlikte vücuda sık grip çıkan influenza virüsü domuz gribi virüsüne yardımcı olmaktadır.Normal bir grip bile hafife alınmayacak şekildedir.Bu gribal enfeksiyon hastalağını atlatmak ise kişinin bağışıklık sisteminin gücü ile de alakalıdır.

Domuz Gribi Türkiye yi Nasıl Etkiledi?
En doğal ve yan etkisiz bir grip tedavisi olan ozon tedavisi tüm enjektif alanlarda kullanılmatadır.Bu tedavi sayesinde vücudumuzun savunma sistemi güçlenmekte ve bağışıklık sistemimni koruyucu maddeler vücuda geçmektedir.

Tüm dünyanın korkusu haline gelen domuz gribi alınan tüm önlemlere rağmen ülkemizede gelmiş bulunmaktadır.Havaalanlarındaki termal kameralar ile izlenen yurtdışından gelen turistler vücut sıcaklığı seviyesine göre hastalık taşıyıp taşımadığı riski anlaşılıyor.Fakat domuz gribini hayat geçiren virüs etkisi vücuda girer girmez göstermiyor.Kendisine metabolizmada gerekli yeri kurduktan bir süre son belirtileri ile hastalığı başlatıyor.
Ülkemizde ise okullarda,televizyonlarda,radyolarda,gazetelerde yapılan uyarılara rağmen hastalık taşıyan birçok vatandaşımız bulunmakta ve bu hastalığı taşıyan bazı vatandaşlarımız hayatını kaybetmektedir.Genellikle okullar gibi toplu halde bulunulan alanlarda sık görülmektedir.

Domuz gribine ülkemizdeki ilk kurban Ankara dan olmuştur.Sağlı Bakanlığı ndan yapılan açıklamaya göre zatürre hastalığı taşıdığı kanıtıyla hastaneye kaldırılan 29 yaşındaki vatandaşımız uzman sağlık yetkilililerinin kontrol etmesi sonucu domuz gribi hastalığı taşıdığı öğrenildi.Bu hastada A/H1N1 virüsünün iyice genişlediği ve hastalığın iyice ilerlemiş olduğu bildirildi.Hastalığın olumsuz etkilerinden olan ani solunum yetmezliği ile hasta yapılan tüm tedavilere rağmen yaşamını kaybetmiştir.Ve bu durum ile Türkiye domuz gribine ilk kurbanını vermiştir.

Yapılan araştırmalara göre 24 Ekim 2009 Saat 20:00 itibariyle ülkemizde toplam 958 domuz gribi vakasına rastlanmıştır.

İstanbul İli Valisi Muammer Güler yaptığı açıklamada
"16 okulda yapılan araştırmalar sonucu 28 öğrencide domuz gribine rastlandığını bildirdi."
Bu durumda vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken hususlar bellidir.El temizliği başta olmak üzere vücudun hijyen seviyesini kontrol etmek gerekmektedir.5 yada 6 günden fazla süren yüksek şiddetli öksürük ve yüksek ateş durumunda derhal bir sağlık kontrolünden geçmek sağlığımız açısından yararlı olacaktır.

ABD de Domuz Gribi Etkisi
Hastalığın en çok yaygın olduğu bölgelerden biri olan ABD yapılan araştırmalar sonucu bulunan aşının halen şüphesini duymaya devam ediyor.ABD halkının büyük bir bölümü hastalığa yakalanmış olmasına rağmen ,hasta olan bölümün yarısı bile aşı olmayı düşünmüyor.Tespitler sonucu virüsün en çok bulaştığı yaş aralığı 20-25 olarak biliniyor.Son istatistiki verilere göre 18-29 yaş arasında olan kişilerin yüzde 29 domuz gribi vakasına rastlandığı bildirildi.

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Spor Zayıflama Yöntemleri

Etkili Zayıflama Yöntemleri

Spor salonuna para ve zaman harcamadan, diyetisyene danışmadan kilo veremem diyenlerdenmisiniz. Yanılıyorsunuz. Etkili zayıflama yöntemleri ile kolayca kilo verebilirsiniz. Hayatınızda önemli değişiklikler sağlayarak daha az para ve zaman harcayarak kısa sürede istediğiniz forma kavuşabilir ve fazla kilolarınızdan kurtularak vücuttaki yağ depolarını en az seviyeye indirebilirsiniz.

Bunların hepsinin gerçekleşmesi için şu maddeleri harfi harfine uygulayın;

1. Açlık hissi bastırdığında , atıştırmalık bişeyler ihtiyacı duyduğunuzda kendinizi abur cubur yemek yerine su içmeye alıştırın.İştahı yatıştırmanın en ucuz ve en kolay yolu su içmektir.

2. Buzdolabınızda çok fazla yiyecek bulundurmayın.Ve hatta hemen hemen dolaplarınızı boş tutun.Böylece hem paradan hemde dolabı açtığınızda midenizde oluşan kazıntı ile olur olmaz zamanlarda yemek yeme hissinden kurtulun.Mümkün olduğunca az yiyecek çeşidi ile beslenin.Bu şekilde gereksiz yere yemek tüketimi azalacaktır.

