Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular Türkiye üzerine

SORUNLAR ŞİDDETLE ÇÖZÜLMEZ

Dünya tarihine baktığımızda çok fazla savaş,ihtilal,baskınlar,harekatlar,katliamlar görürüz. Sadece I. ve II. Dünya savaşlarında 300 milyondan fazla insan öldürülmüş. Milyonlarcası da sakat kalmıştır. Bu savaşların kökenine baktığımızda, çeşitli ideolojilerin baskın ve üstün olma isteğini görüyoruz. Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atması, Hitler’in milyonlarca yahudiyi öldürmesi de kanın ve şiddetin dünyada ne kadar yaygın olduğunun bir

Günümüze baktığımızda ise; ABD, Ortadoğuda bir çeşit baskı sistemi kurma gayretinde.Bazı ülkeleri işgal ediyor, gerektiğinde giriyor,bombalıyor ve savaşlar çıkartıyor. Bunun arka planında da Ortadoğu’daki bağnaz ve radikal grupların oluşturduğu tehlikeleri ortadan kaldırma gayretinde olduklarını görüyoruz. ABD, yıllardır bunu yapıyor. Vietnam’da, Japonya’da, Irak’ta milyonlarca ton bomba atıldı. Milyarlarca mermi atıldı. Binlerce askerleri öldü. Milyonlarca masum, sivil, yaşlı, kadın ve çocuk şehit oldular. Hiçbir zaman çözümü şiddetle sağlayamadı. Sağlayamaz da.

Fikri mücadeleyi hiçbir zaman düşünmedi Amerika. Karşındaki idelojinin yanlışlığını anlatmadı. Hep yıkma bombalama düşüncesinde oldu. Doğru fikri doğru düşünceyi broşür yapıp bomba yerine atılabilir mesela. Televizyonlarda ilmi yayınlar yapılabilir gazete ve sosyal medyada şefkat temelli bir yaklaşımda bulunulabilir. İnsanları yok etmeye değil ıslah etmeye yanaşmalı. Nefretin yerine sevginin şefkatin merhametin tesis edilmesi için mücadele etmeli. Amerika, büyük ülke olduğunu ancak bu şekilde tüm dünyaya gösterebilir. Ki örnek alınabilecek bir ülke olsun. Şu anda dünyanın gözünde katil bir ülke pozisyonunda. Bunu artık değiştirmeli.

Aynı şekilde Türkiye’de pkk’ya karşı yıllarca mücadele etti. On binlerce şehit verdik. Ama asla  fikri bir mücadele denenmedi. Aklın yolu birdir denir. Aklın yolu, Kuran’da anlatılan ve imanla birlikte gelen akıldır. Komünist ideolojiye sahip pkk’ya karşı topla, tüfekle hiçbir zaman çözüm sağlanamaz. Bilakis gelişir. Şu anda olan da budur. Pkk, yıllar geçtikçe daha da gelişmiştir. O halde bu yöntem bırakılmalı. Pkk’nın savunduğu komünist ideolojiye anti komünist fikri,ilmi ve bilimsel telkinle yaklaşılmalıdır. Devletin televizyonlarından bu şekilde bir propaganda yapılsa çok kısa sürede büyük neticeler alınabilir. Ayrıca komünizmin dayandığı darwinizm hala daha okullarda çocuklarımıza anlatılıyor. Bunun bir an önce kaldırılması gerekiyor. Kendi elimizle yıkım yapamayız.Türkiye için önümüzdeki yıllar çok güzel olacak inşaAllah. Bunu öngörmek hiçte zor değil.

