Kategoriler
Türkçe Dili

Nasıl Görünüyoruz

Kişinin veya toplumun kendisini nasıl gördüğü önemli değildir. Önemli, olan nasıl göründüğüdür. Özellikle toplum, zaman içerisinde kendisini değişime bırakır ve üzerinde pıhtılaşıp kalan yabancı unsurların rengine bürünüp asli renginden soyutlanarak benliğini kaybeder.

 

Değişim süreci içerisinde öz kültürünü kaybeden toplum kendisine yabancılaşır. Ama bunun farkında olamadığı için aynaya baktığında gördüğünü kendisi zanneder. Toplum içerisinden birileri çıkıp bu biz değiliz diye uyarılarda bulunduğunda da toplumun bütün organları bu uyarıyı yanlış algılayarak direnç noktası oluşturmaya kalkışan bu uyarıcı bireyleri ve unsurları dışlama ve yok etme yarışına girerler.

 

Bir toplumun bütün milli ve manevi değerleri o toplumun namusudur. Namusa gelen helâli en son duyan ise namus bekçisidir. Bireyleri mankurtlaşmış bir toplumun öz değerlerini canlı tutma, geliştirme gibi bir derdi olmadığı gibi ölümüne, öldürülmesine de ses çıkarmaz.

 

Toplumun ayakta kalmasını, kimliğiyle yaşamasını sağlayan en önemli unsurlardan bir tanesi de dildir. Benliğini kaybeden kimliğini kaybeder ve istese de istemese de kendisine başka bir kimlik verilir.

 

Türk toplumunun bireyleri olarak bize de yabancı bir kimlik verilmiş olabilir mi diye düşünebiliriz, şayet düşünme yetimizi kaybetmemiş isek. Deve kuşu gibi kafamızı kuma gömersek göremeyiz. Kabul etsek de etmesek de ben şahsen bize de bir yabancı kimliği veya kimlikleri verildiği kanaatini taşıyorum.

 

Asırlar boyunca gayri milletlerin dili güzel Türkçemizi tarumar etmiş, kültürümüzün bir parçası olan dilimizi öz Türkçe olmaktan çıkarmıştır. Dolayısıyla kimliğimizde de bir değişime neden olmuştur. Dilimize yerleşip günlük hayatta kullandığımız sözcükler her ne kadar Türkçeleşmiş diyerek kullansak da, ortada sözcüklerde Türkçeleşmeden ziyade bizde bir yabancılaşmanın olduğu görülmektedir. Bunu biz görmesek de birileri bize gösteriyor.

 

Şöyle ki: Aşağıya alıntılama yaptığım şiirimi okuyan ve bizde olduğu gibi kendi öz kimliğini kaybeden Pakistanlı bir Hazara Türkü bu şiirin bir Türk şiiri olmadığını bunu yazan kişinin bir Tacik olabileceğini söylemesi şahsen beni şaşırttı.

 

Güneş Tutalım

 

Ben Beyrek olayım sen Banı Çiçek,

Destanlar yaratan bir eş tutalım.

Nikâhımız olsun gök mavi sevda,

Tanrı’nın aşkıyla özdeş tutalım.

 

Kudrettir aşıran nice balkanı,

Götürür menzile erken kalkanı,

Uykusundan uyandırıp volkanı,

Yanık gönlümüzde ateş tutalım.

 

Önümüze düşen gelinen çağda,

İster bir ovada ister bir dağda,

Dokuz tuğ altında altın otağda,

Meydan dileyerek güreş tutalım.

 

Ay’ın ışığında boğulsun Albız,

Vekilimiz kalsın Gün ile Yıldız,

Dağ’ın huzurunda dirilsin Oğuz,

Gök ile Deniz’i kardeş tutalım.

 

Gölgede bırakıp Kervankıran’ı,

Vuslatî der doğsun gecenin tanı,

Titretsin acunu hanların hanı,

Bozkırın üstüne güneş tutalım.

