Kategoriler
Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Sevgi ve Ask Dünyası

Senden Sonra Paramparçayım

“senden sonra yaşadığım hiçbir günde mutluluğu bulamadım. Ne alışkanlıklarımdan, ne de etrafımdaki olup bitenlerden haz alıyorum. Sanki güneşi bekleyen bir yıldız gibiyim, sen yoksan gökyüzünde parlamıyor gibiyim ya da ölüme geç kalmış bir fani gibi, paramparçayım!”

Yalnız bir adam ne yapar bu koca şehirde, hiç bilemiyorum. Bedenimden akıyor düşlerim, sürükleniyorum ölüme. Hadi dur desene, bekle geliyorum desene! Sen hiçbir şey söyleme istersen, son söylediklerinden sonra güzel sözler çıkmayabilir yürek dilinden.

Kader, bana hiç adil davranmadı zaten. Ne aşklarımda, ne de iş hayatımda hep böyleydim ben. Muhtemelen bundan sonra da çok değişmeyecek hayatım. Hep kanayacak içimdeki yaralar, çoğu zaman söküp atacağım her şeyi, sonunda hiçbir şey olmayı göze alarak. Belki de yine inanacağım her şeyin çok güzel olacağına. İnanmalı mıyım ki sence?

Sevgili, kırık bir kalple her sabah yataktan kalkıp güne başlamak ne zor bilir misin? Bütün gece aynı kâbusu görüp, güneşin sıcaklığıyla her şeyi yakmak nasıl bir şeydir. Hani sevmenin o huzurunu yaşarken, sonra hiç ummadığın korkuların içinde kendini kapana kısılmış gibi hissetmek nasıl bir duygu yoğunluğu anlatayım mı sana? Boş ver, seni, seninle üzmek hiç istemem. Sonra nefret edersin kendinden bile…

Saat yine öyle bir zamanda durdu ki, şaşırmadım desem yalan olur. Ayrıldığımız gece saate bakmıştım, yarımı gösteriyordu. Şimdide öyle ve ben zamanın geçmesini beklerken, pilin bitmiş olabileceğini hiç düşünemedim. Televizyondan bakınca anladım saatin pilinin bitmiş olduğunu. Ama değiştirmeyeceğim hiç pillerini, o saat, o duvarda hep yarımı gösterecek, en çok kanayan yaramı…

Biz gece yarısı ayrılan sevgililerdeniz. Farkımız var diğer zamanlardan. Birçok sevgili geceleyin sevdiğini düşünüp, mutlu hayaller kurarken; biz en zorunu yaptık, ayrıldık! Ne kendimize saygımız kaldı ne de aşkımıza. Her şeyi hiçe saydık, küçük bir gururun cezasını, hani o bedeli şimdi bir ömür boyu yaşayacağız. Sen karşına çıkan her yeşil gözlü adamda beni anarken, bense her esmer kıza sen diye koşacağım.

Bu gece bir yıldız kaydı sevgilim. Yerle yeksan olduk, dağıldık. Şimdi ömrümüzün en güzel yıllarında acı çekmek düşecek payımıza. Korkarım ki bu inadımız devam ettiği sürece, hep kaybedeceğiz hayatta! Dilerim kolay atlatırsın, kendi adıma çok zorlanıyorum. Ne yaparsın, çok sevmenin acısı da çok büyük oluyor…

Zaman geri gelir mi ya da biz o kaybettiğimiz zamanı telafi eder miyiz bilemiyorum. Ama çok özlüyorum seni. Neden diye sorma, her aşk nedensiz başlar oysa. Sonra mı, sonrası bu işte, muamma!

Bil ki bu aşkın yorgunluğu hiç bitmeyecek bende…

Emre onbey

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Türkiye üzerine

Yiğit Bulut yaziyor: Edirne’de dün yaşananlar çok önemli!

Bu yazı Yiğit Bulut‘un HaberTürk sitesindeki köşe yazısından aynı şekilde buraya aktarılmıştır. Beğendiğim ve yazılarını herzaman takıp ettiğim bir yazar hocamızdır. Bu ülkede ne oluyor ne bitiyor sansürsüz, gerçek ve makyajsız bu kişiden öğrenebilirsiniz. Sizede tavsiyem Yiğit Bulut’un yazılarını takip etmeniz, çünkü her yazdığı ülkedeki gerçek konulardan ibaret, diğerleri gibi abartı ve taraflı değil..