“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Yunus Suresi, 25)

 

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
Aile bağları Dünya ülkeleri İslam Dini Şair şiir edebiyat Toplumsal Konular Yazar

”SUS”

Ben sana seni soruyorum ”nasılsın”?
Sen,,,, İstanbul iy\i diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Sen bol ışıklı hala yarım kaldırımlar da var diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kar yağışı çok ama herşeyi örtemedi diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kölesi olacağım” bir harf öğreteni ”bulamadım diyorsun
… … Ben sana seni soruyorum,
Boğazda pek yeşillik kalmadı, taşları duvarları arttı diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Cahil alimler her yerde;kabus gibi çöküyorlar üstümüze diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Yokluk yoksulluk, varlığın içinde göz göz oluk diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kur-an bir yükseğe asılmış, dantelli örtüye sarılmış
Ben sana seni soruyorum,
Din,, hürmet gelenek ipiyle asılmış,diyorsun.
Şah damarım tıkanmış, herkes çoook iyi de işte,
Sular çok soğuk” abdest” şeytan tekkesine atılmış diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Ölenlerime üç yaptım, yedi kattım, kırk dağıttım
Ellisinde son ağıtım, altmışında unuttum diyorsun,
Ben sana seni soruyorum,
Filistin , Pakistan,Endonezya, Keşmir, Patani, çok kirli
Oysa ben,, daha kapımın önünü bile süpüremedim diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
İki dirhem bir çekirdek aile,vize cıkartmış odadan odaya Yabancılaşma boy boy diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Üç değil beş maymunum la mutlu mesud ve bahtiyarım
Gülmek isterken herkez, ben ağlıyamıyorum diyorsun.
Ben sana diyecektim ki ,,,SENİ…
-Sus ebediyen sus..
Küf kokmuş bedenimdeki kulak denilen uzvum,
İnsan sıfatı gibi görünen yüzüm,
Çağa satılmış beş para etmez ruhum var\ken benim
SUS DİYORUM SUS..

SVD

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Hayat üzerine Öylesin Esti Yazar

Yuvarlanmaya Geldim Dünyaya

Sıradan bir emre günüydü işte, yuvarlanmak sanatını en iyi icra edenlerdenim bu dünyada, bu konuda bana “usta” diyeceklere asla mütevazılık yapmam çünkü öyleyim yuvarlanmaya geldim dünyaya…

Bu dünya bir pencere ve benim pencerelerim de epeyce çok bu evde. Bugün miladi takvimciler için yeni bir yıl ve yeni umutlar eşliğinde mutluluk paslaşmaları… Her ne kadar aslı hicri takvime uymak zorunda olması gereken bir toplum olsak da 11 günlük ilave ile çakma miladiciler olarak bugünü benim de öyle ve ya böyle bir şekilde girmem gerekiyor. “Nasıl girersen öyle çıkarsın” batıl inancına da sadık kalarak hem de; her ne kadar kutlamak sayılmamış olsa da benimkisi, bundan kime ne! Benim miladım bana özel değil mi? Sanki konuşuyormuşum diye yazdığım için eleştiren edebiyatçılara Kazım Koyuncudan “uyy aha” melodisini armağan ediyorum, eğlenmek için yazıyorum ama saygımızda askıda asılı değil hani…

Ne zaman evden çıksam, sokaklar, caddeler arasında kayboluyor umutlarım. Oysa biliyorum ki herkes arayışlarını temin etmek için, beklentilerine cevap bulmak için sokaklarda. Oldum olası kalbimle aram pekiyi olmadı, ruhuna öküz yaşıyorum diyebilirim. Bu durumda geldiğim nokta ile gideceğim nokta hiç paralellik göstermeyecek.

Yalnız yaşayanın hayallerinin de yalnız ve yanlış olması kadar doğal bir şey yok hayatta. Ya şarkılara sığınırsın ya kitaplara ya da bilmem ki alternatifi olanlar vardır parayla eşdeğer düşecek. Höşmerim severim ben Balıkesir de çocukluğumun geçmesinden olsa gerek. Bulması yapmasından zor bir tatlı gibi görünse de bir bölgenin en kültürel damak tatlarından biri işte. Bu tatlı nerden çıktı diyenlere şu an yiyorum da ondan. Aslında bir özeleştiri yapacaktım ben İzmit için. Bu şehrin griye kaçan bir yüzü var. Ne siyah ne beyaz hep ortada kalmış bir hali var işte, kargalarla-martıların aynı gökyüzünde uçmasından mıdır bilemiyorum artık. Aslında biraz seviyorum bu şehri ama kitapçılarını asla, buradan beni okuyanı var mıdır bilmiyorum ama hep okunmaması gereken edebiyattan uzak kitapları getirmekle küfrümün merkezine oturmaktalar.” Neyse sözlerimi bileyip keskinleştirmektense taşa vurup köreltmeyi tercih ediyorum artık!”

