Kategoriler
Kişisel makaleler

Otobüste İçsel Yolculuk

“Ne bekleyebilir ki bir insan otobüs yolculuğundan… Bir hayalin en güzel yerine “merhaba “ demek için nasıl da yaslanılır o pencerenin camına. Gecenin bütün renklerine anlam katan vadiler, dağlar derken ne güzel de hayalden uykuya bırakılır o yorgun bedenler…”

İnsan seviyorsa elbette tatlı gelir en tozlu hüzünler bile; kaderin çizgisine benzer yol çizgilerine ne kadar bakılsa da doyulmaz ve asla geriye dönülmez. Senle beraber diğerleri de ortaktır o çizgilere, en güzeli varılmak istenen yerin bekletilenlerinin farklı bir anlam katmasıdır. Beklenen ve bekleyen gerçekten kimdir bu asla bilinmez! Yolcu diye beklenen olmak çok doğru değildir. Asıl bekleyen o yolculuğa kendini adamıştır aslında. Beklenen o yolculuktan uzaktır ve herkes tam tersini sanar. Belki işin püf noktası burada gizlidir ve hayat derinlemesine inildikçe güzelleşir…

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Siyah Gül

“Seni sevmeyi ben istedim. Yüreğimden bir ses beni sana yöneltti, güya usulca konacaktım gölgene. Beni ilk önce gölgen sobeledi…”

Sen bilme diye, uzaktan sevmeyi denedim bir süre. Ama ne yapsam nafile, kapıldı bir kere rüzgârına küçük kalbim ve durduramadım hiçbir şeyi. Zaten öyle durmak âdetim değildir sevince… Sevmek değil midir zaten engellere karşı savaşan tek duygu! Şimdi istesen de durduramazsın beni, ezebilirim yoksa seni sevgimle…

Bu benim ilk intihar mektubum sevgili… Hiç yazmayı düşünmediğim sözler misafirlikteler yüreğime. Eğer sözlerim bitmeden ölürsem anla ki seni düşünerek ölmüşümdür. Ama ne olursa olsun bil istiyorum, seni severken asla ihanetim olmadı. Bir an bile kalbim başka bir kadının gölgesine takılmadı. Ben her kadında senin hayalini resmederken beynimde, şimdi şimşekler çakıyor bedenimde ve buna en çok ellerim kızıyor. Tam da sana güzel sözler yazma zamanındayken bunlarda neyin nesi deyip nasır tutmaya yeminlendiler. Korkuyorum kavuşursak eğer ellerine batacaklar ve ben senin yüzünde acıya benzer bir ima görürsem nasıl dayanırım hiç bilemiyorum.

Gül yüreklim, bil ki vazgeçmek gibi bir kelime henüz senli sözlüğüme girmedi. Ve ben hala o heyecanı içimde taşımanın nefasetiyle coşmaktayım. Arada bir sahipsiz kuşlar konuyor pencereme sanki sen gelmişsin gibi koşuyorum pencereye ama ne zaman perdeyi aralasam kaçıyorlar ve ben ruhunu kaybetmiş bir adam olarak pencerede kalakalıyorum. Günlerdir yağmur yağıyor gözyaşlarıma inat! Bu nasıl bir tesadüf anlamış değilim ama inanırım tesadüflere, galiba bu bizdeki kalp kırgınlığına yeryüzü de kayıtsız kalamıyor ve üzülüyor.

Ne yapsam hiç bilemiyorum. En yakın dostlarımla dolaşıyorum günlerdir. Biraz gülebilmek, eğlenebilmek için fıkralar anlatıp, isim-şehir oynuyorum. Eskiden gülebildiğim ne kadar komik anım varsa hepsini hatırlamak adına hafızamı zorlasam da her yolun sonu bir sana çıkıyor. Galiba ben bilmeden kendi sonumu seninle anlam kazanan sensizlikle güzelleştirmeye çalışıyorum. Küçük bir cümle kurmak istiyorum. “Yüreğinde biraz ben varsam, onu unutma olur mu?” Ben olmasam kim sever seni böyle delicesine… Aslında korkuyorum ya biri girerse kalbine ve kandırırsa seni, üzerse, paramparça ederse ve ben bir şey yapamayacak kadar nefret edilen biri olursam senin için işte o zaman yaşamamın bir anlamı olur mu? Şimdilik en iyisi ölmek…

Unutmadan, ben sende çocuksu hayallerimi çok özledim. Birde yüreğin biraz benleşmişse onu yok etme olur mu?

