Kategoriler
Fransa uzerine Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular

İSLAMAFOBİNİN BİLİNMEYEN YÜZÜ

 

Dünyada son yıllarda özellikle çok fazla terör olayları gerçekleşiyor.Bu olaylara baktığımızda bir kısmının El Kaide ve İşid gibi örgütler tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Peki bu örgütler nasıl ortaya çıktılar? İdealleri neler ? Felsefeleri düşünceleri nedir ? Nasıl bir bilgi alıyorlar da bu eylemleri gerçekleştirebiliyorlar ?

 

Şimdi bu adamların düşünce yapısını daha iyi anlayacağımız bir örnek verelim ;

“Ureyne kabilelerinden bir kaç (7-8) kişi, Medine’ye gelmişler; biraz hastalanmışlardır. Kır insanları olduğu için Medine’nin havası kendilerine yaramamıştır. Muhammed’e başvururlar. Muhammed, “tedavi” için kendilerine “deve sütü” ile “deve sidiği” içirir. Sonra da “zekât develeri”nin bulunduğu yere (kırlara) gönderir. Burada da “deve sütü” ve “deve sidiği” içeceklerdir. Kırda iyileşir adamlar. Sonra develerin çobanını öldürürler; develeri de önlerine katıp götürürler. Hz Muhammed bunu öğrenir. Onların ardından, yakalasın diye adam gönderir. Sonunda katil ve hırsızların tümü yakalanır. Ve Hz Muhammed’in verdiği ceza:

Hz Muhammed, yakalananların ellerini, ayaklarını kestirir; gözlerini oydurur ve Harre denen (son derece sıcak) yere attırır. Adamlar sızlanırlar, su isterler. Su verilmez. Adamlar taşları kemirirler. Ve sonunda ölürler. (Buhari’nin 7 yerde ve 9 yoldan aktarıp yazdığı bu hadis için bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’z-Zekat/68; Tecrid, h. no: 172; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Kesame/9-14,h. no: 1671; Ebu Davud, Sünen, Ki-tabu’l-Hudud/3, hadis no: 4369.) “

Şimdi bu hadisler İslam’ın en önemli kaynakları Buhari,Müslim,Ebu Davud ve Ebu Sünen’de geçiyor. Yani Kütüb-i Sitte denen kaynaklarda. Bu hadislere benzeyen daha yüzlerce hadis var. Hz Muhammed’in işkence ettiği, gözlerini oyduğu,aç susuz bıraktığı gibi birçok konu anlatılıyor. Ayrıca Kütüb-i Sittede, kişinin öldürülmesi için o kadar çok fazla konu var ki. Sakalını kesmek, dinden çıkmak, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi bir çok meseleninin karşılığı direk kafası kesilerek öldürülmek olarak geçiyor.

 

Şimdi şunu düşünelim ; Bu uydurma hadisleri okuyan ve bunun gibi yüzlerce hurafeyi, fetvayı,icmayı okuyan ve bunlarla yetişen bir insan nasıl bu eylemleri gerçekleştirmesin ? Hemen her konunun cezasının kafa kesmek olduğu bir İslam dini olduğu inancında bu insanlar. El Kaide ve İşid, kendilerine taraftar toplarken bu hadisleri gösteriyor ve okutuyor. İşte diyor (haşa) peygamber böyle söylüyor. Kendi inancımız dışındakileri Müslümanların dışındakileri hatta hatta kendi mezhebimizin dışındakileri işte bu bu nedenlerden dolayı asmalıyız kesmeliyiz işkenceler etmeliyiz diyor. Bu şekilde tam bir takva müslüman olursunuz diye telkin veriliyor bunlara. Düşünebiliyor musunuz alınan bilginin vahşiliğini ve yanlışlığını. Bir insan bu bilgileri aldıktan sonra eline silahı verirsen neler yapmaz ? Yapılanları görüyoruz. Suriye’de Fransa’da Nijerya’da ve dünyanın bir çok bölgesinde kafa kesmeler, işkenceler, masum insanları katletmeler gerçekleşiyor.

 

 

Demek ki burada büyük bir yanlışlık var. Hepimiz demiyor muyuz İslam barış dinidir sevgi dinidir merhamet dinidir şefkat dinidir. Rabbimiz bir çok ayetinde insanlara affı, merhameti, barışı, kardeşliği, dostluğu, güveni,neşeyi,huzuru anlatıyor. Kuran’da Rabbimiz şöyle diyor ;

“Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın ? “ (Nisa Suresi, 147)

Allah bize azap etmek istemiyor. İnsanlar kendi kendilerine azap ediyorlar şu an. Kuran’ın dışındaki uydurma bilgilerle, peygamberimiz sav’e atılan iftira dolu sözlerle bunları yapıyorlar. Kuran’ın dışına çıkmak bir felaket oluyor Müslümanlar için. Kuran’ın bütünlüğüyle,içeriğiyle hiçbir alakası olmayan bu iftiralar Müslümanlar için ve dünya için bir fitnenin doğmasına sebep oluyor. Şu anda dünyada büyük bir fitne var. Kuran’ın nuruyla dikkatlice baktığımızda bunu fark edebiliyoruz. Kuran nurdur, hidayet kaynağıdır. Müslümanlar Kuran’a yönelmeliler artık. Kuran’ın sevgiye, kardeşliğe,barışa,affa yönelten çağrılarını dikkate almalıdır. Müslümanların birlik olmalarını ve bir arada olmalarını öğütleyen Rabbimiz bir ayette şu şekilde bildirmiştir ;

Eğer siz bunu yapmazsanız (birlik olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

 

O halde Müslümanlar artık birlik olmayı konuşmalı, İslam Birliğini Cenabı Allah’tan istemelidirler. Müslümanlar için ve dünya için huzurun tek kaynağı Kuran’dır. Ve ahirette yalnızca Kuran’dan sorulacağız. Bunu unutmamalıyız !

