Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Toplumsal Konular

Hakkımı alacağım ERDOĞAN

BU sadece bir kişinin düşünceleri değil bir çok aynı durumda olan,sömürülen ,hakları elilnden alınmaya çalışılanları temsil eden bir ihtarname.
İsminde adalet olan bir parti nasıl oldu da 11 senede bu hale geldi.her yerde bir dönüşüm çalışmaları yani kadrolaşma heryerde bir adam kayırmalar ve kendinden olmayana hayat hakkı tanımamak.
Gelmişsin bana Hz.Ömer adaleti diyorsun bırakın bu yalanları siz kim Hz.Ömerin adaleti kim? yeri gelince Mısır halkını gözetişiniz yeri gelince Suriye halkını gözetirsiniz ama kendi halkını gözetmezsin pardon pardon kendi halkından sadece senden olanları gözetirsin.
Bir 28 yaşında üniversite mezunu genç iş dahi bulamazken; bütün hayali sadece annesinin isteği olan devlet memuru olamazken senin 28 yaşındaki oğlun gemicikler alıp şirketler kuruyorsa bana adaletten bahsetme.
Akşam yattığında rahat uyuyorsun demi, uyu uyu… uyu hesabı mutlaka sorulacak yanlış anlama ben sormayacağım zaten soramam ki ben aciz sıradan bir kulum gerçek hesap sorucu olan Allah soracak.
Senden ve senin gibilerden hakkımı ALACACAĞIM
(yazıda kusurlarım varsa affola…)

Kategoriler
Öğretmenlik üzerine

Hayaliyle Solanlar

 

           Hayaliyle Solanlar

       Uzun zaman önceydi. Bir öğle yemeği arasında sohbet ederken bir arkadaşımız okulda sendikalar için tahsis edilecek odalardan, giyeceği grev gömleğinden ve filmlerde izlediğimiz gibi grev gömleğini giyip okulun önünde ‘‘Bu iş yerinde grev vardır’’ sahnesini özlem dolu olarak canlandırmaya çalışıyordu, kurduğu hayalleri söze dönüştürerek.

      O hayaller ki, Türk eğitim sistemiyle sık sık oynamaya son vermenin, haksızlığa direnişin; emeği, düzenin sömürüsünden kurtarmanın, itibarı gün gün yok edilen öğretmen camiasının itibarını tekrar kazanmaya çalışmanın, özlük haklarının düzenlenmesinde söz sahibi olabilme isteğinin haklı ve dik duruşunun hayalleriydi.

     Gerçekleşmesi çok da zor olmayan bu hayallerle beraber arkadaşımız emekli olalı yıllar oldu. Kim bilir daha nice öğretmenimizin hayali hazan yaprağı gibi birer birer düşürüldü,  düşürülmeye devam ediyor.

      Ne istiyordu, çarkı yanlış döndürülen bu sistemin dişilileri arasında ezilen öğretmen; sadece ve sadece insanca yaşamak. Bunun için birliğini sağlayarak, ona göz kulak olacak, sesini rahatça duyurabilecek, hakkını söke söke alabilecek, kaybettiği itibarını iade ettirecek, öğrencisinin karşısında dik durabilmesini sağlayacak, bir kuruluşa ihtiyacı vardı. Kuruldu.

     Sendika adı altında örgütlenen öğretmenin beklentileri devletten değil, üyesi olduğu sendikasından idi. Birer sivil toplum örgütü olan sendikalar daha kurulurken birer siyasi yapılanmanın örneğini veriyor, çalışmalarını bu yönde sürdürüyor ve istekleri de bu yönde oluyordu. Eğitime bakış açıları siyasi ve dini anlayışları doğrultusunda kedini gösteriyordu.

