Kategoriler
Bilimsel Makale

Bedeninizde Neler Oluyor?

Çocukluğunuzdan itibaren “benim vücudum” diyerek sahip çıktığınız bedeninizde derinizin hemen altından başlayarak derinliklere kadar her noktada ne gibi mucizevi olaylar gerçekleştiğini biliyor musunuz?

 

Örneğin kalbinizin içinde bir jeneratör olduğunu ve bu jeneratör devreden çıktığı anda bir yedeğinin devreye girdiğini biliyor musunuz?

 

Ya da ince bağırsağınızdaki hücrelerin, önlerinden geçen yüzlerce farklı madde arasından demir atomunu tanıyabildiklerini ve yakaladıklarını…

 

Kendisi de et olan midenizin etleri sindiren asitler salgılarken, kendi kendisini sindirmemesi için özel bir sisteme sahip olduğunu…

 

Bir yeriniz kesildiğinde, kanın pıhtılaşması için en az 20 enzimin çok özel bir planlama içinde harekete geçtiğini… [1]

 

Başınızdaki hormonal bir bezde üretilen hormon molekülünün, kendisinden çok uzakta bulunan organlarınıza ulaşarak buradaki hücrelere ne yapmaları gerektiğini emrettiğini…

 

Üreme ve kan hücreleriniz dışında bütün hücreleriniz, her saniye yaklaşık iki bin protein üretir. Bu her gün, her dakika, her saniye gerçekleşen bir işlemdir. Prof. Gerald L. Schroeder bu ortamı, “Hücrelerimiz, hareketliliğin hiç azalmadığı birer şaheserdir. Yedi gün, yirmi dört saat, her saniye üretilen iki bin protein, ihtiyaç duyulan noktalara tam da gerektiği gibi dağılmaktadır. Burada gece uykusuna çekilmek diye bir şey yoktur.” ifadesiyle tarif eder. [2]

 

Farkında bile olmadığımız, gözle göremediğimiz moleküller, bizi yaşatmak için hiç durmadan çalışırlar ve bunun için adeta programlanmışlardır. Çeşitli “kararlar alırlar”, “iş bölümü yaparlar”, “kontrollü hareket ederler”, “tasarruflu davranırlar”; bilinçli davranışlar sergilerler. Cansız  moleküllere bu bilinçli davranışları yaptıran hiç kuşkusuz Allah’tır.

 

Yalnızca tek bir organınızı hareket ettirmek için vücudunuzda birçok kompleks  işlem gerçekleşir. Beyninizde emrin oluşması ile başlayan reaksiyonların sayısı milyarları bulur. Sayısız enzimin görev aldığı sıradan bir hareket için bile, hücrelerde çok sayıda işlem birbiri ardınca sürer. Sizin tek bir hareketiniz için bu işlemler gerçekleşirken, aynı anda beyniniz çalışır, kalbiniz kan pompalar, yediğiniz besinler sindirilir, hücreleriniz çoğalır, tüm organlarınız fonksiyonlarına devam eder. Dahası siz bunları ne fark eder, ne de kontrol edersiniz.

 

Birkaç tanesinden söz ettiğim bu mucizeler yalnızca sizin bedeninizde de değildir. Etrafınızdaki insanlar, anneniz babanız, kardeşleriniz, dostlarınız, iş arkadaşlarınız, televizyon ve gazetelerde gördüğünüz kişiler, şu an yaşayan milyarlarca insan ve ilk insan var olduğundan beri yaşamış olan tüm insanlar da bu mucizevi bedene sahiplerdi.

 

Gerçekte bedeninizdeki enzimler, diğer proteinler ve onları denetleyen büyük moleküller de bir şey yapmaya güç yetiremezler. Gerçekleşen tüm bu işlemler Allah’ın kontrolündedir ve siz de bu muhteşem sisteme güvenerek aslında sonsuz güç sahibi Allah’a teslim olursunuz. Bu sistemde bir aksamanın ancak hastalık durumunda olacağını bilirsiniz. 