Edirne’de dün yaşananlar çok önemli!

Yiğit Bulut
Yiğit Bulut

DÜN, tatil günü olması nedeniyle gündemi kaçırmış olabilirsiniz. Bana göre çok önemli toplumsal bir olay yaşandı ve detayları “insanı huzursuz” eden cinsten…
İlk etapta ne olduğunu aktarayım… Edirne’de tutuklanan 5 sol örgüt üyesinin arkadaşları, şehir içinde tutuklamayı protesto etmek için gösteri düzenlediler. Küçük çaplı bu gösteri şehir halkı tarafından “PKK’ya destek olarak algılanınca” şehirde binlerce kişi merkezde toplandı. Bu arada tutuklamayı protesto etmek için “üç otobüsün TEM’den Edirne’ye girdiği” haberi yayıldı. Kalabalık, TEM’e yöneldi ve TEM otoyolunu trafiğe kapatarak şehri ablukaya aldı… Bu arada şehre dışarıdan gelenler de TEM’de gösteri yapmak isteyince, ortalık karıştı, sivillerden ve polisten yaralananlar oldu.
Sevgili dostlar, yukarıdaki olay “toplumun nasıl kamplaştığını” göstermekle birlikte, yetkililerden aldığım bilgiye göre; “normal olmayan” detaylar içermekte. Şehrin içinde “o bölgede halkın konuya ne kadar hassas olduğu bilinmesine rağmen, birileri herkesin göreceği şekilde” gösteri yapıyor. Gösteri sırasında yine Edirne’nin şehir merkezine yakın mahallelerinde “PKK gösteri yapıyor” diye bağıranlar sokaklara çıkıyor. Bu da yetmiyor, kalabalık öfkeli bir şekilde tam toplanmış beklerken; biri yüksek bir yere çıkıyor ve “sade kızgın bir vatandaş” rolünde; “PKK’lılar TEM’den üç otobüsle Edirne’ye geliyorlar” diye bağırıyor. Şaka gibi ama gerçek! Daha “normal” olmayan ve “olayın” şehre sızanlar tarafından “bir oyunun sahneye konması gibi” tezgâhlandığını gösteren birçok detay var.
Sevgili dostlar, yaşanan süreçte “birileri kaybetti”. Şimdi onların “tek çıkışı” var; provokasyonlar ile Türkiye’yi birbirine düşürmek. Türk-Kürt, Alevi-Sünni kavgası çıkarmak. Bu çatışmaya çok yakın olduklarını “yapabileceklerini” düşünüyorlar. Yol almaları için “tek bir olaya, tek bir büyük çatışmaya” ihtiyaçları var. Zincirleme reaksiyonu “kışkırtacak” tek bir vuruşa!
Sonuç: Türkiye’de bugüne kadar her şeyi yapabildiler ama “iç savaşın mayasını asla tutturamadılar”. Hatta o kadar yol aldılar ki; “iç savaş başladı” şeklinde gazete manşetleri attırmayı bile denediler, başardılar. Şimdi tek bir adım ile bunu yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu noktada bize düşen çok önemli bir görev var: “Hangi etnik kökenden olursak olalım”, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma” kavramına daha sıkı sarılmak ve “asla ama asla bu ülkede bizim gibi vatandaş olan kimseyi” düşman olarak bize “pazarlamalarına” izin vermemek! Gün “birlik” olma günüdür! Uyanık olalım ve tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım; bu ülkeyi bize babalarımız-dedelerimiz bırakmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık!

Bu dünyada “ilahi adalet” gerçekten var !