     Buna rağmen, kuruldukları günden bugüne az mesafe kaydetmedi sendikalar. Ama bu yeterli gelmiyor; öğretmen hala grev gömleği giyemiyor, toplu görüşmelerde düşlediği rolü oynayamıyor, meslek itibarsızlaşmaya devam ediyordu. Bağrından çıkarıp meclise gönderdiklerinden de umduğunu bulamadı öğretmen. Birilerinin ‘‘Sarı sendika’’ nitelemesi hayata geçmişti sanki. Öğretmen ilk defa alması gereken üç kuruşluk zammı aylar geçmesine rağmen alamıyordu.

    Gün geldi, yurt genelinde sendikalar toplu olarak üye kaybetmeye, Hiçbir- Sen üye artırmaya başladı. Dileğimiz istifaların devam etmemesidir. İstifa etmek hiçbir isteği yerine getirmede, hiçbir hak talebini iletmede faydalı olamayacağı gibi işverenin de işine gelecektir. Bölünmek, ayrışmak ve yeni moda ninnilerle uyumak.

    İstifaların sebebi bellidir. Sendikalarını yeterli görmemeleri diye özetleyebiliriz. Oysa sendikaların önünde asli görevleri ile ilgili yığınla sorun var. Siyasi düşünceleri bir tarafa bırakıp, birlik olup bu sorunları birer birer çözmesi gerekir. Yoksa onun bunun sendikası olmaktan kurtulamadıkları gibi üyelerinin de en doğal haklarını almada yeterli olamayacaklardır.

    Bir diğer husus, üyesinin aidatı devlet tarafından ödenen sendikanın başı ne kadar dik olur,  görevinde ne kadar başarılı olur bilemiyorum. İşverenden hak talep ederken gözünün içine bakamıyorsan, makam kaygısı güdüyorsan, hele ki üyelerinin verdiği yetkiyi bitaraf olmak için kullanıyorsan hak alma şöyle dursun işverenin istekleri doğrultusunda yürümekten işverenin hesabına çalışmaktan kurtulamazsın.

    Geçmiş yıllarda üç eğitim sendikasının birlikte eylem yaptıklarını hatırlıyorum da acı acı gülümsüyorum, gelinen noktanın ne kadar iç karartıcı olduğuna. Cılız çıkışlar fazla ses getirmiyor maalesef.  Hayaliyle solanlara bir tek kırmızı gül uzatmak istiyorsanız, asli görevinizde birlik birlik birlik.

Osman Öcal

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ülkemin Güzel Milletvekilleri…

Bizim ülkemizde baş ayağa hükmeder. Amir memura, vekil polise emreder. Sözünü geçiremezse tutar birde küfreder.

Aslında gündemi takip edenler neden bahsedeceğimi anlamıştır ancak ben hemen bir açıklama yapayım.

Ülkemizde şuan iktidarda bulunan Ak Partinin Elazığ Milletvekili Ankara sokaklarında aracı ile gezerken polis tarafından aracı durduruluyor ve şoföre alkol testi yapılmak isteniyor.

Bu sırada araçta bulunan Milletvekili Fevzi İşbaşaran kendisinin milletvekili olduğunu, şoförüne alkol testinin yapılamayacağını belirtiyor. Bu iddia üzerine polisler milletin vekili olan kişiden kimliğini göstermesini istiyorlar.

Buraya kadar normal bir durum. Çünkü ülkemizde her başta olan kendisine köle olunmasını ister. Aracıyla yolda giderken insanların saygıyla yoldan çekilmesini, ayağını araçtan atarken halkın önünde paspas olmasını arzular.

Ego mu dersiniz, cehalet mi dersiniz bilinmez ancak o koltukları ne kadar hak ettikleri tartışılır.

Neyse gelelim konumuza. Polisin kimlik sorması ile çirkinleşen milletvekili ağza alınmayacak küfürler etmeye başlıyor. Tabi bu sırada kayıtta olan bir cep telefonu tüm bu anları tek tek yakalıyor.

Kendinin milletvekili olduğunu, önünde hiçbir engelin olmadığını sanan kişi önce polislere bir güzel küfür yağdırıyor. Ardından da trafiği kapatması için şoförüne emir veriyor. Amacı Emniyet Müdürünü olay yerine getirerek orada görevini yerine getiren polislere gözdağı vermek ve kendi tabirleri ile sürgüne göndermek.