Emre onbey (sizden biri/ belki sen)

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Sıkıldım… Yoruldum Hayattan!

Hayata karşı birkaç cümlem var. Ne zamandır içimde kaynayan bir duygunun adını koymaya çalışıyordum. Artık hiç kızmıyorum kimselere… Son sözüm kendime hemde büyük bir çığlıkla “mümkünse sevme kimseyi emre!”

Dışarıda sonbaharı bile üşütecek bir hava var. Çoktandır yapmadığım bir şeyi yaptım. Dışarıya bir süreliğine iyice baktım. Evsiz, morali bozuk, sokak çocuğu, evden kaçan artık kim zor durumdaysa evime almaya karar verdim ama hiç kimseler yoktu. Aslında görmediğime de sevindim. Olmama ihtimali yok ama yine de kandırdım kendimi. Geçenlerde bir takvim yaprağının arkasında okuduğum yazı dikkatimi çekmişti. Osmanlı zamanında dört kıtaya sarılmış bir imparatorlukta Müslümanlar her yıl zekât vermeye çıktıkları zamanlar fakir insanları bulamazlarmış. Bunun sebebi insanların gururlu olduklarından değil. Gerçekten öyle çok fakir yaşayan insanların olmayışındanmış. Zekâtını veremediği için üzülen bir zat ülkenin bazı şehirlerini gezip zekâtını verecek bir zat bulamayınca, bir kâğıda not yazıp ağaca asmış. “ey fakir kardeş ben seni arayıp bulamadım. Bu yüzden bu yıl ki zekât paramı torbaya koyup ağaca astım. Eğer ihtiyacın varsa alabilirsin…” işin en güzel tarafı o ağaçtaki paraya tam üç ay boyunca kimseler dokunmamış. Hadi gel de şimdi yap bunları. Aslında amaç kimseyi suçlamak değil, aksine her şeyin yargılamasını önce kendinden yapabilmekte… Bir insanı suçlayacaksan hani önce bir aynaya bakmak lazım, malum laf döner sahibini bulur.

…içimde tatlı bir huzur var bu gece. Öyle çok mutlu olduğumdan falan da değil hani; sadece beynimin örümceleşmiş taraflarında bir temizleme yaptım. İnsan bazen yaşamakta zorlanıyor ve bu zorlanma öyle maddiyatla ya da ne bilim içi boş vaatlerden dolayı hiç değil. Bu tamamen kişiye özel bir geri dönme çabası. Sanki düşününce geçmiş geri gelecekmiş de her şey çok güzel olacakmış gibi… Oysa bazı çabalar o kadar çok kalbinden yakalıyor ki insanı, bırak geçmişi, anne karnındaki bilinmeyenlerde kaybolmak istiyor. Çıkmayan candan umut kesilmiyor ama bir el var ki karşınızda “gel diyen, sonra hiç görünmeyen. Hadi tut tutabilirsen, hadi uzat bir daha eli aynı hayale… Ne oldu çok mu zor. E ne demeye taşıyorsun o eli kalbine yakın yerde… Yani dolaylı anlatıyorum belki ama insan düşünce kalkamıyor öyle ve o düşme fiziksel değil tamamen ruhsal oluyor. Düşüyorsun ve canın çok acıyor.

Of, bir an korkar gibi oldum. Hava fena gürlüyor. Dedik ya sonbaharı bile üşütüyor diye, yetmiyor, galiba şimdi hedefteki benim. Ama baştan söyleyeyim ben zaten buzlaştım iki gündür, titremek falan buhar kalır yanımda… Hayata o kadar çok sataşmak istiyorum ki nereden başlasam öfkemi dindiremez hiçbir şey. Bir kere hiç cömert davranmıyor bana ve ben kendi halinde yaşayan, çoğu insanın yaşadığımı bile hissetmediği bir basitlikteyken, hani öyle lükse değer hayaller bile kurmazken “neden ben” sorusuna esaslı bir cevabı yirmi yedi yıldır beklemekten usandım artık!

Lütfen bana artık hiç kimse “sen iyi bir adamsın, yüreğin çok güzel v.s.” demesin. Çünkü o kadar çok kaybettim ki ve bu kaybedişlerde bir şeyi fark ettim ben artık o emre değilim. Ben sizin bana koyduğunuz sınırlarda yaşayan bir kuklayım. Nasıl yönlendirirseniz oraya bakıyorum ve gülüyorum. Ama ben artık ağlamak istiyorum. Sıkıldım… Usandım… Bıktım… Tükendim…

Biri bana gelecekse artık, geçmişimi merak ederek değil-geleceğimi hayal ederek gelsin! Korkaklarla yürüdüğüm yollarda tek kalmaktan yoruldum artık!