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Aklımdan geçenler Hayat üzerine Şair Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler

___________lazım !

HASSASİYETE EL SÜRÜLDÜĞÜNDE   BIÇAK GİBİ KESKİN OLMAK LAZIM   AŞAĞISI   HİÇ  KURTARMAZ BİR TIR DOLUSU HÜKÜMLER YEMİŞ BENLİK___________ ÖN AYAKLARINI ŞAHA KALDIRMALI İPE DİZİLMİŞ KUŞLAR MANALI BİR   HÜRMETLE _________BEKÇİLİK YAPAR   GÖĞÜN VAADİNE__________ ŞU SAATLERDE _____ ÜRKÜTMEMEK LAZIM …   KİRPİK UÇLARIMA KADAR HİSSETTİM   ÇARESİZLİĞİ ____TÜTÜN KOKARKEN ELLERİM ŞEFFAF BİR ŞEY LAZIM___ SU__ GİBİ SEVMELERİ CİDDEN GEÇMEK LAZIM   BENCİL BEKLEYİŞLERİ ASMAK   ALFABEYE GİRMEMİŞ HARFLERİ HİÇ OKUNMAMIŞ BESTELERİ   ŞEHİT DÜŞÜRMEK________ LAZIM
LUZUMUNDAN AZ ACI VAR   KATMER KATMER DEŞİLMEK LAZIM   AMA ŞİİT SUS ______________   YAZARI BİLE BELLİ OLMAYAN BU OYUNU   SAMİMİYETİN EN ÜCRA YERİNDE   SAMİMİ BİR DUAYA_____ ÜFLEMEK LAZIM
SİTEM ETME YETKİM BİLE YOK   HİÇLİĞİMİN_________ MEŞHUN TAŞKININI   BALON HABER OLARAK ____ GELİN YAYALIM   ALIŞIĞIZ DEVŞİRME BARINAKLARA   ALIŞIĞIZ KAĞITTAN GEMİLER BATIRMAYA   YADA ALIŞIK DEĞİLİZ DE _________BELKİDE   ALIŞIK ROLU YAPMAK LAZIM
BİR MADAM  VE BİR BURJUVA   ONALTINCI YÜZYILDAN KALMA   HATTA BİR KUTUDA  KURŞUN ASKER   LİMONCU BİR ÇOCUK EKŞİ EKŞİ GÜLÜMSEYEN   GÖZLERİ BAKAN GÖRMEYEN ÜSKÜDAR DA BİR BALIKÇI   BU DÜNYA VE  LİSANINI EZBERLEMEYİ REDDEDEN   BİR DEV____  DEVİN VARLIĞINA ŞÜKRETMEK LAZIM
BENDE UMUT DİYE BİR İKLİM YOK   ACİZLİKLE İSTENEN  KALDIRILMIŞ ARZA____ İKİ EL TELAŞI   DÜNYAYA NAZIR HIÇKIRIKLI BİR ___DUA   TIĞ GİBİ KALAN BİR ___BAŞ GAMMIN EN UZUN MA_KA_MI ŞİMDİ VE ŞİMDİ BİR ŞİZOFREN SIFATIYLA   TARİHTE YENİDEN ANILMIŞ OLMAK LAZIM
İSTEM DIŞI KAS HAREKETLERİ DUDAKLARININ TİTREMESİ ELLERİNİN UYUŞMASI   YADA BOĞAZINA MÜHÜRLÜ BİR GÜLLE______ OTURMASI   AKLI HESABA ÇEKTİĞİNDE   MANTIĞINA DÜŞEN ________KOCA BİR SIFIRIN YANSIMASI   KADAR NET_____________   SONRASI YEDİ DÜVEL _KLİŞE   BU KADAR SESSİZ BAĞIRMA_MA_LI   ÇIKMAZLARA SES ÇIKARMAK LAZIM
DER___UN DİYE BİR OSMANLICAYA YELTENİRKEN   KENDİNDEN SONRA Kİ GELECEK KELİMENİN   BİTHAP DÜŞMÜŞLÜĞÜ__________ VAZGEÇİRDİ
LUZUMUNDAN FAZLA ŞEYLER LAZIM İŞTE   YAŞANMIŞ___ SAVAŞLAR ___________AKLIN SINIRINI ZORLAYACAK DİRENİŞLER________EZİYETİN TAZE KOKULARI   BİR FİLM SENARYOSU BELKİ OSCARA ADAY ______ SIKI BİR GERİLİM LAZIM
ULVİYET LAZIM TAM MANASIYLA   KIYAM _RUKU_ SECDE_ BUNA  HAZIR GÖNLÜM  YARADA NAZIR   GENİŞ BİR UFUK LAZIM   SABIR LAZIM _AF LAZIM   ANLAYIŞI HATMETMEK LA__ZIM   DÜNYADA EKSİK BİTMEZ !!! ŞİKAYET BİTMEZ_____ UZAK BİR MABED LAZIM   DAHA NELER NELER ___MABEDE PENCERE, PENCEREYE PERDE   ____________________________________   YARADANA NAZIR MUHATTAB OLMAK LAZIM   ____________________________________   BİTMEZ İŞTE BİTMEZ____ GELDE GÖR ÜSTADIM   LAZIMDA LAZIM…
sevda
  ” La havle vela kuvvete illa billah ! “
Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular

MEHDİ’Yİ BEKLEMEYİN.

 

Alnınızdan bir parça damlayan ter gözünüze değmesin diye size kaş verilmiş.Bunu hepimiz biliyoruz.Yani yaratıldığımızı inananlar olarak herbirimiz biliyoruz.Ya bilmediklerimiz.Senelerdir özümüze dönmekle bize kastedilmek istenen şey nedir?Veya Allah ın bizim hiçliğimizde Esma larının zuhur bulmasıyla bize anlatılmak istenen?Biz neden hiçlik kıvamına erişemiyoruz.Bundan bahseden yok.Namaz kılmak mı yoksa oruç tutmak mı hiçlik kavramı?Hiçlik nedir?Bir öğretmen masaya nesne koymadan resim yapılmasını istediğinde her şeyi çizebiliriz.Fakat masada hiç bir şey yoktur.Herşeyin başladığı yer hiçliktir.Yıllardır kasırgalar koparacak tufanlar yapacak kıyametler ve kurtarıcılar bekledik.Kurtarıcı sizden başkası değildi.Ölüm ise bedenen ölmeniz demek değil.Ölüm özümüze dönebilmek.Her şeyin yaratıcıdan olduğunu anlayabilmektir.Yüce kitabımızda biz size şöyle yaptık,biz size bunu verdik ile kastedilen ”biz” kavramını anlayabildiniz mi?Varlığınız ın Yüce Yaratıcı da yok olmasıyla birlikte özün aynı olduğu ve geriye bizden başka bir kavramın kalmadığını göreceksiniz.GELİN SİZE HİÇLİĞİ ANLATAYIM. 

Camdan bir kavanoz düşünün.Ağzına kadar yuvarlak şekerlerle dolu ve şekerlerin herbiri ayrı renk ve tatlara sahip.Kavanozumuzun üstünden bir fare bırakılıyor.Başı önünde hiç durmadan yiyor şekerleri.Ta ki bir nokta geliyor ve duruyor.Diyor ki,yahu ben bu şekerleri yiyorum fakat aynı tuzludan ya da aynı ekşiden bulamıyorum.Ya da aynı renkten.Duruyor ve düşünüyor.Bir felsefecinin dediği gibi hiçbir şey aynı kalmaz,durağan değildir.Aynı su aynı nehirde bir daha akmaz.Sonra kafasını kaldırıyor ve yukardan bir iple sallandırılmış beyaz şekeri görüyor.Sıçrıyor ve alıyor.Tanrı fareyi yanına alıyor.

