Kategoriler
İslam Dini

“Tevekkül Edenler Allah’a Tevekkül Etmelidirler.”

Allah’a tevekkül etmek, mümin için Allah tarafından verilmiş en büyük nimettir. Nimettir, çünkü Yüce Rabbimiz, yaşadığımız dünya hayatı boyunca, bizleri çeşitli imtihanlarla sınayacağını bize bildirmiştir.

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Allah’a olan yakınlığımız, sevgimiz, bağlılığımız, teslimiyetimiz de bu imtihanlar vesilesiyle ortaya çıkar. Nefsimiz, tüm yaşantımızın bir düzen içerisinde, kusursuz, herhangi bir olumsuzluk yaşamadan geçmesini ister ve en ufak bir olumsuzluk karşısında da ya üzüntüye boğulur ya da isyan eder. Her ne kadar nefsimiz herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmak istemese de, hayatımız en ufak detayına kadar Allah’ın kontrolündedir. Ve Allah’ın sünneti gereği, her insan ayette de bildirildiği gibi, korkuyla, açlıkla, ölümle ve daha çeşitli olaylarla imtihan olur. Yaşadığımız her anın Allah’ın kontrolünde olduğunu vicdanımızla ve imanımızla değerlendirdiğimizde, Allah’ın takdirinin en hayırlı olduğunu düşünüp, Allah’a teslim oluruz.

…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Mümin bilir ki, Allah’ın yarattığı bu zorluklar sadece birer denemedir ve çok büyük güzellikler taşıyan hayırlarla doludur. Kur’an ışığında, müslümanca bakan bir göz, bu gerçeğin hemen farkına varır. Allah’ın her şeyi bir hayırla ve güzellikle yarattığına iman eder. Allah’a tevekkül edip, sabrederek büyük bir ecir kazanacağını umut ederek, Allah’a sığınır. Çünkü Allah için yapılan en ufak bir şey, Allah’ın izniyle karşılıksız kalmaz. Mümin karşılığını bu dünyada alamasa da, ahirette Allah’ın en güzel bir şekilde ödüllendireceğine iman eder. Ki, bir mümin için en büyük güzellik Rabbinin rızasını kazanmış olarak, cennete girmektir.

Dolayısıyla, yaşanan olumsuz olaylar karşısında üzülmek, endişelenmek, hüzne kapılmak, haksızlığa uğradığını düşünmek, isyan etmek gibi uygun olmayan bir ruh haline bürünmek, insana hiçbir fayda sağlamaz. Aksine, insan kendine zulmetmiş olur. Bu yüzden Rabbimiz bizden, Kendisi’ne sığınıp, tevekkül etmemizi istiyor. Bizim tek dostumuz, tek vekilimiz Allah. Biz gönülden Allah’a iman ederek, sabredersek ancak o zaman imtihanımız kolaylaşır ve Allah’ın izniyle hayra ve güzelliklere dönüşür.

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler. (Al-i İmran Suresi, 160)

Ayetten de açıkça anlaşılıyor ki, mümin hayatı boyunca, hayatının her anının Allah’ın kontrolünde olduğunu aklından çıkarmadan, Allah için sabredip, Allah’a tevekkül etmekte kararlı olmalıdır.

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)

Kategoriler
İslam Dini

Allah, Rızasına Uyan Kullarını Kurtuluşa Ulaştırır

Hayatının merkezine Allah’ın rızasını alan bir kişi, Allah’ın izniyle, hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa ve sonsuz mutluluğa erişeceğini çokça umut eder. Gönülden, katıksızca, samimi bir imanla iman eden müminlerin, hayatlarının merkezinde sadece Allah’ın rızasını kazanmak vardır.