 

Tüm bu sistemlerin tesadüfen oluştuğuna inanan kişinin, tesadüfen çalışan beynine, tesadüfen atan kalbine ve tesadüfen çalışan tüm diğer organlarına güvenerek rahatça yaşam sürmesi mümkün müdür?.. İnsanın bu konuda huzurlu yaşayabilme nedeni, kendisine can veren Yaratıcının, bedenindeki tüm sistemleri kontrolü altında tutuyor olmasıdır. 

 

Evrendeki canlı cansız tüm varlıklardaki her bir molekül Allah’ın ilhamı ile hareket eder. Bu gerçeği kavradığında insan, tüm yaşamı süresince Rabb’ine dayanıp güvenir. Kendisini bir kader dahilinde yaşatan, sayısız nimet veren Allah’a yönelir ve gerçek huzuru tadar. Bu, Yüce Allah’ın, sanatının kusursuz örneklerini yaratma nedenlerinden biridir. Allah, benzersiz yaratmasını böyle cömertçe sergiler ki insanlar sonsuz Yaratıcıyı tanıyıp, O’nun gücünü gereği gibi takdir edebilsinler.

 

Bedeninizdeki yaklaşık 100 trilyon hücrenin sahibi ve Yaratıcısı, üstün güç sahibi olan Allah’tır.     Allah, insanı sahip olduğu tüm organlarıyla birlikte “en güzel surette” yaratmış, kendisini tanıyıp   bilmesi için de delillerini sergilemiştir.

 

O halde insan, üzerindeki nimetlerin farkına varmalı, yaşamını yalnızca Allah’ın razı olacağı şekilde düzenlemeli; sahip olduğu mucizevi bedenin Allah’ın bir lütfu olduğunun bilinciyle O’na hamd ve şükür içinde olmalıdır.

 

Bana ne oluyor ki beni Yaratan’a kulluk etmeyecekmişim? Siz O’na döndürüleceksiniz. Ben O’ndan başka ilahlar edinir miyim ki Rahman (olan ) bana bir zarar dileyecek olsa ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar ne de onlar beni kurtarabilirler. (Yasin Suresi 22-23)

 

Fuat Türker

Kaynaklar:

[1] http://www.evrimteorisi.info

[2] Gerald L. Schroeder, Tanrı’nın Saklı Yüzü, Çev. A. Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 214

Kategoriler
Bilimsel Makale

Darwinizm’le Mücadele Neden Önemli?

“Neden evrim teorisi bu kadar önemli?” gibi sözlerle, yapılan fikir mücadelesini kendilerince küçümseyen ya da “artık Darwin’e kimse inanmıyor, o nedenle bu konuda çalışmak gereksiz” diyerek önemsemeyen birçok insana rastlarız. Bu sözler gerçek dışı mantıklara dayanır ve çoğu zaman inananların Darwinizm ile mücadelesinin hızını kesmeye yöneliktir. Bu gibi iddialar, gerçekte Darwinizm ile fikir mücadelesinden kaçmanın bahaneleridir.

 

İnsanların bu mazeretlerin ardına sığınmalarının sebepleri nelerdir?

 

En önemli sebep, bilgi yetersizliğidir ve bu nedenle evrim teorisine duyulan korkudur. Darwinizm’in bilimsel delilleri bulunduğunu zanneden insanlar, bu fikir mücadelesinin bilime karşı yapıldığını zannediyor olabilirler. Hatta bazı kişiler bilimin evrimi ispatladığını, evrim konusuyla ilgilenecek olurlarsa etkilenip inançlarının zayıflayacağından endişe ederler. Bunların tümü çok gereksiz korkulardır. Çünkü bilim, evrimin bilim dışı olduğunu göstermiştir. Son yıllarda ortaya çıkarılan her yeni bulgu, evrim teorisinin bir yalan ve aldatmacadan ibaret olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yaratılış ise apaçık bir gerçek olarak ve tüm kanıtlarıyla gözler önündedir. Bilim, tüm evreni Allah’ın yoktan yarattığını, evrim teorisinin ise bilimsel hiçbir değerinin olmadığını açıkça kanıtlamıştır.

 

Bütün bu gerçeklere rağmen materyalist güçlerin denetimindeki medya ve akademik kaynakların telkinleri öylesine etkilidir ki, evrim teorisi bir tabuya dönüşmüştür. Evrimi inkar etmek hatta eleştirmek, bilimle çelişmek gibi gösterilir.

