Kategoriler
Günlük hayat iletişim Şair Söyleşiler - Röportajlar Yazar

Selçuk Erat Özel Söyleşi!

Çok sevdiğim bir arkadaşım, yazar, şair, Radyocu Selçuk Erat. Söylesi teklifimi kırmadı sağolsun. Fazla uzatmadan söyleşiye geçiyorum arkadaşlar..

Makaleci: Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Erat: 1982 İstanbul (Şişli) doğumluyum. Kütüğümüz, Kastamonu’nun Çatalzeytin ilçesine bağlı olsa da kendimi hep İstanbullu gördüm ve İstanbul’da yaşamaktan mutlu oldum, gurur duydum. Kova burcuyum ve özelliklerini tamamen taşırım. Yaşamımı sürdürmek için para kazandığım bir işte çalışıyorum; varlığımı devam ettirmek için ise çeşitli uğraşlarım var: Edebiyat, sanat, web tasarım ve radyo yayıncılığı… Okul yıllarım, varlığım ve ruhumla çelişkiye düşen bölümlerde eğitim almakla geçti. Lisede makine, üniversitede işletme eğitimi aldım. Fakat mesleğimi sürdürmeyi tercih etmedim. Dergi ve gazete çıkardım; kültür – sanat siteleri kurdum ve etkinlikler düzenledim; şimdiyse bu faaliyetlere ek olarak web tasarım işleri ve radyo yayıncılığı yapıyorum. Birçoğumuz gibi aslında basit ve çok hareketli olmayan bir yaşamım var ve henüz evlilik düşünmüyorum. :)

Selcuk Erat - ISTANBUL
Selcuk Erat – ISTANBUL

Makaleci: Yaşamı sürdürmek ve varlığı sürdürmek ne anlama geliyor?

Erat: Yaşamı sürdürmek derken, aslında bir işte çalışmak zorunda olduğumu ifade etmek istedim. Kiralar, faturalar, taksitler, mutfak ve yol masrafları… Ve diğer bütün harcamalar… Hepsi dünya için, hepsi para için. Ortalama 70 yıl gibi kısacık bir yaşam süresinin çok büyük bir bölümü bunlardan ibaret. Çalışır, kazanır ve iyi – kötü yaşamınızı tamamlarsınız. Bu bence dünya sahnesinin en basit ve en kolay oynanabilir oyunudur.

Varlığı tamamlamak veya sürdürmek ise bambaşka bir şeydir, oynaması çok zordur. Yaşarken, varlığınızı sürdürmek zorunda değilsiniz. Ama varlığınızı sürmek için aynı zamanda yaşamanız gerekir. Sıradan bir insan gibi doğar, ergen olur, çalışır, evlenir, emekliliğe ayrılır ve ölürsünüz… Arkanızda ne kalır? Veya Mozart, Mevlâna, Atatürk, Van Gogh gibi varlığınızı devam ettirirsiniz. Arkanızda neler kalır!

Ben de bunu yaparken edebiyat ve sanat alanındaki çalışmalarımla bir yandan da varlığımı sürdürmeye gayret ediyorum. Tanrı’nın bana vermiş olduğu yaratma, ortaya çıkarma, oluşturma yeteneğimi, dünyaya faydalı olabilecek şekilde sürdürme gayreti… Bundan taltif, takdir, alkış dışında henüz maddi anlamda bir kazancım yok. Mutlu muyum, evet! Umarım ifade edebilmişimdir.

Makaleci: Daha en başta İstanbul’a vurgu yapmanızın sebebi nedir?

Erat: İstanbul, biliyorsunuz ki sevgili Kılıç, 2010 Avrupa Kültür Başkenti. Şu günlerde bu konuyla ilgili gelişmeleri yakından takip ediyorum. Şüphesiz, sanatın birçok dalıyla ilişkisi bulunan biri için bu mesele fevkalade önemlidir. Ben İstanbul’u seviyorum. İstanbul, ruhlu bir şehirdir. Tarihten gelen bir varlığı, ağırlığı vardır. Şehirler, insanları şekillendirir. İnsanları büyüten anne babalar gibi görünse de, aslında onlar değil, şehirlerdir. İnsanlar şehirlere göre giyinir, şehirlere göre yer ve içerler, şehirlere göre uyur ve uyanırlar, şehirlere göre suç işler, iyilik yaparlar… Şehir, insanın âdeta ikinci kalbi gibidir. Bu kalp ne kadar güzel çalışır, ne kadar sağlıklı olursa, topluma ve ülkeye o denli çalışkan ve sağlıklı bireyler sunar… Yoksa yanılıyor muyum?