Tüm güzelliklere ve sonsuz mutluluğa kavuşmanın yolunun Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak olduğunun bilincinde olan müminlerin hayatlarının yegane amacı, Allah’ı razı etmektir. Mümin, Allah’ın kendisini neden yaratttığını, Allah’ın kendisinden neler istediğini bilir. Dolayısıyla tek hedefi, Allah’a yakın olmak için vesileler aramak olur. Hedefine ulaşmak için tüm dikkatini ve sevgisini Allah’a verir.

Allah’ın izniyle, dünyevi hiçbir çıkar samimi bir mümini  bu hedefinden alıkoymaz. Cenab-ı Allah, iman edenlerin bu özelliğini Nur Suresi 37. ayetinde şöyle bildirmiştir.

“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ’tutkuya kaptırıp alıkoymaz’…” (Nur Suresi, 37)

Ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi dünyevi hiç bir konu, mümini Allah’ın rızasını kazanmaktan alıkoyamaz. Her an Rabbi’nin huzurunda olduğunun bilincinde olarak hareket eder.Yaşamını Allah’a adayarak, kendini daha huzurlu ve güvende hisseder. Tüm bağımlılıklardan kendini kurtararak bütün hayatını Allah’a adar.

Allah’ın rızasını hedefleyen mümin ölümün bir yok oluş olmadığının da farkındadır. Aksine, ölüm, mümin için sonsuza kadar mutlu yaşayacağı asıl hayatına geçiş için bir aşamadır. Ortalama 60-70 yıl yaşayacağı şu dünya hayatında karşılaşacağı her zorluğa, yine Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için sabreder. Çünkü Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olarak, cennete girmek mümin için en büyük mutluluktur. Rabbi’nin selamıyla karşılanacağını bilmek, mümini Allah rızasını kazanmak için daha da şevklendirir.

Tevbe Suresi’nin 111. ayetinde belirtildiği gibi, mümin canını ve malını Allah’a satmıştır. Bu nedenle, nefsinin bencil tutkularına kapılarak, Allah rızası dışında hiç bir şeye yönelmez. Mümin kişi, vicdanına tabi olduğu için, nefisinin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerinden, vicdanı ile kurtulur inşaAllah. Yani çarçabuk olan, geçici dünya arzularını bir kenara bırakarak, Allah rızası için ciddi çaba gösterir.

Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 18-19)

Şunu unutmamak gerekir ki, bizler Allah’ın rızasını kazanmaya muhtacız. Rabbimiz’in rızasını, sevgisini, yakınlığını kazanarak yaşamaya muhtacız. Yüce Rabbimiz de rızasına uyanları her zaman kurtuluşa ulaştıracağını, karanlıklardan nura çıkaracağını bizlere vadetmiştir.

Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

Kategoriler
İslam Dini

Mümin Aklıyla ve Vicdanıyla Hareket Eder

Akıllı olmak ve vicdana uygun hareket etmek yalnızca müminlere has bir özelliktir. Allah akıl ve vicdanı Kendisi’nden gereği gibi korkan kullarına bir güzellik olarak verir. Güçlü, derin, samimi bir Allah korkusu insana çok güzel özellikler kazandırır. Rabbimiz bu yüzden bizden Kendisi’nden gereği gibi korkmamızı istemektedir.

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Ali İmran Suresi, 102)

Derin bir Allah korkusu olan insan doğal olarak Kuran’a uygun hareket etmek isteyecektir. Çünkü Allah Korkusu akıllı olmanın en temel nedenidir. İnsan Kuran’ı okudukça Rabbimiz’ in tek güç ve kuvvet sahibi olduğunu ,var olan her şeyin tek sahibi olduğunu kavrayacaktır. Bunun farkına varan bir insan artık yaratılış amacına uygun davranmaya dikkat edecektir. Çünkü Allah’ın kendisinden istediği tek şey  O’na kulluk etmesi ve ölümden sonraki ahiret hayatını düşünerek yaşamasıdır.

İnsan Kuran’ Kerim’i okuduğunda  Allah’ın Cennet’te müminlere sonsuza kadar  vadettiği tüm güzelliklere kavuşmak isteyecektir. Çünkü Rabbimiz cennette insanın nefsinin hoşuna giden her şeyi kullarına sunacaktır.

“İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.” (Furkan Suresi, 16)

Rabbimiz yine Saffat Suresi’nin 60. ayetinde “Şüphesiz, bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir.” diye bildirmektedir.

Aynı zamanda Kuran’ı Kerim’de Allah cehennemi de çok detyalı tarif etmiştir. Kendisi’nden korkmayanların ,inkar edenlerin son durağının cehennem olduğunuda bildirmiştir.

Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” (Zümer Suresi, 72)

Allah’ın tehdidine, cehennem azabının sonsuzluğuna iman eden bir kişi de tüm hayatını Allah’a adar ve Allah’ın sınırlarını koruma konusunda çok hassas davranır. Şeytanın ve nefsinin istek ve arzularını ilah edinmekten şiddetle kaçınır.

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Kategoriler
İslam Dini

Aklın Temelinde Allah Korkusu Vardır

İnsanda bulunan her güzelliğin kaynağı Allah korkusudur. Allah’tan korkan bir insan, fedakardır, sevecendir, cesurdur, itidallidir, yalan söylemez, vefalıdır, sadıktır, helale harama dikkat eder, zekidir ve sadece Allah’tan korkanlara has bir özellik olarak akıllıdır. Bir insanı insan yapan en önemli özellik olan akıl, sadece Allah’tan çok korkan müminlere verilir. Bir insan çok zeki olabilir ama Allah korkusu yoksa akıllı değildir. Allah sadece Kendisi’nden korkanlara akıl, anlayış ve feraset verdiğini Enfal Suresi’nde şöyle bildirir:

“”Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

Yani bir insan, Allah’tan gerektiği gibi korkup samimi iman ederse bu büyük nimete sahip olabilir. Çünkü sadece samimi iman sayesinde insan akıl sahibi olabilir. İmanın kazandırdığı bu güzellik insanın tüm hayatını da kapsar. Bu nimete sahip olan bir insan, sadece Allah’ın vicdanına ilham ettiğine uygun yaşantısını sürdürür. Allah’ın doğru ve akıllıca olan ilhamını yani vicdanını dinler. Allah’ın ilhamına uygun hareket eder. Nefsinin hoşuna gidecek davranışlardan sakınır. Nefsine uyarsa, Allah’ın gazabına uğrayacağını bilir ve bundan şiddetle sakınır, sadece Allah rızası için yaşar.

Kendisine sadece Kur’an’ı Kerim’i rehber edindiği için yanlış öğrendiği tüm bilgilerden arınarak açık bir şuur sahibi olur. Yaratılış amacının yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğunun bilincinde olarak, berrak bir akılla, bu amaca uygun yaşar. Dünya hayatının bir gün son bulacağını ve Rabbi’nin huzuruna çıkarak hesap vereceğini hiç unutmadan, sonsuz hayatında, sonsuz mutluluğu yaşamak için çabalar.

Bu nimetten yoksun olan insanlar ise,  akılsız kimselerdir. Bu insanlar, sadece cahiliye toplumunun kurallarını benimserler. Bundan dolayı çok zor bir hayatları vardır. Allah rızası yerine insanların rızasını gözetirler. Ahiretteki sonsuz yurtlarını düşünmeden sadece dünya hayatı için çabalarlar. Para kazanmak, iyi bir okulda okumak, makam-mevki sahibi olmak o kişinin tek amacıdır. Ama bu isteklerinin ahiretine bir faydası olup olmayacağını hiç bir zaman düşünemez. Çünkü samimi iman edip, gerektiği gibi Allah’tan korkmadığı için aklı kapanmıştır. Allah’tan bir bela olarak, basireti, feraseti kapalıdır. Bencil, egoist, acımasız, sevgisiz, menfaatleriyle çatıştığında her türlü kötülüğü yapabilecek bir insan olarak yaşamını sürdürür. Çok zeki de olabilir fakat zekası ahireti için ona bir fayda sağlamamaktadır.