2.fareyi aynı düzeneğe koyuyorlar ve hiç durmadan sonuna kadar yiyor.Ayaklarının altında tek bir şeker kalana kadar durmuyor.Ne yapsam acaba yesem mi yemesem mi diye düşünürken kafasını kaldırıyor ve sallanan beyaz şekeri görüyor.Sıçrıyor alamıyor.Sıçrıyor alamıyor.Kavanozun dibinde olduğu için yetişemiyor.Fakat Tanrı sırf beyaz şekeri görebildi diye o fareyi kurtarıyor.

3.fare bütün açgözlülüğüyle kavanozdaki tüm şekeri yiyor ve kavanozun dibine geldiğinde ne yapacağım diye düşünürken kafasını kaldırıp bakıyor.Beyaz şeker orada.Fakat faremiz göremiyor.Görüş mesafesini aşmış.Tanrı onu kavanozda bırakıyor.

Peki Tanrı bu işlemi nasıl gerçekleştiriyor?

1.kavanoza su dolduruyor ve 1. fare şekerlere tutunarak dışarıya çıkıyor.2.kavanoza su dolduruyor ve 2.fare ayağının altındaki tek şekere tutunarak çıkıyor fakat 3.fare suda boğuluyor.

Sonra Tanrı onlara size hem şeker hem de su vermemiş miydim diyor..

Bu şeker yeme esnasında cam kavanozda kendi yansımalarına bakan fareler yansımalarını BAŞKA FARELER zannederek sürekli aynı girdabın içine düşüyorlar.

HALBUKİ NE DİYOR BAKIN :
HEPSİ AYRI AYRI BEDENLERDİR FAKAT MUHAMMEDİ(S.A.V) RUHTUR ONLAR!

O YÜZDEN SEN DE BU DÜNYADA BİR KAVANOZDASIN.SENDEN BAŞKASI YOK.BEN MUSTAFAYIM SENDE MUSTAFASIN HERKES MUSTAFA.VEYA SEN AYŞEYSEN HERKES AYŞE.AMA ALLAH SAMED DİR.TEKTİR.O ZAMAN SEN DE YOKSUN.HİÇSİN.İSİMSİN….

BU ÇALIŞMAMI SİZLERE AÇIYORUM.YALNIZCA BENİM DÜŞÜNCELERİMDİR.ELEŞTİRİLMEK İÇİN YAZMIYORUM.SAYGI DUYULURSA SEVİNİRİM.

MUSTAFA ŞENAY

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Türkiye üzerine

At gözlüğü’nü çıkartın !

Yıllardır süre gelen bir olaydır aslında ; laiklik ve din ..

Ülkemizde sürekli gündem yaratan , daha doğrusu sürekli gündemde olan ikiliden bahsediyoruz . Peki nedir bu konuda halkı , muhalefeti ve iktidarı her daim birbirine düşüren olay . Laiklik ; ilk okul çağından bu yana öğretilen ve zihinde kalan anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ilkesidir . Bizim ülkemizde böyle bir ilke varken neden hala din laikliğin karşısındaki bir engel olarak gösteriliyor bir anlam verebilmiş değilim .

Şimdi gelelim asıl konumuza ;

Yazıma böyle başlamak istedim çünkü uzun zamandır bu iki kavramı kullanarak prim yapmakta olan birçok kuruluş , şirket hatta siyasal partiler dahi var . Türkiye müslüman bir ülke olduğu için dini araç olarak kullanarak prim yapmak çok kolay . Bunu en çok kullananlar ise siyasal partiler . Ee haliylede başarılı oluyorlar tabi . Tamam kimse müslüman değiliz demiyor ama birde olaya diğer yönden bakmak lazım . Sen inancın için oy verirken , senin inancını ve cahilliğini kullanıp yukarıya tırmananlar var ! . Herkes kendince müslüman , tabi ki bende öyleyim fakat oy verirken inancımı bir yana bırakıyorum . Bana ne kazandırıyor ki ? . Şuanda da apaçık ortada hiçbirşey . Yada kazandırdıklarını şöyle sıralamak istedim . örneğin ; Türkiye’de kaç cami var ? 81,984 . Peki kaçtanesi doluyor tabi ki kimse bilmiyor . Birde türkiyedeki okul ve hastahane sayısını hesaplayalım cami sayısının tam 20.000 eksiği . Ve her geçen gün cami sayısı artmakta . Bu milletin dolduramadığı camiler artacağına , milleti karşılayamayan kurumlar çoğaltılmalı . Kimse hastahane dışında kalmamalı , hiçbir çocuk dışarda yatmamalı , binlerce genç okuldan alıkoyulmamalı . Bir tarafı seçerken diğer tarafı unutmayın. Siz birşeyler kazanırken başkaları birşey kaybetmesin . Çıkarın at gözlüklerinizi ; sadece önünüzü değil , çevrenizde olup bitenleride görün ..!

Kategoriler
Aile bağları Dünya ülkeleri İslam Dini Şair şiir edebiyat Toplumsal Konular Yazar

”SUS”

Ben sana seni soruyorum ”nasılsın”?
Sen,,,, İstanbul iy\i diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Sen bol ışıklı hala yarım kaldırımlar da var diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kar yağışı çok ama herşeyi örtemedi diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kölesi olacağım” bir harf öğreteni ”bulamadım diyorsun
… … Ben sana seni soruyorum,
Boğazda pek yeşillik kalmadı, taşları duvarları arttı diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Cahil alimler her yerde;kabus gibi çöküyorlar üstümüze diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Yokluk yoksulluk, varlığın içinde göz göz oluk diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Kur-an bir yükseğe asılmış, dantelli örtüye sarılmış
Ben sana seni soruyorum,
Din,, hürmet gelenek ipiyle asılmış,diyorsun.
Şah damarım tıkanmış, herkes çoook iyi de işte,
Sular çok soğuk” abdest” şeytan tekkesine atılmış diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Ölenlerime üç yaptım, yedi kattım, kırk dağıttım
Ellisinde son ağıtım, altmışında unuttum diyorsun,
Ben sana seni soruyorum,
Filistin , Pakistan,Endonezya, Keşmir, Patani, çok kirli
Oysa ben,, daha kapımın önünü bile süpüremedim diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
İki dirhem bir çekirdek aile,vize cıkartmış odadan odaya Yabancılaşma boy boy diyorsun.
Ben sana seni soruyorum,
Üç değil beş maymunum la mutlu mesud ve bahtiyarım
Gülmek isterken herkez, ben ağlıyamıyorum diyorsun.
Ben sana diyecektim ki ,,,SENİ…
-Sus ebediyen sus..
Küf kokmuş bedenimdeki kulak denilen uzvum,
İnsan sıfatı gibi görünen yüzüm,
Çağa satılmış beş para etmez ruhum var\ken benim
SUS DİYORUM SUS..