Olmadı. Alamadık istediğimiz kitapları, bari yakın bir dostumuzu görelim dedik. Sohbetiyle ülke sorunlarından, iş-aş-aşk üçlemesine kadar yüzeysel desem de onunla asla derinden yüzeye çıkamayan iki denizaltı gibi kaybolduk sohbette, içtikçe çayı insanlığımıza dostluğumuzu bir kez daha çiviledik. Ondan sonrası da var bu işin yalnız kalmak ve bir aitlik eki gibi “sadece ben olmak” gibi bir şey işte! Ev mi dışarısı mı ikilemesinin ardından içki içtiğimden ya da çok eğlendiğimden değil ama barda buldum kendimi her ne kadar öncesinde damsız girilmiyor kibarca yaklaşımı olsa da bir şekilde bunu da aşarak, çakma damımızla girdik vesselam… Tanımadığım bayan arkadaşa da usta oyunculuğundan ötürü minnettarlığımı gönderiyorum buradan, sayemde bedavaya girdi ya neyse…

“Gücüm olsa tüm tabularımı yıkardım hayatta
Elimde taş gibi olsaydı cesaretim
Belki bu kadar içime ait olmazdım
Keşif haritamı elbette verirdim birine
Ama öyle bir boşluk var ki içimde
Milyonlarca sebep yine de yalnızlığıma ortak olamayacak hiç!”

Ev mi dışarı mı ikileminin zaferi dışarının da mağlup olacağı an geldiğinde yorgun olan bedenimi annem ve babamla dinlendirmek huzurla eşdeğerdi. Hayatı en basitinden yaşayan biri olarak hayatta ki önceliğinizin “daha az kalp kırmak ve daha az hak yemek” üzerine kurmanızı sadece bir insan olarak önerdikten sonra uyumakla bedenime hediye vermek durumundayım. Hediyesini ısrarla bekleyen bedenime daha fazla direnemeyeceğimi otuz yıldır iyi biliyorum çünkü o da bana yarın yeni bir gün armağan edecek… Şimdilik eyvallah dostlarım!

Çakma miladı takvimcilerden biri olarak hoş kalasınız hep!

Emre Onbey (sizden biri/belki sen)

Kategoriler
İslam Dini Toplumsal Konular

Dürüstlükte Kararlı Olmak

Koşullar ne olursa olsun, zarar göreceğimizi bilsek de doğru sözden, adaletli davranmaktan vazgeçer miyiz? Hepimiz bu soruyu kendimize soralım…

Çok büyük bir hata yapmış olabilirsiniz. İşlediğiniz hatanın açığa çıkmasından ya da birilerinin zarar görmesinden çekinerek içinde bulunduğunuz zor durumdan ufak bir yalanla kurtulmayı mı düşünürsünüz yoksa dürüstlükten ve adaletten ayrılmamayı mı?

Allah’a olan bağlılığımız ve O’ndan ne kadar sakındığımız, böyle bir durumda göstereceğimiz ahlakla ortaya çıkar. Ceza almaktan ya da zarar görmekten korkarak yalana başvurmak ancak imanı zayıf ve Allah korkusu noksan olan insanların yapacağı davranışlardır. Dünyevi çıkarı için ahiret hayatını ateşe atan bir insan kolaylıkla yalan söyler ve bu yalanını yeminle destekler. Korku ve endişe, insanı sağlıklı düşünmekten alıkoyar ve cennet ve cehennemin varlığını unutturarak sadece o anı kurtarmaya yöneltir.