TÜRK basınında son bir haftada tasfiye olanlara bakıyorum, bu arkadaşların neler yaptığını geçiriyorum ve en önemlisi onların yerine geçen “gerçekten iyi diyebileceğim insanları” düşünüyorum… Aklıma tek bir cümle geliyor; “ilahi adalet” gerçekten varmış… İnanılmaz bir olay! Türk basınına on yıllarca uğraşarak yerleşen “organizasyon” bir haftada çöktü! Türk basını adına inanılmaz umutluyum, Türkiye adına çok mutluyum… Kalan “safralar da” kısa sürede dışarı atılınca; haber alma özgürlüğünün “siyaset-para-güç” üçgeninden kurtulduğu bir basınımız olacak…

Çete uzantılarının “Enis Berberoğlu gidecek” yaygarası…

BAZI gazetelerde ve internet sitelerinde hatta Hürriyet’in yazarları arasında “tasfiye edilen çetenin” son kalanları, “Enis, geçici” söylemini yayma çabasındalar… Çok iyi biliyorlar ki; Berberoğlu, “kurdukları rant düzenlerini” yıkacak… Çabaları boşuna… Tasfiye çoktan başladı, “çete başları yani sahip muhtar ve sanço pançosu çoktan gitti” şimdi sıra onlarda…

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Türk Tarihi Türkiye üzerine

Bu davalar Başbuğ’u götürmez sizi götürür!

Son zamanlarda taraflı köşe yazarlarının başlıklarına binayen yazmak istediğim bir kaç kelam var. Bu devletin başında Ne tayyip var nede dedesi isyan ettiği için Türkler tarafından kafası kesilip kazığa oturtulan şerefsiz Bülent Arınç. Bu devletin arkadasında ve önünde, T.S.K olmasa sizin pembe popolarınızı ABD mi koruyacak sanırsınız ? Bu ülkede sahtekarları, ispiyoncuları, devleti satanları izlemek, takibe almak ne kadar suç olabilir ki ?

T.S.K içerisinde bulunduğu istihbarat ve bilgi toplama ekibine yönelik başlatılan bu karalama kampanyası, basında ve gazetelerde, ülkesini satmış yazarlar tarafından bütün bir kurumu suç işlemiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Ne suçu ? Bu ülkede her istihbaratı değerlendirmek, bilgi toplamak, bu senin değil istihbaratçı bordo berelilerin görevi. Diger gizli birimleri saymıyorum…

Unutmayınız T.S.K daki bu ekip olmasa evlerinizin yanında paylayacak, arabanıza yerleştirdikleri bombaları engelleyecek bir istihbarat biriminiz olmayacak. Polislerden medet ummayın, gaz bombalarıyla misket oynamakla meşgul onlar. Ha onları yönetenleri hiç söylemiyorum. Birbirleriyle karanlıkta köşe kapmaca oynuyorlar.

Bu davalar Başbuğ'u götürmez sizi götürür!
Bu davalar Başbuğ'u götürmez sizi götürür!

Basında çıkan ve saçma başlıklardan birisi olan 2. kapatma davası başbuğ’u götürür yazılarına karşılık bende yazıyorum. T.S.K biziz, ona uzanacak elleri keser müsait bir yerinize makjaj yaparız. Her Türk asker Dogar Bunu sakın unutma, Fatih ürek bile zamanı geldiğinde damarlarındaki kanın kudretine kendini bırakacaktir.

Tekrar belirtmek istiyorum. T.S.K. nin üzerinden oyun oynamayı, demokrasi naraları atmayı bırakın, Türk halkının güvendiği kişiler siz değil Türk askeridir. Çünkü ne ABD ye sattı bizi, nede eli kanlı peKAKA şerefsizlerine.

Yazımda ara ara argo kelimeler kullanmış olabilirim, okuyan arkadaşlarımdan özür diliyorum. Ancak Oturduğu koltuğun pambıkları bile bunların bir yerlerine batıyor, de kararı sen ver artık..

Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

YENİ UMUTLAR

Yine bitiyor koca bir yıl,

Alıp götürdükleriyle, bazen de güzellikleriyle,

Geliyor yine yeni bir yıl,

Beklentileriyle, ümitleriyle, hayalleriyle.

Evet sevgili okurlar, konumuz anladığınız gibi yeni yıl. Başladığında çoook uzunmuş gibi gelen ve hiç bitmeyecek sandığımız yeni bir yıl. Bir önceki yıl, her zaman, içinde kalmışlıklarla, gerçekleştirilememiş hayallerle son bulur. Ve bunlar, büyük ümitlerle ‘’inşallah yeni yılda ‘’ diyerek bir sonraki yıla aktarılır. Yeni yıla girmek, özellikle azimli insanlarda her zaman itici ve tetikleyici bir etken olmuştur. Bir önceki yıl yakalayamadıkları başarıyı, yeni yılda elde etmek için bir başlangıç sayarlar Ocak 1’i. Ve var güçleriyle çalışırlar. Öyle de olmalı zaten. Başarmak isteyen insanlar, mücadele ruhunu hiçbir zaman kaybetmemelidirler.