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

Ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi kimi insanlar, dünya hayatının bir oyun ve oyalanma yeri olduğunun farkında olmadan boş bir amaç için uğraşıp dururlar. Ve içinde bulundukları durumun farkında olmadan, kendileri gibi olan insanların akıllı olduğunu düşünürler. Yüce Rabbimiz ise bir başka ayetinde bu kişilerin durumundan şöyle bahsetmektedir;

Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)

Yine bu kişiler, Allah’tan bir bela olarak,  Kur’an’ı Kerim’i de okuyup kavrayamazlar. Çünkü Allah’a karşı büyüklüğe kapılıp, Allah’tan gerektiği gibi korkmadıkları için kalpleri ve anlayışları Allah tarafından mühürlüdür. Ayetlerde de bu kişilerin, kalplerinin, gözlerinin, kulaklarının mühürlü olduğu açıkça anlatılır.

Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi ‘apaçık-belgeyi’ görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: “Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir” derler. (Enam Suresi, 25

Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)

Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini “bir ve tek” (İlah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 45-46)

Aklın tek sahibi Allah’tır. Rabbimiz ,sonsuz akıl sahibidir. Allah’tan bir nimet olan bu güzelliğe de sadece derin Allah korkusu olanlar sahip olabilirler. Akıl sahibi bir insan, canlı ya da cansız yaratılan her şeyde Rabbimiz’in aklını ve sanatını görüp, kendi acizliğinin farkına varır. Her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu kavrayıp, Rabbi’ne teslim olur.

 “… Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 32)

Kategoriler
İslam Dini

Nefis Daima Kötülüğü Emreder

Yüce Rabbimiz Allah, Kuran’ı Kerim’de birçok ayetle nefsimizin bizi daima kötülüğe çağıracağını bildirmiştir. Nefis insana hem her türlü kötülüğü hem de ondan sakınmayı ilham eder.

Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene; sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (Şems Suresi, 8)

Ayetten de anlaşıldığı gibi nefsimiz bize sınır tanımadan günah ve kötülüğü emrettiği gibi vicdanımız da günah ve kötülükten sakınmayı ilham eder. Böyle bir durumda insana düşen Allah’ın vicdanına ilham ettiğine göre hareket etmektir. Allah’ın hoşnutluğunu, sevgisini kazanmaya hangisinin uygun olduğunu anlamak da hiç zor değildir. Kişi Allah’a karşı son derece samimi olursa hangisinin en doğru olacağı konusunda hiç tereddüt etmez.

Allah’ı dürüstçe ve samimi seven insan hayatının her anında en dürüst hareketin hangisi olduğunu bilir. Nefsini tatmin etmeye değil aksine ezmeye çalışır. Her şeyde Allah’ın rızasını arar. Kur’an’ı Kerim’i samimi olarak okuyan bir kişi, Cenab-ı Allah’ın Kur’an’da yaptığı birçok uyarının, nefsin terbiyesi için olduğunu anlayacaktır. Allah, Kendisi’nden gerektiği gibi korkmamızı emreder çünkü nefislerine uyanların sonunun hüsran olacağını da bizlere bildirmektedir.

…Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (6/12)

Dediler ki: “Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” (7/23)

İnsan acz içinde olan bir varlıktır. Yemek yemeden, uyumadan, temizlenmeden yaşayamaz. En ufak bir virüs hastalanmasına hatta ölmesine sebep olabilir. Bunu çok derin düşünen bir insan, asla Allah’a karşı büyüklenerek nefsine uyamaz. İçi korkuyla titreyerek Rabbine teslim olur. Her an Allah’a muhtaç olduğunun bilincinde olur. Peygamberimiz Efendimiz (s.av)’de “Allah’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar dahi beni nefsimle baş başa bırakma!” diye Rabbimize dua etmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) böyle derin bir korkuyla Allah’tan korkup, O’na sığınmıştır. Bizim de nefsimizi terbiye etme konusunda Peygamberimiz (s.a.v)’i örnek almamız gerekir.

