Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

SAMİMİ İMAN

Samimiyet ve içtenlik, kişinin güvenilir ve saygın olmasına vesile olan çok önemli bir özelliktir. Samimi olan insanlar hayatlarının her alanında bu güzel ahlakı sergileyerek topluma örnek olurlar.

Samimiyetsiz insanlar ise çevreye güven telkin etmediği gibi, kendisine her zaman kuşku ile bakılan, ahlakından hiçbir zaman emin olunamayan kişilerdir. Bu karaktere sahip insanlar, İslam ahlakının gereği olan samimiyeti sosyal yaşamlarında hayata geçiremedikleri gibi, dini vecibelerini yerine getirirken de tam olarak yaşayamazlar.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler iletişim Teknoloji Toplumsal Konular

Dünya Batıyor, Sevgi Ölüyor

“kimi ekonomik krizleri bahane gösteriyor, kimileri sömürgeci politikaları… Herkesin mutlaka yanlış yaptığı ve yapılanları düzeltme adına önerebileceği fikirleri var. Teknolojinin bu kadar hayatımıza sokulmasının ve bizleri dar bir dünyada yaşamaya bırakması galiba bir tesadüf! Yakında ebeveynlerimizi bile ziyarete gitmezsek, hiç şaşırmamak lazım…”

Her gün güneş aynı taraftan doğuyor. Yeryüzünde mevsimlere çok aykırı bir durum yok! Her ne kadar küresel tehlike olsa bile, şu an itibariyle anormal durumlar göze çarpmıyor, ya da çarpıtılmıyor. Güneş doğuyor ve batıyor. Korkuyorum acaba güneş neden hiç yön değiştirmiyor… İnanın bir gün güneş doğacak ama dünya batacak!

İnsanların çok sorunları var. Herkesin en büyük sorunu hep kendisiyle; huzurlu yaşamak adına yapmayacakları hiçbir şey yok. Ama yapmıyorlar, bu durumda hiçbir şeyleri de olmuyor. Olabilir mi, olamaz mı? İnanın olmasın! İnsanın hayatına keşkeler, pişmanlıklar girdiği zaman vicdan azapları başlar ki, yaşamı zaten kötü olan biri için daha da çekilmez hal alır. Artık vicdan sızlaması da ekonomiye bağlanmış durumda, çoğu kişinin dilinde para, para… Sanki parayla bu zamana kadar kaç kişinin yüreğinde yer edilebilmiş ki?

Çocukken babamız, kardeşimle bana para verdiğinde kavga etmezdikte, acaba hangimizi daha çok öpecek diye kıskanır dururduk! Huzuru hep sevgide, saygıda, sadakatte arardık. Zamanla, hani insan büyüdükçe dünyası küçülüyor; türlü sıkıntılara karşı bireysel fikirlerle ilerlemek, kendine rahat bir yaşam kurman çok zor. Bunu başaranlar var mıdır bilemiyorum ama sanmıyorum kimselerin öyle rahat uyuyup, uyandıklarını… Yani artık çok zor!

Dünya batıyor! Şaka değil bu, oyunsa hiç… Yazmak içinde yazmıyorum. Ama asıl gerçeğe doğru ilerliyor ömür denilen gemimiz. Daha kaç dalgaya karşı koyarız, kurtulabilir miyiz, alabora olmadan limana ulaşabilir miyiz? İnşallah en güzelini düşünüp yine güzellikler içerisinde yaşarız… Olumlu düşünebiliriz!

Hayatımızda en büyük eksikliği hep yüreğimizde, sevgimizde hissederiz. Yani maddi konular düzeltilebiliyor ama sağlık, ya da kalbini kırdığınız birinin ansız ölmesi sonucu çektiğiniz vicdan azabının… Telafisi olmuyor bazı duyguların ve o duygular ki öyle bir çıkıyorlar ki karşımıza, aynı olayları tekrar yaşıyoruz. Hem acı çeken hemde o acıyı yaratan oluyoruz.