Hatırlıyorum da çocukluğumda 1900 ‘lü yıllara çok alışık olduğum için, sanki 2000’li yılları hiç telaffuz edemeyeceğim gibi gelirdi. Ve hatta telaffuzu bırakın ‘’2000 gelir mi hiç ‘’ derdim. Çocuk aklı işte. Hem öyle bir geldiki 2010 oluverdi. Zaman su gibi akıp geçiyor. Kalemimiz şimdi 2009 yazarken üç gün sonra 2010 yazacak.

Yılbaşı akşamı programları da şimdiden yapılmıştır sanırım. Ekonomisi izin verenler –ki sayıları çok değildir- otellerden ya da eğlence mekanlarından rezervasyonunu yaptırmıştır. Ekonomisi izin vermeyenler de ailesiyle, dostlarıyla veya arkadaşlarıyla tv karşısında bu akşamı samimi bir atmosferde geçirmeye hazırlanıyorlardır. İtinayla hazırlanmış sofralar, sonraki saatlerde meyve, çerez, patlamış mısır, eh biraz da alkol. Tabi sevenlere. Ve de inşallah DOZUNDA. Doz kaçtı mı kötü şeyler oluyor biliyorsunuz.

Bir de hersene 1 Ocakta yaptığımız bir şey vardır. Tv kanallarının yılbaşı programlarının kritiği. Şu kanal iyiydi, şu kanal kötüydü vs.. Ama bir gerçek varki- birçoğunuzun ’’ haklısınız’’ diyeceğinden eminim -bence hersene bir önceki seneden daha kötü oluyor. Tek kanallı yıllarda yılbaşı programının farklı  ve belki de tek olmasından kaynaklanan doyumsuz bir tadı vardı. Hele bir de TRT’nin prensiplerinden dolayı’’dansöz çıkacak mı çıkmayacak mı ‘’tartışmasıda geceye ayrı bir boyut kazandırıyordu. Şimdi hemen hemen her kanalda var. Üstelik sadece yılbaşında da değil.

Evde ya da dışarıda hiç fark etmez yeniyılı nerede karşıladığımız. Farkeden tek şey ‘’bu yıl başaracağım inşallah ‘’ diyerek mi, ya da ‘’bu yıl da olmaz, durum hergün daha da kötüye gidiyor’’ diye düşünerek mi girdiğimiz. Siz birinciyi tercih edin. Olumlu düşünün, çok çalışın. Başarı sizi mutlaka bulacaktır. Ve diyorum ki her yeni yıl farklı mutluluklara, farklı başarılara gebedir.

Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı
Yeni Umutlar ve 2010 Yeni Yılı

Herkese Allah’tan mutluluk dolu, sağlıklı ve huzurlu bir yıl diliyorum. İYİ SENELER.

SEVGİLERİMLE

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler

Hüzün Kapkaçı

“bu sabah uyandığımda, gözlerimi hemen açmadım öyle… Uzun bir süre kapalı kaldı gözlerim, geçmişimi ve bugünümü düşündüm. Kalp kırıklıklarımı, pişmanlıklarımı; işte öyle garip bir sabahtı! Sonrası yine bilindik hüzün kapkaçı…”

Zor yazdığım bir sabah anındayım. İçimde bir acı var. Ama anlatmayacağım, herzamanki gibi yine kaybedilen hassasiyeletmizden bahsedeceğim. Zaten herkes anlamayacak bu yazdıklarımı, sadece insanlığını tartabilenler…

Yazarken inanın o an aklıma gelenleri yazıyorum. Eskisi gibi çok fazla düşünmüyorum. Beynime emirler yağdırıp, yıpratmıyorum kendimi. Biliyorum ki, yazmak benim hayatım! İnsan hiç yemek yerken eziyet eder mi kendine, ya uyurken hırpalarmı bedenini… Neden ben yazı yazarken harflerin esiri olayım ki, isteyen harf kelime olmakta serbest! Konuyu dağıtacağım bugün, çünkü kendimi dağıttım, canım çok sıkıldı!