Selcuk Erat
Selcuk Erat

O nedenle, kendimi kısaca ifade ederken, İstanbul’a hakkını vermeden geçmek istemedim…

Makaleci: Edebiyata olan ilginiz nerden geliyor? Bu konudaki tecrübeleriniz nelerdir?

Erat: Edebiyatla tanışıklığım 1997’de başladı. O döneme kadar bir süre resimle ilgilendim. Okul dönemim boyunca resim yarışmalarında derecelerim oldu. Ancak profesyonel anlamda ilgilenemedim. Zaten, lise döneminde teknik resme geçip, o disiplini kazanınca resimle bağım da koptu. Bir dönem mimarlığa ilgi duydum. Küçük maket şehirler ve bina tasarımları ile ilgilendim. Kendi tasarımlarımı yine kendi malzemelerimle makete çeviriyordum. Heykelle ilgilendiğim de oldu. Alçı, çimento ve kilden heykeller yaptım. Elbette bunların hiçbiri beni tatmin etmedi. Aslında bütün bu ilgimin kaybolmasında veya ileri düzeye taşıyamamamda, okulumun payı büyük oldu. Asla istediğim bölümleri okuyamadım. Gazetecilik, televizyonculuk, mimarlık, inşaat gibi bölümler isterdim, fakat makine okumak zorunda kaldım.

Hazırlık sınıfında İngilizce ders saatimiz 24 saatti. İngilizceyle yatıp kalkıyorduk adeta. Öykü, makale yazma gibi ödevlerimiz olurdu. Ben edebiyata ilk kez bu ödevler sayesinde ilgi duymaya başladım. İngilizce öğretmenim Fatih Bey (kulakları çınlasın) yazdıklarımla ilgili güzel şeyler söyledikçe ve moral verdikçe, ilgim de bu yöne doğru kaydı. Yeterince ilgilenemeyip bırakmak zorunda kaldığım resim, heykel ve mimari çalışmalarımdan oluşan boşluğu bir şekilde doldurmalıydım.

Daha sonraki yıllarda öğretmenleriminin de tavsiyeleri ile edebiyata ağırlık verdim. Bu dönemde, edebiyat öğretmenim sevgili Dilek Sezen’in bana katkıları büyük olmuştur. Hatta kendisinin armağan ettiği bir şiiri hâlâ saklarım.

Özetlemek gerekirse, 1997’den bu yana edebiyatla ilgileniyorum. 2 şiir kitabım var. 30’un üzerinde dergi ve gazetede şiirlerim, yazılarım ve yaptığım söyleşiler yayınlandı. Antoloji.com’daki şiir ve Makaleci.com’daki makale birinciliğim dışında edebiyat ödülüm yok. Yazmaya devam ediyorum.

Makaleci: Dilek Sezen öğretmeninizin size armağan ettiği şiiri hâlâ hatırlıyor musunuz? Mümkünse okurlarımızla paylaşır mısınız ?

Erat: Elbette. Şiir, sevgili öğretmenime ait bir şiirdir. Kompozisyon yarışmalarından birinde hediye ettiği kitaplardan birine iliştirmişti. Kendi internet sitem www.selcukerat.com ‘un girişinde var, buraya alıntılamaktan da memnuniyet duyarım.

Değişiyor değer yargılarımız.
Değişiyor anımsadıklarımız,
Sonuçlara bakışımız.
Yaşadıklarımız farklı;
Farklı sonuçlarımız.
Kimse aslında
Yaşayamaz birbirini.
Birbirinin yerine,
Olamaz biri gibi.
İnsanları anlasak da
Anladığımız biri, o değil,
Kendimizdir aslında.
Kılavuzun ilim; kalbin Allah’ın sevgisi olsun…
Dilek Sezen (03.06.1998)

Makaleci: Yaşamınız boyunca, edebiyat konusunda sizi en çok mutlu eden, ya da üzen konular nelerdir ?