SVD

Kategoriler
Amerika üzerine Deneme Yazıları Dunyadan Genel Konular Günlük hayat Hayat üzerine İslam Dini Orta Doğu Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? – 1

Son yıllarda başta Ortadoğu olmak üzere bütün Dünya da bir kargaşa ortamı hakim. 2001 yılından itibaren açık bir şekilde dengelerin değiştiğine hepimiz şahit olduk. Ortadoğu da müslüman kardeşlerimize yapılan zulümleri sadece izledik. (Ne yapabilirdik ki dediğinizi duyuyorum, kendinizi kandırmayın çok şey yapabilirdiniz.) Eften püften bahanelerle birçok müslüman ülkesi işgal edildi. Milyonlarca insan öldürüldü. Kısacası arka planda vahşet oynuyordu. Peki bize ön planda yani ekranda gösterilen neydi? Biraz hafızanızı yoklayın. Hiç zorlanmadan bulucağınıa eminim.Ön planda sahnede bize oynanan oyun o kadar gerçekçiydi ki biz bile acaba teröristmiyiz sorusunu kendimize sormuş olabiliriz. Çünkü basın ve yayın organlarıyla müslümanlar tamamen terörist ve vahşet meraklısı insanlar olarak gösterilmekteydi. Buda doğal olarak Avrupa insanında 40 kere söylenen bir yalanı doğru sanma etkisi oluşturdu. Bu sebeplede gerçekleştirilen işgallerde kendi hüümet ve devlet adamlarına karşı ses çıkarmadılar. Amerika bu bölgeye demokrasi ve barışı getirmeye gelmişti ve başka hiçbir amacı yoktu… (Tarihin en büyük yalanlarından biri)

Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? - 1
Yeni dünya düzeni mi? Dinler savaşı mı? - 1

Hepimiz asıl sebebin barış veya demokrasi getirmek olmadığını biliyoruz. Kimi insanlarda ekonomik çıkarlar doğrultusunda bu operasyonların yapıldığı düşüncesinde. Ben bu 2 sebepten ilkine kesinlikle katılmamakla beraber ikincisini kısmen onaylıyorum ama olayı açıklamak için yeterli bulmuyorum. Çünkü para gücü kazanmada kullanılan bir araçtır devletler için. Amerika zaten bir süper güçken tekrardan gücünü kanıtlamak için veya servetine servet katmak için bu topraklara gelmiş olamaz. Amerika’yı buraya gelmeye zorlayan başka bir güç vardı Amerika’yı dahi aşan bir güç. Amerika’yı İsrail’e her zaman destek olmak zorunda bırakan bir güç. Kimisi buna yahudi lobisi der, kimisi illuminati der, kimiside DECCAL der. Ben bu üç görüşede katılmaktayım çünkü 3’ü de aynı şeye yani kötülüğe yani ŞEYTAN’a hizmet eder. Nasıl olur demeyin çünkü size ana sahnede yıllarca izletilen masallar gerçek değildi. Etrafınıza biraz göz gezdirirseniz ve kişiliğiniz üstüne press edilmiş tabuların sizi ne kadar sıktığının farkına varırsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Bize gösterilen liderler sadece birer kukladır emin olun. Onlar sadece emirlere uyarlar ve denileni yaparlar. Ellerine ve ayaklarına ipler bağlanmıştır ve emredilenin dışına çıkamazlar. Emreden de açıktır tabi görebilene…

Kategoriler
İslam Dini

Sevgi ve Paylaşmak En Yakınınızdan Başlar

“Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.”

 Yaşamın her anını kapsayan din, insanlara Kur’an ekseninde güzel ahlak özellikleri kazandırır. Güzel ahlak özelliklerinin de ibadet olduğu bilincine sahip insan, bu üstün ahlakı yaşamaya ve en yakınlarından başlayarak yaşatmaya çaba gösterir.

Din ışıl ışıl aydınlıktır; insana gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti ve dostluğu tarif eder. O’nun sınırları içerisinde yaşayan insan da her zaman ve her ortamda dürüst, samimi karakter özellikleri, saygı ve sevgi dolu davranışlar sergiler.


En Yakınlarımız; Çocuklarımız

Dinin özü güzel ahlaktır. Allah katında beğenilen üstün ahlak özellikleri, özellikle çocukluk döneminde şekillenir. Çocuk, fıtrat itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli ve Allah’ı bulup kavrayacak güce sahiptir. Bu nedenle çocuklara Allah inancı küçük yaşlarda öğretilmelidir. Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak olarak yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun olduğu görüşünde birleşmişlerdir.

Çocuklar; derin sevgiyi yaşatan Allah’ın güzel tecellileridir. Çocuk muhabbetle, aşkla sevilir. Değer veriyorsanız, yaşına rağmen saygı duyuyorsanız, ona Allah’ı tanıttıysanız, sevdirdiyseniz, Allah’ın koruması altında olduğunu söylediyseniz çocuk dünya tatlısı olur.

“Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras güzel ahlaktır” buyurur Peygamberimiz(sav). Çocuğumuza güzel ahlakı tanıtmaya Allah sevgisini ve Allah’ın onun için yarattığı güzel nimetleri hatırlatarak başlayabiliriz. En sevdiği meyveleri Allah’ın yarattığını, örneğin iç açıcı sulu portakalların çamurlu topraktan çıktığını, kocaman bir portakal ağacının tüm detaylarının tek bir portakal çekirdeğinin içinde saklı olduğunu… Ufacık bir çekirdeğin toprağa atılmasıyla devasa bir ağacın oluştuğunu; onlarca dal, yüzlerce çiçek ve meyve verdiğini… On yılda büyüyen bir ağacın, gözlerimizin önünde on saniyede büyümesinin nasıl büyük bir mucize olacağını. Yıllara bağlı olarak büyümesinin de mucizevi bir olay olduğunu ve bu mucizeyi Allah’ın yarattığını…

Çocuğa hayvanları sevdirebiliriz örneğin. Çevresinden başlayarak kedilerdeki sevimliliğe, kuşlardaki çeşitliliğe, kelebek kanatlarındaki yanar döner renklere dikkatini çekebiliriz. Kendi yüzü ve bedenindeki oran ve simetriyi anlatır, “bütün bunlar kendiliğinden meydana gelebilir mi?” sorusunu yöneltebiliriz. Çocuk böylece aklını kullanır, mantık örgüsüyle kendiliğinden oluşamayacağını anlayabilir. Bu şekilde bir anlatımla çocuk daha dengeli ve tutarlı olur, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kur’an ahlakının anlatılması daha da kolaylaşır.

Çocuğa güzel ahlakı anlatırken, sevginin yanı sıra saygılı olmalı ve ona değer verdiğimizi hissettirmemiz de önemlidir. Büyük bir insan gibi davranırsak o da saygılı olacaktır. Çocuk olduğunu hissettiren konuşma, onun dengesini bozar. Kendisine değer verilmediğini, adam yerine konmadığını düşünür. Çocuk yerine konmak kimi zaman hoşuna gitse de sorumluluk duygusunu ortadan kaldırır; her şeyi artık size yüklemeye başlar.

