Kategoriler
Deneme Yazıları İslam Dini

Gerçek Aşk

 İnsan o tek ve gerçek Sevgili’ye aşkla bağlanmak için dünyaya gelir. O tutkulu aşkı içinde hissetmek, O’na deli aşık olmak için gelir. İnanan insan yılda tek bir günü değil, her gününü Sevgili’sine adar. Mutluluk ancak O’nun aşkıyla olur, bunun dışında kalpler tatmin olmaz; kurtuluş yolu bulunmaz. İnsan yüzlerce yol dener ancak başka türlü mutlu olamaz. Yaşaması gereken, bu samimi ve gerçek aşktır.

Her an O’nun aşkıyla yanmak, insana şevk ve canlılık verir. Bu ruhla yaşayan, O’na teslimiyeti derinden hisseden insan için tedirgin olacağı, rahatsızlık duyacağı bir şey yoktur. İnsan ancak O’nun aşkıyla huzur bulabilir, rahat olabilir.

Aşkıyla yanan kullarına O’ndan güzellik geçer; bu gerçek güzelliktir. Güzel insanlar diğer insanların yakınlık duymasına ve onları örnek almalarına vesile olur.

O her olayı inananlar için hayırla yaratır. Bunu bilmek, O’na duyulan sevginin nedenlerinden biridir.

O’na yönelip dua edildiğinde icabet edecek olması, O’nu sevmek için önemli bir sebeptir. O, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olan herkesin duasına icabet ettiğini buyurur. Zorluk anlarında insanların yanlarında buldukları en yakın dost O’dur.

Her insan, bir hiçken O’nun rahmeti sayesinde var olmuştur. Tüm insanları bu dünyada barındıran, zevk ve ihtiyaçlarına uygun çeşit çeşit yiyecekler yaratan O’dur. O’nun, insanlar üzerindeki nimetlerini, her şeye güç yetiren olduğunu ve her şeyi en güzel şekliyle yarattığını düşünmek, O’na olan sevgiyi arttırır.

O sonsuz ilim sahibine duyulan sevgi, yarattığı mucizeler karşısında inananların şevk ve heyecanını arttırır. Bu, insan ruhunun ihtiyacı olan besindir, ruh ve iman bu döngü sayesinde sürekli beslenir.

O, her şeyden müstağnidir; hatasızdır. Ama insan hata yapar. O Sevgili bağışlayıcıdır; tevbeleri kabul eder ve insana kurtuluş imkanı sağlar. Bu da O’na duyulan sevginin çok önemli nedenlerinden biridir.

İnsan, kendisine küçük bir ikramda bulunan ya da iyilik yapan kişiye teşekkür eder, sevgi duyar. Hastalandığında yardımcı olan kişiye sevgisi artar ve duyduğu minnetle onu mutlu etmeye çalışır, üzmekten şiddetle kaçınır. Oysa onlara bu davranışları nasip eden de yine O’dur. Gerçekte sevgi duyulması ve teşekkür edilmesi gereken varlık, o tek Sevgili’dir. Bizi sevindirir, yedirir içirir, sağlık verir, zevk alacağımız güzellikleri yaratır; insanları vesile kılar.

O Sevgili, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Tek dostumuzdur, ‘karanlıklardan aydınlığa’ çıkarır. Sevgimizin temelinde de bu yakınlık olmalıdır.

O’nun sevgisini bilmeyenler birbirlerine de samimi sevgi gösteremezler. Kendilerini zorlayarak insanların sevgisini kazanmaya çalışırlar. Sadece insanların hoşnutluğunu aramaları ve insanların rızasını kaybetme korkuları yüzünden bu kişiler, hayatları boyunca samimiyeti ve imanı yaşayamazlar.

O’na yakın olduğumuz zaman, güzel sıfatları da üzerimizde tecelli eder. “Ben şunu yaparsam hoşuna gider, beni sever “ diye düşünerek yaptığımız davranışlar, salih amel olur, O’na daha da yakınlaştırır.

O’nun nimetleri genelleme yapılarak bile sayılamaz. Diğer sevgililer gibi bugün değil, her gün, her dakika, her saniye hediyelerini cömertce bahşeder. Bu paha biçilemez hediyeleri, hayranlığımızın ve şükrümüzün ifadesi olarak yine O’nun yolunda kullanmalıyız.