Bediüzzaman Hazretleri de Risale’ler de hep nefsine seslenmiştir. “Ey nefs-i emmarem! Sana tabi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş. Ben ancak ve ancak beni yaratıp şems ve kameri ve arzı bana musahhar eden Fatır-ı hakim-ı Zülcelal’e abd olurum” (Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1994, s. 94)

Kısacası nefis, insanın en büyük ve en tehlikeli düşmanıdır. İnsan bu tehlikeli düşmanına karşı imanını daima diri tutmalıdır. Bunun için de Kuran-ı Kerim’i rehber edinip, iman hakikatlerini öğrenerek Allah korkusunu arttırmalıdır.

Kategoriler
İslam Dini

Ahiret İçin Hazırlık Yapıyor muyuz?

İnsanlar arasında ölüm hakkındaki genel kanı, ‘yok oluş’ veya ‘son’ dur. Oysaki ölüm, tam aksine, insanın ebedi hayatının başlangıcıdır. Yok olacak olan, sadece insanın bedenidir, ruhu sonsuza kadar yaşayacaktır. Bedenimiz sadece bu dünya için yaratılmıştır. Ahirette yepyeni bir yaratılışla yaratılacağımızı Allah, Kur’an’da bildirmektedir. Ama imtihanın bir gereği olarak yeryüzü üzerindeki tüm canlılar ölümlüdür.

Allah dünyanın bağlanılacak bir yer olmadığını anlamamız için, ölümü yaratmıştır. Her gün ölüm haberlerini televizyonlardan, radyolardan mutlaka duyarız. Ya da kendimiz birinin ölümüne şahit olabiliriz. Allah ölümü, bize sürekli hatırlatır, vakti geldiğinde ölümün bizi de bulacağını ve hesap vermek için Rabbimiz’in huzuruna çıkacağımızı unutmamamız için. Ama insan dünya hayatıyla, yaşam mücadelesiyle o kadar meşguldür ki, o an için biraz durup düşünür ama sonra ölümü unutarak, kaldığı yerden devam eder. Ya da bazı insanlar ölümü akıllarına dahi getirmek istemezler; konusu açıldığında hemen konuyu değiştirerek, rahatsız olduklarını belli ederler. Çünkü ölümün bir yok oluş olduğunu düşündükleri için bu, onları rahatsız eden bir konudur. Halbuki her an, geçen her saniye, ölüm her insana yaklaşmaktadır. Fakat insan derin bir gaflette olduğu için sanki hiç ölmeyecekmiş gibi hayatını yaşamaya devam eder.

“İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.”(Enbiya Suresi- 1)

Aslında ölümü düşünmek insanı derinleştirir, Allah korkusunu artırır, bu dünyada bulunma amacını daha iyi anlamasına vesile olur. Rabbimiz bu dünyayı imtihan için yaratmıştır. Bazı insanlar “dünyaya bir kere gelinir, bu yüzden hayatı doya doya yaşamak gerekir” düşüncesiyle ahireti hiç düşünmeden yaşamlarını sürdürmek isterler. Allah ise, burasının bir imtihan yeri olduğunu, insanları denemek için dünyayı yarattığını ve asıl hayatımızın ahiret olduğunu Kur’an’da birçok ayette bildirmiştir.

Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)

Allah herkesi kaderinde çeşitli olaylarla imtihan eder. İnsan bazen “acaba hayatımda hangi olaylar beni bekliyor” diye düşünür. Fakat ne tür olaylarla karşılaşacağını bilemez. Hayatı boyunca nasıl imtihanlarla deneneceğini bilemez. Ama kesin olan bir gerçek vardır ki, her insan bir gün öleceğini bilir. Ölüm, bu kadar net bir gerçek olduğu halde, insan ölüm ve ölümden sonraki hayatı için endişe duyacağı yerde, dünya hayatı için endişeler duyar. Öğrenci ise, “acaba sınavı kazanabilecek miyim”, borcu ya da alacağı varsa “acaba borcumu ödeyebilecek miyim ya da paramı tahsil edebilecek miyim”, “acaba istediğim kişiyle evlenebilecek miyim, acaba zengin olabilecek miyim, istediğim işte çalışabilecek miyim…” Bu tarz soru ve düşüncelerle hayatını geçirir. Elbette bu konular insanın hayatını devam ettirebilmesi için düşünmesi gereken konulardır. Ama insanın sadece bu dünyadaki hayatını düşünerek yaşamını sürmesi çok yanlıştır.

Bediüzzaman Said Nursi de bu konuyu çok güzel bir izahla özetlemiştir. “Bu ömürden sonra sırf ahireti düşünmek lazım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekatü’l – ömrü ömr-ü Sani yolunda sarf eyle.” (Divan-ı Harb-i Örfi) Yani insan, tüm hayatı boyunca ahiretini düşünerek yaşamalıdır. Sadece Rabbimiz’in hoşnutluğunu düşünerek, ömrünü Allah yolunda sarfetmelidir. Karşımıza çıkabilecek muhtemel olaylar için hazırlık yaptığımız gibi, ölüm ve sonrasındaki sonsuz hayatımız için de hazırlık yapmalıyız. Sorgulanacağımız Kur’an’ı Kerim’ i gereği gibi okuyup. Rabbimiz’in sınırlarını gözetmeliyiz. Zaten tüm hayatını ahiretini düşünerek, Allah rızası için yaşayan bir insan dünyada huzur ve mutluluk bulur.

Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları Kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur. (Casiye Suresi, 30) 

Kategoriler
İslam Dini

Ölüm Herkese Yakışır

Şiirimsi bir yazısının sonunda şöyle diyor dün aramızdan ayrılan Müşfik Kenter:

“Ölünce ne diyecekler?*

Muhtemelen, “ölüm sana yakışmadı”.

Normal tabi, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler”

Birçok insan ölümü görünce isyan eder. Yakını ölür, “zamansız öldü”, “içimde yaşıyor” der. Kaderi mi biliyor ki zamansız olsun ölüm? Ruh ve beden daha önce de ayrıydı, şimdi ayrılınca neden garip olsun? Ölümün geleceğini biliyorken kabullenemez ölümü, “hak etmedi, yakışmadı” der. Oysa felaketler, deprem, sel, ölüm hepsi haktır; çünkü Hak’tan gelir.

Dünya, yalnızca insanların sınanması ve olgunlaşması için yaratılmış geçici bir mekandır. Gerçek ve sonsuz yaşam ahirettedir. Ölüm ise insanın dünya hırsını ortadan kaldıran kesin bir delildir. Ölüm, insanları çok etkilediğinden, kişiyi terbiye eden ve ahlakını düzenleyen en önemli nedenlerdendir. Mümin için Allah’a kavuşma ve cennete açılan bir kapı olan ölüm, bu açıdan bir nimettir.

İnsan hayatındaki tek kesin gerçek olan ölümü unutmak, düşülebilecek en büyük gafletlerden biridir. Her insan, kendisi için belirlenmiş vakitte ve belirlenmiş şekilde mutlaka ölümü tadacak, asla kendisinden uzaklaştırmaya güç yetiremeyecektir:

De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cum’a  Suresi, 8)

 

Bediüzzaman, ölümü şu sözlerle hatırlatır:

“…Dünya durmuyor gidiyor. İnsan da beraberinde gidiyor. Sen de yolcusun. Bak ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulu etmiştir(doğmuştur). Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye (vatan edinmeye) niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza(bununla beraber), ebedi ömrün(sonsuz yaşamın) önündedir. O ömrü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır.Senin o ömr-ü bakiden(sonsuz yaşamdan) hiç haberin yok. Ölüm sekeratı (ölüm hali, ölüm anı) uyandırmadan evvel uyan!” (Mesnevi-i Nuriye)