Öyle ya karşısında bir milletvekili var ve bizim polis ondan kimlik sorma gafletine düşmüş. O polisin yeri olsa olsa doğuda en ücra kasabadır.

Bu sırada trafik felç olunca olay yerine halkta geliyor. Milletvekili aracı çekip trafiği açmayınca tartışmalara halkta katılıyor ve onlarda ağızlarının paylarını alıyorlar. Sanki karşılarında Türk halkını temsil eden biri yokta küfürbazlar kralı var.

Peki sizce yakıştı mı? Bırakın milletvekili falan olmasını. Bir insana yakışan hareketler mi bunlar.  Bence değil.

Gerçi orada halktan biri olsa ağzını açamazdı. Polis işlemi yapar suçlu bulursa para cezasını basardı. Ama bizim malum şahıs kendisini devlet olarak nitelendirdiği için kimse bu tarz bir düşünce içerisine giremiyor.

Oldu olacak kendisini de sürsün. Hem de ücra bir kasabaya değil. Ücra bir gezegene.

Hani seçip koyuyoruz ya meclis denilen yere bu gibi insanları. İşte benim içim acıyor bunları görünce. Bir bakıyorum Osmanlı Zamanındaki devlet adamlarına birde bakıyorum bunlara.

Bir zamanlar devlet adamları kafa patlatırmışlar ülke daha iyi bir yere gelsin diye, şimdi ki devlet adamları kafa patlatıyorlar kendilerine daha fazla şan, şöhret, para, ceylan derisi koltuk verilsin diye…

Fevzi İŞBAŞARAN
Fevzi İŞBAŞARAN
Kategoriler
Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Aşk ve Zaman (kadınlara)

“ aşk, bu zamanda en çok insanlardan korkuyor. Ne aşka, ne de zamana kızabiliriz. Hayatı farklılaştıran bizler olduğumuz sürece, daha birçok olgu değişmekle beraber, inandırıcılığını kaybedecektir!”

Hayat, bakış açılarıyla ilerleyen bir özgürlük tabutu. Sunulan, sunum yapan ve izleyen hep insanoğlu… Kolay olan birçok şeyi zorlaştırıp, dolambaçlaştıran yanımızı kullanarak, ne kadar korktuğumuzu su üstüne çıkarıyoruz. Sanıyoruz ki ulaşılamamak, bizi, gizemli ve vazgeçilmez biri yapıyor. Oysa sadece yalnızlığımıza, sevgisizliğimize ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor. Bir kurgu içinde en acı rollerle süslüyoruz bedenimizi, çoğu kez ezilen yanımız görünüyor. Farkında olmuyoruz, olamıyoruz.

İnsan denen varlık aynı duygularla yüklü bir heybe taşır sırtında. Ve çoğu zaman aynı durumlarda karşılaştığı olaylar karşısında, farklı tepkilerle var olma savaşı verirken hayata. Bazen duygu yönü ağır basarak vicdanını kullanırken, bir yandan da içindeki duyguyu bastırıp acımasız yanını gösterir. Ama bu herkeste hiçbir zaman aynı yoğunlukta olmaz, olamaz. İşte burada kişinin karakter etmenleri ön plana çıkar. Biz buna kişi hak ve hürriyeti diyoruz… Anlayamasakta!

Hayatta tanımlamalar yapmak kadar, yaşamak hiç kolay değildir. “seversem, ihanet etmem!” diyebiliriz, ama bunu uygulamakta nedense çok aciz kalabiliriz. Bir yastıkta fedakârca, saygılı bir ilişki yürütmenin en güzel yanı nedir biliyor musunuz? Nedensiz sevmekle başlayan ve zamanının en güzel saatlerini yüreğinde kuşkulara yer açmadan bağlanabilmekte saklı desem… Ve ben buna inanmak istesem, dünyalar acılarla dönse, yine de ölmek istemem!