‘Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar… İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.’ (Ali İmran Suresi, 77)

Bugün mahkemelerde görülen davalara şöyle bir bakarsak tarafların farklı iddialarda bulunduklarına şahit oluruz. İki ayrı iddia demek bir tarafın mutlak yalan söylediği anlamına gelir. Bu kadar kolay yalan söyleyebilen milyonlarca insanın var olması oldukça ürkütücü bir durumdur aslında. Bu karaktere sahip insanlarla aynı iş yerini, aynı evi ya da ortamı paylaştığımızı düşünelim. Böyle bir ortamda güven, bağlılık, sadakat gibi, ilişkilerde olması gereken güzelliklerin asla gerçekleşemeyeceği ortadadır.

Allah korkusuna sahip imanlı bir insana, ‘yalan’ın kelimesi bile çok uzaktır. Her ne koşulda olursa olsun asla adaletten ve doğru sözden ayrılmaz. ‘Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.’ (Nisa Suresi, 135) ayetinde bildirildiği gibi sevdikleri aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutar ve asla yalan söylemez.

İmanlı insan yalan ve iftira ile zarara uğramaktan korkmaz. Çünkü Allah’ın mutlaka yalancıların kurdukları tuzakları ayaklarına dolayacaklarına inanır. Adaletin yerini bulacağından emindirler. ‘Gerçekten Allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır.’ (Enfal Suresi, 18)

Menfaati için yalan konuşabilen insan aynı zamanda ikiyüzlü ve riyakardır. Dostluğu ve sadakati asla gerçek değildir. Bu yapıda olan insandan her türlü zarar beklenebilir. Ancak Allah’ın adaleti mutlaka tecelli edecek ve bu dünyada ve ahirette yaptıklarının karşılığını bulacaklardır. Zararımıza dahi olsa asla güzel ahlaktan vazgeçmeyelim. Bizim asıl kazancımız Allah’ın rızasıdır. Bu, kazançların en güzelidir.

 ‘Allah’ın rızasına uyan kişi, Allah’tan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır o.’ (Ali İmran Suresi, 162)

Altuğ Öztürk

 

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Hayatı Iskalamak

 Şu çok kullanılan “hayatı ıskalamak” sözü sizin için ne anlama geliyor?.. Kuşkusuz birçok insanın bu konudaki görüşü farklı olmalı.

 

Kimi için hayatı ıskalamak bugüne kadar erteledikleri, korku ve endişeleri yüzünden doya doya yaşayamadıkları, ardında bıraktıkları ve keşkeleridir. Kalan hayatını pişmanlıkla, başta kendisine ve çevresine karşı öfke içinde sürdürmektir.

Kimi için hayatı ıskalamak yapılması gereken şeyler, görülmesi gereken yerler, okunması gereken kitaplar, yapılması gereken işler, izlenmesi gereken filmler varken birçoğunu yapamamaktır.

Kimi için hayatı ıskalamak yaşamının amacı olarak gördüğü, ulaşmak için çabaladığı ve sonunda sahip olduğu şeylerin kendisine birşey katmadığı gerçeğini görmek, hayal kırıklığı içinde vaktini boşa geçirdiğini düşünmektir.

Kimi için hayatı ıskalamak yapamadıklarının yapabildiklerinden çok fazla olması yüzünden kendince hayata teğet geçmiş olmaktır.

Kimi için hayatı ıskalamak “ben asla madde için yaşamam” dedikten sonra yalnızca duygularıyla hareket edip, nefsinin bencil tutkularının tutsağı olmak. Bu yüzden de gerçek mutluluğu asla yakalayamamaktır.

Kimi için ise hala geçmişte takılıp kaldığı için yaşadığı günün değerini bilememektir. Ya da kendi için değil hep başkaları için yaşamış olmaktır.

 

İnsan, hayatı ıskalamamak adına sayısız da çözüm üretir. Ölümü hatırlamak ama hayata daha sıkı tutunmak için bunu yapmak ya da yalnızca günü yaşamak gibi sayısız anlamsız çözüm.