Çocukla bire bir konuşmak kadar güzel ortamlarda konuşmak da önemlidir. Çocuk, hoşuna gidecek bir yerde, sevdiği yiyecekler eşliğinde daha güzel eğitilir. Güzellikleri kapsamlı anlattıktan sonra dünyada kötülüklerin de olduğunu ayrıca anlatmalıyız. Ona iyiliği, kötülüğü ve akılcılığın ne olduğunu anlatmalı, iyi ve kötü insanları tanıtmalıyız. Kendisi akıllı, olgun ve güzel davranışlar sergilediğinde onu ödüllendirebiliriz. Örneğin akıllı konuştuğunda, akılcı bir seçim yaptığında sevdiği bir yiyecek ya da istediği bir oyuncak alabiliriz. Akıllı ve güzel davrandığında, temiz ve düzenli olduğunda ödüllendirmek, onun ruhsal yapısını güçlendirir.

Özenle, şefkatle, akılcı bir şekilde ve samimi ilgiyle yaklaşmak güzel sonuç verir. Bağırıp çağırmak çocuğu olumsuz etkiler; çocuk hem bize hem kendisine saygısını yitirir. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğu “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle eğitmeye çalışmak konuyu açmaza götürür.

Din ahlakı sevgidir, şefkattir; özveri, merhamet ve dostluktur. Allah, insanları, bitkileri, hayvanları, tüm yarattıklarını aşkla sevmemizi ister. Kur’an ahlakı, sevmenin sanatıdır. Çocuğa bu bakış açısıyla yaklaşırsak – Allah’ın dilemesiyle- çok güzel sonuç alırız.

Güzel ahlaka sahip insanların yaşadığı çevreler, özlem duyulan, huzur ve güven içindeki ortamlardır. Bu güzel ahlakın yaşandığı evlerde, anne- babaya itaatli, onlara “öf” bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları çocuklarının hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır.

Ahlak değerlerini yitiren, bireyleri arasında sevgi, saygı ve beraberlik duyguları körelen ailelerden oluşan toplum, hızla manevi ve ahlaki dejenerasyona doğru yol alır. Ailenin ahlak yapısı ne denli güçlü ise, millet ve devlet de o derece güçlüdür.

Kur’an’da, İmran’ın karısının, “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et.” (Ali İmran Suresi, 35) diyerek dua ettiği haber verilir. Hz. Meryem’i annesi nasıl Rabb’ine adadı ise, bizler de çocuklarımızı Allah’ın rızası için Allah’a adayalım. Çocuk henüz hiçbir şekle girmemiş temiz toprak gibidir. O toprağa hangi tohumu ekersek, onun meyvesini alırız. Ne kadar çok ekersek, meyvesini kat kat fazlasıyla verir; Rabb’imizin dilemesiyle güzellik, nimet, bereket, sağlık ve sıhhat gelir.