Erat: Aslında bu soru, başlıbaşına bir söyleşiye konu olacak türden. Kısaca ifade etmek gerekirse, edebiyat, ona ilgi duyan insanlara huzur ve rahatlama hissi veren bir sanat ve düşün dalı. İyi veya kötü sonucu olsa da, sonuçta edebiyatla uğraşan insanların mutlu olduğunu görürsünüz. Aç kalsalar, yaşam şartları çok kötü olsa da, yine edebiyatı yüceltirler. Okurun taltifi, takdiri, alkışı, sempatisi, desteği… bunların maddi hiçbir karşılığı yoktur. Fakat ben de birçok şair veya yazar gibi maddi anlamda da mutlu olabilseydik diye düşünüyorum. Keşke ülkemizde edebiyatla uğraşan insanlar daha iyi şartlarda çalışmalarına devam edebilselerdi. Bu hususta bir üzgünlük, bir kırgınlık söz konusu olabilir belki ancak genel anlamda, ben mutlu oluyorum. Ortaya koyduğum ürünlerle de okurumu mutlu ettiğimi düşünüyorum.

Makaleci: Şiir kitaplarınız olduğunu söylediniz. Kitaplarınızdan söz eder misiniz? Ayrıca bu kitapları yazmanızda etkili olan ilham kaynaklarınız nelerdir?

Erat: Evet, ilk kitabım olan “Yaş” Nisan 2003’te kendi imkânlarımla yayınlandı. Bu kitabımı şimdilerde büyük bir rahatlıkla reddediyorum ve bunu her söyleşimde dile getiriyorum. O dönemde, bana destek olan, Yazar sevgili Ata Türker’in çok ısrarı olmuştu ve bir dosya hazırladık. İlk kez yayınlanacak bir kitap için, evet başarılıydı. Şiirler, acemi fakat iyiydi. Ancak bir kitapta buluşabilecek kadar olgunlaşmamıştı.

Yaş
Yaş

İyi eleştiriler ve değerlendirmeler aldım fakat şimdi geriye baktığımda, erken ve gereksiz bir çalışmaymış diyebiliyorum sadece. İkinci kitabım, “Toz Yanığı” Ağustos 2008’de Ada Yayınları’ndan çıktı. Keşke Toz Yanığı, ilk kitabım olsaydı. Toz Yanığı’nda, daha şiirsel, daha olgun ve kalemi daha oturmuş bir Selçuk Erat görüyorum.

Toz Yanığı Kapak
Toz Yanığı Kapak

İlham dediğimiz şey, duruma, mekâna ve ruh haline göre değişiyor. Sanki bunu kitap için değil de, her şiir için ayrı ayrı ele almak lâzım. Bunu umarım ilerleyen söyleşilerimizde değerlendiririz. Kısaca yanıtlamam gerekirse şöyle söyleyebilirim: Her iki kitaba da ilham veren, insanlar oldu. İnsanlar ve yaşamları… Selçuk Erat’ın o insanlara farklı pencerelerden bakmalarıydı.

Aslında bu soruyu en güzel okurlar yanıtlar diye düşünüyorum ve bu bağlamda sözü, sevgili H. İhsan Sönmez’e vermeyi arzu ediyorum. Kendisinin tespitleri beni benden daha iyi anlatıyor, benim kendime ve kitaplarıma ilişkin yapamadığım değerlendirmeyi yapıyor. Bakınız, kitaplarımdaki ilham kaynağını veya konusunu nasıl tanımlamış, şöyle söylüyor kendisi:

Selçuk Erat; düşünsel, mitolojik, tarihsel, tanrısal ve toplumsal göstergelerle metinsel malzemeleri işleyerek yeniden güncel anlamlar veya öte anlamlandırmalar ürettirmeyi başarıyor. Bugünü değerlendirerek yarının düşünü kurma bilinci açıkken, aşk ve ölüm temaları, insana ve nesneye bakışta sık sık başvurulan öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Selçuk Erat şiirleriyle tinsel algımıza yardımcı olurken, sık sık insan yaşamına ve güncel gerçeğimize parmak basmaktadır. Göstergebilimsel ve yan metinsellik açısından okunması, göndermelere dikkat edilmesi gereken şiirlere imza atıyor.