 Allah’tan yüz çevirerek yaşamış yaşlı bir insana neler yaşadığını sorsak, o da hayatı nasıl ıskaladığını anlatacaktır. Muhtemelen alacağımız cevap, “bunca yıl yaşadım ama hiçbir şey anlamadım. Ailem için yaşadım, para kazanmak, onlara birşeyler bırakabilmek için yıllarca çalıştım. Ancak artık çok yaşlandım, dünyadan birşey anlamadan ölüp gideceğim. Sonra da her şey bitecek…”

Bu kişinin düşüncesi gerçekte doğrudur; hayatı ıskalamıştır ancak asıl ıskaladığı sonsuz ahiret hayatıdır. Düşündüğünün aksine ölüm hiçbir şeyi bitirmeyecektir. “Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi.” (Hakka Suresi, 27) dese de, ölümle her şey yeni başlayacaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Şüphesiz ki Allah Teala ahirete ait bir amel karşılığında dünyalık verir; fakat dünyalık bir amel karşılığında ahireti vermez!” (Suyuti, Münavi)

Samimi inanan insan, dünya hayatına dair beklentilerini gerçekleştirme konusundan çok, sonsuz yaşamında nimetleri kazanabilecek bir ahlaka sahip olma konusunda dikkatlidir.

İmanı kalbine yerleştirmiş insana Allah, hem dünyanın hem de ahiretin tüm güzelliklerini bahşeder. Kalben, ruhen ve bedenen Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olması karşılığında insan her an mutluluğu ve güzelliği yaşar.

Allah müminlere güzel bir hayat yaşatacağını vaat eder. O güzel hayat, “doya doya tadını çıkararak’ zevk içinde geçirilen bir hayat değildir; mümin için güzel hayat Rabb’inin rızası için çalışarak ve sonsuz yaşamına hazırlanarak sürdürdüğü lezzet ve huzur dolu hayattır.

İnsan, gerçek hayatın ahirette olduğunun ve sonsuz hayatı için hazırlanması gerektiğinin bilincinde değilse, imani yönden ilerlemeye ve ahlakını güzelleştirmeye çalışmıyor, durumunu değiştirmiyorsa, hayatını gerçekten ıskalamıştır. Şunu unutmayalım; dünya hayatımızı ıskalayabiliriz ama ölümü asla ıskalayamayız!..

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Pişmanlıklardan Nasıl Ders Çıkarabiliriz?

