Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Ölümsüz Aşk (gülkız)

“Artık kapıları “sen misin” diye, ümitle, heyecanla açmalarıma hiç gerek kalmadı. Öyle bir geldin ki, tüm hüzünlü bekleyişlerim karda kalmış ayak izleri gibi kayboldu! Sanma ki bu gönül seni unuttu; sen, senliğinle geldiğin sürece, ben hep seni yaşatacağım içimde.”

Sen giderken zaten, elveda dememiştik. Çünkü bitmemişti bu iş; sen kafandaki soru işaretlerine aldanmıştın ki, kendince kadınsal içgüdülerinde haklıydın. Sen, gittiğin gün, gölgene-gölgemi bağladığımı anlama diye, aydınlığa anlattım güzelliğini. Ben, senden vazgeçmediğimi kendime bile söyleyemezken, nasıl da bağlandım yaradana, anlatamam. Hem içimde öyle ayrılığın vermiş olduğu bir hüzün çöküntüsü de olmamıştı; daha aksine sonsuz sevmelere yol alıyordum ki, ben hiçbir kadına böyle inanmamıştım. Şimdi gelişine söyleyebilecek tek sözüm “yaşarken cenneti yaşattığın için çok mutlu ol kadınım…”

Ölümsüz Aşk (gülkız)
Ölümsüz Aşk (gülkız)

Oh be, uzun zamandan beri ilk defa bu kadar sevinçli yüreğim. Kalemimin dili olsa, hatta ayakları, kolları, gözleri nasıl da sarılırdı sana bir bilsen. Yani sevgilim, ne yazsam boş şimdi… Çünkü sen geldin, ötesi yok hiçbir şeyin.
Biliyor musun, söz vermiştim kendime ne olursa olsun asla senden nefret etmeyeceğim diye. Duygularını çok belli bir adam olamadım bir türlü. Ki bu benim en büyük eksikliğimdi kadınlar açısından. Kaybetmelere hükümlü gibiydim. Ama asla sevgime ihanet etmedim. Çünkü kendine ihaneti suç saymayan biri asla sevemez hiç kimseyi gerçekten.

Şimdi, sevdiğim papatyalardan ilkbaharda saçlarına yaptığım taç durur odamda ve hatta küçük kelebekler konar üzerine. Ama işte bilirsin üç gündür kelebeklerin ömrü bu yüzden her üç günde bir yeni kelebekler misafir oluyor odama. Şimdi aşkımıza şahit binlerce kelebek var diyebiliriz. Hani artık doğa da bizden yana… Şimdi bütün canlıların yüreğinde yerimizi sağlamlaştırma zamanı. Şimdi “biz” olma zamanı…
(Gerçek bir aşkta çok sevmişseniz, yüz kere de ayrılsanız, asla kaybetmezsiniz.)

Hem ben seni susarak seviyorum. Susarak özlüyorum. Susarak bekliyorum. Sustuğumda anlıyorum içimde dolaştığını, kanım gibi gezerken bedenimde, ne garip dönüp-dolaşıp yine kalbime geliyorsun. Temizleniyorsun, dinleniyorsun sonra yine gidiyorsun. Ama dönmeyi de iyi biliyorsun. Çünkü senin evindir artık kalbim. Öyle ya kalbi olmadan nasıl yaşar insan!

Çıplaktım seni sevdiğimde. Öyle sıradan, öyle yalındım ki sığınacak bir liman arıyordum kendime. Korkuyordum birazda sevmelerden, ayrılıklardan, ihanetlerden… Ama sen, sadece sevme duygusunu yaşattın bana, bunca yıldan sonra aklımda kalan gözlerin, sözlerin, gamzelerin… Üzerine yakıştırdığın elbiseleri bile çok özledim. Hani rabbim seni özenerek yaratmış bu belli de, asıl tuhaflık o güzelliği daha çok sevme yeteneğine sahip olamayan bende. Kusura bakma seni daha çok sevemediğim için… Öyle çok sarılmak istiyorum ki sana, öyle çok istiyorum ki gözünde gözümü görmeyi ve hatta hapsolmayı. Seni istiyorum yaşadığıma inanmak için… Allaha yaklaşmak için…

Her şey bir yana senden sadece “seni seviyorum’u” duymak istiyorum! Sonra seninle yaşlanıp, seninle ölmek…

EMRE ONBEY (sizden biri/belki sen)