Geçen gün, akşam haberlerini izlerken fark ettim sevginin öldüğünü. Her kanalda ekonominin yarattığı krizden bahsediliyordu. Ama öyle bir haber yayınlandı ki sonra, bir anne nasıl bir vicdansa artık ya da zorunluluk (önyargılı olmamak lazım yine de) yeni doğmuş bebeğini kapı önüne bırakabiliyor. Dini kitaplar bile yazıyor; ne olursa olsun insanı yaşatmaktır asıl olan, zaten her kul kendi rızkıyla doğar-yaşar ve ölür! Yani kimse kimseye öyle çok muhtaç değil, yeter ki biraz sevgi ve sabır gerisi inanın huzurdur! Yaşamak böyle onurlu bir durumdur işte!

Korkuyorum bir gün kuşlar hiç göç etmeyecek diye, ya da diğer hayvanlar saldıracaklar insanlara… Artık birçok şey olasılık taşıyor. Kendi içimizde bile kendimizi öldürmeye niyetlenmişiz. Garip duyguların sığınağı olduğumuzdan mıdır ki bilinmez gün geçtikçe yitiriyoruz insanlığımızı… Yani dünya batıyor; üstelik bunu öyle uzaydaki var sayılan diğer canlılar değil, biziler yapıyoruz. İçimizde canavar yaratıyoruz.

Artık savaşlar başlayacak! Çocuklar ölecek, hani büyüklüğüyle övünen o lider, sömürgeci ülkeler sonunu getirecek insanlığın. Önce yalan haberlerle, sinemalarla, dizilerle, eğlence programlarıyla uyutacaklar halklarını. Sonra her şey sizin için deyip, en masum ülkelerin bir yudum sularına göz dikecekler. Çoğu ırk yok olacak, kültürler yozlaşacak, tek dilin üstün olacağı günler gelecek…

Hani kurulan birlikler var ya, Avrupa birliği, NATO, IMF, bunlar insanlığa hiçbir zaman hizmet için kurulmadılar. Bunlar ayrımcılığın, köleleşmeliğin ve özgürlüğün elinden alınması için kurulmuş sahte birlikler aslında… Bunu bilen çok iyi biliyor. Ama konuşmak istemiyorlar, konuşturulmuyorlar. Kimileri ölmekten korkuyor, kimileri sürünmekten; oysa bir insan özgür olduğu sürece, fikrini uygulayabildiği sürece yaşadığını anımsar. Şimdi biz neyiz, doğduk mu, yaşıyor muyuz?

Şimdi ben düşünüyorum. Bir Türk genciyim! İnanılmaz bir tarihim var; adaletli, cesur, zeki atalarım var ve ben onların torunuyum. Hiçbir zaman haksızlığa karşı susamayacak bir yüreğe sahibim. Genlerim beni dürtüyor her vicdansızlıkta… Birileri tetikliyor asiliğimi, atalarım konuşuyor içimden. Şimdi ben susarsam, biz susarsak! Ne anlamı kalır o tarihin, o adaletin, o cesaretin… Ne anlamı kalır yaşadığımın?

Bana kimse krizden, acizlikten, cimrilikten, korkaklıktan bahsetmesin! Zaten yeterince görüyorum ben bunları. Kendi kararından uzak kurulan hükümetleri, arkasında sömürgeci devletlerin desteği; dahası ülkenin en gözde fabrikaları, bankaları, turistik yerlerinin yabancı sermayeni kontrolünde olması v.s. bunları bana söylemeyin işte! Bana eğitim hakkımı verin, bana hakkımın yendiği zaman soruşturma geçirmeden grev yapma hakkımı verin! Bana özgürlüğümü verin, para da mülkte sizin olsun…