 

Neden öyle söylediğine ben kendimce söyle baktım: Destan, ateş, Kervankıran, Banu Farsça. Han konaklama yeri anlamında kullanıldığı zaman Farsça, unvan olarak kullanıldığında ise Türkçe. Nikâh, mavi, sevda, aşk, kudret, menzil, meydan, vekil, huzur, vuslat, Osman Arapça. Volkan Fransızca. Yorum siz değerli okuyuculara ait.

 

 

Osman Öcal

Kategoriler
Türkçe Dili

Türkçe Treni

Türkçenin yolunda; geçen yıl İstanbul’dan hareket edip gönülleri dolaşarak Karaman’a gelen Türkçe Treni bu yıl 735. Yıl Karaman Türk Dil Bayramı etkinlikleri kapsamında hazırlanan Türkçe Treni Ankara’dan hareket ederek 10 Mayıs Perşembe günü öğle saatlerinde Kırıkkale’ye uğradı. 9-13 Mayıs tarihleri arasında kutlanacak Karaman Türk Dil Bayramı nedeniyle bu yıl ikincisi hazırlanan Türkçe Tren’inde Karaman Valisi Sayın Süleyman Kahraman, Karaman Belediye Başkanı Sayın Kamil Uğurlu, üniversite öğrencileri, dernek ve vakıf üyeleri bulunmaktaydı.

 

Kırıkkale Tren Gar’ında Kırıkkale Valisi Sayın Hakan Yusuf Güner, Belediye Başkanı Sayın Veli Korkmaz Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Yıldız, İl Jandarma Komutanı Albay Ünsal Ağaoğlu, Emniyet Müdürü Kadri Kartal,  üniversite öğrencileri ve il müdürlerinin yanı sıra Kırıkkaleli vatandaşlar vardı.

 

Üzerinde Karamanoğlu Mehmet Bey’in resminin ve 1277 yılında yayınladığı ” Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk Dilinden başka dil kullanmaya” fermanın yazılı olduğu treni karşılamaya gelenler arasındaydım. Karşılama töreni ile ilgili birkaç resim çekeyim derken dikkatimi çeken bir pankart gördüm. Pankartta şöyle yazıyordu: ‘Kırıkkale Üniversitesi Türkçe Topluluğu’ Keşke diyorum her üniversitede, her lisede her meslek kuruluşunda, her kurumda bir Türkçe topluluğu oluşturulabilse.

 

Türkçe Treni her ne kadar gönülleri dolaşıyor desek de dilimizin korunması sanıyorum üniversitelere, Türkçe sevdalısı akademisyenlere, şairlere, yazarlara ve Türkçe düşünen gençliğe kalmış gibi. Şimdilerde ferman yayınlayabilecek bir Karamanoğlu olmadığına göre, dilimizin fazlaca yozlaştığı son zamanlarda Karaman Türk Dil Bayramı Komitesinin, Karaman valiliğinin, belediye başkanlığının ve diğer emeği geçen kurum ve kuruluşların hizmetlerinden ötürü takdir edilmelidir diyorum.

 

Türkçemizin korunmasına fazlaca ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda gönül isterdi ki Kırıkkale halkı daha bir heyecan daha bir fazla kalabalıkla Türkçe Treni’ni karşılayıp gereken rağbeti göstersin. Basit programlara akın akın gelen getirtilen insanımız bu karşılama törenine de gelsin getirilsin.

 

Bir dizi ziyaretten sonra Kayseri’ye oradan Türkçenin başkenti Karaman’a ulaşacak Türkçe Treni ve yolcuları. Türk Dil Bayramının kutlanacağı Karaman’daki etkinlikler arasında  ‘Sosyal medyada Türkçenin kullanımı’, ‘Teknoloji karşısında Türkçenin duruşu’ ve ‘Türkçenin tarihsel öyküsü’ nün ele alınması var. En önemli etkinliğin bu olacağı kanısındayım. En azından kutlamanın bu bölümünün birçok ulusal kanaldan canlı yayınlanması gerçekleştirilebilse toplumun aydınlanmasında, dilimizin değerinin anlaşılmasında yararlı olacaktır.