Makaleci: Radyo yayıncılığı dediniz, söz eder misiniz?

Erat: Profesyonel anlamda bir yayıncılıktan söz etmiyorum ama (belki birçok kişi büyük bir ukalalık örneği sergilediğimi düşünebilir) kendimin bu alanda bir numara olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. İnternet radyoculuğundan bahsediyorum. Yaklaşık dört yıldır, çeşitli internet radyolarında program hazırlayıp sunuyorum. Canlı sunduğum bu programlara edebiyat, sanat ve düşün dünyasından şahsiyetler davet ediyor ve bir konu etrafında yayın yapıyorum.

Bir ay önce de kendi radyomu faaliyete geçirdim: Yelken Radyo. Türkiye’nin ilk ve tek tematik ağ radyosu. İnternet üzerinden tematik yayın yapan tek radyo. Tematik şekilde internet üzerinden yayın yapan başka bir radyo varsa bile ben bilmiyorum. Son zamanlardaki en büyük uğraşım budur.

Makaleci: Yazmakla konuşmak arasında bir fark var mı peki? Yani yazmayı mı, konuşmayı mı tercih ediyorsunuz?

Erat: Hem de çok. Kesinlikle kitlelere konuşarak hitap etmek çok farklı ve insanın ruhunu okşayan bir duygudur. Dört yıl önce kendimi denemek için mikrofon karşısına geçtim ve bir daha bırakamadım. Şimdi bu eylemimi, yavaş yavaş daha profesyonel platformlarda sürdürmeyi düşünüyorum. Bu alanda da geride başarıdan mülhem bir iz bırakabilirsem ne mutlu bana.

Konuşmak da tıpkı yazmak gibi başlı başına bir sanattır. Ben şimdilik amatörce de olsa bu sanatla ilgilenmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. İnternetin her şeyde egemen olduğu bir dünyada, konuşmak, yazmanın sanki birkaç adım daha ötesinde gibi geliyor bana. Artık okumuyor, dinliyoruz veya izliyoruz. Bu anlamda konuşmak, mikrofon ve radyo oldukça önemlidir.

Evet, konuşmayı, yazmaya tercih ediyorum…

Makaleci: Hayatınız boyunca yapmayı istediğiniz ama yapamadığınız seyler var mı? Varsa nelerdir?

Erat: Hayatımda birçok şeyi yaptığımı düşünüyorum, o anlamda mutluyum. Hiçbir zaman şunu da yapmalı, bunu da denemeliyim diye düşünmedim, özenmedim. Hayatta en çok yaptığım işi lâyıkıyla yapıp mutlu olmayı yeğledim.

Elbette hâlâ yapmayı istediğim birçok şey vardır, şimdi aklıma gelmiyor. Örneğin, dünya turuna çıkmak isterdim. Türkiye’nin birçok yerini gezip gördüm, belki ileride, param olursa bir bisiklet veya motorsikletle dünya turu yapmayı arzu ederim. Yeni şehirlere, yeni insanlara ve yaşamlara yelken açmak… Başka bir şey şu an aklıma getiremiyorum. Belki de benim artık ciddi bir tatile ihtiyacım var, sevgili Kılıç. :)

Makaleci: Şimdiki uğraşılarınız nelerdir? Nasıl geçiyor günleriniz Sevgili Erat?

Erat: Şu anda ağırlığı radyoya verdim. Radyo’yu adına yakışır bir içeriğe ve ekibe kavuşturma çabasındayım. Elbette bir yandan edebi çalışmalarım sürüyor. Bunun dışında web tasarımları ve bilişim işleri alıp, onlarla ilgileniyorum. Bütün bunlara ek olarak da para kazandığım bir işim var. Uluslararası bir sivil toplum kuruluşunun genel sekreterliğini yapıyorum. Bu dünya uğraşılarından pek zaman kalmıyor ama kaldığı zamanlarda kendimi dinliyorum, kendimle ilgileniyorum… Şimdilik bu kadar.

Makaleci: Bu kadar çok karpuzu taşımak güç olmuyor mu?