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Ben Seni Aşksız Sevdim

Ne yapsam gelmiyorsun… Sevmeleri bilmiyorsun demek istemiyorum. Aslında asıl sevmeyi bilmeyen benim belki de. Yanlış bir adamım senin için ya da hep ikinci bir erkek kötü zamanında. Ama aslında farkındayım ben ne olduğumun, “hiçbir kadının seni unutturamayacağı bir adam…”

Nedensiz sevmelerden geliyorum, nedensiz bir kadına bakıyorum, tapıyorum. Ama ona yetemiyorum. Senden önceki ilişkilerimde de böyleydim ben. Hep yanlış sevdim. Neden mi dersin? Çünkü benim öyle incir çekirdeğini dolduramayacak tartışmalarım hiç olmadı. Hiç nefret dolu bakışlarla bakamadım sevdiğim kadınlara. Acabalara, keşkelere, tedirginliklere hiç yer vermedim yüreğimde. Bir an olsun nerededir, beni aldatıyor mudur demedim. Ben hep o mutlu olsun diyenlerdendim… Çoğuna göre kaybettim!

Kime sorsan beni, inan hep güzel adamdır derler. Biliyorum, bir insanın kendini böyle övmesi çok doğru değil ama öyle söyledikleri için, birde güzel kelimesi özel diye yazdım. Ama seninde çok hakkın var şahsıma güzel denilmesinde ki “beni güzel gösteren sevdiğim kadındır” diye hep gururla söylenirim zaten.

Bedenime çok haksızlık yaptım ben. En çok gözlerime çünkü senden sonra hiçbir kadına bakmadım. “güzele bakmak sevaptır” sözünü hep ayyuka çıkardım bu yüzden. Ya dudaklarım hele onlar daha bir yoksun isminin geçmediği seni seviyorum da… Kalbime ise artık ne söylesem boş, o hepsinden perişan hepsinden mahrum mutluluğa… Ben, senden sonra hiç hakkını veremedim vücudumun; şimdi akıyorsa damarımda kanım sensizliğe isyanıdır aslında kalbimin ve ben kendi kalbini kıran tek kişi olarak ölmeye mahkûmum artık!

Ardımdan ne söyleseler haklılar biraz… Biri dese ki, “ sen aşkın katilisin?” cevap veremem. Üstelik inanırım bu söze de. Çünkü inandırıyorsun sende. Oysa düne kadar “güzel adamdım” aslında şimdide değişen bir şey yok ama onlar öyle diyorlarsa vardır bir bildikleri. Kırk yıllık komşumuz bile selam vermiyorsa, ben sende insanlığımı mahvettim demektir. Bahçede ektiğim çiçekler renk vermiyorsa, bahara inat kötü kokularıyla kuşları zehirliyorlarsa, “ben katilim” demenin en güzel zamanıdır bu aşkta!

Unutma sevgili dünya değiştikçe bizde değişiriz. Yaşadığımız sürece hala bir umudumuz var demektir. Ama biliyorum gelmeyeceksin yine çünkü ben seni geçen her gün de gitmelere biraz daha hazırlıyorum. Ve hakkımı yalnızlığa, gözyaşına devrediyorum. Belki de unutmakla en güzel hatırlamayı yapıyoruzdur…

Özür dilerim seni sevmek de geç kaldığım için…
Ama işte hayattır bu, ne olacağını hiç bilemeyiz!
Aşk, dostluk, karşılıksız sevmek neymiş bir gün sen de anlarsın?

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler

Bir emre onbey günlüğü

(Emre Onbey’in yazar günlüğünden (ç)alınmıştır. İzni vardır/yoktur!)

Öğlen sıraları, küçük bir yazıyla başladım. Aşk’a yazdım.

dünyanın en uzak yeridir “bir kadınla erkeğin öpüşmesi”
“çok güzeldir bir erkeğin kadınına:
-yakaladım seni deyip de sarılması…
Ve kadının tebessümle:
-ben hiç kaçmadım ki senden…” diyebilmesi.