Size kendi aşk hikâyelerimden bahsetmek isterim. Ben aşkı zamansız, yurtsuz yaşayanlardanım. Hiçbir zaman aşkın en tutkulu yanını yaşayamadım. Bunu çok istediğimi söyleyemem, açıkçası bir kadına bağlanabilmenin yüküyle ezilmekten korktum. Bana sorarsanız kadınlar, hisleri erkeklerden çok daha kuvvetlidir. Onların yapılan yanlışlıklara karşı önceden bilgileri hep olmuştur ve olacaktır! Yaradılış mucizesi diyebilirim ben buna. Ve kadınların suskunluklarındaki gizemli duruşta hep bu yüzdendir. Kadınlar sustuklarında, erkeklere şans verirler ve kadınlar en çok sustuklarında güçlüdürler! Biz erkekler kendimizi zeki sandığımız yanlarımızla övünürken, mutsuz bir geleceğin temelini atmaktayızdır. Çünkü aşkı güzelleştirende, anlamlaştıranda sadece kadınlardır!

Benim için aşk, dünü-bugüne, bugünü-yarına bağlayan zincirleme bir tutkudur. Ve ben hayatıma giren kadınlara hep hayranlıkla bakmasını bilmişimdir. Hayatımda ki gelişimimin en büyük pay sahibi her zaman onlar olmuştur. Asla hiçbirinden nefret etmedim. Ayrılıklar oldu, hemde en zamansız anlarda. O zamanlarda bile düşman olmadım hiçbirine ve ne zaman aklıma getirsem o güzel melekleri, kendimi hep şanslı hissetmişimdir. İhanet olmadı, büyük kırgınlıklarımız aslında çoğu zaman yanlış iletişimden kaynaklandı. Elimde olsa yine yaşardım aşkın en güzel halini sadece onlarla… Yine, yeniden ayrılıp, sadece onlara yazmak isterdim. Belki onlar hiçbir zaman bilmeyecek bu yazdıklarımı, ama bende hiç unutmayacağım onların yüreğine uğrayıp beni bu acımasız hayata karşı güçlü yaptıklarından dolayı hiçbirini…

Aşk ve zaman, bence çok önemli… Kendi aşklarımda bu zamanı tutturamadığımdan dolayı, yaşamış olduğum kopukların acısını halen yaşamaktayım. Doğru zamanı olur mu aşkın, ya da insan bu zamanı nasıl yaratır. İnanın bilmiyorum. Ama bana göre aşkta önemli olan kişinin kendisini tamlamasıdır. Kendi kişiliğini ve isteklerini iyi bilen birisi, karşısındakini çok daha çabuk çözümleyebilir. Ki bir sevgilinin gizemli yanlarını keşfetmek yedi dünya keşfinden daha mucize bir olaydır.

Bir sevgili ömrüne ayna olabilecek kişiden sadece bir şey ister: kendine iyi bakmasını… Sıradan bir cümle gibi gelse de kulağımıza, aslında içinde mutlu bir dünya barındırır hep. Seven yürek, sevdiğinden kendisine çok iyi bakmasını istemekle, onu yüceltir aslında. İki sevgili ayrılırken aralarında hep buna benzer konuşmalar geçer“ kendine çok iyi bak, sağlığına dikkat et ve yüreğine yaslan en zor anında…” kim sevdiğini, kaybetmek ister ki. Aşkta nefret olmaz, olamaz. Ayrılık olur, anlaşamayabilirsin. Ama birini yüreğinle sevdiysen, onu hayatından tamamen söküp-atamazsın! Bu kişinin kendine en büyük ihanetidir. Kendinle yüzleşebilen ve ne istediğini tam olarak yansıtabilen, sabretmesinin kazancını bekleyen yüreklerin, sevgisi de, saygısı da hiç bitmez! Her ilişkinin aşk olup- olmadığını, nefretinizin olmadığı kişiyle anlayabilirsiniz… Eğer gönlünüzde sevgiye yer yoksa aşkı kirletmeyin! Sırf biriyle beraber olmak adına, özentivari ilişkilerle ruhunuzu aşındırmayın. (Rüyalarınızda en sevdiğinizle beslenip-büyümeniz dileğiyle)

Sonsuz günlerde, sonsuz sevişmeler aşklarını unutmayanlarla olsun…

Emre onbey

Kategoriler
Dünya ülkeleri Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Tepkisizlik – Türkiye’nin gündeminden başlıklar

 

BİR MİLLET’İ TARİHE GÖMÜYORLAR

Evet yurttaşlar!

