Kategoriler
Deneme Yazıları

sadece tutarsızım

Sadece Tutarsızım

Size kabuğu soyulmamış fıkralar tadında bir hayat bırakıyorum. Geriye dönüp pişmanlıklarımı anlatmaya artık hiç lüzum yok! Hayallerimi sevmiştim sadece, belki bu yüzdendir ayak uyduramayışım hayata ve belki bu yüzden çok sevmedi uğruna sustuklarım, uğruna üzüldüklerim, uğruna habire gizlice ağladıklarım… inanmadılar hiç!

“ve bu sebepten inanmak sözcüğü artık lügatıma düşman…”

Sıkıldığımı çok söylemedim kimselere, en azından tanıdıklarıma ama yoldan geçen ve sadece gözüyle varlığımı hissedenlere binlerce kez haykırdım “sıkılıyorum yaşamaktan…” evet söyledim bunu ve beni nedense hep tanımadıklarım daha bi güzel anladı! Umutsuz değildim aslında, umutlarıma göre yaşattırmayanlar getirdi beni bu hale. Kuşlara bakıp kuş olmadım asla ve hiçbir kelebeğe neden kanatların böyle güzel deyipde üç günlük yaşamından etmedim. Tek suçum hayallerimle gerçeklerimi kavuşturacak yolu bulamayışımdı ve zaten bu yüzden umuda bırakmadım hiçbirşeyi… sadece tutarsızdım!

…kendiyle konuşan insanları görürdüm ve bazen delilik sınırlarının ne kadar imkansız olamayışının kanıtı gibi sokaklarda özgürce dolaşmalarına hayran olurdum. Sanki herkesten biraz daha zengindiler, içleri o kadar doluydu ki organları artık bu kadar sıkıntıya dayanamıyor gibiydi. Onlarınki istemsiz bir hayat mücadelesiydi, hepimize birer ayna, hepimize birer örnektiler… anlamadık onları hiç. Ki gün geldi kendine yazan biri olarak biraz aşındırdım kapılarını, açan olmadı belki ama tıkırtımı duyup korkmadıklarını da adım gibi iyi biliyorum!

“her insan gibi kendime büyüyordum ve biraz da deliriyordum…”

Ve ben gideceğim birgün adım sanım bir mezar taşına yazılacak çünkü kafa kağıdımı bile alacaklar, o bile kalmayacak geride… hiçbirşeyi olmayan biri gibi yaşayışlarım bundandır. Birşeylere daha az üzülmek için kazanmamak adına verdiğim mücadele bile hep bundandır. Çok ince düşünüp yaşamak değil ama biraz dalgalandı denizim ve biraz duruldu hayallerim. Martılara simit atmayı çocuklara öğretemediğim için biraz kızgınım kendime, birazda üzerimde emeği olan o iki ihtiyar adayının ellerinden daha fazla öpemediğim için…

“Gözyaşlarımızın tadı aynı olacak
Ben biraz daha az ağlayacağım
Bir fıkranın sonu gibi
Kahkahalar bırakarak
Sessizce gideceğim…”

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Yastığımdaki Gözyaşısın

“Bize ne oldu sevgilim? Hangi canlının ahını aldık, kimin sevgisine nazar eyledik. Yoksa bilmeden bir fakirin ekmeğiyle mi oynadık. Günlerdir soruyorum bu soruyu kendime, biz nerede hata yaptık.”

Sevgilim sen bir yere güzel diyorsun ya, benim için orası vazgeçilmez oluyor. Hani bir gün çok üzmüşlerdi ya seni, hani bana gelmiştin! İşte yastığıma gözyaşını bıraktığın o günden beri, o yastığa sarılıp uyuyorum. Yokluğundan sonra her gece o vazgeçilmez yere gidip, dert yanıyorum!

Biliyor musun, gittiğin gün ellerinden sıkıca tutup “gitme” demeyi çok istemiştim. Bunu şimdi itiraf etmek, elbette geçmişi geri getirmez. Belki o an ilk defa cesaretimle sınamıştı hayat beni. Şimdilerde bunu anlamak çok kolay, onca yıl sonra gelmeyen mutluluktan belli zaten ne halde olduğum.

Bana, senin kadar samimi gelen hiç kimse olmadı. Belki de seni unutmak istemedi yüreğim. Mantığım bazen reddetti seni, kalbime ise hiç güvenmezdim. Ama yüreğim var ya, işte o hep senden yanaydı! Mantığım para dediğinde, kalbim sağlık dediğinde, yüreğim hep sen derdi. Bende zaten hep buna güvendim, inanmak yürekten gelirmiş. İnandım yüreğime, yüreğine, yüreğimize… Bizi yaşatan en güzel duyguya hep inandım!

Altı üstü bir ayrılık deyip geçmek ne kolay değil mi? Ödediğimiz bedelin ağırlığı altında kalmak tesadüfmü acaba? Neden kavuşmalar bu kadar zor ki, neden uzaklığımıza bir çare bulamıyoruz, neden ha! Mutlu olmaktan mı korkuyoruz, yoksa olamamaktan mı? Saatler ne kadar çabuk geçiyor, yokluğun hiç bu kadar düşmemişti içime. Yokluğun diyorum, işte ben tam orada yaşıyorum hayatı…

Günlerdir ta şuramda bir acı, çırpınıyorum yatakta. Hani o gözyaşını bıraktığın yastığa döktüğüm gözyaşları var ya, korkuyorum çürütecek yastığımızı. Nasıl bir özlemdir bu içimde günbegün çoğalan, nasırlı kaldım bu hayatta. Ruhum evliyalar gibi huzuru ararken, bedenim senli bir hayatın izlerinde kalıyor. Yıkılmaktan korkuyorum, her şeyimi yitirmekten, seni kaybetmekten. Hani biliyorum bir daha kavuşamayacağımızı da. Sevmek böyle ağır bir şey işte!

Bize ne oldu sevgilim? Hangi canlının ahını aldık, kimin sevgisine nazar eyledik. Yoksa bilmeden bir fakirin ekmeğiyle mi oynadık. Günlerdir soruyorum bu soruyu kendime, biz nerede hata yaptık.

Şimdi iki göz iki çeşme haldeyim. İtirazım yok buna ama yoruyor artık hayat beni. Bir gün düşeceğimde kalkamayacağım ondan korkuyorum. Göremeden seni, ellerini tutamadan, sıkıca sarılıp “kadınım” diyemeden yitip gitmekten korkuyorum. Azalmıyor sana olan sevgim, günbegün artarak çoğalıyor. Belki de beni hayata bağlayan en yüce olgudur bu! Belki de uzakta da olsan, hayatın her türlü mutluluğundan daha çok sen mutlu ediyorsundur beni. Sana inanıyorum sevdiğim, yolunda ölmek bile bir başka güzel ama yinede gel lütfen!

Sahi bize ne oldu sevgilim? Nedir ödeyemediğimiz bedel?

Emre onbey