Kadın demişken, bu güzelliği biraz daha sürdürmek istedim…

“Uyurken çok güzeldir kadınlar, bebek gibi… öyle narin ve saftırlar dır ki dokunmaya kıyamazsın. Eğer seven bir adamsan kadınından sonra uyup-ondan önce uyanmalısın-yaşarken bu güzelliği tatmalısın… Ve bilmeli kalbin senin içinde olduğu şanslı olduğunu ve daha bir güzel atmalı. Düşünsene sen kadınına bakıyorsun ve dalıp gidiyorsun uykulara, o en güzel rüyalarda… Belki aynı rüyayı görüyorsunuz da anlatmıyorsunuz birbirinize…”

Bir baktım ki ayaklarında emeği varmış sevgiliye kavuşmalarda…

“Sevgiliye giderken ayakkabılarına çiçek takabilmeli insan. Sevebilmeli onları, unutmamalı… Onun kendisini kime götürdüğünü düşünüp, saçlarına, gözlerine, yüzüne verdiği değeri verebilmeli. Diyebilmeli bir insan sevdiğine “ben seni ayaklarım kadar çok seviyorum” ve sonrası iyilik güzellik işte :)”

Biraz yoruldum ve yorulduğum yerde bırakıp bedenimi, hızla uzaklaştım…

“Bir kaç gün önce bedenimi şehrin sahiline bırakıp, ruhumla beraber bir tepe’ye çıktım. Burada adı: gözlemen tepe… Kendimi seyrettim uzun bir süre, ellerim ceplerimdeydi/ herkesin yanında mutlaka birileri oluyordu. Benimse arada bir yanıma uğrayan simitçi, helvacılardan başka biri olmuyordu. Şehre git-gide yabancılaştım. sonra ruhumla oturup-bedenime ağladım. üç damla düştü buna da şükür dedim.”

Sonra düşündüm kendimi, acaba dedim ben ne zaman çok anlaşılan bir yazar olacağım diye, e birazda hayıflandım…

“Yazdıklarımız beş para etmez bazen. Ne yazdığınızın önemi olmaz aslında. Önemli olan kimin yazdığıdır. Ünlü bir yazarsanız kolaydır yazdıklarınızın değer kazanması, paylaşılması, daha çok ilgi görmesi… Ama yazarın bir itirafıdır genç bir yazar çok olgun sözler yazmamalıdır. İnandırıcı olmaz… Ama bilir yazar, onu değerli kılanın gençken düşündükleridir aslında… Bir gün sırada bana gelir mi acep? Bilinmez… Muamma”

Yolda genç bir kızın ağladığına şahit oldum. Ona özendim biraz…

“Hayatta en unutulmaz acılardan biriymiş “hayal kırıklığı” çoğu ömürle eş değer diyor bu acı için… Çoğu zaten ölüp gitmiş…”

Elime alıp kitabımı, sayfaları hızla çeviren denize kitap okudum…

“Bir farkı vardır deniz kenarıyla göl kenarının arasında, bunu en iyi kitap okuyanlar bilir. Küçük, sevimli bir fark/ şimdi söylesem mi diye düşünüyorum. Biraz merak edin ama öyle çok önemseyeceğiniz bir şey değil ki bu. Benim yazdığım binlerce saçmalıktan sadece bir tanesi daha. Cevap veriyorum “çünkü göl, denize göre kitabın sayfalarını daha yavaş çevirir”

Sevgilim aklıma geldi. O uzaklarda ve ben ona ancak yazılarımla ulaşabiliyorum…

“Dünyadan sıkıldığımda yanına gelirim sevgili? Kimseler bilmez derdimi. Ne aç kaldığım günlere ahım var, ne uykusuz gecelerime. Çoğuna sorsan serseri der bana. Ama ben düşmüşüm senin derdine deli-divane dolanırken sokağının önünde/ ki artık sokak köpekleri de havlamıyor bana. Hani onlarda anlıyor beni ya-yine sıkıldım bu dünyadan valla!”

Galiba gün bitti-geceye devam…

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Genel Konular iletişim Kişisel makaleler

RÜYA(M)

“Hiç uyandırma Allah’ım bu rüyadan beni… Binlerce kâbusun ortasında kalmalara razıyım. Yeter ki ona olan sevgimde bir azalma olmasın, varsın kavuşmayalım. Kavuşmaların anlamını bile unutmaya “eyvallah” derim. Yeter ki onun olduğu rüyalara bir ben rastlayayım…”

Bitmesin demiştim bir sabah uyandığımda kendi kendime. Uyandığımda çok kızmıştım bedenime. “Şimdi zamanı değildi, neden uyandın ki bilmiyor musun onsuz anlara düşmanım. Neler çektiğimi bilmiyor gibi neden uyandın ki, neden? Neden?”