Şu anda karşınızda bir anda ölüm meleklerini görseniz; yaşadığınız yılların hesabını verebilecek misiniz?
Şu ana kadar Allah’ın rızasını kazanabilmek için neler yaptınız?
Allah’ın sınırlarını koruma konusunda yeterince dikkatli oldunuz mu?
Bu sorulara samimiyetle yanıt vermeye çalışın. Belki tümüne vereceğiniz cevaplar olumsuz olabilir. Ancak şu anda Allah’tan bağışlanma dileyip, tevbe edebilir ve hayatınızı Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayarak yaşamaya karar verebilirsiniz.
Yüce Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir ve insanları iyiliklere ulaştıracak fırsatlar yaratır. Dünya hayatı da sonsuz mutluluğa ulaşabilmek için Allah’ın yarattığı çok önemli bir fırsattır. Bu fırsatı göz ardı eden kişiler, ahiretteki sonsuz azabı gördüklerinde, dünyada verilen fırsatları değerlendirmemenin ve Allah’tan uzak yaşamanın pişmanlığını yaşayacaklardır.
Allah, dünyadaki yaşamları süresince de insanlara zaman zaman pişmanlıklar yaşatır. Kaçınılmaz son gelmeden düşünmeleri ve doğruyu görmeleri için hatırlatmalarda bulunur, pişmanlık duygusunu onlara tattırır. Dahası pişmanlık duyan kişilere, hatalarını düzeltebilecekleri bir süre de verir. Sonsuz merhametiyle Allah, kuluna, henüz yaşıyorken tevbe etme ve yaşamını Allah’ın rızası üzerine kurma olanağını da tanır.
Dünyada yaşanan pişmanlık duygusu, Rabb’inin insana tanıdığı çok önemli bir fırsattır. Hatasının ardından pişmanlık yaşayan ve Kendisine gönülden yönelen kulunu Rabb’i, sonsuz kurtuluşa ulaştırır. Tanınan bu fırsatları göz ardı etmenin sonu ise, Allah’ın dilemesiyle sonsuz pişmanlık olacaktır.
“Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (Kendisi’ne) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır” (İsra Suresi, 25) ayetiyle Allah’ın kuluna olan yakınlığı haber verilir. Rabb’i kulunun samimi olup olmadığını bilir ve Kendisine gönülden yönelen kulunu bağışlar.
İnsan, her geçen saniye yaşamın kaçınılmaz gerçeği olan ölüme yaklaşır. Ölümden asla kaçış yoktur; her an gelip insanı bulabilir. Bu nedenle ölüm, hesap verme anı ve dönüşü imkansız pişmanlıklar derin düşünülmelidir. İnsan bu konularda düşünürse ders çıkarır, hataları nedeniyle pişmanlık duyar, kesin bir tevbe ile tevbe eder. Yitirilecek tek bir an bile olmayabilir…
Yüce Allah kullarını bağışlayan ve esirgeyen, tevbeleri kabul eden, yasaklanan büyük günahlardan kaçınan kullarının kusurlarını örten, yapılan iyiliğin karşılığını on katı olarak veren, günahları iyiliklere çevirendir.
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Furkan Suresi, 70)
Ve Rahman olan Allah, Kendi yolunda çaba gösteren iman sahibi kullarının salih amellerinin karşılığını ise katından en güzel şekilde ödüllendirecektir.
Sizin yanınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)
Bu en önemli kurtuluş müjdesidir. Dünyadaki hatalarımız sonucu yaşadığımız her pişmanlık, bize ahiret pişmanlığını hatırlatsın. Umulur ki bu; daha dikkatli olmamızı sağlayacaktır.

İyi Ramazanlar… İyi Bayramlar…

Kategoriler
Dünya ülkeleri Güncel Haberler Günlük hayat Ivır Zıvır

FIFA 2010 Dünya Kupası Sonuçlarını Google ile takip edin!

Herkesi bi fifa 2010 dunya kupasi sarmis, googlede buna ayak uydurmus gorunuyor. Eger hizli bir sekilde anlik sonuclari ogrenmek isterseniz Buraya tiklayin acilan sayfada sonuclari gorebilirsiniz.

Genelde bu tur organizasyonlari google takip eder, ancak ilk defa dunya kupasi sonuclarini sergiledigini gordum. Sasirdim. bu benim yanildigimida gosteriyor. Az onceki yazimda 2 saat kaldi diye yazmistim, meger ilk mac baslamis hatta bitmek uzereymis :)

yaziyi yazmadan once meksika 1-0 yeniliyordu, bitmeye yakin yeniledigimde google sayfasini sonuc 1-1 beraberlik olmus. Bu yil maclar nefes kesecek gibi gorunuyor. Herkesi bu organizasyondan keyif almaya ve arkadaslariniz ile guzel zaman gecirmeye cagiriyorum. Bence boyle gunlerde bunu bahane etmek bizim icin en guzel sebep olmali..

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Yaşam ve getirileri..

İşe birazda tarihsel yaklaşmak lazım… Onbeş bin yıllık insan tarihi, sıkıntılarla, meraklılarla, düzenbazlarla, ezilen ve direnen halkın sıkıntılarıyla ve bir çok doğal afetlerin etkisiyle bugünlere gelmiş. İkilemler, duyular ve yanlış alınmış kararlar gibi bir çok etkeninde verdiği gibi, insanlık ilk döneminden bügüne, gerek duymadığı (ilk dönemlerde) birçok duygu ve güdüyü gün yüzüne çıkartmış. Teknolojiden kültüre, hayal gücünden zekanın gücüne kadar bir çok etmen insanlığın kötülüğü için kullanılmış. Bunlardan birini kullanmıyorum diyen insan yalan söyleyen insandır. İşte konu asıl buradan başlıyor.