 

Batının popüler bilim dergileri ve onların yerli taklitleri, insanların evrim teorisini benimsemesi amacıyla yapılan propogandanın öncüleridirler. Bilimsel kaynaklar, ansiklopediler ve biyoloji kitaplarının bu konudaki rolü de görmezden gelinemez.

 

Eski bir evrimci olan Douglas Dewar, evrim ile medya arasındaki önemli ilişkiye şöyle dikkat çeker:

 

“Evrimcilerin basını ele geçirmelerinin önemini pek az insan kavramıştır. Bugün pek az dergide evrim teorisini reddeden makale çıkar. Hatta dini dergilerin bile birçokları, insanın hayvan soyundan geldiğini kabul eden modernistlerin elindedir… Genel konuşursak bütün gazetelerin yazı işleri müdürleri, evrimi ispat edilmiş bir olgu olarak bilmekte ve teoriye karşı çıkan herkesi de cehalet ve delilikle suçlamaktadırlar… Yayınevleri, yürürlükte olan bir teoriye karşı çıkıp da üzerine hücumlar toplayacak veya rağbet görmeyecek bir kitabı basmazlar… Böylece halk, meseleyi tek yönlü olarak öğrenir. Normal bir insan, evrim teorisini, yerçekimi kanunu gibi ispat edilmiş bir gerçek olarak bilmektedir.” [1]

 

İnsanlar yıllarca bu telkinler nedeniyle Darwinizm’in bilim olduğunu zannettiler. Darwinizm’le mücadelenin de bilime açılmış bir savaş olduğunu düşündüler. Oysa Darwinizm’in ideolojisi, yukarıda da belirttiğim gibi, Allah’ın varlığını ve yaratışını inkar üzerine kurulmuştur ve savunulma amacı yalnızca Materyalizm’e bir dayanak sağlanmasıdır.  Darwinizm, Rabb’ine karşı sorumlu olduğunu insana unutturmak ister. Rastlantıların eseri olan bir çeşit hayvan olduğunu telkin eder ve insanı orman kanunlarına göre yaşamaya yönlendirir.

 

Darwinist felsefenin 150 yıldır insanlığa verdiği zararı bilmemeleri nedeniyle, yapılan fikir mücadelesinin ne denli hayatî olduğunu insanlar anlayamıyor olabilirler. Evrim teorisi konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan ya da detaylarını incelememiş olan insanlar, Darwinizm tehlikesinin bilincinde değillerdir. Oysa insanlığa yıllardır kan, gözyaşı ve acılar yaşatan sosyal sorunların ve ahlaki dejenerasyonun temelinde evrim teorisi vardır.

 

Yıllardır insanlığı mutsuzluğa sürükleyen ve milyonlarca masum insanın ölümüne sebep olan komünizm, faşizm, ırkçılık, kapitalizm kaynaklı savaşlar ve bugün de süren terörün asıl kaynağı Darwinizm’dir. Teorinin dayattığı çarpık iddialar, öldürmeyi, köleleştirmeyi ve sömürmeyi, insanların adeta bir ‘doğa kanunu’ olarak anlamalarına sebep olmuştur. Bu yüzden zayıf, güçsüz ve hasta insanların yok edilmesi, güçlü ve zengin insanların ise üstün konumda olması gerektiği insanlara doğal gelmiştir. Darwinizm’e göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, güçlünün güçsüzü ezdiği ve sonunda güçlünün hayatta kaldığı bir çatışma vardır. Darwinizm’i benimseyen söz konusu ideolojilerin mensuplarınca toplumda bir sınıf çatışması oluşturularak, insanlığın gelişip, modernleşeceği zannedilmiştir.

 

Bugün dünyada milyonlarca insan, açlık çeker, zulüm görür, haksızlıklara uğrar ve yurdundan sürülürken, insanların büyük çoğunluğu bu zulme duyarsızdır ve kendi dünyevi çıkarlarını  gözetir. Darwinizm, verdiği telkinlerle bu acı, kan ve gözyaşının sona ermesi için insanlarda bulunması gereken vicdani yükümlülük duygusunu köreltmeye çalışır. İşte bu nedenlerledir ki, öncelikli yapılması gereken Darwinizm’le fikir mücadelesidir. Terör, yoksulluk, ırkçılık, adaletsizlik ve ahlaki dejenerasyonla mücadelede başarı, bunun ardından gelecektir.