Ben eski ülkemi özlüyorum. Kapılarına kilit vurulmadan, komşunun halinin-hatırının sorulduğu, çocukların kaçırılmadığı, terörün olmadığı günleri özlüyorum. Benim halkımı bölmek adına doğu-batı ayrımı olmadan ve hatta din ayrımı, dil, ırk ayrımı yapılmadan yaşadığımız o günleri özledim! Baksanıza hiç kimseler güvenmez olmuş birbirine, devamlı bir kargaşa ortamı, herkesin geçim sıkıntısı bitmeyen borçları; hani bunların sebebi de var. Neden bir insanın alın terinin hakkı verilmez ki, neden ha? Paraya mı köle olacağız. Ne olur herkes güvenli taşıtlara binebilse, engin fakirleşir mi sanki? Yaradan neden zengine mal vermiş, neden fakire sıkıntı vermiş- sorunlarını paylaşsınlar diye değil mi?

Ben bir bunu bilirim kişinin kendi iç dünyası biterse, dış dünyasının önemi yoktur! Hem bu dünya tüm insanlığın ortak yaşam alanı değil mi, paylaşılamayan ne olabilir ki? Hangi ırk diğerinden nasıl üstün olabilir, sadece bazı kültürler, adetler-örfler vardır, o ırkı diğerinden daha onurlu kılan, yoksa gerisi laf-ı güzaf!

İnsanı, insan yapan yüreğindekiler güzellikleridir. Eğer sen paylaşmazsan o güzelliği, karşındaki de paylaşamaz; o zaman ne sevgi ne de saygı kalır. Geriye bir özlem kalır, birde yitirilen, paylaşılamayan onca güzellik!

Umarım bundan sonra güneş en güzel yarınlarımıza merhaba der!

EMRE ONBEY

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat

Dünyaya Bir Kez Gelinir Ama…

İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, her insan için farklı taktikler kullanır. Ancak birçok insanı yakaladığı zayıf bir nokta vardır ki, genellikle herkeste aynıdır; dünya hayatına/metaına olan bağlılık.

Şeytan insanları saptırmak için kullandığı her telkini kendisi vermez. Plan ve taktiklerini etkisi altına aldığı kişiler aracılığıyla uygular, telkinlerini onların ağzından verir. Şeytanın dostu olan bu kimseler, “günahı benim boynuma”, “yaşlanınca nasılsa ibadet yapacak bol zamanın olur, şimdi hayatın tadını çıkar”, “dünyaya bir kere gelinir” gibi sözlerle, insanları Allah’ın buyruklarını göz ardı etmeye ya da sorumluluklarını ileri yaşlarına ertelemeye yöneltirler. Bu sözlerin etkisi altına giren kişilerin ise gaflet halinde oldukları çok açıktır. Çünkü insan dünyaya nasıl bir kez geliyorsa, ahirete de bir kez gidecektir.

Adeta şuursuzca, gaflet halinde yaşayan bu kimse ahirette Allah’ın huzurunda yalnız sorgulanacağını unutmuştur. Ahirette diriltildiğinde o mahşer kalabalığı içinde koşarken yalnızdır. Orada kimse kimsenin durumunu sormaz. Dünyada iken ‘hayatı birlikte doya doya yaşadığı’ dostları yanında yoktur. Dünyada yalnız kalmaktan korkan insan, dünyadakine asla benzemeyen bir yalnızlık içindedir. Sorgulanma anı, dünyadayken Allah’tan yüz çevirmiş kişi için yaşadığı en zorlu andır. Yapıp ettiklerini, yerine getirmediği sorumluluklarını, ertelediklerini ve Rabb’i karşısındaki aczini düşündüğünde yalnızlık hissi daha da artar. Yaşamı boyunca değer verdiği her şeyden ve yakınındaki tüm insanlardan uzaktır; yapayalnız, tek başınadır.

Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ‘yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)

İbadet etmek için daha çok zamanı olduğunu, yaşlanınca kulluk görevlerini yerine getireceğini düşünmüştür; ne kadar ömrü kaldığını bilmeden…Kişi ölümün her an kendisini bulabileceğini düşünmemiştir. Düşünmediği gibi, bu kendince ‘tatsız’ konudan söz edenleri de susturmuştur. Uyaranlara ise hiç kulak vermemiştir.