Zengin, fakir, iyi, kötü durumunun değiştiremediği tek şey vardır. Yaşam! Yaşam, beraberinde sorunları getirir. Aynı şekilde yaşam, bütün insanlığı içinde barındırır. Dolayısı ile sorunlar bütün insanlığı kapsamıştır. Peki nedir bu sorunlar! Bu sorunlar insanlığın ilk başından günümüze kadar gelen sürede sürekli yaşamın verdiği sorunların sıkıcı benliğidir. İnsanlık, onbeş bin yıldan beri gelişmek ve üremektedir. Sonunu bile bilmediğimiz, nereden geldiğimiz sorusuna cevap bulamadığımız içindir belkide bu sorunlar. Belkide kapitalist sistemin yorgunluğudur. Peki kapitalizmi idare edenler neden mi sıkılmıştır. Çünkü kapitalizimde kendi içerisinde bir kapitalizim oluşturuyordurda ondan. Yani sömürmekle uğraşan azınlık insanı, bir yandanda sömürülmemek üzere dikkat kesilmişken, büyük olasılıkla bizden daha çok yıpranıyordur.

Dünya tanrının yarattığı başka bi tanrıdır ve her tanrı aynı zamanda hesap sorandırda. Yani dünya belki karşımıza çıkıp bizden hesap sormayacaktır ama yapacağı şeyler elbet bir gün görülecektir. İnsanların hemen hemen hepsi bir şey için yaşıyordur. Ömrün bitimine kadar savaşan insanların, ömürleri içerisinde verdiği zararlar kaçınılmazdır. Dünya, hesap sorarken bunları da göz önünde bulunduracaktır elbette.

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini Kişisel makaleler

“Sınanmadan Cennete Gireceğinizi mi Sandınız?”

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut Suresi, 2)

Yüce Allah, “iman ettim” diyen kulunu dünya hayatında imtihan edeceğini bildirir. İnsanların yalnızca diliyle “ben inanıyorum” demesi yeterli değildir; Allah kullarından samimi bir iman ister. İnsanın dünyadaki görev ve sorumluluğu Allah’a iman etmek, Kur’an ahlakını yaşamak, Rabb’inin sınırlarını korumak ve O’nun rızasını kazanmaya çalışmaktır.

Dini yaşamaya karar veren insan, şeytanın kendisini saptırmak için göstereceği tüm çabalara rağmen Allah’ın dosdoğru yolunda yürümekte kararlı olduğunu kanıtlamalıdır. Nefsinin bencil tutkularını Rabb’inin hoşnutluğuna tercih etmeyeceğini de davranışlarıyla göstermelidir.

Peygamberimiz(sav) de bir hadisinde; “İman, kalben bilip tasdik etme, dil ile söyleyip ikrar etme, beden uzuvlarıyla da amel etmektir.” (Hz. Ali r.a. Kütüb-i Sitte, 16. Cilt , Sf. 492) buyurur.

Allah, imanı yaşamayı kabul eden kulunun karşısına sabır göstermesi gereken zorluklar çıkaracak ve göstereceği tepkilerle onu sınayacaktır. Allah Kuran’da Bakara Suresi, 155. Ayette, müminleri korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğini bildirir.

Kur’an’la haber verilmesine rağmen, iman eden insanın karşılaştığı zorluklara şaşırması doğru değildir. Yaşanan zorluklar sıradan gibi görünen günlük sorunlar ya da büyük bir felaket gibi görünen olaylar olabilir. Samimi mümin, tümüne imtihan gözüyle bakar, Allah’a tevekkül eder ve O’nu hoşnut edecek en uygun olan davranışı gösterir.

Mümin zorluktan, çileden, beladan kaçmaz; çünkü her şey kusursuz olsa, o zaman sınama olmaz. İmanın denenmesi ve yaşanan zorluklar karşısında imanın olgunlaşması/derinleşmesi, kısacası sağlam olabilmek için insanın zorlanması, canının acıması gerekir.