İnsanların öncelikle ruhlarındaki ölüyü diriltmeleri gereklidir. Asıl önemli konu, gerçek aşkın insanı sarmasıdır. Gerçek Sevgili’ye aşkını içinde hisseden, dünyanın tüm güzelliklerine kavuşur. Kalbini O’na tam olarak teslim eden insan, artık O’nun yönetimindedir. O’na aşık olan, yaşadığı aşkın güzelliğini ve derin mutluluğunu sürekli içinde hisseder.

Sonsuza kadar O’nun aşkıyla yanmak, sonsuza kadar aynı şiddetli aşkı yaşamak muhteşem güzel bir duygudur. Milyarlarca yıl da geçse, O’nu aynı muhabbetle sevmeye devam etmek…

O, sevginin asıl muhatabı iken O’ndan uzak yaşayan insanlar, gerçek sevgi ve dostluktan da yoksundurlar. Şirk içinde yaşadıkları kısa süreli ve geçici sevgiler, gerçek sevgi değildir; onlara mutsuzluk ve karamsarlık verir. Hayatta gerçek anlamda bir sevdikleri olmadığından sürekli yakınırlar. Oysa ‘tek ve gerçek Sevgili’ Allah, onlara şahdamarlarından daha yakındır. “Bir bilselerdi…”

 

Fuat Türker

Kategoriler
Deneme Yazıları iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Gerçek Dost Arayışı

Her insan yaşamında ‘yakın bir dost’ arayışı içindedir. Mutlu anında da zor zamanlarında da yanında olacak, koruyup kollayacak, sorunlarının çözümünde destek olacak, hatalarını bağışlayacak, hastalığında ve yaşlılığında kendisini yalnız bırakmayacak sevgi dolu, sadık bir dosta ihtiyaç duyar.

İnanan insan için aradığı dost yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu gözeten ve Kur’an ahlakını yaşayan diğer müminlerdir. Allah’tan yüz çeviren kişiler ise kendileri gibi dünyevi çıkarlarını gözeten kişilerle dostluklar kurarlar. Müminler arasındaki güçlü dostluk ve iman etmeyen insanlar arasındaki dünyevi çıkarlara dayalı ilişkiler ise birbirinden tamamen farklıdır.

Gerçek dostluk bir insanı yalnızca güzel ahlakı için sevebilmektir. Samimiyet üzerine kurulan dostluklar kalıcıdır. Kuşkusuz her insanın ihtiyacı olan dostluk, büyük nimettir. Gerçek dost, insanın iyi ve kötü gününde yanındadır, kendi için istediğini arkadaşı için de ister, onun mutluluğunu en az kendisi için istediği kadar arzu eder. Bu dostlukta kıskançlık, haset ve rekabet gibi duygulara yer yoktur.

Gerçek dost samimidir;  içiyle dışı birdir, kalbinde ne hissediyorsa dilindeki de aynıdır. Dürüst, açık ve nettir; düşüncelerini hiç saklamadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan gerçek karakterini açıkça ortaya koyar. Kuran ahlakına göre insan samimiyeti derecesinde değerlidir, samimi olduğu için o kişiye güvenilir ve sevgi duyulur.

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku’ ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.” (Maide Suresi, 55)

Kuran ahlakını yaşama çabası içinde olmayan kimseler, gerçek bir yakın dostu asla bulamaz, yaşamları boyunca ararlar. Onlar ‘çok yalnızdırlar’, ‘bir tane dahi dostları yoktur’ ve ‘tüm arkadaşları iyi gün dostudur’!..

Bu kişilerin zenginlik, güzellik, saygınlık, makam gibi değerler üzerine kurdukları dostlukları hiçbir zaman uzun süreli olmaz. Çünkü bu değerlerde bir değişiklik olduğunda, dostluk da biter. Örneğin güzellik ya da zenginliğe dayalı dostluklar, kişilerden birinin bunları kaybetmesi durumunda gördüğü ilgi, yakınlık ve dolayısıyla dostluk da son bulur.

Dostu olduğunu söylediği insanı rakibi gibi gören haset kişiler, ancak zorunlu olduklarında başkalarına hatalarını söylerler. Çünkü başkalarının kendilerinden iyi durumda olmasını çekemezler ve  “seni böyle, olduğun gibi seviyoruz” gibi sözlerle samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar.

Çıkarlarını gözeterek yaşayan kimseler, kendileri de yaşamlarında birtakım kayıplara uğrar; güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, zenginliklerini yitirebilirler. Ancak gerçek dost zannettikleri kişilerin, yaşlılıklarında, muhtaç duruma geldiklerinde kendilerine değer vermediklerini görürler. Hatta iyi günlerinde yakınlık gösteren bu insanlar, tanımazlıktan gelecek kadar uzak davranırlar. Sorunları olduğunda danışacakları, yardım isteyecekleri hiç kimsenin olmadığını görürler. En iyi dostları olduğunu zannettikleri kişilerin dahi yakınlıklarının gerçek nedeninin çıkarları olduğunu anlarlar.