Şu çok kesin gerçektir ki; Allah’ın buyruklarını yerine getirmeye vakit bulamadan, ölüm apansız gelip çatabilir. Oysa insan kalbini Rabb’ine bağladığında, her şeyi Allah’ın yaratmakta olduğu gerçeğini düşündüğünde, Allah’ın dilemesiyle hem dünyada hem de ahirette en büyük nimetleri kazanabilecektir.

Nerede ve ne yapıyor olursak olalım, Allah’ın sonsuz aklıyla planladığı bir kadere tabi olduğumuzu asla unutmayalım. Her kim olursa olsun her insan kesinlikle ölümü tadacaktır; yalnızca Allah, ezeli ve ebedi olandır, daima diri olandır.

Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O’dur. Gerçekten insan pek nankördür. (Hac Suresi, 66)

[email protected]

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Fotoğrafcılık Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Resim galerileri Teknoloji

Dünya’daki en güzel mikroskop fotoğrafları [2009]

Bir forum sitesinde gezerken okudugum bir konuyu paylasmak istedim. Nikon firmasinin her sene gerceklestirdigi dünya’daki en güzel mikroskop fotoğrafları yarışmasi (Small World photomicrography competition) 2009 yili ayagi sonuclandi. isteyen arkadaslar buradan Nikon firmasinin yarismaya ozel hazirladigi ve diger fotograflarida sergiledigi sitesine gidebilirsiniz. 22 Ekimde sonuclanan ve 2000 fotograf’in yaristigi bu yarismada dereceye giren ilk 5 fotografi asagida listeliyoruz. Her resim icin gerekli aciklamayida ekliyorum. iyi seyirler.

Kategoriler
Bilimsel Makale Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Toplumsal Konular

Küresel Isınma Haberlerinde Son Gelişme

Tüm dünya basınında büyük yer kaplayan küresel ısınma sorunu devletlerin de büyük bir sorunu. Küresel ısınmanın dünyanın sonunu getireceğine dair ortaya atılan görüşler ve uzmanların açıklamaları bugüne kadar aynıydı. Ancak son günlerde yaşanan bir gelişme ile küresel ısınma hakkında oldukça önemli veriler elde edildi. İngiliz İklim Araştırmaları Enstitüsü dünyanın en büyük iklim değişikliği araştırma kurumlarından biridir. Bu kurumda çalışan uzmanların birbirleri arasında yapılan yazışmalar bilgisayar korsanları tarafından ele geçirilince tüm dünyanın tepkisine sunuldu.

 Küresel Isınma Haberlerinde Son Gelişme
Küresel Isınma Haberlerinde Son Gelişme

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Dunyadan Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Şu içtiğimiz su, ne kadar önemli dersiniz?

Dünya nüfusunun hızlı arttığı bir devirde yaşıyoruz. Buna bağlı olarak kaynakların da hızla tükendiği bir devir tabii paralelinde. Su deyince insanın aklına ilk gelen şey herhalde temizliktir. Ondan sonra su içme ihtiyacı gelir. Temizlik susamakta bugün için önce geliyor. Tabii şimdilik. Bu durum ne kadar gider bilinmez ama çok uzun sürmeyeceği kesin. Yani su içme ihtiyacının temizlik ihtiyacını geçeceği kesin. Bileşenleri belli. Yani suyun içinde hangi atomların bulunduğu biliniyor. Ama üretilemiyooorrr. Suyun olması için muhakkak kar ve yağmurun olması şart. Küresel ısınma susuzluğu tetikliyor ama işte. Gereksinimi sürekli artan su hakkında araştırmacıların verdiği bazı rakamları yazmak istiyorum. Görün bakın su neymiş!