 

Türkçemiz bizim hem ses bayrağımız hem en kıymetli hazinemizdir. Bu hazineyi koruduğumuz sürece ayakta kalabiliriz. Canlı bir varlık olan ve ana sütümüz gibi düşündüğümüz hazinemize damlatılmak istenen gayri zehrin bir an önce durdurulması için gerekirse yasal tedbirlere de başvurularak gerekli önlemlerin alınması gerekir. Yüz yıllardan beri damlatıla gelmiş zehrin ise tortusuyla beraber ayıklanarak ve yerine bal şerbeti doldurularak özgürlüğüne kavuşturulması kendimize yapılacak en güzel iyilik olacaktır.

 

Bir şiirimden bir beyitle yazımı bitirmek istiyorum.

 

Dil kıymeti bilinse dilim dilim dilinmez,
Dil sesimin bayrağı bayraktarım dil inmez.

 

Osman Öcal

 

Kategoriler
Türkçe Dili

DİL –TÜRKÇE- GÜLCE

 

Dil, duygu ve düşünceleri sesler vasıtasıyla bildirmeye, anlatmaya yarayan bir araç, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir vasıtadır. Dil, dilbilgisi kuralları içinde örgütlenmiş, kendi kanunları içerisinde yaşan gelişen canlı bir varlıktır. Bilinmeyen bir zamandan geleceğe doğru akan, insanoğlu var oldukça da yaşayacak olan bir varlık. Milletleri millet yapan temel olgulardan birisi ve en önemlisi.

Dil, konuşma dili, yazı dili ve mimik olmak üzere karşımıza üç şekilde çıkar. Her milletin kendine özgü bir konuşma ve yazma dili vardır ki, o milletin kültürüyle iç içedir. O zaman diyebiliriz ki dil, kültürün ayrılmaz bir parçasıdır ve en önemli unsurudur.

Kültür içerisinde sanat, sanat içerisinde de edebiyat olguları olduğundan dolayı, dil edebiyatla yakından ilgilidir. Aslında dil bütün kültür değerlerini bünyesinde barındıran ve içi boşaltılmaması canlı tutulması gereken bir hazinedir.

Milletleri ezelden ebede götürecek olan dil zamanla kendi içerisinde gelişmeli zenginleşmeli ama asla değişmemelidir. Hele ki yabancı dillerin oturup çöreklendiği bir alan olmamalıdır.

Bir milletin dilini yaşatacak en önemli unsurlardan olan edebiyat, önemsendiği sürece öz benliğini koruyacak ve ait olduğu millete faydalı olacaktır.

Türk edebiyatı en eski çağlardan bu güne kadar değişik safhalardan geçerek Türk milletinin kültürünü, dünya görüşünü, düşünce ve hayal dünyasını sırtlanmış bundan sonra da değer verildiği nispet oranında sırtlamaya devam edecektir. Belirli bir çağa kadar sözlü, daha sonra sözlü ve yazılı olarak dilimizin yaşamasına, dolayısıyla millet olarak hayatta kalmamıza vesile olan edebiyatımıza gerekli yakınlığı göstermemiz gerekmektedir.

Edebiyatın temel malzemesi olan dilimizin yaşayıp gelişmesinde korunmasında özellikle halk edebiyatı türlerinden destanlarımızın, şiirlerimizin, türkülerimizin; destancılarımızın, şairlerimizin ozanlarımızın inkâr edilemez büyük katkıları olmuştur. Ne mutlu halkın diliyle söyleyip yazan şairlerimize, ozanlarımıza, âşıklarımıza. Ne mutlu Kaşgarlı Mahmutlara, ne mutlu bin bir Yunus’a. Ne mutlu ses bayrağımıza bayraktar olanlara. Ne mutlu bayraktarların izinden yürüyenlere.

Ne mutlu GÜLCE’ye ki; her bir mensubu bir bayraktar, bir Türkçe sevdalısı. Dilimizi yaşatıp korumaya çalışan bir gönül eri. Şimdilik şiirleriyle her birisi dilimize hizmet sunan kendi sıkletinde bir başpehlivan.