Ne yapsam senden ayrılamıyorum ki… Olsun diyorum, olabildiğince olsun dertlerim-yeter ki kaderim ol. Hani artık acılara da alıştım. Mutluluk öyle el ele tutuşmak değil benim için. Aksine acı çekmek daha da derinleştiriyor sevgimi… Gece yarılarına kadar seni düşünüyorum. Bilinçaltıma öyle bir yerleştiriyorum ki mecburen rüyalarımın tek istikameti oluyorsun. Ki insanı acılar olgunlaştırırmış şimdi yün on sekiz yaşında kocaman bir adamın yüreğindesin. Kimseler bilmiyor neden acılara sığındığımı ki bilselerdi kavuşmayı marifet sanmayıp, acılara tutunurlardı. Yani nereden bakarsan bak aşk derinliğine inildikçe senleşmektir.

“Ha gayret be oğlum diyorum her sabah içimden. Yıllardır doğuyor bu güneş ve neler kattı ömrüne. Daha neler ısmarlayacak neler, neler… Biraz daha gayret bak göreceksin en güzel güneşle gelecek kapına yârin. Bu sefer artık rüyalarda olmayacak ama öyle rüyaları da silip atmayacaksın hani… Hadi biraz daha gayret be!”

Şimdi ne yazsam küfre girecek biliyorum. Biliyorum çünkü daha önceleri de öyle olmuştu. Binlerce seviyorum yetmemişti ki sana gitmiştin. Şimdi sevmiyorum dersem yine de değişen bir şey olur mu sanıyorsun. Sen gitmeleri aşk sanıyorsun ama yanılıyorsun. Ki bu yanılgı ikimizi de aynı yere götürüyor. Biz bilinmeyen bir patikanın son yolcularıyız-bu yüzden ne yazsam artık biraz küfre giriyor… Bundan böyle bize gelsin gitmeler!

Bil ki gittiğinden günden beri ismini kâğıtlara yazamıyorum.

Emre onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Ölümsüz Aşk (gülkız)

“Artık kapıları “sen misin” diye, ümitle, heyecanla açmalarıma hiç gerek kalmadı. Öyle bir geldin ki, tüm hüzünlü bekleyişlerim karda kalmış ayak izleri gibi kayboldu! Sanma ki bu gönül seni unuttu; sen, senliğinle geldiğin sürece, ben hep seni yaşatacağım içimde.”

Sen giderken zaten, elveda dememiştik. Çünkü bitmemişti bu iş; sen kafandaki soru işaretlerine aldanmıştın ki, kendince kadınsal içgüdülerinde haklıydın. Sen, gittiğin gün, gölgene-gölgemi bağladığımı anlama diye, aydınlığa anlattım güzelliğini. Ben, senden vazgeçmediğimi kendime bile söyleyemezken, nasıl da bağlandım yaradana, anlatamam. Hem içimde öyle ayrılığın vermiş olduğu bir hüzün çöküntüsü de olmamıştı; daha aksine sonsuz sevmelere yol alıyordum ki, ben hiçbir kadına böyle inanmamıştım. Şimdi gelişine söyleyebilecek tek sözüm “yaşarken cenneti yaşattığın için çok mutlu ol kadınım…”

Ölümsüz Aşk (gülkız)
Ölümsüz Aşk (gülkız)

Oh be, uzun zamandan beri ilk defa bu kadar sevinçli yüreğim. Kalemimin dili olsa, hatta ayakları, kolları, gözleri nasıl da sarılırdı sana bir bilsen. Yani sevgilim, ne yazsam boş şimdi… Çünkü sen geldin, ötesi yok hiçbir şeyin.
Biliyor musun, söz vermiştim kendime ne olursa olsun asla senden nefret etmeyeceğim diye. Duygularını çok belli bir adam olamadım bir türlü. Ki bu benim en büyük eksikliğimdi kadınlar açısından. Kaybetmelere hükümlü gibiydim. Ama asla sevgime ihanet etmedim. Çünkü kendine ihaneti suç saymayan biri asla sevemez hiç kimseyi gerçekten.

Şimdi, sevdiğim papatyalardan ilkbaharda saçlarına yaptığım taç durur odamda ve hatta küçük kelebekler konar üzerine. Ama işte bilirsin üç gündür kelebeklerin ömrü bu yüzden her üç günde bir yeni kelebekler misafir oluyor odama. Şimdi aşkımıza şahit binlerce kelebek var diyebiliriz. Hani artık doğa da bizden yana… Şimdi bütün canlıların yüreğinde yerimizi sağlamlaştırma zamanı. Şimdi “biz” olma zamanı…
(Gerçek bir aşkta çok sevmişseniz, yüz kere de ayrılsanız, asla kaybetmezsiniz.)