Fuat Türker

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Perdenin Arkası

Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Başkalarına boyun eğme. Onlardan korkup titreme. Çünkü her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir; her şey O’nun emriyle halledilir. Kendini kendine sahip sanma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır. Belalardan korunamaz, kendini muhafaza edemezsin. Mülk başkasınındır. O Sahibindir. Merhametlidir. Kederi bırak. Keyfini çek. Zahmeti at. Gönül şenliğini bul. Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişanlıktan üzüntülü olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat, bir Kadir-i Rahimin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, Ona bırak. Cefasını değil, safasını çek. O hem Hakimdir, hem Rahimdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler de, pencerelerden seyret, içlerine girme.
Bediüzzaman
İnsan sonsuzluk için yaratılmıştır ve sonsuzluğa muhtaçtır. Geçici hiçbir şey onu tatmin etmez. İnsanın arzuları bitmez. Bu yüzden nerede olursa olsun kalıcı huzuru bulamaz. Oysaki kalpler yalnızca Allahı anarak sakinleşir, ferah bulur. Onu hakiki tanıyan ve seven sonsuz mutluluğa ulaşır. Selamet, emniyet ve özgürlük yalnız İslamiyette ve imandadır. Çünkü ölçüsüz serbestlik ile yaşayanlar farkına varmadan servetin, saygınlığın, makamın, şehvetin kulu kölesi olmuş, onların ağına takılmıştır. Bu tipte insanlar dünyanın sultanı olsa ne fark eder? Oysaki İslam yalnızca Allahın kulu kölesi olmaya çağırır. İnsan bu şekilde özgürlüğüne kavuşur. Allahı tanıyan ve Ona itaat eden, zindanda dahi olsa hür sayılır. Onu unutan ise saraylarda da olsa zindandadır, esirdir. Ruhunu sonsuzluk güneşinin ışığında hüzünden kurtarmak isteyen, hayatın anlamını arayan, emin olmayı, karanlık çukurlardan kurtulmayı ve nihayet sonsuz mutluluğu arzulayan İslamı kabul etmek ve ona göre yaşamak zorundadır. Burada varsayımlara, zanlara yer yoktur. Sonuçta doğrular değişir, ama tek bir gerçek vardır. İslamın neden hakikat olduğuna özet olarak değineceğim. Yazacaklarım hakikat okyanusunda bir damla su gibidir.
Bir insan, bir ağaç, bir deprem, bir yağmur nasıl ve hangi şartlarda meydana gelir? Bu soruya bilim çevreleri ayrıntılı bir şekilde cevap vermeye çalışır. Şu zamana kadar süregelen bilimsel çalışmalar sayesinde evrende ve dünyada meydana gelen pek çok olayın nasıl oluştuğu hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Elde ettiğimiz bu bilgi aracılığıyla asırlar öncesi kilisenin dünyanın düz olduğuna dair iddiasına gülüp geçebiliyoruz. Geçmişte cevaplanamayan pek çok soruyu cevaplayabiliyoruz. Pekiyi bu sahip olduğumuz bilgiler ile cehaletimiz ortadan kalktı mı? Hakikate ulaştık mı? 20.yüzyıldan önce bazı bilim adamları bilimin her sırrı çözebileceğini iddia ediyordu. Bununla beraber bilimsel faaliyetlerin gelişmesiyle, kainatın devasa gizemli ve oldukça karmaşık sisteminin görülmesiyle birlikte bilimin açıklayamadıklarının açıkladıklarından çok daha fazla olduğu anlaşıldı. Bu durum şuna benzer. Bir insan düşünelim. Cevaplamak istediği onlarca soru vardır ve bir kitabın bu sorulara cevap verdiğini duymuştur. Bu kitabı alır ve büyük bir şevkle içindeki bilgilerin hepsini hafızasına almaya başlar. Ama kitabı okudukça görür ki kitabın içindeki bilgiler yetersiz bir özetten ibarettir ve kitap milyonlarca referansla doludur. Dolayısıyla kainattaki tüm bilgiyi edinmemizin imkansız olduğu ortadadır. Ama yine de tüm bilgiye sahip birini hayal edersek bu insan hakikate ermiş olur mu?
Bu soruya cevap vermeden önce şu noktaya da değinmek gerekir. Bu hayal ettiğimiz kişi bilgi bakımından hata yapmasa da sonuçta insandır. Bilgisi onu göklere çıkaramaz. Günlük ihtiyaçlarını karşılamasına, sevdiklerini kaybetmesine ve sonuçta kaçınılmaz olan ölüme engel olamaz. Sonuçta bilgisi onu okuma yazma bilmeyen, sıradan bir hayat yaşayan, kimsenin ilgilenmediği bir insandan daha mutlu yapmaya yeterli değildir. Hatta gerçek hayatta da bakarsak çok bilgili, çok zeki insanların daha stresli olduğu görülebilir. Şimdi sorumuza dönecek olursak bu insanın hakikate ulaştığını söyleyebilir miyiz? Öncelikle bir insan kendi başına hakikate ulaşamaz. Kendi başına hakikat sahibi olması için ilah olması gerekir. Ancak bir insan hakikatin belli bir kısmına ulaşabilir. Hem bunun için örnekte verilmiş olan kişi gibi var olan tüm bilgiye sahip olması gerekmez. Bu noktaya ulaşmanın şartları vardır. Bu şartlardan ilki materyalist bakış açısını terk etmektir.
Materyalizm kainatta var olan olayları Yaratıcıdan bağımsız olarak maddenin hareketlerine bağlayarak açıklamaya çalışır. Ancak maddenin kendi kendine var olmasının imkansız olduğunu, Aristonun deyimiyle bir ilk hareket ettiricinin varlığını kabul etmez. Oysaki bir maddenin yokluktan varlığa gelebilmesi yokluğu düşünülemeyen, varlığı zorunlu ve zatının gereği olan, var olmakta başka bir varlığa muhtaç olmayan bir varlığı gerektirir. Madde ve ruh ise ne varlığı, ne de yokluğu zatının gereği olmayan, var olmak için mutlaka tercih edici bir sebebe muhtaç olandır. Bu yüzden madde ve ruh sonradan olan, yaratılandır. Bu yüzden de materyalizmin savunduğu Yaratıcıdan bağımsız, maddenin varlığı için bir başka varlığa muhtaç olmaması görüşünü kabul etmek katrilyonlarca sayıda atomların ilahlığını kabul etmek demektir. Bir harf katipsiz, bir kanun hakimsiz olmaz. Şu kainat öyle bir kitaptır ki içindeki her bir harf içinde nice kütüphaneler vardır. Yeryüzü bir kelimedir. Bir meyve bir harf, bir çekirdek bir noktadır. O noktada koca bir ağacın programı vardır. İşte böyle bir kitap sonsuz kudrete ve hikmete sahip bir yüce varlığın kudret kalemini gösterir. Bir hane ustasız olmaz. Öyle bir hane ki her bir taşı bir saray gibi işlenmiş bir sanat. Aynı zamanda o saray içinde sinema perdeleri gibi sürekli devam eden bir hareket var. Öyleyse şu kainat sonsuz ilim sahibi bir varlığı gerektirir. Çünkü şu muhteşem kainat öyle bir saraydır ki ay ve güneş lambalar, yıldızlar mumlar, zaman ise bir sinema şeridi gibi sürekli akıp giden bir ip gibidir. Bulutsuz, gündüz ortasında, güneşin deniz yüzünde bütün kabarcıklar üstünde ve karada bütün parlak şeylerde ve karın bütün parçalarında etkisi göründüğü halde güneşi inkar etmek mümkün olabilir mi? Çünkü o vakit bir tek güneşi kabul etmemekle, katarat sayısınca, kabarcıklar miktarınca, parçalar adedince, güneşçikleri kabul etmek gerekir. Akıldan uzak olan materyalist görüş pek çok bilim adamı ve filozof tarafından da kabul edilmemiştir. Descartes Allahın varlığını akıl yürütme yöntemiyle şu şekilde kanıtlamıştır: Tanrı tanımı gereği her türlü mükemmelliğe sahiptir. Zorunlu varlık bir mükemmelliktir. O halde Tanrı zorunlu olarak vardır. Aynı şekilde Newton Diğer tüm kanıtları bir yana bırakırsak, başparmak bile benim Tanrının varlığına inanmam için yeterlidir demiştir. Bunlar sadece birkaç örnekten biridir.
Akıl yürütme konusunda aciz kalan bu felsefe evrim teorisi aracılığıyla kendini tekrar göstermeye çalışır. Evrim teorisi de adı üstünde bir teoriden ibarettir. Teoriyi reddeden binlerce bilim adamı vardır. Bu konuda bilgi almak isteyenler biyokimya profesörü Michael Behenin Darwinin Kara Kutusu adlı kitabını okuyabilirler. Bir röportajında şöyle demiştir. İnanıyorum ki, evrim teorisi sahneden çekilme yolunda. Hayatın açıklamasının bu teoriyle mümkün olmadığı görülecek ve teori terk edilecek. Bu sonuca giden süreç başlamış durumda zaten. Bunun sebebi de benim tarafımdan veya başka bilim adamları tarafından yapılanlar değil. Hayat hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, onun ne kadar kompleks olduğunu o kadar iyi anlıyoruz. Bilim adamları, bu kadar kompleks yapıların teorinin öngördüğü gibi amaçsız, tesadüfi mekanizmaların ürünü olamayacağını görmeye başlıyorlar.
Günümüzdeki bilimsel çalışmalar kainatın muhteşem bir matematiğinin olduğunu göstermeye başlamıştır. Bu sistem mutlak olarak akıl almaz bir gücün varlığını gerektirir. Altın oran sistemi, doğadaki estetik, renkler, tatlar, bulutlar, kendi estetik anlayışımız, bir müzikten hoşlanmamız, bir insanı sevmemiz veya nefret etmemiz, kısacası duygular, düşünceler, bunların hepsi yaratma sıfatının yanında ruh, şekil, estetik verme gibi sıfatları da bulunan bir gücün varlığını ispatlar. Ben görmediğime inanmam diyenler seviyorlar, nefret ediyorlar ve görmedikleri halde sevgi ve nefrete inanıyorlar. Çocuğunu kucaklayarak öpen bir kadın sevgisini bu davranışıyla gösterip sevginin varlığını ispatlıyorsa öyleyse kainatın mükemmel sistematik ve estetik yapısı da onu yaratan bir gücün varlığını ispatlamaz mı? En küçük atom parçacıklarından tutun dünya dahil tüm gezegenlerin kainatta kendi etrafında dönmesi mantıksızlıktan mı ibarettir?
Hakikate ulaşmanın şartlarından ilki materyalist felsefeyi terk etmektir. Bu da kendi başına hakikat sahibi olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan tek Allaha ve Onun insanlara hakikatin bir kısmını anlatmaları için görevlendirerek yarattığı özel insanlara, elçilere inanmayı gerektirir. Hiç mümkün olur mu ki, sonsuz bilgi sahibi olan bir güzel varlık, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin? Hiç mümkün olur mu ki yaratıp da bizi başıboş bıraksın, müdahale etmesin? Allah elçiler aracılığıyla, yaratılanlara kendini tanıtır, sevdirir. Hakikat sırları elçiler vasıtasıyla açılır. İlk insandan günümüze kadar bu hakikatin tek bir adı vardır. O da İslamdır. Hz. Adem, Hz. Musa ve Hz. İsa dahil gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve gerçekten onlara inanan ve izinden gidenler müslümandır. Hiçbir peygamber aracılığıyla farklı bir din gelmemiştir çünkü hakikat tektir, değişmez. Değişen insan algılarıdır. Bu da İslamiyetin başından itibaren çelişkisiz bir din olduğunu ve onun dışındakilerin insanların kendilerince yorumlar eklediği, çarptırılmış batıl dinler olduğunu gösterir. Yoksa Allahın yol göstermesini göz ardı ederek şu şöyledir diye hüküm vererek gerçek ve doğruya nasıl ulaşılabilir? Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni ALLAH yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna uyarlar ve saçmalarlar. 6El Enam 116. Yani sübjektif, kişisel düşünce ve tahminleriyle arzularına göre hüküm verir, yalan söylerler. Buna örnek verelim: Derler ki sizin bahsettiğiniz ilahınız insanın sıfatlarına sahiptir. Oysaki ilah böyle olamaz. Bunun nedeni özetin özeti olarak şudur: Onun Zatının hiçbir şeye benzemediği gibi İsim ve Sıfatları da hiçbir şeye benzemez. Nasıl ki Allahın merhametinin varlığını biliriz, ancak iç yüzünü anlayamayız, onun gibi, sevgi, memnuniyet, gazap etme gibi özelliklerinin varlığını anlasak bile, esas anlamını bilemeyiz. Sonuç olarak bir insan hakikate, Allahın izin verdiği kadarıyla ulaşabilir. Ancak esas anlamında bu hakikate ulaşmak İslamı ve imanın şartlarını kabul etmekten ibaret değildir. Çok ciddi bir şekilde İslam ilmini okumak, onunla yetinmeyip elde edilen bilgiler ışığında gözlem yapıp, hayatın her aşamasında bu bilgiyi teoriden pratiğe dönüştürerek yaşamayı gerektirir.
Bir insan, bir ağaç, bir deprem, bir yağmur nasıl ve hangi şartlarda meydana gelir? Bu soruya bilim cevap verebilir. Ama bilim, tüm bunların altında yatan esas sebepleri açıklayamaz. Neden sorusuna cevap veremez. Bu soruya yalnızca İslam ışığında cevap verilebilir. Bu meydana gelme sürecinde bilimin anlatmaya çalıştığı tüm aşamalar sebeplerdir, yani vasıtalardır. Allah her şeyi vasıtalarla yaratır ve bu yaratma sürecinde koyduğu kurallar vardır. Yağmurun yağması için bulut, ölüm için hastalık, kaza gibi faktörler gerekir. Allah elbette ki hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Ama bu vasıtaları yaratması insanları denemek içindir. Allah bize rızasına ve sonsuz cennete ulaşma yolunda perdeler koymuştur. Neden perde var, neden hakikati hemen göremiyoruz? Çünkü bir imtihan dünyasında yaşıyoruz ve Allahın rızasını ve sonsuz cenneti hak etmek için uğraş vererek İslam yolunda perdeleri yırtmamız gerekiyor. Hakikat perdenin ardında gizlidir. Perdenin ötesinde hiçlik yok, fenalık yok, çürümek yok. Bir mutluluğa terhis var. Gerçek iman sahibi her şeyin Allahtan geldiğini bilerek Ona sığınır, güvenir. Bu şekilde huzur bulur. Başka hiçbir şeyden korkmaz. Dünya bomba olup patlasa, ihtimaldir ki onu korkutmaz. Fakat hakikati göremeyen gökte bir kuyruklu yıldızı görse yerde titrer. Acaba bu serseri yıldız dünyamıza çarpmasın mı? der. Evhama düşer. Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti evlerini terk ettiler. Hakikati göremeyenler aklını başına alıp kalbini temizlemelidir. Bu kadar merhametli, adil, nimeti bol veren bir Sahibin memleketinde bulunduğu için şükretmelidir. Dağlar ve denizler, kısacası kainat ruhsuz olamaz. Allah abes iş yapmaz.
İnsanın yaptığı hizmet boşa gitmez. Şu fani dünyaya bedel, sonsuz cennet veya cehennem bekler. Hiç mümkün olur mu ki her şeye gücü yeten bir varlık şu misafirhane gibi dünya hayatının dışında ebedi bir memleket yaratmamış olsun? 77. İnsan, bizim kendisini az bir sudan, meniden yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. 78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek? 79. De ki Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir. 80. Yasin
İslam konusunda kafanıza takılan her konunun detayını bu siteden elde edebilir, sorular sorabilirsiniz. www.sorularlaislamiyet.com