Savaşsız, çarpışmasız, kaybettiklerinin intikamını alıyorlar. Bu kez, ellerinde kalem var…

O kalemde de ne hikmet var bilinmez ama, bizimkiler gördü mü ödü kopuyor.

Bazı cibiliyyetsiz yazarlar, AKP’nin ihanet açılımını savunmak için Azeriler’i kötülüyorlar…

Aynı adamlar, Türkler’e hakaret yağdıran Kürtler’i kardeşleri olarak görüyorlar. İhanet budur, ihanet parayladır. Kürtler’in zenginliğinden geçilmediği, hak üstüne hak kazandığı bir ülkede, bunların olması doğaldır…

Bu kadar çakal, bir Bozkurt’un onuru için zarardır.

Peki, Bozkurtlar dirilecek mi?

Bozkurtlar’ın Ölümünü yaşıyoruz…

Bir " Taraflar " çıkmış, DTP’nin istedikleri görmezden gelinemez diyor.

Başka bir " Taraflar " ise Atatürk’ü kötüleme derdinde…

Atatürk tartışılıyor bu ülkede!

Putlaştırmayın diyorlar; ama Hz.Muhammed’i putlaştırıyorlar…

Nasıl mı?

Atatürk’ün dehasını konuşuyoruz, onunda insani ihtiyaçları vardı abartmayın diyorlar…

Ama, Peygamber efendimizi, putlaştıran onlar değil mi?

Uğrunda ağlıyorlar, bende ağlarım. Ama sorun şu, bu tür insanların tartışılacakları yönleri bellidir…

Atatürk’ün yönetsel dehasını beğenir tartışırsınız, Hz.Muhammed’i beğenmek bize düşmez…

Ama eğer insani ihtiyaçları var diye sevilmeyecekse sorarım, efendimizin de insani ihtiyaçları yok muydu?

Hadi al birde burdan yak…

Türkiyeli’lik kavramı ortaya atılıyor AKP tarafından.

Türk şuuruna bir nebze sahip olmayan kimselerin yönetiminde, bu gayet normaldir!

Çıkıyorlar televizyona, Atatürk’ü kötülüyorlar, Türkler’i kötülüyorlar, tonlarca devlet arşivine rağmen, soykırım iddilarının ilk savunucularından eski Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin " Ermeni soykırımı yoktur, yer yer Türkler katledilmiştir. " itiraflarına rağmen soykırımı tanıyıp Türkler’i kötülüyorlar…

Ama Osman Pamukoğlu yine çıkıp belgeler ile Kürtler kurtuluş savaşında yoktu deyince…

Kevaşeler takımı başlıyor zırlamaya; " Faşistler! "

Ve bu tür konularda, AKP ve Pkklılar açık açık aynı fikirdeler…

Birleşiyorlar Türklüğe karşı!

Geçen seçimde MHP otobüsüne saldırmadı mı AKP-Pkk grubu? Taşlamadılar mı? Taşladılar, saldırdılar!

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri gayet normal…

Aynı zamanda soydaş ülkeyiz de.

Provakasyon olur diye stadta Azerbaycan bayrağı açtırmıyorsun! Yasak ediyorsun, kanuna aykırı olduğu halde…

Ermeniler, " Hepimiz Ermeniyiz! " diye slogan attıklarında provakasyonun kralı oluyordu!

Ne dedi Cumhurbaşkanı?

" Düşünce özgürlüğü… "

Böyle şey mi olur?

301.maddeye saldırıyorlar…

301.madde ne diyor?

