Kategoriler
Radyo ve Tv medya

‘Çağdaşlık’ mı Dejenerasyon mu?

Günümüz dünyasında tüm toplumların barış ve huzurunu engelleyen önemli bir sorun var: ahlaki dejenerasyon. Yaşanan dejenerasyon dürüst, iyi, adaletli, doğru, bağışlayıcı, namuslu, hoşgörülü, merhametli olmak gibi ahlak erdemlerini yok ederek, insanları Batıda büyük ölçüde hakim olan ahlak dışı bir hayat felsefesi edinmeye yönlendirir.

Dejenerasyonun topluma “kazandırdıkları” ise psikolojik çöküntü, saldırganlık, günahta sınır tanımama, çirkin utanmazlıkların yaygınlaşması, fuhuş, sapık ilişkiler, uyuşturucu kullanımı, kumar, özetle her türlü ahlak dışı davranışlardır.   

Tüm dünyada yaşanan ahlakî dejenerasyon, son derece  karanlık bağları içeren büyük bir ‘sosyal sınıf’ tarafından idare edilir. Etkili propaganda araçları kullanan bu sınıfın propagandaları, özellikle manevi değerlerin zayıf olduğu toplumlarda etkili olur.  

Ahlaksızlık propagandasının en önemli sloganları; çağdaşlık, modernlik, özgürlük ve cesarettir. Kuşkusuz söz edilen modernlik ve çağdaşlık, çağın gelişmelerini izlemek ve yeniliklere açık olmak anlamında değildir. Batıda yaşanan ahlaksızlık ve sapkınlığı topluma olağan gibi göstermektir. İnsanların kınadıkları ve karşı oldukları davranışların  bugün artık olağan karşılanıyor olması, söz ettiğimiz propagandanın din ahlakından uzak kişilerin üzerinde ne denli etkili olduğunu gösterir.

Allah’ın emrettiği ahlakın yaşanmadığı bu şeytanî sistemde, söz ettiğimiz karanlık grubun her üyesi, bu kirli düzenin içinde kendisine bir yol edinir. Sistemdeki sürekliliği sağlayan da, rüşvet ve haksız kazanç, fuhuş ve uyuşturucu ticareti gibi illegal yollardır. Ancak ilginçtir; toplumun büyük çoğunluğu bu çirkinliklere, haksızlıklara ve ahlak dışı davranışlara ses çıkarmaz ve fikir mücadelesine cesaret edemez.

Toplumumuzda gençlerin büyük çoğunluğu amaçsızca ve adeta bir boşluk içerisinde yaşar. Pek çoğunun başlarındaki yöneticilerden, ülkenin savunmasından, eğitim, hukuk ve sosyal sistemlerinden haberleri dahi yoktur. Kendi ülkelerindeki gelişmelerden haberi olmayan söz konusu gençler, doğal olarak dünyada yaşanan olayların da pek çoğunu bilmez, bilimsel gelişmeleri takip etmezler. Kendi aralarındaki konuşmalar; kız ve erkek arkadaşları, okulda ya da mahalledeki olaylar, izledikleri filmler, ‘takıldıkları’ kafeler, giysileri ve markaları gibi konulardır. ‘En büyük idealleri’ de ya ünlü bir film oyuncusu ya da popüler bir müzik grubunun bir üyesi gibi olabilmektir.

İşte başta gençler olmak üzere insanların çoğu bu yoğun telkinlerle, yaşanan ahlaksızlığın çağdaşlığın bir gereği olduğu yanılgısına düşer. Dünyanın pek çok ülkesinde ahlaksızlıklar, evlilik dışı ilişkiler, fuhuş yoluyla geçinmek, eşcinsellik, kumarbazlık, yolsuzluklar son derece yaygındır.

Yazılı ve Görsel “Çağdaş” Medya

Bu dejenere yapı, tüm dünyada bilinçli bir şekilde ayakta tutulmaya çalışılır. Yazılı ve görsel medya, toplumda yaşanan ahlaksızlıkları modernlik ve çağdaşlık başlığı altında insanlara iletir. Ahlak dışı yaşayan ünlüler özellikle gündemde tutulur.

Televizyon programlarında ve magazin dergilerinde, her tür  ahlaksızlık sergilenir, yolsuzluk yapanlar, eşcinseller, ahlak değerlerden uzak kişiler özenilecek kimselermiş gibi tanıtılır ve karanlık yaşamları çekici gösterilmeye çalışılır. Bu kimselerin ahlaksızlıkları cesaret ve modernlik olarak adlandırılır; verilmek istenen mesajlar insanların bilinçaltına ustaca yerleştirilir. Yasa dışı yaşam şeklini öven, gerilimi hatta silahlı çatışmaları makul gibi gösteren dizi ve filmler de aynı şekilde olumsuz etki oluşturur. Reklam, sinema, edebiyat, mizah gibi kültürel araçlarda hep aynı mesajlar işlenir, toplumlar din ahlakının değerlerini göz ardı etmeye ve inançsızlığa özendirilir.  