 

Darwinizm üst üste darbeler almaya başlayınca yeni bir oyun kurgulamaya başlandı. Allah’a inanıyor gibi görünerek ve Kur’an ayetlerini referans göstererek Darwinizm ile İslam’ı bağdaştırmaya çalışmak. Kimileri bunu bilinçli ve planlı olarak yapmaktadır. Kimileri ise Darwinizm’i bilim zannettikleri için karşı koymanın mümkün olmadığını düşünerek bir ‘orta yol’ arayışı içerisindedirler. Bu davranış son derece yanlış ve hatalıdır. Evrim teorisinin geçersizliği bilim tarafından kanıtlanmıştır ve Kur’an ayetlerinde evrime işaret eden hiç bir açıklama yoktur. Kur’an, tüm evrenin ve canlılığın Allah’ın “Ol” buyruğuyla bir anda yoktan yaratıldığını haber verir. Fosil kayıtları da canlıların, evrim teorisinin iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe doğru bir süreç izlemediğini gösterir. Bundan yaklaşık 530 milyon yıl önce hiçbir evrimsel ataları olmadan aniden ortaya çıkan Kambriyen dönemi canlıları yaratılışın açık bir delilleridir. Kambriyen patlaması, günümüzde var olan 35 filumu içine alan yaklaşık 50 ayrı filumun aniden ortaya çıktığı bir “Big Bang”dir. [2]

 

Evrim teorisi yıllarca önemli görülmedi, hatta bazı Müslümanlarca bilim öğrenmenin insanı dinden çıkaracağına inanıldı. Oysa evrim, inkarın kaynağıdır; bilim ise evreni ve içindeki varlıkları incelemenin ve Allah’ın sanatındaki kusursuzluğu, yaratışındaki üstünlüğü keşfederek insanlığa açıklamanın yoludur. Evrendeki mucizevi dengeler ve dünyadaki düzen, yoktan var eden Yüce Allah’ın varlığının ve benzersiz yaratmasının kanıtlarıdır. Evrimcilerin ileri sürdükleri iddialara Müslümanlar yıllar boyu “evrim yok, Allah yarattı” diyerek cevap verdiler. Çünkü evrimin iddialarını çökertecek bilgiye sahip değillerdi ve bu nedenle Yaratılışın delillerini gösteremediler.

 

Kur’an’da Ankebut Suresi, 25. ayette Hz. İbrahim(as)’ın, kavmine ‘Siz gerçekten, Allah’ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz.” dediği haber verilir. Darwinistler de Allah’ı bırakıp, kendi aralarında Darwinizm’i bir dostluk bağı haline getirdiler. Ancak ayetin devamındaki “Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur.” ifadesiyle inkar edenleri bekleyen son haber verilir.

 

Bugün artık insanlar, evrimin nasıl dayanaksız ve bilime “rağmen” savunulan putperest bir din olduğu gerçeğini gördüler. Anti Darwinist propoganda -Allah’ın dilemesiyle-bunda çok önemli oldu. Darwinizm ile bilimsel mücadele etmekten kaçınmak ya da “İslami evrim” gibi hayali senaryolar üretmek yerine, Müslümanların bilgiyle donanmaları ve bu büyük fikir mücadelesine destek olmaları gereklidir.

 

Samimi her Müslüman fikir mücadelesi yaparak bugün enkaz haline gelmekte olan Darwinizm’in kalıntılarını temizlemelidir. Bilimin ışığında insanlara Yaratılışın mucizelerini anlatmalı, delillerini ortaya koyarak Allah’ın ayetteki buyruğu gereği Darwinistlere sormalıdır:

 

Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (Saffat Suresi, 11, 12, 13, 14)

 

 

Fuat Türker

 

Kaynaklar:

 

[1] Douglas Dewar, İnsan: Özel Yaratık, s. 103-104

[2] http://evrimteorisi.info

Kategoriler
Amerika üzerine Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Dunyadan Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim insan vücudu Sağlık Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Domuz Gribi Hakkında Detaylı Bilgiler!