İmtihan mekanı olarak yaratılmış dünya, yaşadığımız olaylarla sınandığımız, sonsuz yaşamımıza geçiş aşamasıdır. Zorluk yaşamadan ve o zorluk anlarında Rabb’imize sadakatimizi, sabrımızı, tevekkül ve teslimiyetimizi göstermeden sonsuz mutluluğa ulaşamayız. Yaşadıklarımızın imtihan olduğunun bilincinde olur ve güzel ahlak gösterirsek, en şiddetli zorluk zamanında dahi Allah’ın yardımını umut edebiliriz.

Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)
Allah’a gönülden yönelen insan, yaşadığı zorluk ne denli büyük olursa olsun, mutlaka bir kolaylıkla karşılaşacak ve Allah’ın dilemesiyle doğruyu bulacaktır. İmtihan dünyasının en büyük kazançlardan biri, iman sahiplerinin sınamalar karşısında gösterdikleri güzel ahlak, cesaret ve sabrın, onların ahiretteki derecelerini artıracak olmasıdır. Bu, imtihanın her zaman müminlerin lehine olan sırrıdır.

Yaşadığımız her olayda bir İlahi hikmet vardır. Mümin bu gerçeği her zaman aklında tutar ve daima Allah’ın hoşnutluğuna uygun tavırlar sergileyerek imtihanını kazanmaya çalışır. İnanan insan imtihana talip olur; imtihanda Rabb’ini görür ve imtihanını sever. Dünyada yaşadığımız imtihanların ise, umut ettiğimiz sonsuz cenneti düşündüğümüzde hiçbir önemi yoktur.

“Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran Suresi, 142)

Allah aşkı ile yanan kul, imtihanı, acıları Rabb’ine tam teslim olarak yaşadıktan sonra, alacağı karşılık en güzelidir. Tevekkülünün, sabrının karşılığında sonsuz kurtuluşu kazanır; çile onu cennete ulaştırır.

“Bugün ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir.” (Müminun Suresi, 111)

Fuat Türker

Kategoriler
Günlük hayat Türkiye üzerine

Şah Ve Mat

ŞAH MAT OLURSA OYUN BİTER

DÜZENLENMİŞİ

SAVAŞ BAŞLARSA BARIŞ BİTER

Ama bu kural tek çatı altında birleşir. Hiçbir zaman okumadığım ve görüşümü sinsice sarsan bir olay yaşadım. Türkler kardeştir başlığı altında çatışma planları yatıyor.

http://www.turklerkardestir.com/turk-birligi-kurulmalidir.htm

sayfasında gördüğüm video’da her devletin birliğini kurup ilerdeki dönemlerde hazırlanıyor. Hatırlarsanız önceki yazılarımda hep geçmişi ve geleceği bir tuttum ama bu konu geçmişi sarsan bir olay video’yu izlediğimde eğer Türkler birleşecekse birleşene karışmayacak unsuru kafamı feci şekilde sarstı. Uzatmayacağım.  Hayatta 2 şey benim için önemlidir geri kalan hiçbir şeyi hemde hiçbir şeyi önemsemem. 1.si Namus herşeyin önündedir 2. si ise Vatan ve Halk. Herkes toprak için canını feda ediyor fakat hiçbiri düşünmüyor.

TÜM DÜNYA BİR OLSA TEK BAYRAK TEK DİL OLSA

VE SADECE TEKNOLOJİYE İLERLESEK DÜNYA’YA

ÇARE BULSAK TOPRAK HERKESİN VATAN HERKESİN OLSA

(imkansız olay) düşünün bunlar olsa dünya yaşasa herkese eşit haklar olsa dünya’nın geleceği düşünülse Ölende Öldürende bir olur mu? ,genişledik özür dilerim son sözüm ile noktamı koyucam,.

TOPRAĞIN YERİ HERZAMAN AYAK ALTINDADIR

AMA İNSAN, İNSAN DEĞİLSE ONUN YERİ TOPRAĞINDA ALTIDIR

.