Çok açıktır ki, insanların taşıdıkları hiçbir özellik onları ölümden koruyamaz. Genç ya da yaşlı, hasta ya da sağlıklı, yoksul ya da varlıklı, herkes ölüme aynı yakınlıktadır. Bütün bunlar toplumda çok iyi bilindiği halde, yine de insanlar ölümden pek söz etmezler, bu konuda düşünmezler. Ölümü ellerinden geldiğince unutmaya çalışarak bu gerçeği göz ardı eder, konusunu açıldığında, “ağzından yel alsın”, “Allah korusun” diyerek hemen sözü değiştirirler.

Oysa ölümden söz etmek ve her an ölecekmiş gibi hareket etmek, -çoğu insanın düşündüğünün aksine- insanı bunalıma sürüklemez; son derece akıllı olmasını, derin düşünmesini ve beyninin çok güçlü olmasını sağlar. Allah’ı çok düşünmek Allah’tan çok korkmak, ölümü her an bilmek, insanın çok dengeli, tutarlı, teveküllü ve güzel huylu olmasını sağlar. Hiç bir şeyden öfkelenmez, hiç bir şeyden korkmaz, içine tam bir huzur gelir, aklı açılır aydınlanır, her sözü güzel olur, hikmetli konuşur, Allah ona basiret, feraset ve fiziksel güzellik verir. Bu Rabbimizin bir sırrıdır. Yani her güzel şey, bir zorluk duvarının ardına saklanmıştır.

Dolayısıyla kişinin ölümden söz etmemesi, göz ardı etmesi yalnızca kendini kandırmasıdır. Düşünülmese de, unutulmaya çalışılsa da bu kaçınılmaz olaylar, mutlaka eksiksizce yaşanacaktır:

Rabb’imiz,  Kuran’ın birçok ayetiyle iman edenleri “dikkatli olmaya” çağırır. Ölümün kesin bir gerçek olduğunu her an hatırda tutmak, ancak tam olarak açık bir şuurla mümkün olabilir. Ölüm her an, her yerde, her şekilde gelebilir. Alınan nefesin geri verilebileceğinin garantisi yoktur. Bu yüzden her an ölecekmiş gibi davranmalıdır. Ölümü sık düşünmek insanın şuurunu açar; insan o zaman hayatına Kur’an penceresinden bakar, Rabb’inin sınırlarını ihlal etmeden yaşar. Dünya imtihan mekânıdır ve “…Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Enbiya Suresi, 35)

Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)

 

 

Fuat Türker

Kategoriler
Dini videolar

Her Şey O’na Döndürülür! [İnsanın Yaratılışı ve Hayatına Dair Muhteşem Video]

Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır ve (bütün) işler Allah’a döndürülür. (Ali İmran Suresi, 109)

Sonsuz güç sahibi Yüce Allah tarafından muhteşem denge ve sistemlerle var edilen evrende, Dünya çok küçük bir yer tutmasına karşın büyük amaçlarla yaratılmıştır. Genç-yaşlı, zengin-yoksul, güçlü-güçsüz her insan, sınırlarını kavrayamadığımız evrendeki milyarlarca gezegenden birinde tanımlanamayacak kadar küçük bir yerde yaşar. İnsanın yaşamı imtihan üzerine kurulmuştur; ölümle imtihan sona erecektir ve kimse imtihanının ne zaman son bulacağını bilemez. 

Kusursuz bir düzenle yaratılan yaşam, Allah’ın belirlediği vakitte tüm düzeniyle birlikte sona erecek ve her şey Rabb’ine döndürülecektir. Bu konuda hazırlanmış muhteşem bir video önermek istiyorum. Videoyu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. Lütfen sesli izleyin. Müzik: Black Diamond -Yoshiki & American Symphony Orchestra