Erat: Şairler veya Kova burcu insanları diyeyim; hırslıdırlar. Çünkü onlar, yaratıcı ve üretken insanlardır. Onların bu yetisi, şüphesiz birçok alanda başarılı olmalarının da anahtarıdır bence. Şiir dediğimiz sanat; müzikten resme, plâstik sanatlardan heykele, doğadan teknolojiye, edebiyatın diğer türlerinden sanatın bütün dallarına tiyatroya, sinemaya, hatta bilime kadar, yaşamın bütün alanına bulaşabilen, yansıyan, yaşayabilen bir sanat. Bu anlamda şairlerin, şiir dışında birçok sanat veya meslekle uğraşması şaşırtıcı olmamalıdır. Ben bütün bu karpuzları büyük bir hazla taşıyorum ve yeri geldiğinde büyük bir keyifle yiyorum. Kaç koltuğum varsa, o kadar da karpuzum olmasını isterim, çünkü benim için yaşamın anlamı budur…

Makaleci: Bir şiirinizi paylaşır mısınız bizle?

Erat: Memnuniyetle. Çok uzun zamandır üzerinde çalıştığım veya tamamlayabildiğim bir şiirim yok, ancak benim sevdiğim, anıları ve hisleri bende kuvvetli olan bir şiirimi, “Barış’a Övgü”yü paylaşayım sizlerle, arzu ederseniz.

Barış’a Övgü

şiirler, neden hep aşka gereksinim duyar, yazılmak için?..
ve aşklar, niçin övgüyle biter?..

– I –

yeryüzü,
suların çekilip, havanın kurumasıyla büzülen,
çölden öte, kum yığınına dönmüşken;
insan, hayvansı bir yaratık olmuşken;
sözün özü, her şey, tastamam bitmişken;
seni büyüttüm…

– II –

koca tufandan sıyrılıp, köknar yaprağına sığınan,
gülücüklü bir yıldızdın.
sırlı evrenin eşiğinde, bana bakarak ışıldayan,
heybetli bir müjdeydin.
dudaklarından süzülen parıltıyla beni bürüyen,
peygamber nefesi gibiydin…
ve sen,
sen’in ötesinde, hepsinden ziyade,
tarifsizdin…

– III –

hiçbir edebiyata sığmadı adın;
diller, yetmedi seni anlatmaya.
şairler, bir dize dahi yazamadı.
çizemedi fırçalar, rengini ve şeklini;
ressamların usu, eremedi hayâline.
notalar, asla yan yana gelemedi;
ne bir çalgı çalabildi müziğini,
ne de bir şarkıcının dili döndü söylemeye.
heykeller, ulaşamadı kıvrımlarına;
heykeltıraşların parmakları, sana yetmedi.

– IV –

bir bilim var mıdır, seni izah etsin!
bir kanun var mıdır, yasaklasın seni!

– V –

hangi tanrı vardır ki,
suretini yaratsın!..

Selçuk Erat, 17 Ocak 2009, İstanbul

Makaleci: Son olarak okurumuza iletmek istediğiniz bir konu var mı?

Erat: Öncelikle size bana yer verdiğiniz için teşekkür ederim, sevgili Kılıç. Bütün makaleci.com ekibine de sevgilerimi sunuyorum.

Selçuk Erat
Selçuk Erat

Okura gelince… Okur ve dinleyenler, benim için önemlidir. Onların beğenisi için, onlara bir değer katmak için yazıyor veya sesleniyoruz. Sevdikleri ve ilgi duydukları herkesi desteklemelerini öneriyor ve önemsiyorum. Çünkü, insanların en büyük gücü, bu sevgiden ve ilgiden geliyor. Yaşamamız için oksijen ne kadar gerekliyse, sanatın doğması ve sürmesi için de destek ve ilgi o kadar gerekli. Sanatla uğraşan herkesin, bunu başarabilen okurlara ve dinleyenlere sahip olması dileklerimle, bu söyleşiyi okuyan herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim.

Bu arada, reklam yapacağım izninizle… :) Yelken Radyo‘yu da arada bir açıp dinleyin…

Teşekkürler Erat, bu güzel ve heyecanlı söylesi için tekrardan size teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Hayatınız boyunca isteklerinizin ve temennilerinizin gerçekleşmesi dileğiyle, Sağlıcakla kalın.