Beynimizin yüzde 70’i su (Demek beyin sulanması bundan oluyormuş) Vücudumuzdaki kanın da yaklaşık yüzde 75-80’i su. Yani bu durumda insan vücudun da yaklaşık yüzde 70 civarında su var. Şimdi vücudumuzda bu kadar yüksek oranda su varken, suya olan ihtiyacımızı önemsememek ne kadar mümkün sizce. Açlığa 15-20 gün dayanabilirsiniz belki. Hadi bir ay olsun. O da zor ya olsun bakalım. Peki sizce susuzluğa ne kadar dayanabilir bir insan. Valla şu araştırmacılar yine değişik rakamlar vermişler. Onlarında birinin dediği diğerinden farklı ama 3 ila 5 gün arası en çok. Biz su içmesek bile vücut bir yandan su kullanmaya, dışarı atmaya devam ediyor bu arada. Şimdi!

Dünyanın 4’te 3’ü su. Bu açıdan bakıldığında dünyanın susuz kalması mümkün değil görünüyor. Yani sorun yok gibi. Fakaaat bu oranın yüzde 5’lik bir bölümü ancak içilebilecek kadar temiz. Oran hesaplarını bilen hesaplasın işte. Rakamları ben yazdım. Sonucu siz bulun desem de sonuç ortada zaten. Bir de bu temiz olarak saydığımız sulara Antartika buzulları dahilmiş. Yani napçeeezzzz. Eritçeeezzz kaynatçeeezzz iççeezzzz. O işin şakası. Buzulları çıkartırsak bu hesaptan, içilebilecek suyun ancak yüzde 2’si kullanılabiliyor dünya genelinde bugün. Sularla kaplı bir gezegen. 5.5 milyar insan. Ve sadece yüzde 2 oranında bir su içilebiliyor ancak.

Ama biz buna rağmen eve gelen şebeke suyunun; günde iki defa sifonu çekmekle ayda ortalama 600 litresini, ayda 4 kez makinede çamaşır yıkamakla 120 litresini, sadece 10 dakika duş alarak bir defada 100 litresini, musluğu kapatmadan diş fırçalarken sadece bir defada en az 10 litresini bir anda atık su haline getiriyoruz. Bunlar ilk akla gelen israf dahil sarfiyat rakamları. Elleri yıkamak, abdest almak, içmek, çay, kahve, yemek yapmak ve muslukların damlaması bu hesaba dahil değil. Onlar katma değer!

Peki su kaynakları ne durumda diye şöyle bir etrafa sorsak acaba bize ne derler! Şunu derler: Yakında tııııııııısssssssssssss!

Dünya nüfusu hızla artarken su tüketimi daha hızlı artıyor. Küresel ısınma malum. Birkaç onyıl sonra bu şu demek. Yeni doğan bebekler gözlerini susuz bir dünyaya açacaklar. Özellikle dünyanın belli-başlı bölgelerinde. Türkiye bu belli-başlı ülkelere aday zaten. Ya Türkiye’nin adının geçmediği bi dünya düşünemiyorum ben. Her yerde Türkiye var.

İstanbul’un nüfusu gelecek 15 yıl içinde 28-30 milyon olarak tahmin ediliyor. Peki su kaynakları ne kadar? Daha şimdiden SOS veriyor zaten. Dünyanın en büyük yüzölçümüne, ekonomisine ve nüfusuna sahip ülkelerinden ABD, Çin ve Rusya’nın bazı bölgeleri önümüzdeki 5-10 yıl içinde tamamen susuz kalacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Bugün bile dünyada yüz milyonlarca insan günde 10 litreden daha az bir suyla hayat mücadelesi veriyor. Bu 10 litreye, içme, temizlik ve yemek yapmak için harcanan su dahil. Hepsi 10 litre işte. Sonra birde bu suyun içilebilirlik özelliği var. Her insan güvenilir ve temiz su içemiyor. Bu oran 1’e 4. Yani 4 kişiden biri tanesi temiz içme suyu bulamıyor. Bulduğunu içiyor bir bakıma. Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler (hani şu UN’cular) ve çeşitli ülkelerin sağlık bakanlıklarının dünya genelinde yayınladıkları bir takım raporlar var. Temiz olmayan bir içme suyu hastalık ve ölüm demek aynı zamanda. Kimbilir belki PETROL bitmeden SU biter. Olacağına bakın. Geleceğin yakıtı hidrojen ve su derken içme suyu bulamayacak bir dünyanın koşar adım ayak sesleri geliyor insanın kulağına.