Evet, GÜLCE dedik de nedir acaba kerameti ki her bir mensubu bir gönül eridir. Yazılmış bulunan eserlerimizde sade bir dil ve şiirde ata ölçüsü olan hece vezni kullanılarak hece serbest ve aruz kardeş kılınmıştır. Dış kaynaklı olup edebiyatımıza sonradan yerleşen aruz ölçüsü Türkçeleşmiştir. Gerçekleştirilen ve devam eden projelerle günümüz Türkçesiyle Nutuk, destanlarımız, Dede Korkutumuz, efsanelerimiz, kadın kahramanlarımız, tarihimizde ilkler, evliya kadınlarımız ve peygamberlerimizin hayatları zamanın ve geleceğin okuyucusunun hizmetine sunulmuş, sunulmaya devam etmektedir. Ses bayrağımızın bayraktarları teker teker şiir diliyle tekrar tanıtılmaya başlanmıştır. Türk şiirinde gelişime ve dilimizin yaşatılmasına büyük bir sevda ile devam edilmektedir.

Ne mutlu GÜLCE’ye, ne mutlu GÜLCE’ye gönül verenlere.

Osman Öcal

Kategoriler
Dünya ülkeleri Gazeteci Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

TARAFA SESLENİŞ

TARAFA SESLENİŞ!

Ey Taraf yazarları;

Size öğütlemek, vasiyet etmek kimin haddine! Siz zaten öğütleri tutmuşsunuz; sizde vasiyet, bizde emir olanları yerine getiriyorsunuz!

İnsan olmak, hepimizin kaderidir. Lakin insan olduğunun ilk göstergesi, herhangi bir ırka mensup olmaktır. Biz, Türk Irkındanız; kendimizi biliyoruz ve insan olduğumuzdan şüphe de etmiyoruz.

Irksız olmanız, insan olmadığınızın göstergesidir!

Dışkısını hediye olarak karısının yüzüne fırlatmak, üzerinde tarih yazmayan belgeyi tarih vererek haber(!) yapmak, sabah geldiğinde masasının üzerine bırakılmış olan notları zihnine kazımak, pislik olmanızın gereğidir.

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ayrılan manşete takılıyorsunuz; diktatörlüktür diyorsunuz. Kutlamaya katılanlar içinde aynı şeyleri iddia ediyorsunuz.

Fakat ne gazeteler ne de kutlamalara katılanlar zor kullanılmaktadır. Bu, bir milletin iradesidir!

Fakat, bunları yazan kalemi ellerinde tutanlar, beyinleri mankurtlaştırıldığından, herkesi kendisi gibi " hortlak " zannetmektedir!

Tersanesine giren adama ortaklık teklif edenler, acaba karılarına saldıran adamlara da ortaklık teklif ediyor mu?

Ediyorlar ya da edecekler ki bu onların kafa yapısıdır. Malum, " Entel aydınlar "…

Peki, Sevan Nişanyan hayat arkadaşına saldıranlara ortaklık teklif edenlerde, yamyam, hindu olup olmadığına bakıyor mu?

Cevabı kendisi versin;

" -Bunu yaparken Türk mü, yoksa Hindu mu, Yamyam mı? diye sormayacaksın. "

Evet, 86 yıldır bu dil ile, kan-vatan dili ile kökünüzü kazıyoruz! Kazımaya da devam edeceğiz; hiç şüpheniz olmasın!

Orduya saldırmak, Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK'ün kurduğu devlete saldırmak, Taraf gazetesinin birinci vazifesidir!

Taraf Gazetesinin muhtaç olduğu kudret, ağa babalarının asil ceplerinde mevcuttur!

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Öğrenci Konuları Öğretmenlik üzerine Toplumsal Konular Türk Sineması Türkiye üzerine

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul

2009 yapımı olan İki Dil Bir Bavul ;

Filmin konusunda üniversiteyi yeni bitiren bir öğretmen Kürt Köyüne tayin olmuştur. Bu farklı coğrafyada, öğretmen anlatımda çok zorlanmıştır. Çünkü bu yerinin bile bilinmediği köyde Türkçe bilen bir öğrencisi yoktur. Bir yılını bu öğrencilere Türkçe öğretmekle geçen öğretmen sonunda bunun üstesinden gelir. Eğitim Türkçe öğrendikden sonra, yeniden başlamaya hazırdır. Bu farklı kültürde çok zorluklarla karşılaşan öğretmenin başından geçen bir solukta izleyip, tadı damağınızda kalacak süper bir film.