Hem ben seni susarak seviyorum. Susarak özlüyorum. Susarak bekliyorum. Sustuğumda anlıyorum içimde dolaştığını, kanım gibi gezerken bedenimde, ne garip dönüp-dolaşıp yine kalbime geliyorsun. Temizleniyorsun, dinleniyorsun sonra yine gidiyorsun. Ama dönmeyi de iyi biliyorsun. Çünkü senin evindir artık kalbim. Öyle ya kalbi olmadan nasıl yaşar insan!

Çıplaktım seni sevdiğimde. Öyle sıradan, öyle yalındım ki sığınacak bir liman arıyordum kendime. Korkuyordum birazda sevmelerden, ayrılıklardan, ihanetlerden… Ama sen, sadece sevme duygusunu yaşattın bana, bunca yıldan sonra aklımda kalan gözlerin, sözlerin, gamzelerin… Üzerine yakıştırdığın elbiseleri bile çok özledim. Hani rabbim seni özenerek yaratmış bu belli de, asıl tuhaflık o güzelliği daha çok sevme yeteneğine sahip olamayan bende. Kusura bakma seni daha çok sevemediğim için… Öyle çok sarılmak istiyorum ki sana, öyle çok istiyorum ki gözünde gözümü görmeyi ve hatta hapsolmayı. Seni istiyorum yaşadığıma inanmak için… Allaha yaklaşmak için…

Her şey bir yana senden sadece “seni seviyorum’u” duymak istiyorum! Sonra seninle yaşlanıp, seninle ölmek…

EMRE ONBEY (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler

iki kısa yazı

Kendime karşı sorumsuzum. Bunun böyle olmasına inandırdım kalbimi de. Hiç sormadım bir kerecikte olsa “mutlu musun, ne istiyorsun hayattan?” ama soruldu bana neden duruyorsun karşımda, tutsana çimento torbasının kenarından, yoksa vermem paranı. Uzak bir dağ köyünün asfalt görmemiş yerindeydi hayallerim, belki bu yüzden kuşları daha özgür görürdüm kendime göre. Çıplak ayaklarıma batan pıtırakların acıtmadığı için en çok nasırlı yerlerimi sevdim, hiç ovculamadım ısırgan otunu tuttuğu için ellerimi… Ben, acının en orta yerinde yıllarca gülebildim çünkü. Olması gerektiği kadar aldım nefesi, öyle heyecan yaratmadı tırtılın kelebek oluşu bende. Yağmura hiç kızmadım mesela, ansızın yağdığında bile-ıslanmaktan korkmadım. Biliyordum çünkü aniden bastıran yağmurlardan sonra çıkacağını rengârenk gökkuşağının… Ki değerdi o güzellik için ıslanmalara, defalarca. Ama bir şeyi istedim bu hayatta doğru anlaşılmayı. Buna hakkım vardı. Önyargılarım yoktu kimselere karşı; benim yüreğimde büyüttüğüm kardelenlerin yazları başlarını toprağa gömmelerinin kışa olan sevdasından olduğunu hiç unutmadım mesela. Yalnızca biraz tutsak olmak istedim sana. Ama olmadı… Bu tüm ömrüme değerdi; çünkü ilk defa fazla hava soğuyorum ciğerlerimde, ilk defa bu kadar çok atıyor kalbim… Şimdi soruyorum kendime “ben, en çok seni istiyorum sevgilim…”