" Türklüğe hakaret edemezsin! "

Sözde aydınlar ne diyor?

" 301.madde kaldırılsın! "

Hani, " Halklara " olan saygınız? Kürtler’e gelince, Ermeniler’e gelince saygı…

Türkler’e gelince, 301.madde karşıtlığı!

Biliyorlar çünkü soykırımın olmadığını, olmadığının ispatlandığını, Kaçaznuni gerçeğini…

Sonra 301.maddeye saldırıyorlar!

Senin Türk olmak ile derdin ne?

Hadi diyelim derdin var, erkeksen gider aslanlar gibi davanı davanda savunursun!

Bu kadar mı zor?

Emperyalist ülkeler üzerinizden yardımını mı kesecek?

Siz baştan kaybettiniz…

Ama biz bu yüzden kayboluyoruz. Başka açıklaması yok…

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Spor Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Terim Gitti, Kavga Bitti…

Fatih Terimİmparator lakabını ne kadar hak ettiği konusunda çekincelerimin olduğu, bu ülkeye ve milli takıma yetecek bir teknik adam olduğu konusunda da aklımda soru işaretleri olan Fatih TERİM en sonunda doğru olanı yaparak Milli Takımı rahat bıraktı.

Geçtiğimiz yıllarda Ersun YANAL Hakan ŞÜKÜR’ü kadro dışı bırakınca çarmıha gerilmiş, aslında yaptığı işin doğruluğu göz ardı edilerek kapı önüne koyulmuştu. Şimdi bana Hakan ŞÜKÜR nasıl kadro dışı bırakılır demeyin. Bu takım her an gençleşmesi lazım olan bir takım. Ve Hakan bu takımdaki misyonunu çoktan doldurmuştu.

Kaldı ki Ersun hocadan sonra görevi alan Fatih TERİM’de ona fazla şans vermedi ve siyasi bir manevra gibi yağdan çık çekercesine milli takımdan çıkardı. Ersun hocanın ilk 11’ini kullandı uzun süre. Yani ondan çok daha fazla çaba sarf edip, takıma katkı yaptığını söylemek biraz zor olacaktı.

Neyse gelelim elemelere. Geçtiğimiz yıllarda İsviçre karşısında Dünya kamuoyu önünde bizi ne hallere sokan Fatih TERİM, aynı şekilde bu elemelerde de gereksiz sinir, kapris ve egoları yüzünden hem takımı yalnız bıraktı, hem de kamuoyunda kendi yüzüne kara leke çaldı.

Onun dışında kadro dışı bıraktığı yetenekleri saymak bile istemiyorum. Rusya liginde oynadığı her maçta gol atan bir Fatih TEKKE ve aynı ligde takımının ilk 11’inde değişmez oyuncu olan Gökdeniz KARADENİZ’i sırf kendi ego ve istekleri nedeniyle kadro dışı bırakması gerçekten anlaşılabilir bir durum değildi. Bu tarz oyunculara her zaman ihtiyaç duymamıza rağmen kendi malıymış gibi Milli Takımı yönetmesi bence yaptığı en büyük hata idi.

Gelelim elemelerdeki başarısız sonuçlara. Takıma aldığı veya almadığı isimlere. Bence kazanılan birkaç maç onun değil, bazı oyuncuların bireysel çabaları ve şansımızın yaver gitmesi ile oldu. Açıkçası elemelerden çıkamadığımıza üzülmedim çünkü üst turda daha rezil olabilirdik. Alınan yenilgiler sonrasında bile gerek oyuncuları, gerek seyircileri, gerek hakemleri suçlayan sayın Terim, ne hikmetse kendi üzerine bir türlü toz konduramıyor.

Gerçi adı üstünde İmparator. Ona bu lakabı Galatasaray’ı Süper Kupa şampiyonu yaptığı zaman verilmişti. Ancak o zaman bile hazıra konan bir yapısı vardı. Kadro hazırdı. İlk onbirler bile kendinden önce gelen hoca tarafından belirlenmişti. O ise sadece oynattı. Sonunda kupayı alınca da imparator ila edildi.