Kategoriler
İslam Dini

Çocuklarımıza Allah’ı ve Dini Nasıl Anlatalım?

İnsan din fıtratı üzerine yaratılmıştır. Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramları, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklamak mümkündür.Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak bir şekilde yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.

İmam Gazali çocuğun kalbini, “tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyetli ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli” olarak nitelendirir. Gazali ayrıca , ruhun yaratılışı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli olduğuna ve Allah’ı bulup kavrayacak gücün de onda bulunduğuna inanır. Bu nedenle her şeyi almaya ve yönlendirildiği her şeyi yapmaya hazır olan çocuğa anlatılacak ve onu yönlendirilecek konular çok önemlidir.

Çocuk öncelikle Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücünü öğrenmelidir. Çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze – meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.

Evrendeki düzen ve denge, mucizevi tasarımlarla yaratılmış galaksiler –ki çocuklar bu konulara oldukça fazla ilgi duyarlar- hakkında bilgiler verilmeli ve tümünün üstün akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığı anlatılmalıdır.

Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz ve hissettiğimiz herşey, bize göklerin, yerin ve arasındakilerin Yaratıcısı olan Allah’ı tanıtır. Evreni saran mucizevi güzellikler üzerinde bilgi sahibi olması, çocuğun bu apaçık gerçeği fark etmesini sağlar. Rastlantılarla hiçbir şeyin meydana gelemeyeceği çok basit örneklerle çocuğa anlatılabilir. Böylece çocuk, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kuran ahlakının ve dinin anlatılması daha da kolaylaşacaktır.