3. İlham verici şeyler yapmaya çalışın.Ancak kilo verdiğinizde üzerinize yakışacak bir elbiseyi buzdolabınıza asın.Bu sayede kendinizi bir amaç için teşvik etmiş olacaksınız.Göbek çevresine döğme yada piercing yaptırmakda zayıflama çabası için yol olarak gösterilebilir.

4. Baharat çeşitlerini kullanmaktan çekinmeyin ve dilediğiniz kadar kullanın.Yapılan araştırmalara göre kırmızı biber , pul biber ve zencefil vücuttaki yağ yakımını hızlandırmaktadır.Ayrıca bu tür baharatlar ile yapılan soslar %25 e kadar yağ yakımını hızlandırmaktadır.

5. Fazla kilolardan kurtulma yöntemleri arasında uyumak ta yer alır.Uykunuzu yeteri kadar alamazsanız vücut yorgun düşmektedir.Bu durumda daha fazla enerji ihtiyacını oluşturur.İhtiyacınız olan bu enerji miktarı ise yiyeceklerden sağlanacağı için size yemek yeme hissi ağır basacaktır.

6. Geceleri yaptığınız mutfak ziyaretlerine son verin.Uykudan önce yenilen yemekler kilo almaya hiçbişey kadar yardımcı olamaz.Çünkü uyku sırasında beden hareketsiz kaldığı için tüketilen yemekler direk yağa dönüştürülerek depolanmaktadır.

7.Kahvaltı alışkanlığınızı yükseltin.Kahvaltıyı asla kendinizden esirgemeyin.Ve kahvaltı saatlerini geç saatlere ertelemeyin.Günün 8. yada 9. saatinde kahvaltı bitmiş olması gerekmektedir.Tatil günlerinde yapılan en sık beslenme hatalarından biri geç saatte yapılan kahvaltılardır.

8.Yemek yerken başka şeylerle ilgilenmeyin.TV izlerken yemek yemek çok tehlikelidir.Bu tehlikenin derecesi ancak kilolar bedeninizde biriktiğinde anlarsınız.Yediğiniz yemeğe yoğunlaşın.

9.Yeşil çay için.Hatta yeşil çay fincanını elinizden düşürmeyin.Bitki çaylarının o muhteşem yararlarından sonuna kadar faydalanın.

10.Düzenli olarak yürüyüşler yapın.Bünyenizin kaldırdığı kadar spor ve egzersiz hareketlerinide ihmal etmeyin. 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler şiir edebiyat Toplumsal Konular

YazSanat’ın Terbiyesizliği

 

Daha en başında, şu hususu özellikle vurgulamak isterim: Bu yazının; yanlış anlaşılmamak, tek kişilik bir okura sahip olsam dahi, okuruma, beni izleyenlere ve takip edenlere durumu açıklama sorumluluğu adına kaleme alındığı bilinmeli.
 
Derdim, ne başkalarına iftira atmak, ne de kişileri kötülemek. Tek amacım, aşağıda meydana gelen talihsiz olayla ilgili, konuyu dikkatlerinize sunmak ve kendimce doğru gördüğüm noktaları ifade etmektir.
 
Ahmet Erdem ile 2004’ten bu yana (antoloji.com’daki birinciliğimin ardından) gelen ve düzeyli bir dostluğumuzun olduğuna inandığım bir ilişkimiz vardı. Kendisi hemen her platformda, çalışmalarıma ve düzenlediğim etkinliklere verdiği desteği açık bir dille ifade etmiştir. Ancak, bilerek veya bilmeyerek sergilediği bu kırıcı tutumla, samimiyetinin ne denli temeller üzerinde inşa edildiğini görerek üzüldüm; hem şahsım hem de kendisi adına…
 
Yaklaşık iki hafta önceki konuşmamızda, düzenlediği toplantıların haberlerini takip ettiğimi kendisine iletmiş, ardından şaka babında, beni ne zaman davet edeceğini sormuştum. Erdem de, benim zaten programda var olduğumu, konuyu bana ilerleyen günlerde zaten açmayı düşündüğünü, programı bu konuşmamız üzerine yakın bir tarihe çekebileceğini ifade ederek, nezaket örneği sergilemişti ve o günden sonra birlikte yapacağımız etkinliğin çalışmaları böylece başlamış oldu. (Bütün bu süreçte yaşanan konuşma kayıtlarını, merak edenler tarafımdan temin edebilirler.)
 
Büyük bir şanssızlık ki, etkinlik daha başlamadan bitti. Hem de çok yersiz, gereksiz bir sebepten ötürü… Hatta öyle bir sebepti ki bu, başta Ahmet Erdem olmak üzere YazSanat mensuplarının, düzenledikleri etkinliklere ve davet ettikleri konuklara yaklaşımını ve gösterdikleri değeri gözler önüne sermişti.
 