Şimdi gelelim günümüze. Acaba Fatih Terim gidince yerine kim gelecek. Türk teknik adam mı, yoksa Yabancı bir teknik adam mı geçecek Milli Takımların başına.

İlk etapta Yerli bir hocanın Milli Takımın başında olmasını savunanlardan olsam da şuan bu ağırlığı ve stresi kaldıracak hocanın çok az olması beni düşündürüyor. Ersun YANAL yada Bülent UYGUN ismi aklıma ilk gelen isimler. Ersun Hocanın Milli Takım kariyerinin olması, Bülent hocanın ise gerek sakin yapısı, gerekse takımda bütünleştirici bir etki taratması ilk göze çarpan özellikleri.

Ancak ülkemiz futbol konusunda çok acımasız bir ortama sahip. Ersun Hocanın uzun süredir takım yönetmemesi, daha önce yaşadığı Şükür krizi sorun oluştururken, Bülent hocanın Sivas’tan yeni gönderilmesi ve Milli takım anlamında fazla deneyim sahibi olmaması sorun oluşturuyor.

Yabancı teknik adam olayı ise daha karmaşık. Şu aralar Hiddink gelecek denilse de kabul edip etmeyeceği belli değil. Başka birinin gelmesi ise zaten ilk etapta Milli takıma Milli Teknik adam gelsin diyenler açısından bir koz olacaktır. Bu sayede her başarısızlık yabancı teknik adama yıkılacaktır.

Kaliteli bir yabancı teknik adamın şu ortamda ülkemize gelmesine pek inanılmasa da gelecek sağlam altyapılı ve egoları olmayan bir kişinin takımı bundan sonrası için toparlayabileceği de bir gerçek. Gerek kadro dışı bırakılan Fatih ve Gökdeniz gibi isimlere, gerek kadroya girse bile küstürülmüş olan diğer oyunculara bu açıdan yeni bir ışık doğabilir.

Bakalım zaman nasıl bir dönemece sokacak bizi. Ancak bildiğim bir gerçek var ki Fatih Terim’in istifası bize yarayacak. Dün akşamki maçta sırf o gitsin diye Milli Takım’ın yenilmesini isteyecek kadar çaresiz bir duruma düşen milyonlarca insan varken, artık o koltuğa başkasının gelme zamanı gelme zamanı gelmiş demektir…

Kategoriler
Amo-Seo-PR Kişisel makaleler Web Site Tanıtımları Webmaster yardım

Dmoz karmaşaşı, belirsizlikler ve telif hakları kuralı

dmozBu makale gercekligi yitirmistir. konuyu arastirarak, yanlis dusuncelerimizi duzeltmemizi saglayan kuaza.Ca isimli yazarimiza cok tesekkur ediyoruz. bunun yaninda Dmoz destek sitesin de ilgili konuya cevaplarini yazarak konunun yanlis anlasilma oldugunu ortaya cikaran: ilyasBat ve Anov isimli editor arkadaslara cok tesekkur ediyoruz.

Dmoz ve o konu: http://www.resource-zone.com/forum/showthread.php?t=53189

xxxxxxxx Asagidaki yazi Gercekciligini yitirmistir; Dikkate almayiniz. xxxxxxxx

Arkadalar bir cok kisinin bildigi gibi bu siteyi hayata gecirenler’in bir onceki projesi Ressim.net ‘dir.  daha oncelerden Ressim.net icin dmoz bir anlam ifade etmiyordu, buna seo, reklam falanda eklenebilir.  Ancak son zamanlarda projemizi ve kullanilabilirligi cok iyi olan kuaza.com’i bir cok kullaniciya ulastirmak icin atak yaptik ve bir kac seo cu arkadasla anlasma yaptik, neyse onlar isini yapsin, yetkililerden selcuk kilic yani ben dmoz sistemine sitemizi diger resim yukleme servisleri gibi kayit ettirmek icin basvuru formunu doldurdum, ve her sey tamam sira geldi formu gondermeye ama gozlerime takilan bir kac kural dmoz hizmetinin gonulluluk cercevesinden ciktigini, gonullu (Open Source) arkadaslarimizinda kullanilarak bir cok sitenin, bu tabiki kayit olan sitelerin telif haklarini ucretsiz olarak aldigini gordum :(