Günümüz çocukları oldukça zekidir; “anlamaz, çocuktur bir şey bilmez” diye düşünmek çok yanlıştır. Çocuğa eğer din öğretilmezse çocuğun ruhu boşlukta kalır. Özellikle ölüm konusu çocuğa çok dikkatli anlatılmalıdır. Anne – babasının bir gün ölerek yok olacağını düşünen çocuk, psikolojik açıdan dengesini yitirir. Kendisinin bir gün öleceğini düşünen çocuk da aynı ruh haline sürüklenir. Oysa anne ve babasıyla cennette kavuşacağını, onlarla birlikte olacağını bilen bir çocuk, ruhen ve bedenen çok sağlıklı ve zinde olur.

Çocuklara din, gerici ve tutucu bir üslup ile anlatılmamalıdır. Hurafe dolu bir anlatım, çocuk için din değil, aklının alamayacağı bir kâbus olacaktır. Dini Kur’an ve sünnet çizgisi dışında hurafelerle yorumlayan kişiler, kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kur’an’a ve Peygamberimizin hadislerine uygulamaya çalışırlar. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğa “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle dini eğitim vermeye çalışmak konuyu açmaza götürür. Çocuğa baskı, dayak, şiddet uygulanmamalıdır. Şiddet işe yarayan bir unsur olsaydı Hz. Nuh, peygamber olduğu halde kendisine inanmayan ve Allah’a iman etmeyen oğluna şiddet uygulardı.

Çocuk inançlı yetiştirildiğinde, bu onun tüm hayatını mutlu ve huzur içinde yaşamasına vesile olacaktır. Bu şekilde yetiştirilen bir çocuk, yaşı ne kadar küçük olursa olsun, olgun bir akla ve ahlaka sahip olur.

Unutmayalım din ruhun gıdasıdır; çocuğun sağlıklı ve mutlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Çocuklarımızı bilgisayar başında saatlerce oyun oynamalarından ve gereksiz bilgilerle beyinlerini doldurmalarından sakındıralım. Yararlı bilgilerle donanmalarına yardımcı olalım. Bu amaçla sizlere çok güzel/yararlı bir Facebook sayfası tanıtmak istiyorum. Bu sayfada çocuklar güzel dinimiz konusunda yazılar ve merak ettikleri soruların yanıtlarını bulacaklar. Ayrıca ilginç canlılarla tanışacak, şaşırtıcı davranışları konusunda yazılar okuyacak, videolar izleyecekler.

Sayfanın linki: http://www.facebook.com/CocukSayfasi

Sayfa ‘Çocuk Sayfası’ ancak adı sizleri yanıltmasın; paylaşımlarında biz büyüklere de yönelik bilgiler var. Umarım çocuklarımız için çok yararlı olur.

Kategoriler
Deneme Yazıları

Ruhtan Yansıyan Güzellik

İnsan ruhunun yaratılışı güzelliklerden zevk alacak şekildedir ve her an en kusursuzu, en mükemmeli arar. En küçük ayrıntı dahi gözünden kaçmaz, dikkatini çeker. Ancak insan, ne kadar istese, yaşamı boyunca özlemini duysa da kusursuz bir fizik güzelliği dünyada tam anlamıyla bulamaz. Bu güzelliği insan ancak sonsuz güzelliklerle donatılmış cennette elde edecektir. Muhteşem yaratılmış olan güzelliklere kavuşmanın koşulu ise, dünyada ruh güzelliği kazanmış olmaktır. İnsan ruh güzelliğini yalnızca din ahlakını yaşadığında kazanabilir. Yüce Allah’a kesin bilgiyle iman eden, her şeyin karşılığını O’ndan bekleyen, O’ndan gelenden hoşnut olan, O’nun sınırlarını koruyan ve O’nun beğendiği ahlakı yaşayan samimi inananlar ruh güzelliğine sahip olabilirler. Bu insanın davranışları koşullara ve çevresindeki kişilere göre değişmez. Nefsani çıkarları peşinde koşmayan, onurlu, mütevazı, ve asil bir tavra sahip olan olan kişinin ruhu güzeldir.

Yüce Allah, “… O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale’den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu ‘düzeltip bir biçime soktu” ve ona ruhundan üfledi…” (Secde Suresi, 7-9)

İfadesiyle bir düzen içinde yarattığı insana Kendi ruhundan ‘üflediğini’ bildirir. Dolayısıyla inanan insanın sahip olduğu tüm güzel özellikler, gerçekte Rabb’inin üflediği ruhtaki üstün özelliklerdir. İnsanın içinde, kendisini sürekli Allah’ın doğru yoluna davet eden vicdanı vardır. Bu sese kulak veren insan, daima doğru yolda ilerleyecek, gerçek ahlak güzelliğine, Allah’ın kendisine katından bir nimet olarak lütfettiği ruh güzelliğine kavuşacaktır.

Bu nimete sahip olan insanın ruhundaki güzellik görüntüsüne de yansır. Yaratıcısının ruhundan taşıyan kişi, O’nun nurundan bir parçaya sahiptir. Bu nur görende olağanüstü etki ve güven uyandıran bir rahmettir. Samimi mümin Allah’a olan tevekkülü, yaratılışına uygun din ahlakını yaşaması, huzur ve imanının etkisiyle göze çok güzel ve güçlü görünür.

İnananlar Kuran ahlakının getirdiği ruh güzelliği ile, dünyevi/nefsani tutkulardan uzak, huzurlu, mutlu, güven dolu bir ortamda yaşarlar. Sabırlı, sevgi dolu, akıllı, kararlı, bağışlayıcı, şefkatli olan müminler, ahiretten önce dünyada da cennet benzeri bir ortam oluşturabilmek için gayret ederler.

Cennet Müjdesi

Gönülden iman eden insanlar, dünyada da ahirette de diğer insanlardan ruh güzellikleri ile ayrılırlar. Her insan içten isteyerek, samimi çaba göstererek, Kendi rızası için yapılan iyi işlere daha güzeliyle karşılık veren Allah’ın beğendiği güzel ahlak özelliklerine sahip olabilir.  Allah’tan korkan, O’na itaat içinde olan, O’nun sınırları içinde yaşayan, nefsinin bencil tutkularından korunan ve ruh güzelliğine kavuşan insanlara Kur’an’da en büyük güzellikler müjdelenir.

“…Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 22)

Vicdanımızı tam kapasite kullandığımız sürece, Yüce Allah’ın bazı sıfatlarının tecellilerini üzerimizde taşıyabiliriz. Allah’a Onun sıfatlarının üzerimizde tecelli etmesi için dua edelim, O verir; Yeter ki içten yalvararak isteyelim. Sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan Allah’a ne kadar yakınlaşır, ne kadar teslim olursak, O’nun üstün ahlâkıyla ahlâklanmayı ve mükemmel ruh güzelliğine ulaşarak, “yaratılmışların en hayırlısı” (Beyyine Suresi, 7) olmayı umabiliriz.

[email protected]