Kategoriler
İslam Dini

Şirkin En Tehlikelisi: Gizli Şirk

İnsan her şeyin Allah’ın kontrolü altında olduğunu hiç bir zaman aklından çıkarmamalıdır. Halis bir iman sahibi olmak istiyorsak bu konu üzerinde çok ciddi düşünmeliyiz. Çünkü Rabbimiz de, Kendisi’ne gönülden katıksızca bağlı olmamızı istemektedir.

‘Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, Kendisi’ne katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Rad Suresi, 27)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere, Rabbimiz bizden müşriklerden olmamamızı, O’ndan korkup sakınmamızı, gönlüden katıksızca Kendisi’ne bağlı olmamızı istemektedir. Bu isteklerini yerine getirenleri de dosdoğru yola ileteceğini bildirmektedir.

Rabbimiz’in dışında yardım istenecek başka bir güç yoktur. İnsan bunu biraz düşünse, ne kadar aciz olduğunu idrak etse, tek güç ve kuvvet sahibinin Allah olduğunu anlayacaktır. Gözle görülmeyen en küçük varlıktan, uzayda hareket eden bütün gezegenlere kadar her şey, Rabbimiz’in kontrolü altındadır. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar ve araştırmalar da bunun kanıtıdır. Vücudumuzda ki tek bir hücre bile Allah’ın bilgisi dışında hareket edemez. Bedenimiz diye sahiplendiğimiz vücudumuzda hücreler, enzimler, proteinler, kalbimiz, beynimiz en küçüğünden en büyüğüne hepsi Allah’ın kontrolündedir. Bizim tüm bunları kontrol edip yönlendirmeye hiç bir zaman gücümüz yetmez. İşte insan bu kadar aciz bir varlıkken, müstağni olup Allah’a şirk koşması çok büyük vicdansızlıktır. Olayların Allah’tan bağımsız ( Allah’ı tenzih ederim) meydana geldiğini düşünen insan bu gafletten hiç bir zaman kurtulamaz.

Halbuki Allah, tek bir yaprağın bile Kendi izni olmadan düşmeyeceğini ayetle bildirmiştir.

Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

Ayette herşeyin apaçık bir kitapta yazılı olduğu da bildirilmiştir. Yani hayatımız boyunca yaşayacağımız iyi ya da kötü tüm olaylar Allah katında yazılıdır. Bu bizim kaderimizdir. Kader konusunda da insanların doğru olmayan anlatımları vardır. Genel kanı, bizim bir cüz’i iradeye sahip olduğumuzdur. Yani az da olsa kendi kendimize karar verebilme yetkimiz vardır. Ama Allah ayetlerinde böyle bir cüz’i iradeden bahsetmemektedir. Aksine, tüm iradenin Kendisi’ne ait olduğunu bildirmektedir. Yani bizim cüz’i irademiz de Allah’a ait olan külli iradenin içerisindedir.

…. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. (Ahzab Suresi, 38)

Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)

Çok açık anlaşılıyor ki, her şey Allah’ın takdir ettiği, beğendiği bir kader ile yaratılmıştır. Bu bizim için çok büyük bir konfordur. İnsan eğer gönülden katıksızca Rabbi’ne bağlı olursa, hayatı boyunca yaşadığı, zahiren zor gibi görünen tüm olayların bir hayırla yaratıldığını bilir. Sıkıntı ve üzüntüye kapılmadan Allah’a teslim olur. Çünkü iman eden kişi bu dünyada zorluklarla da imtihan edileceğini bilmektedir.

Allah kullarını denemek için yarattığı imtihanlarla da samimi olanla, samimi olmayanı birbirinden ayıracaktır. İnsanlar burada da şöyle bir hataya düşmektedir. “Madem her şeyi Allah yarattı, iyi insanla, kötü insanı bilmiyor mu?” ( Allah’ı tenzih ederim.) Tabi ki Allah yarattığı kulunu kendisinden çok daha iyi tanıyor. Allah bize şah damarımızdan daha yakın olandır, nefsimizin bize ne tür vesveseler verdiğini bizden daha bilmektedir, sinelerimizde saklı olanı, gizlinin gizlisini de bilendir. Fakat bir ilimle bizleri imtihan etmektedir ki, ahirette Rabbimiz’in huzuruna çıktığımızda yaptığımız iyi ya da kötü amellere kendimiz de şahit olacağız. Bu yüzden şeytanın bir aldatmacası olan cüz’i irade gibi bir irademiz olduğu düşüncesine kanmamalıyız. Şeytan insanları böyle bir düşünceyle şirk koşmaya yönlendirmektedir.

Allah’ın kendisi için takdir ettiği bir kaderi yaşayacağını bilen insan, sadece Allah’a rağbet eder, Allah’a güvenir. Allah’ın kendisi için belirlemiş olduğu kaderden de kalben razı olur. Allah’ın dışında hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Zahiren zor gibi görünen bir olayla karşı karşıya kaldığında, uygun olmayan bir tavır göstererek, şirk koşmaktan kaçınır. Kendisi için neyin daha hayırlı olduğunu, en iyi Yüce Allah’ın bileceğinin şuurundadır.

… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Halis bir iman sahibi olmak istiyorsak, gün içersinde ya da yaşamımız boyunca karşılaştığımız her zorlukta Allah’ sığınmalıyız. Rabbimiz’e sürekli dua etmeliyiz. Saf, katıksız bir imanın önündeki engellerden birinin gizli şirk olduğunu unutmamalıyız.

… Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir ecir verecektir. (Nisa Suresi, 145-146) 

Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Allah’a Yakınlaşmak

“Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren” Allah, insana şahdamarından yakındır. O insana bu kadar yakınken, insanın uzak olması ne büyük hatadır. Nefsinin bencil tutkularına takıldığı oranda insan şeytana yakın, Allah’tan ise o kadar uzaktır. “Ben” diyen kişi zalimleşir, kendisine zulmeder, kendi elleriyle kendisini cezalandırır/mahveder ve ona kapılar açılmaz. Onların “kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.”

Oysa insan Allah’ı aşkla sevmek için gelir dünyaya. Aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya, Allah’ın rızasını yaşamaya, Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya; Allah’a kul olmaya gelir.

Güzel söz söylendiğinde Allah’a yakınlık artar. Güzel söz söylemek mümine özeldir. Sözün güzel olanını söyleyen insan Allah’ın tecellisini üzerinde görür. O’nun güzel isimleri insanda ne kadar tecelli ederse, kişi Rabb’ine o kadar yakınlaşır.

İnsan ruhundaki sevgiyi öldürmüş durumda. Ruhundaki ölüyü diriltmesi, o sevgiyi açığa çıkarması gerekli. Asıl olarak da, Allah aşkını ve Allah korkusunu içi titreyerek hissetmeli. Allah aşkını yaşayan insan dünyanın ve ahiretin tüm güzelliklerine kavuşur. Allah’ın hoşnutluğunu kazandığında da, şeytanın kontrolünden çıkar; artık Rabb’i yönetir insanı. Kalbini tam olarak Allah’a teslim eden insan, Allah’ın yönetimine geçmiştir. Tam bir teslimiyetle teslim olmak,  sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşamaktır…

İnsan Allah’ı anmadığı, O’ndan uzak olduğu an zayıf düşer. Kur’an’da “…isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 36) ayetiyle “Allah’ın nuru”nun, isminin yüceltilmesine izin verdiği evlerde olduğu ifade edilir. Allah’ın Kendisi’nin anılmasına izin vermesi çok önemlidir. O zaman Allah Kendisi’ni ananla birliktedir. Allah’ı çok anan ve hatırlatan olunmalıdır…

İki kişi konuşurken üçüncüsü Allah’tır, üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah’tır. Allah sinelerin özündekini, gizlinin gizlisini bilir, her konuşulanı duyar, insanın her anını görür,  içinden geçen her düşünceyi bilir. Uyanıkken, uyurken, yürürken, konuşurken, tek başına kaldığını zannettiği anda da Rabb’i hep yanındadır.

Allah hastalık verir; kulu teslim olsun diye, bela verir. Müminin ayaklarının yere basması için dertler verir. Bunların tümü Allah’ın lütfudur aslında. Hastalık verir Allah, Kendisi’ni hatırlatır. Bu sürede hep Allah’ı hatırlar kul, Rabb’ine yakın olur, kalbin tatmin bulur.

İnsan ölümcül hastalığa yakalanmış ruh haliyle Allah’a yakın olmalı. O zaman ne almayı düşündüğü arabanın,  ne de kariyerinin önemi kalır. Hiçbir engel Allah’a kul olmaya engel olamaz…Ve insan için Allah’a yakınlaşmada bir sınır yoktur.

Ancak şeytanın vesveselerine ve kışkırtmalarına uyan insan, şeytanın kardeşi olmuştur ve Allah’ı anmayan bu insan, şeytan onu nereye sürüklerse oraya gider.

Rabb’ine sığınan samimi mümin ise, hızla akan bir nehirde akıntıya kapılıp sürüklenmeyen bir yaprak gibidir. Ara sıra akıntının şiddetinden sarsılsa da, güçlüdür, sürüklenip gitmez. Allah’la kurduğu yakın ve kesintisiz bağlantı, ahirette de onu kıyamet gününün korkusundan ve sonsuz azaptan kurtarmaya vesile olur.

Allah’tan uzak yaşayan kişi bir nimet kaybı, eksiklik ya da zorlukla karşılaştığında, bunun Allah’ın imtihanı olduğunu düşünerek güzel ahlak göstermez. Dünya hayatındaki sayısız güzellik ve nimeti kendisi için yaratanın Allah olduğundan ve ‘o gün’ kendisine ulaşan nimetlerin tümünden sorgulanacağından gaflettedir. Oysa yakın olmayı reddettiği Rabb’ine ‘tesbit edilmiş o günde’ kavuşacaktır, kesin olarak kavuşacaktır…

Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi bize gelmiş oldunuz. Hayır, bizim size bir kavuşma-zamanı tesbit etmediğimizi sanmıştınız değil mi? (Kehf Suresi, 48)

 Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Günlük hayat Resim galerileri

Manzara Resimleri

Kaliteli Manzara Resimleri, uzun suredir bilgisayarimin kosesinde duruyordu, paylasayimda isteyenler  yada arayanlar vardir, bir ara dua eder sevaba gireriz dedim :) Hepsi epeydir bilgisayarimda ve eskiler ama kalitesi cok guzeldir, genel olara 800x formatinda ve kaliteli resimlerdir.