bu ne demek isde kayit olan sitelerin ve site kayit ederken kabul ettikleri bu kural :

başvurumun kullanılması, yayınlanması, kopyalanması, düzenlenmesi, değiştirilmesi veya onu temel alan başka çalışmalar üretilmesi için Netscape Communications Şirketi’ne telif ücretsiz izin veriyorum.

Alin size resim: buyuk hali icin uzerine tikla

dikkat ederseniz kalin harflerle vurguladigim alanda site sahipleri, kendi sitelerinin aynini yapabilmeleri icin telif haklarini Netscape Communications Şirketi‘ne ucretsiz olarak vermis sayiliyor,

sanirim okuma yazma bilen bir cok kisi bu maddenin ne anlama geldigini bilir, bu ne demek:

Bu Netscape Communications Şirketi’nin ilerki zamanlarda sizin sitenizin aynini yapabilecegini ve sizin hic bir sekilde bir hak talep edemeyeceginiz anlama gelir.

ilerde diyebilirsinizki ben kaydetmedim sitemi baskasi yapmis, ii de sizin sitenizle alakali bir mail adresi gerekli kayit icin :)

Dmoz Nedir, bilmeyenler icin: Açık Dizin Projesi Web’deki en büyük ve en kapsamlı, insanlar tarafından düzenlenen dizindir. Dünyanın her tarafından katılımda bulunan geniş bir gönüllü editörler topluluğu tarafından inşa edilmiştir ve varlığı onlar tarafından sürdürülmektedir.

Bir cok sitede dmoz u ovucu sozler vardir, bir kac siteden ornek ekliyorum:

internetdevri.com

Yazımızın konusu DMOZ. İnternet tasarımına el atan arkadaşları pek alakadar etmeyen bir kelime ancak googlede bir yerlere gelmek isteyen herkesin başvurması gereken bir sitedir.

extradestek.org

Bilinen, önemli arama motorlarının, sitenizi indexlemesi istiyorsanız, sitenizi internet ortamında daha çok kişiye ulaştırmayı hedefliyorsanız, atlamamanız gereken bir kaynaktır DMOZ
DMOZ’un diğer bir bilinen adı da Open Directory Project (ODP Projesi) dir. DMOZ’u Türkçe tanımlayacak olursak, “Web’deki insanlar tarafından düzenlenen en büyük dizin” açıklaması uygun olur.

Gordugunuz gibi bir cok site ve sahipleri dmoz sistemini son derece onemli goruyor, aslinda oyledir, bende onemli oldugu gusuncesindeyim, ancak yukarida anlattigim kurali okuduktan sonra ben sitemi bu sisteme ekletmeyi uygun gormedim, gerekirse arama motorlarinda da cikmasin, onemli olan bizim nasil bilindigimizdir, ve secici kullanicilarimizdir, 1-2 dakka sitede takilmak icin gelen kullanici icin sitemizin telif haklarinda feragat edecek degilir heralde :)

ornek aldigim yazilarin sahipleri bulunan siteler rastgele secilmistir..

Tamam dmoz.org sitesi cok faydali olabilir ama ben bu siteye sitemi eklemeyi uygun gormedim ve eklemedimde, cekindim, ilerde cikacak bir sorunla karsilasmak istemedim, gerisi sizin dusuncenize kalmis artik, ben paylasmak istedim :)

bu konu tartisilmaya aciktir arkadaslar, yanlislarim olabilir goruslerinizi paylasirsaniz cok memnun kalirim..

NOT : yazida turkce karakterler kullanamadim, cunku klavyem tr karakterler icermiyor malesef, en kisa zamanda tr klavyeye gececegim insallah :)