Domuz Gribi
2003 te Cenevre den yayılan ve Dünya Sağlık Örgütü nün "Kuş Gribi" diye isimlendirdiği enfeksiyon hastalığı tüm dünyada büyük bir uyarı etkisi yaratmıştı.Yıllar sonra zor olsada bir çok etkisi temizlenen kuş gribinin hemen ardından şu sıralar yine tüm dünya gündemine oturmuş "Domuz Gribi" büyük bir sağlık riski oluşturuyor.

Domuz gribi nedir?
Kuş gribinden bu yana gelişmiş en riskli ve en kötü enfeksiyon hastalığı olan Domuz gribi ölümcül bir sağlık sorunudur.Domuz gribinin yayılmasını sağlayan virüsler insan vücuduna geçtiğinde hücreler arasında yayılarak hastalığın iyice genişlemesini ve ilerlemesini sağlamaktadır.Bu virüsler evrim geçirerek daha tehlikeli bir sağlık sorunu oluşturmadan önce bir doktora başvurmak gerekmektedir.

Domuz gribi tüm dünya genelinde bütün sağlık yetkilelerini ayağa kaldıran bir tür solunum hastalığıdır.Virüsün ilk hastalığı oluşturma süreci ise domuzlardan solunum yoluyla insanlara geçmesidir.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ne göre domuz eti yiyerek domuz gribi bulaşmıyor.Domuz gribi domuzdan insana yada insandan insana solunum yolu ile bulaşıyor.İnsandan insana solunum haricinde hapşırma ve öksürme sırasında da bulaşabiliyor.Hatta el ile bulaşmasıda mümkündür.Tokalaşma yolu ile bulaşan domuz gribi virüsüne karşı vücudumuz bağışıklık kazanamıyor.Kapı kolları,bilgisayar klavyeleri gibi el teması sık olan yerlere dokunulduktan sonra elimizi burnumuza yada ağzımıza götürmemiz , virüsün vücudumuza bulaşmasını ve yayılmasını kolaylaştırıyor.

Domuz gribi adlı solunum hastalığına A tipi H1N1 adlı virüsün daha önce hiç görülmemiş bir türü yol açıyor.Bu virüs türü insan,domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor.Domuz gribi diğer grip türleri gibi kuru öksürük,ani ateşlenmeler,şiddetli boğaz ağrılar,burun akıntısı,eklem ağrıları,kusma ve ishal gibi belirtiler ile oluşuyor.Grip hastalıkları genellikle yaşlıları hedef alıyor.Domuz gribinin ölümcül virüsleri ise genellikle 25-45 yaşları arasında bulunanları tercih ediyor.

Domuz gribi tedavisi ise ABD li doktorların kendi vakalarında kullandıkları Tamiflu ve Relenza ilaçları ile oluyor.Bu sağlık sorununda normal bir grip aşısı çare olmuyor.Domuz gribine larşı tam olumlu sonuç için geliştirilecek olan aşının ise aylar süreceği söyleniyor.Yeni grip virüsleri insanın bağışıklık sistemini felç ederek tüm vücutta etkisini gösteriyor.Bu virüslerin yok edilmesi için gerekli olan ilaçların hazırlanmasının uzun süreci ise daha da ölümcül bir vaka oluşturuyor.

Domuz Gribi Nasıl bulaşıyor? Etkileri ve Belirtileri nelerdir? Nasıl Korunulur?

Ölümcül domuz gribi virüsü hızlı nefes yada zor nefes alma,huzursuzluk,vücutta kırgınlık ve solgunluk hissi ,morarma,beslenmenin gerilemesi gibi sorunları hastalık öncesi vücuda yerleştiriyor.Yüksek şiddetli ateşlenmeler ile döküntü gibi belirtiler bu durumu dahada acileyete sürüklemektedir.Domuz gribinin bulaşması normal gribin bulaşma yoluyla aynıdır.Yani öpüşme,öksürme,hapşırma gibi durumlarda ve temas yoluyla bulaşabilir.