Özellikle yeraltı sularının tükenmesi tarımı olumsuz etkiliyor. Bu aynı zamanda susuzluktan sonra birde açlık demek. Açlık. Dünyanın birçok ülkesi özellikle Güney Asya ülkeleri açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Kuzey Kore-Çin vs. Bu ülkelerde çok ciddi bir tarım ve tahıl krizi var. Geçtiğimiz aylarda Kuzey Kore’nin Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü’nden yardım istediğini herhalde haber kanallarından duymuşsunuzdur. Kısacası su problemi aynı zamanda açlığı da beraberinde getiriyor.

Susuz bir dünya. Sanayi susuz olamaz. Tarım susuz olamaz. İnsan hiç olamaz. Peki sanayi ve tarım olmayınca bunun sonu nereye varır sizce? Sürün savaş boyalarınızı su savaşına gidiyoooozzzzzzzz.

Acaba su için tedbir almakta geçmi kaldık? Yoksa hala şansımız var mı? Bunu düşüneceğimize bir an önce israftan vazgeçip, tasarrufa yönelmekte fayda var. Biraz klasik bir cümle oldu ama, gelecek nesiller bu klasik cümleyi belkide hiç kuramayacak….

Kategoriler
Kişisel makaleler Milli Görüş

TÜRK BİRLİĞİ

TÜRK BİRLİĞİ

(Daha önce Şeriattan bahsedeceğimi yazdım,şimdi bundan vazgeçiyorum.Bir başka zamana…)

Önce,şunu belirtmek isterim.Tarihin ilk zamanlarından beri Türk Milleti mensup olduğu kavimlerin ayrılıklarına rağmen birleşmeyi başarmıştır.Bunu Hun Birliğindede gördük,Göktürk Birliğindede.

Fakat zamanla bazı ayrılıklar ortaya çımıştır.Örneğin önceden tek bir Kağan adayı olan Türk Milleti,daha sonra fazlalaşan adaylar yüzünden ayrılmıştır.Örneğin Yıldırım ile Timur’un mücadelesi gibi…

Onların savaşlarının Ruslara kalkan Devletleri zayıflatmasından doğan Rus güçlenmesini engelleyememesi,akabinde gelişen Rus İmparatorluğu.Sonra soykırımlar,dil katliamları…Türk’leri Kazak,Özbek,Kırgız diye ayırmaları…

Bütün bunlar Türk Birliği için engel olmuştur.Fakat artık bu seddin yıkılması an meselesidir.Çünkü bu sed,zayıflamıştır.Ulu Önder Atatürk’ünde dediği gibi Türk Birliği yakındır,onu görüyorum.Ama bazı rüya görmezler var.Onlara göre Türk-İslam Devleti yada Türk-AB dostluğu olağan!

Ben İslam Birliğinin kurulmasından yanayım.Fakat,bu birlik bazında olmalıdır.Şüphesiz,Arap Dünyasını birleştirmek saçmalık olacaktır.Çünkü o zaman İslam Arap Dünyasının dışına çıkamaz.Arap tekelinde kalır.Halbuki güçlü İslam Devletleri ve bunun koruyuculuğunu yapacak olan bir Türk Birliği Devleti,yani Turan,güçlü İslam Dünyasını sağlayacaktır.Ama Türk-İslam Devleti değil,Ortadoğu’daki Devletlerle birleşirseniz ancak bir Türk-Arap birliği kurmuş olursunuz.Bu saçmalıktır.Bu Devlet’i uzun süre yaşatamazsınız.