Söyleşi Yazar: Selçuk Kılıç

Kategoriler
Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Şair Söyleşiler - Röportajlar Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Mahmut Kuru ile Selçuk Erat Söyleşisi

Sayın Mahmut Kuru’nun Selçuk Erat ile Yaptığı

26 Kasım 2009 Tarihli Kocaeli Öncü Gazetesi’nde Yayımlanan

Söyleşi Metni

***

Selçuk Erat kimdir? Kendinizi nasıl tanımlarsınız okurlarımız için?

Selçuk Erat, 1982 Şişli doğumlu. Kova burcu. Bekâr. Para kazandığı bir işi var. Bu arada burcunun bütün özelliklerini istisnasız taşır. Herkes gibidir. Sabah kalkar, alelacele hazırlanır, işe gider, akşam eve döndüğünde alelacele bir şeyler yer, bilgisayarının başına oturur, gecenin rüzgârı O’nu taşımaktan yorulduğu an, yatağına girer ve uyur. Zaman zaman dışarı çıkar, gezer, seyahat eder… Uzun yıllardır bu hep böyledir… Ben, kendime baktığımda başka bir şey göremiyorum, ya siz?

Selçuk ERAT
Selçuk ERAT

Şiir kitaplarınızdan söz edebilir miyiz? Yeni çalışmalarınız var mı?

Evet, yeni bir kitap hazırlığım var, ama bu kez şiir olmayacak. Roman mı, deneme mi, öykü mü yoksa çok farklı değişik bir tür mü olacak, bu bilgiyi henüz vermek istemiyorum.

Sizin de bildiğiniz gibi Sevgili Kuru, 2003’te kendi imkânlarımla bastırdığım “Yaş” adında bir kitabım var; ilk şiir kitabım. Bu kitap hakkında hiç konuşmak istemiyorum, çünkü tam bir facia idi! Sevgili Ata Türker’in ısrarı ve teşviki ile bastırmıştım. Bana çok güveniyordu Türker, o zamanki çaylaklığımla elbette ben de kendime güveniyordum. Fakat şimdi geriye baktığımda, zamansız ve gereksiz bir kitapmış diyebiliyorum sadece!

5 yıl aradan sonra, “Toz Yanığı” geldi, 2008’de. Ada Yayınları tarafından okura sunuldu. İçime sinen bir çalışma oldu. Keşke Toz Yanığı, resmi anlamda ilk kitabım olsaydı…

Şiirinizde İkinci Yeni şiirinin izleri yoğun olarak görülüyor, Toz Yanığı’ndaki şiirlerin çoğu bu tarza ait şiirler, kendinizi nereye ait görüyorsunuz?

Açıkçası ben bu konumlandırmadan pek hoşnut değilim. İkinci Yeni şiirlerini ve şairlerini, elbette yakından takip ediyorum ve bu alandaki ürünler, gerçekten başarılı. Fakat benim kendime has bir tarzım var, oturması için elimden gelen gayreti gösteriyorum. Kendi tarzımla anılmak isterim. Zira bu çok uzun zaman alacak ve emek harcanacak bir iş…

Ve Toz Yanığı’ndan sonra gördüğüm tepkiler hep bu yöndeydi, beni her zaman İkinci Yeni’ye yakın bir konuma oturttular veya öyle olmasını istediler (!). Eğer ölmeden evvel, geride bir Selçuk Erat tarzı, akımı, biçemi, ne derseniz deyin, bırakabilirsem mutlu ölmüş olacağım. Evet, kısacası hiçbir yere ait değilim, olmayı düşünmedim veya bir yere ait olmak adına edebi çalışmalarda bulunmadım.

Altay Öktem, sizin için “imgelerin peşine düşmüş bir şair” diyor? Sahi imgelerle aranız nasıl? Bu anlamda imgeleriniz genelde nelerin üzerinde yoğunlaşıyor?