Şunu bütün samimiyetimle ifade etmeliyim ki, yaşanan talihsiz olaylar, Selçuk Erat’tan ne bir şeyler eksiltir, ne de Selçuk Erat’a bir şeyler katar. Kişiler gelip geçer, ama şiir, edebiyat, sanat bâkidir, ebedidir. Bu tür etkinlikler, kişiler için sadece bir işaret fişeği, bir duyuru olmaktan öteye geçmez. Etkinlikler, şiiri ve edebiyatı yüceltir, ortaya konan eserlere anlam katar ve sonsuz zamanın akıntısında, onlara bir dönemin değerlerini yükler. Fakat burada uygulanan etkinlik düzeninin ve iletişimsizliğin, bana değil de, şiire ve edebiyata, şiir ve edebiyat adına yapılan bir çalışmaya nasıl gölge düşürdüğünü görerek üzülüyorum.
 
Etkinliğin başlamasında 2 saat kala, Ahmet Erdem ile yaptığım talihsiz telefon görüşmesi, çok daha kırıcı ve üzücü bir duruma imza atıyor, aramızdaki düzeyli geçmişin bütün saygınlığını ve değerini yerin dibine sokuyordu:
 
Ahmet Erdem, belinde meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle programa iştirak edemeyeceğini belirtiyor, ardından beni davet ettikleri saatte, salonda bir başka etkinliğin yapılacağını, bu etkinliğin akşam 18.00’e kadar sürebileceğini, benim o saatten sonra orada olabileceğimi veya bir başka haftaya erteleyebileceğimizi ifade ediyor.
 
Hastalık, her yerde ve her alanda mazur görülebilen bir mazerettir. Kişiler rahatsızlanabilir, doğaldır. Hatta rahatsızlık nedeniyle moderatörün, toplantıya gelememesi de hoş karşılanabilir. Fakat etkinliğe iki saat kala, hiçbir konuğa, o gün orada başka bir etkinliğin yapılacağı söylenemez. Bu felsefenin ne ahlâklı çalışma prensiplerinde yeri vardır, ne de şiir sanatı böyle bir düzensizliği ve hatayı kaldırır!
 
Beni üzen, bu iletişimsizlikten, bu laubali organizasyondan doğan olumsuz sonuçtur. Yoksa ben orada bulunmuşum veya bulunmamışım, bunun hiçbir önemi yok. Ben sadece şiir veya edebiyat adına yapılan bir etkinliğin nasıl kolayca, hunharca ve değersizce harcandığını, başarılı etkinliklere imza atan biri olarak, görmüş ve hayli üzülmüş durumdayım.
 
Aradan geçen zaman rağmen, YazSanat ilgililerinden hiçbirinin arayıp özür bile dilememesi, şiirin ve edebiyatın nasıl insanların elinde olduğunun en güzel kanıtıdır. Ahmet Erdem’in ise sadece basit bir bel rahatsızlığını abartarak, bu hastalığı nedeniyle etkinliğin iptal edilmesini duyurması ve göstermelik bir dille özür dilemesi ise ne vahim!
 
Etkinliğin moderatörü ile işletme sahipleri arasında bir iletişim kopukluğu olduğuna, aslında bakarsanız hiç inanmıyorum. Zira bir hafta gibi bir zaman dilimi, programlarda ve saatlerde nasıl bir çakışmanın olabileceğini görmek için hayli uzun bir zaman. Bunun dışında, bazı ufak ilginçlikler de yok değil!
 
Örneğin, Ahmet Erdem’in iki gün öncesinde, bana etkinlik için açılan grup sayfasının yöneticiliğini vermesi ve bir gün önce, orada kaçta olacağımıza dair yaptığımız görüşmeye verdiği “bakalım” yanıtı, durumun katılımcılara ve bana yansıtılmayan pis bir tarafının olabileceğini düşündürüyor.
 
Yönetici olarak etkinliği derhal iptal edebilecek, “bakalım” yanıtı ile her an her türlü aksaklığa hazır olabilecektim.
 
Bu tip etkinliklerin, nasıl amatörce ve hangi amaçlarla yapıldığını görmek ve üzülmemek elde değil. Bu insanlar yüzünden nice usta kalem ve yeteneklerin, kendi köşelerine çekildiklerine şaşmamalı. Edebiyatın ve şiirin bugünkü acınacak haline nasıl eriştiği hakkında, bu insanlar ve çalışmaları bir fikir edinmemizi sağlayabilir.
 
Zavallı okur, zavallı şiir severler! Onların hiçbir suçu yok. Onlar oldukça masumane ve şiir dinleme, şiirle ilgili birkaç kelâm duyma arzusuyla etkinliklere katılırlar. Kimisi, bu ufak çaplı organizasyonlarda kişilerin gerçek yüzleriyle karşılar ve geri çekilirler… Hep bir geri çekilme söz konusudur şiirde. Şiir geri çekildikçe, kurak bir çölde su bulma umuduyla dolanan bizler kalırız geride ve bu kısır döngü sürer gider böylece…
 
 
Selçuk ERAT
12 Ekim 2009, İstanbul
www.selcukerat.com