 
2009 yılının sonuna doğru yine Türk Sinemalarında bir hareketlilik oluşmuş durumda. İki Dil Bir Bavul ise tüm filmlerden ayrı Türkiye gerçeklerine değinen, yönetmenliğini Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın gerçekleştirdiği drama bir film. Yaklaşık bir buçuk saat süren İki Dil Bir Bavul filmi izleyenleri büyüleyecek durumda.
 
Herkesin tuhaf gözlerle baktığı Doğu Bölgesinde böyle bir drama film şuana kadar çok nadir yapıldı. Filmin konusu ve akışı çok iyi bağlandığı için izleyiciler bir solukta bitirecek durumda. Oturduğunuz gibi kalkacağınız hissine kapılacağınızdan eminim. İki Dil Bir Davul’un genç yönetmenlerinden bu derece güzel bir film yapılması, bu yönetmenler hakkında ileriye dönük güzel fikirlerimizin doğmasına sebeb oluyor. Sinema severler tarafından yüksek puanlarla bahsedilen İki Dil Bir Davul ;
 
Türkiye’nin en büyük sinema sitesi : sinemalar.com da 7,1/10 puanlamasına sahip.
 
Dünyanın en büyük sinema sitesi ImdB de ise : 7,3/10 puan almış durumda.
 
Ünlü isimler tarafından önerilen film hakkında bir görüş şöyle ;
 
“Tam da şu sıralar seyretmemiz, seyrettirmemiz gereken bir film” Yıldırım Türker / Radikal.
 
İyi Seyirler.

Mustafa GÜLŞEN

Kategoriler
Dünya ülkeleri Genel Konular Günlük hayat Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Musibet-Nasihat ve çılgın Türkler

            "Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü…"    Böyle başlar devletimizin en üst makamında oturan cumhurbaşkanımızın yemini. Bu yemin, tarihin Türk ulusuna sık sık hatırlattığı nasihatin ifadesidir.

          Türklerin tarih sahnesine bir devlet teşkilatlanmasıyla ilk çıkışı Asya Hun Devleti ile olmuştur. Tarihi kaynaklar, bu dönemi, Türk boylarının ilk kez tek bayrak altında toplandığı, güçlü ve huzurlu bir dönem olarak anlatır. Bu güç, Çin ordusuna set çektirtti ama Çin’in ikilik çıkarışına güç yetiremedi. Bir millet, bir devlet kuzey-güney diye ayrıldı. Derken yıkım ve kıyım.

          Göktürk kitabeleri, Türk tarihi ile ilgili en eski yazılı kaynaklar olarak günümüze ulaştı. Bu kitabelerde, 7. ve 8. yüzyıllarda çok geniş coğrafyaya hükmeden Göktürk Devletini, yöneticilerini tanıyoruz. Ama derin bakan gözler, bu kitabelerdeki nasihatlerin farkına varabilirler.

          Ne var ki o büyük, o güçlü devlet, zamanın büyük gücü Çin Devletinin marifetiyle doğu-batı diye ikiye bölündü. Derken o musibet… Yıkım ve kıyım.

                Asırlar gelip geçerken Anadolu’nun derin bakan gözleri nasihat ediyordu. “Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için gelmedik” diyen Mevlana gibi Yunus Emre bir şiirinde:

“Ben gelmedim da‘vâ için benim işim sevi için
 Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim” 

diyerek Anadolu halkına birliği, dirliği nasihat ediyordu. 

                   Cumhurbaşkanı forsundaki, tarihte kurulan Türk Devletlerini simgeleyen 16 yıldız, dönemlerinde Tarih semalarında parlamıştır; fakat acı olan "Çılgın" denen Türklerin, tarihleri boyunca benzer musibetler görüp yıkıma, kıyıma uğramalarıdır.

           Savaş meydanında kurşunun önüne atlamak, savaşta çokça can vermek çılgınlık değildir.  Çanakkale’de -menzilleri çok kısa oldukları için- düşman gemilerinin iyice yaklaşmalarını beklemek, beklerken sırayla can vermek, isyanlarda ayaklanmalarda binlerce kardeş kanı dökmek çılgınlıktır.  