Sevgili Altay Öktem üstadın bu takdiri, beni daima mutlu etti. İmgeyi seviyorum, doğru; ama hâlâ kendimi bu yönde yeterli bulmuyorum. İmge dediğimiz o okyanusa açılmak için iyi donanımlara sahip olmanız gerekli; küreğiniz, botunuz, geminiz, yelkeniniz, her neyse sağlam olmalı! Gelen tepkilerden ve eleştirilerden okyanusa açılmak üzere olduğumu görerek seviniyorum, ama henüz bunun zamanının gelmediğini belirtmem lâzım.

Ne üzerinde yoğunlaştığına gelince, burada sözü Sevgili İhsan Sönmez’e bırakmak istiyorum. Şöyle diyor kendisi:

Selçuk Erat; düşünsel, mitolojik, tarihsel, tanrısal ve toplumsal göstergelerle metinsel malzemeleri işleyerek yeniden güncel anlamlar veya öte anlamlandırmalar ürettirmeyi başarıyor. Bugünü değerlendirerek yarının düşünü kurma bilinci açıkken, aşk ve ölüm temaları, insana ve nesneye bakışta sık sık başvurulan öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Selçuk Erat şiirleriyle tinsel algımıza yardımcı olurken, sık sık insan yaşamına ve güncel gerçeğimize parmak basmaktadır. Göstergebilimsel ve yan metinsellik açısından okunması, göndermelere dikkat edilmesi gereken şiirlere imza atıyor.

Şiirlerde kadını sorguluyorum uzun zamandır, kadın hayatın neresinde durmalı sence, ya da soruyu ters çevirmeliyim belki de, kadın hayatın neresinde ki şiirin neresine yerleşmeli, kadını ve şiirindeki yerinden de söz eder misin bu arada?

Güzel bir sorgulamada bulunuyorsunuz Sevgili Kuru, ancak “kadın” öğesi, benim edebi ürünlerimde çok fazla kullanmadığım, ele alıp işlemediğim veya üzerinde düşünmediğim bir husus. Ancak “Anne” öğesini sık sık ele alırım çalışmalarımda.

Bütün kadınlar, “anne”dir. Hz. Peygamber, “Cennet, anaların ayakları altındadır” derken, kadını ve kadının önemini bakınız nasıl yüceltiyor. Aynı şekilde Büyük Önder Atatürk’ün kadınlara bakışı ve Türk Kadını’na sunduğu ayrıcalıkları da unutamayız, unutmamalıyız. Kısacası, yaşadığımız şu dünya, hep annelerin, kadınların sayesinde dönüyor. Kadınların her işte parmağı var! Kadınlar bu kadar önemli ve yüce varlıklarsa, şiire yapacakları veya yaptıkları katkılar ve bu anlamda elde edecekleri konum, aynı şekilde yüksek olmalı. Sanırım buradan kadının yaşamdaki ve şiirdeki yeri hakkında bir fikir sahibi olabiliriz?

Şimdi, “kadın” dediğiniz için, Engin Turgut ve “Bahar Hanım” adlı şiiri gelip, oturdu usuma. Aslında sürekli aklımın en tenha ve en güzel yerlerinde gezinen bu şiiri, radyo programlarımda sık sık okuyorum dinleyenlerime ve nedense bence “kadın” üzerine yazılmış ender şiirlerden biridir bu şiir.

Gebzeli şair olarak tanıdım seni, şimdi de uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda görevlisin, ayrıca radyo programlarının sürdüğünü de biliyorum. Selçuk Erat kaç karpuzu koltuğuna sığdırmaya çalışıyor? Ya da şairlerin makûs talihi mi bu her yere dokunabilmek arzusu, çok mu hırslıdır şairler sence?

Öncelikle, Gebzeli olmadığım gerçeğinin altını kalın ve çift çizgiyle çizelim. 8 yılımın Gebze’de geçmiş olmasından son derece üzgünüm, rahatsızım. Yanlış anlamayın lütfen, dikkat ediniz Gebze Şehri’nden söz ediyorum, Gebzelilerden değil. Ancak şu da bir gerçektir ki, edebi anlamda en faal olduğum dönemler Gebze’de geçmiştir, keza bu da büyük bir talihsizlik!