Hayatın öğleni de, sabahı da hep aynı. Farkını yok diğerinin öbüründen, hepsi bir sonunda. Ben gece yaşıyorum hayatı, sabahla beraber yatağıma gider uyurum. Öyle öğlenim falan olmaz benim. Olması muhtemelen işlerim oluyor o saatlerde; rüyalar, kabuslar ve bazen ara ara uyanıp kurduğum sevimli hayaller…

Hüzün Kapkaçı
Hüzün Kapkaçı

Bu sabah öyle uyumak değil de, canımın yandığı tarafı düşündüm. Aslında bilinçli yapılmış bir olay değil bu benimkisi. Fazlasıyla gurur yaptım. Onurlu bir adamım ben, haksızlığa gelince asiliğim canlanır. Yüreğime söz söyletmem öyle. Yaşadığım yere tükürttürmem, hainlik yapamam öyle, dürüstlüğüm ve saygınlığım tek mirasım benim.

Bugün bir hayli mutsuzum, onun için uyumak bile istemiyorum. Olayı anlatmayacağım, sadece üzgün olduğumu bilin yeter. Aynı acıyı sizde yaşatmayın bana. Bedenimde, kolumla, yüreğim aynı değildir. Kolum olmasada olur, lakin yüreksiz yapamam ben, orada vicdanım yatıyor. Onu rahatsız edenin canımı nasıl yaktığını bilemezsiniz. Düşünmediğim bir şeyi yapmanın cezasını çektiremem yüreğime.

Bir küçüğün yaptıklarıyla, gecem gündüzümden ayrıldı! Çok bilerek yaşamak, böyle acılara gebe bırakıyor insanı. Mutluluğumu kaptı-kaçtı, geriye hüzün bıraktı! Neden ben, bazen anlamıyorum. İnsanlarla arama mesafe koymadığımdan mı bilemiyorum. Öyle uzak ruh halleri bana göre değil hiç. Kanım ısınırsa birine, açarım derdimi. Ama abartmam öyle, üzmem kimseyi.

Olmaması gereken, hakedilmeyen bir durum bu. Alışık değilim öyle, kişiliğime laf söylenmesine; üstelik ilk kez geliyor başıma. Canımın acıdığını yazmak istedim, her zaman ki gibi paylaşmak istedim! Abartmadan, kimseyi üzmeden, en çok kırılarak…

Emre onbey

Kategoriler
Videolar

Elini Tutmasam Uyuyamam ki (Amatör)

Son zamanlarda interaktif ve multimedya paylasim epey yayginlasti. Ozellikle youtube ve facebook gibi sosyal arkadaslik, video sitelerinde hergun yeni bir ses dinliyoruz, izliyoruz. Bu deryada yine gezinirken youtube.com da cok tatli bir kizimiz ümit yasar‘in sarkisi olan Elini Tutmasam Uyuyamam ki sarkisini gitariyle o kadar guzel seslendirmiski, takilip kalabiliyorsunuz sarkiya. Youtube.com sitesi turkiyede yasakli oldugundan videolari kuaza.com‘e yukleyerek sizlere sunuyorum arkadaslar. Bu videoyu ve sarkiyi kacirmamanizi oneriyorum, bir kere dinleyin eminim 2. yide oynatacaksiniz :)(: {Videoyu buradan izleyebilirsiniz: kuaza.com video linki}

Buda internetin nimetlerinden bir tanesi sanirim. Kesfedilmeyi bekleyen bu ve bunun gibi o kadar cok gencimiz varki hepsi kiyida kosede bekliyor. Bu yaziyi okuyan arkadaslarimdan ricam bu tarz bir yeteneginiz varsa kimseyi beklemeyin, biraz caba harcayarak sesinizi herkese, dunyaya duyurmaya calisin.

Elini Tutmasam Uyuyamam ki
Elini Tutmasam Uyuyamam ki
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Kararsız Gün Batımı (isimsizler parkından)

“yaşadığım yerlerin hiçbiri, onun yanında olduğum kadarıyla mutlu etmedi beni. Böylesine rahat olduğum, huzura sarıldığım başka bir yer hatırlamıyorum. O benim ruhum, sırdaşım; o benim kararsız gün batım!”