EMRE ONBEY

Sokak çocuğunun teneffüsü

Benim acılarımın teneffüsü yok! Öyle acılara çok dayandım diye, başımı okşayacak öğretmenimde yok. Akşamları eve dönünce “hoş geldin oğlum” diyebilecek anam da yok. Bayramlarda elini öpüp harçlık isteyebileceğim babamda yok… Neyim mi var benim! Yastık niyetine sarıldığım sokak köpekleri, üstüne izinsiz uzandığım yeşil çimenler ve her gece sayısız göz kırpmalarına şahit olduğum yıldızlarım var. Öyle etrafta mendil satan, ikincisini de satmayı yürekten dileyen binlerce sokak çocuğundan biriyim ben. Kaç yaşındayım bilmiyorum. Nereliyim, neden yaşıyorum hiç sormadım bugüne kadar. Aynalara bakınca gördüğüm çocuktan başka resmimde yok benim… Ne zaman bir gölcük görsem korkutmasın beni diye usulca sokulur kendimi izlerim. Şimdilerde kamera diyorlar adına, benim de durgun sularda sakladığım binlerce görüntüm var işte… Bazen iyi ki geç fethedilmiş bu İstanbul derim. Yoksa nasıl yatacak bir evim olurdu Rumeli hisarından başka… Hani evimin de bir adı var, karşıdan bakınca “Muhammed” yazar. Bu yüzden çok severim peygamberimizi de… Ama acılarım var benim yüzümdeki çizgilerde saklanan ve mahkûmum yalnız gecelere. Ne zaman kalabalık görsem içimden “Allah sizi sevdiklerinizden ayırmasın” derim. Ama hani kaçmasanız benden, ne olurdu sizlerde içinizden sevseydiniz beni, kirli saçlarımdan okşasaydınız. Bir saniyeliğine annem ile babam olsaydınız da sattığım mendillerin içinde sakladığım gözyaşlarımı görmeseydiniz. Acımasaydınız bana, hani yıldızlara bırakmasaydınız göz kırpmalarını, çimenlerde piknik yapmaya götürün beni demiyorum ama hiç değilse bir teneffüs vakti kadar anlasaydınız beni… Çok mu meşguldünüz bu hayatta, sevmek bu kadar zor muydu? Benim kadar kazanamadığınız bir kuruş için-hırsızlık yapmak nedir bilir misiniz? Oysa ben, sizde olan emanetimi geri almak için çalıyorum ha bire… Ama nerde sizde o anlayış! Şimdi merak ediyor musunuz nereli olduğumu, kaç yaşındayım şimdi düşünün bir kez ama sakın söylemeyin! Susun artık, almayın mendillerimi benden… Gidin, gidin…

EMRE ONBEY

Kategoriler
Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Sırtımı Yokluğuna Dayadım

“Senden artakalanları, artık yağmurlar yıkıyor. O kadar kızgınım ki bu hayata ancak bu kadar olurdu. Bilemiyorum artık bu yağmurlar ne kadar silebilir bedenimdeki izlerini… Ellerinin dokunduğu yerler o kadar ağrıyor ki sorma! Dudaklarımın kanadığını söylememe gerek yok sanırım. Sonsuz karanlığın orta yerinden-selamlıyorum sensiz yarınlarımı: Merhaba!”

Olmadı. O kadar saçma nedenlere sığdırmışız ki bu ayrılığı, bir anda ayrılıverdik işte! Seviyorduk, yarınlara dair hayallerimiz vardı, gülüyorduk, ölümü bile unutmuştuk. Ne garip şimdi o koca sevgi bir damla yaşla avutulmaya bırakılıyor. Unuttuğum ne kadar acımasız gerçek varsa, hepsini saatlerce düşünebiliyorum. Merak ediyorum sevmek nedensizlikse, biz neden o nedensizliklere bırakmadık bu aşkı?

Yüreğim acıyor. Dökülüyorum. Yemeden-içmeden, nefes almaktan bıktım-usandım artık! Öyle uzaklara gitmek geçiyor ki içimden, hani her esen rüzgâra bedenimi bırakmak istiyorum. Sonra dalıp uykuya, bitmek bilmeyen rüyalara, sonsuzluğa kadar uyumak ve hiç uyanmamak… Olabilir mi sence? Yapabilir miyim sensiz; koşabilir miyim kırlarda, deniz kenarlarında/ sensiz bir daha sevebilir miyim kendimi bile/ sen söyle uzak sevgili?

Sırtımı dayamışım duvara, o kadar güvensizim işte! Anla artık halimi, dayanacak bir sırt bulamayınca insan-güveniyormuş hiç inanmadığı cansız varlıklara bile. Hani saatlerce yaslayıp sırtını, saklayabiliyormuş derdini yüreğinde. Hiç konuşmadan da yaşanılıyormuş. Birine bir şeyleri anlatmanın heyecanına gerek kalmıyormuş. Hem baksana yıllarca konuştum da ne oldu? Zamansız gidişlere, kaybedişlere, boş-ver be deyişlere alışıyormuş insan… Alıştım mı dersin?

Yıkılmışım. Belki sana son yazım bu; bir iç çekiş, unutulmaya bırakılan bir anı… Her neyse ama bil ki sana ait, sana yaşanan bir ömürden kalma. Bıraktım birçok şeyi, hani çok merak etmiyorum yarınların neler getireceğini falan da… Aklım denizlerdeki gelgit gibi, oradan oraya savruluyorum. Ama bil ki, küçük bir dalgayım ben, arıyorum gezdiğin sahilleri… Yine de razıyım seni böyle sevmelere, yine de güzeldi be!