Virüslü ortamda solunum yapmak bile domuz gribi hastalığına sebep olabiliyor.Virüs bulaşan kişiler hastalık belirtileri başlamadan birgün öncesinden sonraki ilk haftanın sonuna kadar virüsü bulaştırmaya devam eder.Öksürme ve hapşırmada ortama yayılan damlacıklardaki virüslerin canlı kalma süreci ortamının durumuna ,ısısına,nem oranına bağlı olarak değişir.Bu nedenle virüs bulaşan hastalar karantinaya alınmalı ve temas ettiği yerlerin hijyen konusuna çok dikkat edilmelidir.
Domuz gribinin en önemli belirtisi hastalık süreci başladıktan sonraki 7 gün içerisinde vücut ısısının 39 derece üzerine çıkmasıdır.

Domuz gribinin etkili virüsüne karşı metabolizmamızın hiçbir şekilde bağışıklık kazanamaması  durumu dahada ciddi bir hale getiriyor.Virüsün yayılmasını önlemek için ise yapılacaklar çok basittir.Genellikle el ile temas edilen kapı kolları,masalar,musluklar , mutfak tezgahları,oyuncaklar…gibi günlük yaşamda sık kullandığımız el teması yaptığımız maddelerin hijyen durumunu kontrol altına almak gerekmektedir.El temizliği virüs yayılması ve vücuda iyice bulaşmasını önlemek amacıyla dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır.Hemen hemen günde en az 10-15 defa ellerimizi bol sabunlu su ile yıkamamız gerekmektedir.Virüsün yayılması ve etkisini göstermeye başlamadan önce uygulanan bu tedbirler sağlığımız açısından çok yararlı olacaktır.

Domuz Gribi Hastalığının Tedavisi ve Aşısı
Gün geçtikçe dünyamızda domuz gribi hastalığına yakalananların sayısı artıyor.Yapılan araştırmalara göre hasta sayısının 272 bini geçtiği ve bu ölümcül hastalığa yakalanan 3 bin 400 kişininde hayatını kaybettiği söyleniyor.Peki bu dünyayı alarma geçiren hastalığıa karşı çözüm yolu,tedavi şekli nedir?
Tüm dünyada domuz gribine karşı kırmızı alarm verildi.Bütün sağlık yetkilileri bu konuda gerekli tüm uyarıları yapıyor.Fakat o kadar uyarılara rağmen virüs son derece tehlikeli ve çabuk bulaşan cinsten bir yapıya sahip olduğu için hastalığa yakalanmak kaçınılmaz bir durum gibi.Dünyada yaygın olarak kullanılan grip tedavileri arasında olan ozon tedavisi tüm grip hastalıkları üzerinde olumlu sonuç vermektedir.Bu olumlu sonuç veren tedavi yöntemi yani ozon tedavisi , domuz gribi sorununu oluşturan A/H1N1 virüsün yapısındaki lipitleri parçalayarak virüsü tamamen etkisiz hale getirebiliyor.Ozon tedavisinin bu etkisi sadece domuz gribinde değil diğer gribal virüslerin yok edilmesindede büyük rol oynuyor.

Ateşlenmeler,öksürmeler,boğaz ağrısı sorunları,vücudun her yerinde oluşan gereksiz ağrılar (baş ağrısı başta olmak üzere) A/H1N1 virüsünün etkisi göstermeye başladığının kanıtıdır.Domuz gribi  ile yaz aylarında tanışmamıza rağmen önümüzde bulunan soğuk kış ayları çok daha tehlikeli günlerin habercisidir.Okulların açılması ve bu soğuk günlerde kapalı mekanların tercih edilmesi ve geniş ,kalabalık toplumların bir arada olması ile bağışıklık sisteminin kış günlerinde daha zayıf bir hale gelmesi domuz gribi konusunun ciddiyetini arttıran durumlar arasında bulunmaktadır.
Virüsün bir numaralı yok edicisi ozon tedavisi uzmanlar tarafından uygulanmakta ve olumlu sonuçlar alınmaktadır.Fakat bu durum gerekli açıklamayı yapmak için yani ozon tedavisinin domuz gribine karşı olan olumlu etkisi için bir açıklama yapılamıyor.Çünkü virüs insan vücuduna yerleştiğinde yapısını her geçen gün değiştirebiliyor.A tipi H1N1 virüsünün ozon tedavisi ile yok edilmesi mümkün fakat virüsün kendini geliştirip daha farklı ve tehlikeli bir hal alması sonucunda  oluşan yeni yapının ozon tedavisi ile yok edilemeyeceği konusu da uzmanlar tarafından tartışılıyor.
Diğer bir yandan kış günlerinin gelmesi ve gribal enfeksiyonların sık sık görülmesi ile birlikte vücuda sık grip çıkan influenza virüsü domuz gribi virüsüne yardımcı olmaktadır.Normal bir grip bile hafife alınmayacak şekildedir.Bu gribal enfeksiyon hastalağını atlatmak ise kişinin bağışıklık sisteminin gücü ile de alakalıdır.