           Bilişim Çağı denen günümüzde, tarihte yaşanan musibetleri görmemek, çağları aşan sesleriyle nasihat edenleri duymamak, aynı tarihi oyunla, aynı ikilik çıkarmalarla kardeşleri bölmek, parçalamak ve tek tek yutmak planlarına seyirci kalmak çılgınlıktır.     

           Musibetlerden çok acı çekmiş Türk ulusu, Türk genci Atatürk’ün hedeflerine en zor şartlarda bile umutsuzluğa düşmeden yürüyecektir. Büyüklerinin nasihatlerine uyarak…

         "Dünyada yapamayacağın hiçbir iş yoktur;Çünkü sen Gültekin gibi kahramanlar yetiştirmiş bir ulusun oğlusun! Bunu böyle gör,böyle dinle! Bayrağımızın rengi solmasın, Gölgelice kaba ağaçlarımız kesilmesin, ulusumuzun arasına ikililik girmesin, yurdumuza yağı ayak basmasın, ey büyük Türk Ulusu! (Göktürk Abidesi-Kültigin)

Kategoriler
Genel Konular Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Kürtçe mi?, Hangi kürtçe ????

Bugün sizlere çok önemli bir yazıyı, dostumuz Özkan Bostancı’nın bir yazısını noktasına, virgülüne dokunmadan sizlere sunuyorum. Buyrun beraber okuyalım:
DEVLET VE HÜKÜMETİ KENDİ MALİ ve KORUYUCUSU TANIMAK;
BİR MİLLET İÇİN BÜYÜK NİMET VE ŞEREFTİR.
VATAN, BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!
(5.2.1924)Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
VATAN’ın ve MİLLET’in BÖLÜNMEZ olduğu hususu, ATATÜRK İLKELERİ’nin en önemlilerinden biridir…
Aslında ister SALTANAT, ister CUMHURİYET olsun, TÜRK VATANI’nın bölünmesi düşünülemez!..
 Ama bu, OSMANLI döneminde sağlanamadığı için; ATATÜRK, CUMHURİYET’in temeline bu iki taşı yerleştirmiştir.
İşte bu yüzden hem "Atatürkçü" geçinen, hem de "bu konunun tartışılabileceğini" söyleyen soysuzlar, kanımızı donduruyor!..
TÜRK VATANI, zaten bölüneceği kadar bölünmüş, 1900’de 4.5 milyon kilometre kare toprağa sahip bir ülke iken 780.000 km. kareye inmiş, MİSAK-I MİLLİ çizgisi bile koruyamamıştır.
BUNDAN SONRA BİR KARIŞ BİLE TOPRAK VERİLEMEYECEĞİ GİBİ, ARTIK BİZİM OLAN VE HAKSIZLIK EDİLEREK ELİMİZDEN ALINMIŞ OLAN TOPRAKLARI GERİ ALMA SÜRECİNE GİRİLMİŞTİR.
KIBRIS, MUSUL-KERKÜK, BATI TRAKYA, Ege’deki ANADOLU ADALARI, ŞARKİ RUMELİ, BATUM VE HALEP BİZİ BEKLEMEKTEDİR!..
Bu toprakların bizim olduğunun delili de, 2. Dünya Harbi’nde hem Almanlar’ın, hem Ruslar’ın bu toprakları bize teklif etmeleridir.
Hal böyle iken hiç bir BÖLÜNME tartışmasına müsamaha gösterilemez!..
Bizden toprak istemek için ağız açanların, ağzına mutlaka TOPRAK doldurulmalıdır!..
Öte yandan MİLLET de TEK’tir, BÖLÜNEMEZ!..
Bizden kopan Rum, Ermeni ve Araplar hemen derhal başkalarının uşağı haline gelmişlerdir…
Başkaları için savaş hattına sürülmüşlerdir…
Ermenistan, Yunanistan, Arap ülkeleri, Balkan ülkeleri TÜRKİYE’den koptuktan sonra en az 2 savaş daha görmüşlerdir!..
Bu da, bizden kopmak isteyenlerin kulağına küpe olmalıdır!..
Yunanistan, Ermenistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün "sun’i" olarak BATILILAR tarafından kurulmuş devletler oldukları için; hiç bir zaman BATI HEGEMONYASI’ndan kurtulamayacaklar, sözde "bağımsızlık"larının bedelini, UŞAKLIK’la ödeyeceklerdir.
Bu katara şimdi bir de kürt topluluğunu eklemek istiyorlar… Onda başarı sağlarlarsa, arkadan Laz, Çerkez toplulukları gelecektir. Buna da asla izin verilemez!..
Kürt ve diğer etnik topluluklar vardır…