Ruh sağlığı için zararlı şov programlarında şiddet ve kavga görüntülerinin dozajı gittikçe artmıştır. Psikologlar bu tür program ve yarışmaların, hem katılımcı hem de izleyicilerin ruh dengesini bozduğunu, onları suç işleme, intihar etme gibi fiillere eğilimli hale getirdiğini ifade ediyorlar.

Radikal müzik gruplarının gündemde tutulması, satanizm gibi sapkın inanışlara sahip kişilerin söyleşi programlarına çıkarılması, marjinal ve sapkın kişilerin sempatik gibi gösterilmeleri de dejenerasyonun çarpıcı örneklerindendir.

Bugün hızla yaygınlaşan ahlaki dejenerasyonun en önemli nedeni dinsizliğin oluşturduğu kendini başıboş ve sorumsuz zannetme görüşüdür. Materyalizmin ve dinsizliğin en büyük silahı olan evrim teorisinin bilimsel bir gerçekmiş gibi zorla benimsetilmeye çalışıldığı, bencil, maddiyatçı karakterlerin ön planda olduğu senaryolar yaygınlaşarak, milyonlarca insanın izlediği filmlere dönüştürülür. Bu filmlerin bir amaca yönelik olarak kullanıldığı çok açıktır.

Geçtiğimiz günlerde çekilmiş bir belgeselde insanlar, medyanın yönlendirici gücüne karşı şu sözlerle uyarılıyorlardı:

“İnsanların çok fazla düşünmeleri istenmiyor. Bu yüzden tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, tv programlarıyla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi. Bunların tümü insanların zihnini meşgul tutmak için. Çok az insan gazete ve kitap okuyor; tek gerçeğiniz ekranda gördükleriniz. Şu an dışarıda, ekranlarda gördükleri dışında hiçbir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor. Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç. Ve bu inançsız dünyadaki en büyük şirket, en muhteşem propaganda gücünü kontrol ettiğinde, bu ekranda gerçek diye neler sunulacağını kim bilebilir?.. Sizler sabahtan akşama kadar her yaştan, her renkten, her dinden insan, başına oturuyorsunuz. Burada dönen illüzyonlara inanmaya başladınız. Ve televizyondakilerin gerçek, kendi hayatlarınızın ise hayali olduğuna inanmaya başladınız. Televizyon ne derse onu yapmaya başladınız. Onun gösterdiği gibi giyiniyor, onun gösterdiklerini yiyorsunuz. Çocuklarınızı onun dediği gibi yetiştiriyorsunuz; hatta onun istediği gibi düşünüyorsunuz. Allah aşkına, sizler gerçeksiniz! Hayali olan ekrandakiler…”

Çözüm:

Çağdaşlık adına batının dejenere yönlerini taklit ederek oluşan çürüme, bir meyvedeki çürüğün, sepetteki diğer meyvelere de bulaşması gibi zamanla herkese zarar verebilir. Gerçek ve kalıcı çözüm, Allah’ın insanlar için seçip beğendiği Kur’an ahlakındadır. Bu sorunları kabullenmek, olumsuzlukları yalnızca izlemek veya tüm sorunların bitmiş olduğu bir ortamı ütopya gibi görmek büyük bir hata olacaktır. Çünkü tüm insanları yoktan var eden Yüce Allah, onların en rahat edecekleri, refah, huzur, güven duygusu ve mutluluk içinde yaşayacakları sistemi de yaratmıştır.

Her insan dünyada yaşanan ahlaki dejenerasyondan, çatışmaların, savaşların, acıların sürmesinden, insanların zulüm görmelerinden kendisini sorumlu hissetmelidir. İnanan insanlar, en önemli görevlerinden olan iyiliği emredip kötülükten sakındırma ibadetini samimiyetle yerine getirmeli, çarpık görüş, sapkın felsefeler ve körü körüne Batı taklitçiliğiyle fikir mücadelesi içinde olmalıdırlar. Din dışı toplumdaki “çağdaş” kişileri değil, Allah’ın kutlu elçilerini ve onlarla birlikte Rabb’leri yolunda malını ve canını feda etmiş olan samimi müminleri kendilerine örnek almalıdırlar. Bu samimi çaba, –Allah’ın dilemesiyle- Kur’an ahlakının yaygınlaşmasına ve insanlığın aydınlık günler yaşamasına vesile olacaktır.