Şairler hırslıdır, katılıyorum. Çünkü şairler, yaratıcı ve üretken insanlardır. Onların bu yetisi, şüphesiz birçok alanda başarılı olmalarının da anahtarıdır bence. Şiir dediğimiz sanat; müzikten resme, plâstik sanatlardan heykele, doğadan teknolojiye, edebiyatın diğer türlerinden sanatın bütün dallarına tiyatroya, sinemaya, hatta bilime kadar, yaşamın bütün alanına bulaşabilen, yansıyan, yaşayabilen bir sanat. Bu anlamda şairlerin, şiir dışında birçok sanat veya meslekle uğraşması şaşırtıcı olmamalıdır.

Benim para kazandığım bir işim var! Bunu ayrı bir kefeye koyalım bence. O kefede sadece bu olsun. Diğer kefeye gelince, orada da; şiir, edebiyat, sanat, tasarım, yayıncılık gibi çalışmalarım var. Hatta bu kefeye bir dönem ilgilendiğim ve sonraları edebiyat ağır bastığı için terk ettiğim resim, müzik ve mimari çalışmalarımı da ekleyebiliriz.

Son olarak şunu söyleyebilirim size: Kaç koltuğum varsa, o kadar da karpuzum olmasını isterim, çünkü benim için yaşamın anlamı budur…

Sevgili Selçuk Erat, Gebze’de şiiri ya da geniş anlamda sanatı ve kültürü sorgulasak seninle? Ne olacak bu Gebze’nin hali diye sorsam?

Gebze’de yaşayan insanlar için üzülüyorum! Gebze’de yaşamış olduğum için kendime de üzülüyorum! Gebze’de sayısız kültür – sanat ve şiir etkinliği yapmış biri olarak ifade etmeliyim ki, Gebze; kültür – sanata değer veren, kültür – sanatın hem şehir hem de sakinleri için önemine vâkıf, ileri görüşlü, aydın bir yöneticiye kavuşamadığı sürece ve Gebze Halkı bu yönde bir belediye başkanını kendilerine lider olarak seçemedikleri (!) müddetçe, Gebze’den sadece koca bir beton yığını ve köy olur. Köy diyerek, köylerimizi ve köylülerimizi küçümseme, dışlama anlamında değil, şehircilik anlamında söylüyorum.

Bir şehrin kalkınmasında veya gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde önce kültür – sanat faaliyetlerine bakılır ve ona göre bir değerlendirmede bulunulur. Eğer günlük nüfusu bir milyonu bulan bir şehirde, hâlâ sinema yoksa ve insanlar kültür – sanat faaliyetlerine katılım göstermiyorsa, burada ciddi bir sorun vardır ve bu iyi analiz edilmelidir, diye düşünüyorum.

Selçuk Erat, son olarak size bıraksam sözü ne dersiniz okurlara?

Her zaman “kimlikli” bir okurum olsun isterdim; bilgili, araştıran, sorgulayan, hevesli, yapıcı, doğruların peşinde, aydın, kültürlü… Hem radyo programlarımda, hem de edebi çalışmalarımda aldığım mesajlar, gösterilen tepkiler, bu arzumun giderek gerçekleştiğini işaret ediyor. Edebiyatla uğraşan bir bireyin en büyük tatmini, paradan ve maddi değerlerden çok önce, okuru ve okurunun ilgisi, taltifi, takdiridir. Okur, yazarına destek verdikçe, yazar da daha engin deryalara açılmak için yeni moral kapıları keşfedecektir. O nedenle okura son mesajım, sevdiği ve takip ettiği şairleri, yazarları ve sanatçıları desteklemeleri ve bu eylemlerine devam etmeleridir.

Bu sayede yapılan her “doğru” ve “güzel” işte okurun da payı olmuş olur. Çünkü edebiyatta ve sanatta, istisnalar hariç, genelde hep güzel ve doğru ürünler ortaya konur, konmalıdır diye düşünüyorum ve şu anda bu söyleşimizi okuyan herkese bu vesileyle selâmlarımızı iletmiş olalım.

Sevgili Selçuk Erat, bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim.

Sevgili Mahmut Kuru, ilginiz için ben teşekkür ederim. Keyif aldım. Başta Size olmak üzere, bütün Kocaeli Öncü Gazetesi çalışanlarına başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

Selçuk Erat

21 Kasım 2009, İstanbul