Domuz Gribi Türkiye yi Nasıl Etkiledi?
En doğal ve yan etkisiz bir grip tedavisi olan ozon tedavisi tüm enjektif alanlarda kullanılmatadır.Bu tedavi sayesinde vücudumuzun savunma sistemi güçlenmekte ve bağışıklık sistemimni koruyucu maddeler vücuda geçmektedir.

Tüm dünyanın korkusu haline gelen domuz gribi alınan tüm önlemlere rağmen ülkemizede gelmiş bulunmaktadır.Havaalanlarındaki termal kameralar ile izlenen yurtdışından gelen turistler vücut sıcaklığı seviyesine göre hastalık taşıyıp taşımadığı riski anlaşılıyor.Fakat domuz gribini hayat geçiren virüs etkisi vücuda girer girmez göstermiyor.Kendisine metabolizmada gerekli yeri kurduktan bir süre son belirtileri ile hastalığı başlatıyor.
Ülkemizde ise okullarda,televizyonlarda,radyolarda,gazetelerde yapılan uyarılara rağmen hastalık taşıyan birçok vatandaşımız bulunmakta ve bu hastalığı taşıyan bazı vatandaşlarımız hayatını kaybetmektedir.Genellikle okullar gibi toplu halde bulunulan alanlarda sık görülmektedir.

Domuz gribine ülkemizdeki ilk kurban Ankara dan olmuştur.Sağlı Bakanlığı ndan yapılan açıklamaya göre zatürre hastalığı taşıdığı kanıtıyla hastaneye kaldırılan 29 yaşındaki vatandaşımız uzman sağlık yetkilililerinin kontrol etmesi sonucu domuz gribi hastalığı taşıdığı öğrenildi.Bu hastada A/H1N1 virüsünün iyice genişlediği ve hastalığın iyice ilerlemiş olduğu bildirildi.Hastalığın olumsuz etkilerinden olan ani solunum yetmezliği ile hasta yapılan tüm tedavilere rağmen yaşamını kaybetmiştir.Ve bu durum ile Türkiye domuz gribine ilk kurbanını vermiştir.

Yapılan araştırmalara göre 24 Ekim 2009 Saat 20:00 itibariyle ülkemizde toplam 958 domuz gribi vakasına rastlanmıştır.

İstanbul İli Valisi Muammer Güler yaptığı açıklamada
"16 okulda yapılan araştırmalar sonucu 28 öğrencide domuz gribine rastlandığını bildirdi."
Bu durumda vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken hususlar bellidir.El temizliği başta olmak üzere vücudun hijyen seviyesini kontrol etmek gerekmektedir.5 yada 6 günden fazla süren yüksek şiddetli öksürük ve yüksek ateş durumunda derhal bir sağlık kontrolünden geçmek sağlığımız açısından yararlı olacaktır.

ABD de Domuz Gribi Etkisi
Hastalığın en çok yaygın olduğu bölgelerden biri olan ABD yapılan araştırmalar sonucu bulunan aşının halen şüphesini duymaya devam ediyor.ABD halkının büyük bir bölümü hastalığa yakalanmış olmasına rağmen ,hasta olan bölümün yarısı bile aşı olmayı düşünmüyor.Tespitler sonucu virüsün en çok bulaştığı yaş aralığı 20-25 olarak biliniyor.Son istatistiki verilere göre 18-29 yaş arasında olan kişilerin yüzde 29 domuz gribi vakasına rastlandığı bildirildi.