 

Fuat Türker

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeni nesil gençler neden yabancı dizilerin hayranı?

Annem ortaokul yıllarımdan beri hep der ki :  Şu alt yazılı filmleri, dizileri izle de ingilizcen biraz daha gelişsin. Eminim benim olduğu gibi bunu söyleyen birçok anne baba vardır etrafınızda.  Başlarda çoğu insan belki de bu sebeple izlemeye başlıyor yabancı dizileri. Ondan sonra farkediyor ki aslında Türk televizyonlarında olmayan hayal gücü, aksiyon, eleştiri ve kahkaha CNBC-E, E2 varsa digiturk DiziMax gibi kanallardaki dizilerde. Tabi ki onlarında var bizde olduğu gibi duygusal şöyle acınaklı dizileri ama insanoğlu kendinde olanı değil de hep başkasındakini ister özenir ya, bu da bir sebeptir belki yabancı dizilere hayran olmamızda. Sen izlemiyor musun? diye sorarsanız en büyük hayranlarından biriyim mesela Fringe, The Simpson, Family Guy, How I met your mother gibi birçok dizinin. Ama eğleniyorum izlerken ve bazen “biz neden yapamıyoruz”a getiriyorum her Türk genci gibi bu konuyu cevap bulabiliyor muyum diye sorarsanız maalesef…

Animasyon dizi deneyimleri oldu tabii bizim kanallarımızda da fakat aynı başarıyı ne yazık ki yakayamadı. Yine de en çok takdir ettiğim programlardan biri Grafi 2000 yapımları. En azından ekrandaki felaketli, ihanetli, ağlamalı, duygu sömürülü dizilerin aksine biraz güldürüyor beni.

Aslında ben eski ve edebiyat harikası olan romanlarımızın dizi olması fikrine de hayranım mesela Yaprak Dökümü’nü ilk duyduğumda acayip heyecanlanmış ve direk izlemeye başlamıştım her hafta hiç kaçırmadan. Ama dizinin ömrünü o kadar uzattılar ki romandaki Ali Rıza Bey’in artık başına bir şey gelse de şu dizi bitse diye dua etmekteyim artık. Kısacası mutlaka reyting yapıyordur hep derler ya “izleyen olmasa bu kadar yayında kalır mı” diye ama ben bu kadar uzamasının taraftarı değilim hiç. Aslında başlarda tam aksini, yani romanları okumamış olanlar için bu dizilerin bir edebiyat mirası olabileceğini düşünüyordum.

Geçenlerde bir kanalda senarist,oyuncu ve bunun gibi birçok özelliğe sahip Meral Okay’ın konuk olduğu bir programı izledim. Şikayet ettiği tek şeyin bu dizi reyting rekorları kırar dedikleri şeylerin 3 bölümde yayından kaldırılması, hiç tutmaz dedikleri şeylerin ise yıllarca devam etmesi olduğunu söyledi.

Burdan çıkan sonuç aslında bizim oyuncu kadrosu,senaryo kalitesi gibi özelliklere hiç önem vermeyip bize hangi dizi daha çok duygu yoğunluğu verir? ağlatır  ya da hangisini örnek alabiliriz? memleketi kurtarabiliriz mantığıyla izlememiz. Mutalaka bunları da ihtiyacı vardı televizyonların ya da bunları da izlemek isteyen bir kitle vardır. Ama tamamını böyle dizilerin oluşturması, yapımcı ve yönetmenlerin de bu duruma göre işler sergilemesi belki de genç izleyiciyi yabancı dizilere kaçırıyordur olamaz mı ?

Son dönemin en trend dizisi “Ezel” bence izleyici kaçırmamanın en güzel örneği…O kadar güzel aksiyon sahneleri her şeyden önce o kadar farklı bir senaryoya sahip ki izlerken nasıl başlayıp bittiğini bile anlamıyorum. Geçtiğimiz pazartesi yeni bölümünü izlerken babam bir ton laf etti yine mi dizi izliyosun kitlendin televizyona bak bak duyuyor mu hiç diye. Biraz anlatıp bir bölüm izle seveceksin dedim. Tahmin ettiğim gibi Ezel’in ortalarında babam ” ne kadar heyecanlı bu dizi Prison Break gibi” diyordu en son:)

Bir de şöyle “The Simpson” ya da “Family Guy” tarzında bir iki animasyon yapabilsek tadından yenmez gerçekten :)