Bir gün daha bitti; çaresizliğimde, yorganımla örtülmüş bir haldeyim. Kadınsal içgüdülerin hesabını soruyorum bedenime ve cezamı gözyaşlarımla yıkayıp, bırakıyorum zamana… Öyle kolay değil yaşanmışlıklarla yaşlanmak, inan ölüm, her anı başka bir kefen anı; günlerdir, susmayan bir haykırış içimde, sussam-daha da bağırıyor “sen” yanlarım.

Kararsız Gün Batımı
Kararsız Gün Batımı

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Sensiz Kaybolmak Zor

“artık gitme zamanıdır. Kirlendik, nemli yastıklara bıraktık derdimizi. Biliyor musun hiçbir yenilgi, yokluğun kadar ezik bırakmadı beni. Sen, güneye gidiyormuşsun, git! Korkma, bir daha karşılaşmayacağız; ben de toprağa gidiyorum…”

Ne tuhaf, gidenin ardından sözler mırıldanabilmek. Yazmak ne kadar zor; kimi ayrılınca mı kıymetini bildin diyor, kimileri gitmekte haklıydı. Ne onların demesi bitiyor, ne de yokluğun acısı biraz hafifliyor, sadece sensiz bedenimden takvimler geçiyor. Yüzümde ıslaklığın kaldı birtanem. İçimde dudağının kıvrımları, saçlarının sonbahar hüznüne benzer türküleri. Ve yüreğimde gülümseyen esmer küçük bir kız…

Unutacak kadar hiç nefret etmedim senden, çok sevdim. Gittikçe azalan ömrümde, keşkelere inan hiç sığınmadım. Belkilerle uğraşmadım. Yandığımda, ağlamadım; yanmaksa, sadece yandım. Alnımı toprağa dayadığımda, kokunun gülüşünü duydum, mutlu olduğunu hissedince, inan bende çok mutlu oldum. Şimdi toprağa gidiyorum, daha da çok görebilmek için seni, mutlu olduğunu daha çok duyumsamak için gidiyorum, senin için…

Sensiz Kaybolmak Zor
Sensiz Kaybolmak Zor

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Bir Çocukluk Resmi

“eski püskü çocukluk resmimi taşıyorum cüzdanımda halen. Ceplerimde o köyümün papatya kokularıyla dolaşıyorum, bir de o masum kelebekler konuyor-en yaralı yerlerime. İşte öyle, cüzdanımda eski bir resim, çocukluğumu hatırlıyorum…”

Bir daha hiç yaşayamayacağım yerleri özlüyorum şimdilerde. Masa örtüsü diye kullandığımız çimenlerde, az karınca doyurmadık. Hafta sonları mantar toplamaya giderken, ayağımızdaki lastik pabuçlarımızla nasılda çamurla arkadaş olurduk. Kirlenmekten değil, kirlenememekten korkardık! Hayatı yaşardık, olabildiğince…

Her gün yeni bir çocukluk hatıramı öldürüyorum avuçlarımda. Küçükken oynadığım kamyonumun tekerinde sakladığım o sevgi yok artık. Biliyorum, gün geçtikçe daha da özleyeceğim o günleri… Ve içimde bir sızı hep hatırlatacak çocukluğumu. Her baharda elimde bilyeler, okul bahçesine küçük kuyular açacağım ve ben bunu her baharda özellikle yapacağım.

Bir Çocukluk Resmi
Bir Çocukluk Resmi

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat Kadın ve Erkek Yazıları Toplumsal Konular Zayıflama Yöntemleri

Popüler Diyetler

Kış mevsimindeyiz ve bu mevsimde genelde herkes yaza fit girmek için daha çok spor yapar, diyetler uygular. Ancak doğru adımları uygulamadığınız takdirde spor yapmanın ya da ağır ve sıkı diyetlere girmenin hiç bir anlamı olmayacaktır. Eğer gerçekten zayıflamak istiyorsanız ve zayıflayabileceğinize inanıyorsanız bunu yapamamanız için hiç bir sebep yoktur. Sadece doğru noktalara dikkat etmeniz büyük önem taşır bu unutulmaması gereken en önemli kuraldır.

Popüler Diyetler
Popüler Diyetler