İnanın,belki Anadolu’daki Türk’ler değil ama Orta Asya’dakiler birbirleri ile uyuşamazlar.Arap ve Türk Elbilgisi(Kültür) bambaşkadır.Bu nokta şu alternatifler doğuyor,

Güçlü Bir Arap Dünyası Devleti,

Güçlendirilmiş Malezya ve diğer Devletler…

Ama dediğim gibi,elbilgisi farklı olan Devlet’leri kaynaştıramazsınız.Sizi daha kolay yıkarlar.

Dediğim aternattifler sağlanırsa eğer,kesinlikle güçlü bir İslam Birliğide sağlanmış olur.Ama öncelikle,Türk-İslam Birliğini aklımızdan çıkarmalıyız.Daha doğrusu,Devlet Birliğini…

Ama Turan hayal değildir.

Sovyetlerin yıkılmadan önce güçlü zamanlarında,onlar bunun hayal olmadığını bizden iyi biliyordu.Ayrı olabiliriz ama bu gönülden değil!Belçika’dan Mançurya’ya Kerkük’e biz biriz.Birbirimizin halinden en iyi biz anlarız.

Türk Birliğine karşı çıkılmasının nedenlerinden birisi olarak Rusya ve Çin’in buna izin vermeyeceğini söyleyenler,utanın!Çünkü bu aşağılık kompleksidir,bende bu komplekse yakalanmaktansa ölmeyi tercih ederim.Bugün,Mu Kıtasının,Türk’lerin gerçek tarihlerinin mükemmelliği kanıtlanmış olmasına rağmen aşağılık kompleksi hastaları bunu reddeder.Hemde kanıtlamalara rağmen.Tabikide böyle insanlar için Turan hayaldir.Ancak Turan,korkaklar için kabus,acizler için hayal,kahramanlar için idealdir.

Enver Paşa’ya düşman olanlar,onun şehit olduğunu kabul etmezler.Bilmezler ki,Enver Paşa ile Atatürk’ün rekabeti sandıkları şey strateji.Ve yine bilmezler ki Bugünkü Orta Asya Cumhuriyetlerinin çoğunda Enver Paşa’nın müthiş mücadelesi vardır.

Nedendir bilinmez,Türk Dünyası müthiş zulümlerle dolu olmasına rağmen Ampul kadar zekası olmayanlar,sadece Filistin için üzülür.Onların sesi olur.Ama Türk İnsanının sesi olamaz.Olmuyorda zaten.Filistin’de,Irak’ta katliamlar yapılıyor.Buna sessiz kalamayız.Davos Fatihleri sağolsun kalmıyoruzda.Ama,Kerkük bize Gazze’den daha yakın.Nerde Ak Parti’li Filistin hayranları?Bu adamlar için Din bahane.Kendilerine uymadıklarını düşündükleri herşeye çekinmeden küfür edip,dindarız diye geçinirler.

Konumuza dönelim.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şunu algılaması gerekir.Türk Dünyası olmadan hiçbirşey yapamaz.Sanırım bunu algıladı.Ama rol yapıyor.İlgiliymiş gibi görünüyor.Tıpkı önceki seçimler gibi.Önce gider,Hacca.Sonra gider Moğolistan’a Kımız içmeye.Sonra Rusya’ya gider Sosyalizmi över.

Turan,bu adamlardan veya bu anlayıştan arındırıldığında gerçekleşecektir.Ben inanıyorum,Tayyip Erdoğan bunu anladığında eğer birilerinin tekelinde bir beyne sahip değilse Türk Birliği için çalışıcaktır.Belki çalışıyordurda.Malum,stratejiler,hain görünmenin gereklilikleri hali ilede yararları.

Güçlü bir Dünya için güçlü hedefler,güçlü hedeflerin yaratılabilmesi içinde Turan diyorum…

Esen Kalın…