Eğer hayatıma keşkeleri sokmuş olsaydım; Allahtan seni ilk gördüğüm anı dilerdim ve zamanı durdurup, kıyamete kadar yalnızca sana bakmak isterdim! Ama hayat keşkelere kanmayacak kadar yeterince aldatılmış! Ben kaybettim sevgili, sen kazan…

EMRE ONBEY

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Cennetin Bir Parçası da Kalbindir!

Ona beni unutmasını söyledim. O ise “seviyorum. Seviyorum. Seviyorum.” dedi, bizim aşkımız böyle başladı. Gâh kar yağdı-kalbimizle donakaldık, gâh yağmur yağdı-gözyaşlarımızla sel olduk aktık. Biz herkesten biraz daha fazla sevdik birbirimizi, bu yüzden ayrılmayı en güzel kavuşma bildik!

Biliyorum, hatırlamak yetmez sevgiliyi. Hem hatırlanacak kadar sevmekte yakışmaz aşka. Öyle çok sevmelisin ki yârini-dün yediğin yemeği, eve giderken bindiğin durağı ve hatta ismini bile unutmalısın! Geriye bir çift gözle sana bakan-hayatının anlamı, ölümün ansızın gelecek telaşı ve seni heyecandan ötekileştirecek ruh halleri olmalı. Cennet olmalı ya…
İnandırmalı sevdiğin seni ona.

İmkânsızlıklar olmalı mesela. Boğazdan geçerken, karınlarının aç olduğunu düşünerekten bir simit parçasını feda etmelisin martılara-miden açlıktan kıyılsa da. En azından ölmeden önce bir kerecik görmelisin güneşin doğuşunu-binlerce kez batışını gördüğünü unutmayaraktan! Ya işte bir kere yırtık elbiselerle kapı-kapı dolaşmalısın, seni tanıyanlardan acaba hangisi seni buyur edecek diye de düşünmeden. Hayatında bir bebeği kucağına almalısın-birilerinin sana halen muhtaç olabileceğini düşünmelisin-unutma, senden bebektin bir zamanlar… Yani inanmalısın cennetin bir parçasının da güzel kalbinde olduğuna.

Binlerce kez aldatılabilirsin ama sen en zor anında yanında olanlara sadık kalarak yaşamalısın hayatı. Seni üzenlerin hayatını mahvetmesine izin vermeyerek, aksine her uçurum kenarına çiçekler dikerek karşılamasın zorlukları. Sabahları ilk sen uyanmalısın mesela, bunu en azından hafta sonları yapabilmelisin. Sevgini de koyarak güzel bir kahvaltı ile bekleyebilmelisin aileni, sevdiklerini. İnsanları şaşırtabilmelisin, hiç yapmadıklarını düşünüp-keşkelere bırakmak istemiyorsun düşlerini-yapmalısın!

Her gün öleceği düşünerek özenle, heyecanla kalkmalısın yatağından. Hele birde sağlığında yerindeyse-daha bir tebessüm etmelisin her şeye. Akşamüzeri öleceğini düşünerekten, herkese sanki son kez gülüyormuş gibi davranabilmelisin. İlkokul arkadaşını aramalısın mesela-çocuk parkının önünden geçtiğinde-yâd etmelisin çocukluk arkadaşlarını. Hiç tanımadığın bir çocuğun salıncakta sallanmasına vesile olabilmelisin. Ara sıra da olsa mezarlıklara gidip-dualar okuyabilmelisin. Unutma, hani akşamüzeri öleceksin-gideceğin yeri görmelisin. Belki hiç tanımadığın birileri da sana dualar okuyabilir.

Seni seviyorum. Seviyorum. Seviyorum! Kusura bakma sevgilim, sana yazacaktım-hayata daldım! Zaten sen olmasan, bu hayatta bu kadar güzel görünmezdi yüreğime. Hani sevemezdim/ en çok kendimi bile. Bak gördün mü uçurtmaları uçmuyor çocukların, gel hadi yardım edelim beraber, birini sen uçur-diğerini ben. Özgürlüğe koşalım, sanki gökyüzünde biz uçuyormuşuz gibi-meydan okuyalım her şeye. Sevmek zaten cesur insanların işi değil miydi? Seni seviyorum aşkları en güzeli, ruhların en özeli…

Hani sana beni unutmanı söylemiştim ya, iyi ki vazgeçmemişsin aşkından.

EMRE ONBEY