Kuran ahlakına göre yaşamayan insanlar, birbirlerinin kötü ahlak özelliklerini bilirler. Bu yüzden de birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duyup, güvenemezler. Yalan söyleyen, samimiyetsiz ve yapmacık davranışlarla çıkar ilişkisi kuran bir kişiye insan doğaldır ki sevgi ve saygı duyamaz.

Gerçek dost, arkadaşının dünyada da ahirette de mutlu olmasını hedefler. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup, varsa ona imani yönden hata ve eksiklerini hatırlatır, öğütle uyarır. Kişiyi ahireti için uyaran insan gerçek anlamda samimi bir dosttur.

Allah sevgisi, Allah korkusu ve iman, Kuran ahlakını yaşayan insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi, saygı ve güven duymalarını sağlayan değerlerdir. İnananların birbirlerine duydukları sevgi ve sadakat, onların Allah yolundaki çabalarına göre şekillenir. Malını, canını Allah yolunda feda etmiş müminin Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilme mücadelesi, diğer müminlere örnek olur ve kalplerinde ona karşı sevgi oluşturur. Eğer dostluk, Allah korkusu, iman ve güzel ahlak üzerine kurulmuş ise, sapasağlam temeller üzerine inşa edilmiş demektir.

Ancak Kur’an’dan yüz çeviren, Allah’ın sınırlarını korumaktan kaçınan kişiler, hesap günü Allah’ın huzuruna çıktıklarında “… Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).” (Zuhruf Suresi, 38) diyerek birbirlerine lanet edeceklerdir.

O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: “Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,”

“Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim.”

“Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’an’dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız” bırakandır.” (Furkan Suresi, 27-29)

Yapayalnız, yardımsız, dostsuz kalmaktan, yanlış dost edinmekten ve ahirette “ah keşke” demekten Allah esirgesin…

Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma

Bir kefede aşk bir kefede dost…

Aşkın dünya üzerindeki etkisi göz ardı edilemez…Çoğu şairin,yazarın, hatta hepsinin

kaynağı aşktır…Her şarkıda aşk vardır..Her romanda ,şiirde.. 

 Aşkı yaşamakta, o mutluluğu yaşatmakta inanılmaz bir duygudur… İnsanın “Aşkım” dediği kişiyle gezmesi, eğlenmesi, sohbeti, sevişmesi doyumsuz duygulardır.

 Ama…

Ama… Terazinin diğer ucuna dostum dediğin inandığın, güvendiğin yeri geldiğinde canını tehlikeye attığın, birlikte sokaklarda bile yattığın kişiyi koyarsan hangisi ağır basar? 

 Şuan yanındaki sevgiline yâda eşine bir bak… Onu ilk gördüğün an ne hissetmiştin? İçinde bir şeyler kıpır kıpır olmamışımıydı? Yada seni tanıştıranlar aranızı yapmaya çalışmadılar mı?

 Şimdi bir de dön bak dostuna…Onu ilk gördüğün anı düşün,tanışmanı…Gerekirse çocukluğunu…Kafana top attı diye onun ayağına tekme attığın anı.İlk gördüğün zaman onu hemcinsin olsun yada olmasın içinde bir kıpırtı oldu mu?Yada seni dost olun siz diye zorlayan dost olmanız için uğraşan biri?Dostluk kendiliğinden mi oldu ? Bir anda mı? 

 Sizce hangisinde daha çok emek var? Daha çok yaşanmışlık? 

 Bu güne kadar kaç kişiye aşık olduğunu sandığını bir düşün? Bir de kaç kişiye “dostum” dediğine ya da şuan kaç dostunun olup kaç yıldır dostluğunu paylaştığına? 

Dostunun kalbini aşkın için kırarak yapacağın hatanın büyüklüğünü düşün… 

Onla simidini paylaştıysan her simit yiyişinde, çayını paylaştığında her çay içişinde, bir sigara paylaştıysan her duman çekişinde onu yine içine çektiğini düşün…

 Aşık olduğunu sandığın kişi ve kişileri 1 yıl 2 yıl 3 yıl sonra unutabileceğini,dostunu ise seni sen yapan değerlere sahip olduğu için hiç unutamayacağını bir düşün…ve dur sonra tekrar düşün…