Ama bunlar bir MİLLET değildir!..
Hiç bir zaman kendi gücüyle DEVLET kurmamış topluluklar milletleşemez!..
Sun’i devlet kurmuş olanlar da, MİLLET olmadığı için, o devlet uzun ömürlü olmaz…
Somali, Ruanda buna en iyi örneklerdir.
Bir insan kürt kökenli olabilir, ama TÜRK MİLLETİ’ndendir…
Eğer "değilim" diyorsa, yapılacak şey ona toprak vererek sun’i bir devlet kurdurup, BATI’ya uşak olmasına yol açmak değil; kendini "vatansız" ilan edip hangi ülkede yaşamak istiyorsa, oraya gitmesini sağlamaktır!..
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni kuran insanlara TÜRK denir, o kadar!..
Bu ülkede kendini TÜRK sayanlardan başkasına hayat hakkı yoktur, MİSAFİR olmanın, veya himayemize sığınmanın dışında!..
ATATÜRK, her ne kadar CUMHURİYET’i kuran herkesi TÜRK sayarak ayırım yapmıyorsa da, büyük bir önsezi ile CUMHURİYET’in dayanağını TÜRK TOPLULUĞU olarak gösteriyor…
Bu, şu anlama gelir:Her ne kadar biz ayırım yapmıyorsak ta, bazı hainler DEVLET’i ve CUMHURİYET’i hedef alabilirler…O zaman IRKEN TÜRK olanlar sorumluluğu üstlenerek, meydanı bu sütü bozuklara bırakmamalıdır!..
ATATÜRK bu teşhisi yaptıktan sonra, BÜTÜNLÜĞÜN KORUNMASI’nı DİN, DİL, TARİH, KÜLTÜR, GELENEK, GÖRENEKLER’e önem vermeye bağlamıştır.
İşte bu konulara önem verilmediği, hatta 50 yıldır kasıtlı olarak bunlar ihmal ve tahrip edildiği içindir ki, bugün bütünlüğümüzü tartışır duruma geldik.
Ayırımcılık güden topluluklardan hiç birinin TÜRK’ten farklı bir yanı yoktur…
DİN’i, TARİH’i, KÜLTÜR’ü birdir…
"Ben Kürd’üm, ben şuyum, ben buyum" diyenin herhangi bir TÜRK’ten farkı; "Ben Kayseri’liyim" diyenin Malatya’lıdan farkı kadardır…
Edirne’linin Afyon’ludan, Muğla’lının Yozgat’lıdan farkı, belki daha fazladır!..
Öyleyse bunların özü birdir!..
Rıza Nur, "Rusya’daki Çerkez ve Lazlar TÜRKİYE için canlarını vermeye razı iken, yurt içinde olanların ayırımcılık yapması"na hayret eder…
Bizim kürt kökenli vatandaşlar, ORTA ASYA’da kendini TÜRK sayanlardan daha çok bize benzer… Onlar bize yaklaşırken, şaşkın kürt ayırımcılar uzaklaşmaya çalışır.
"Efendim, ama bunlar kürtçe konuşuyor" diyenler mugalata yapmaktadır…
Bir defa KÜRTÇE DİYE BİR DİL YOKTUR…
Kürt aşiretlerinin konuştuğu "ağız"lar vardır, kendileri de birbirini anlamaz!..
Mesela Talabani’ye bağlı aşiretler Soranı, Barzani’ye bağlı aşiretler Kırmanç ağzı kullanırlar ve birbirlerini anlamazlar.Bizim Zazalar ise hiç birini anlamaz.Bir de Gurani konuşanlar vardır…
Şimdi bunların hangisi kürtçe?..
Hangisi ile "Kürtçe TV yayını" yapıyorsunuz?..
Yapılan yayınları dinleyen Mahzun Kırmızıgül "Benim anam Zaza… ama o yayını anlamıyor," demiştir.
Çünkü Zazaki de kendi içinde ağızlara ayrılır!…
Bir "ağız"ın dil olması için "yazılı" olması, "dilbilgisi" kuralları olması gerekir.Uluslara "kendi kaderlerini tayin hakkı" tanıyan LENİN’in, 100-150 binlik topluluklara özerk bölge verirken bile, kürtlere böyle bir imkan tanımamasının sebebi de, "kürtçe"nin yazılı olmamasıdır.
Halen dünyada 3000 kadar "dil" olmasına rağmen, sadece 170 kadar devlet vardır.
Nijerya’da 80 ayrı "dil" vardır.Hiç biri ile anlaşamadıklarından resmi dil İngilizce’dir.
Hindistan ve Çin’in her birinde 100 kadar "dil" vardır…
Belirttiğimiz 170 devletin yarısından fazlası da "uyduruk" veya "uydu" devlettir…
Somali gibi hiç bir ortak otoritenin olmadığı, Ruanda gibi bir kabilenin durup dururken diğerini boğazlamaya başladığı, veya Kuveyt gibi birisi "höt!" dediği anda kralının yurt dışına kaçtığı ülkeleri, biz DEVLET saymayız.
Öte yandan her konuşulan "ağız"ı dil, o topluluğu da "millet" sayarsak;
çingeneler, uyuşturucu bağımlıları, hatta homoseksüellerin de kendilerine has bir "dil"leri vardır.Onlara da "bağımsızlık" vermek gerekir!..Bunu "en demokratik" Batı ülkeleri bile düşünmüyor!..
"Kürtçe"nin bir dil olmadığının en büyük delili de "kürtçe" çıkan dergilerdir.
Bir halka ve bir millete hitap etmedikleri için 1-2 binden fazla satamazlar.Türkiye’deki İngilizce Daily News bile daha çok satış yapıyor.
Üstelik bu "kürtçe" yayınları alanların çoğu, meraklı TÜRK’LER’dir… Bir tanesi de biziz. (Meraktan) Kaldı ki, "kürt" kelimesi bile "kürtçe" değildir, o topluluğa başkalarının verdiği TÜRKÇE bir addır!.. Onlar kendilerini "Zaza, Kırmanç, Güran, Dersimli" diye anar…Birbirine de muhaliftirler.
En bariz örneği Kuzey Irak’ta bir türlü "devlet"leşemiyen kürt aşiretleridir. Hâlâ birbirlerini vurup duruyorlar.Bu konuda daha önce naklettiğimiz Ziya Gökalp’in değerlendirmesi, en doğrusudur.Kürt kelimesi baştan beri "dağ göçebesi" anlamında kullanılmıştır.Dağdan ve göçebelikten uzaklaşanın, bir nesil sonra "kürtlüğü" kalmaz.Bunun en bariz örneği de büyük şehirlerimizdir.İSTANBUL, ANKARA, İZMİR, hatta DİYARBAKIR’da HAKKARİ’den, ŞIRNAK’tan daha fazla "kürt" yaşamasına rağmen; bu yerlerdeki anarşi ve terör daha azdır."kürtçü" gösterilere 15 milyonluk İSTANBUL’da 1000 kişi bile katılmaz!.
Şu halde eğer DİN, TARİH, KÜLTÜR ve GELENEKLER ön plana alınırsa, ülkemizdeki hiç bir bölgenin diğerinden bariz farkı yoktur…Fark, coğrafi yapıdan kaynaklanan "kalkınmışlık" farkıdır, "eğitim" noksanlığıdır, EKONOMİK temele dayanır.Bunun da çözümü "bölünme" olamaz, o zaman Güney Doğu, Batı Anadolu’nun imkânlarından mahrum kalır, daha da fakirleşir, HIRİSTİYAN BATI’ya yem olur.
Biz ne oradaki kürt kökenlileri, ne de orada nüfusun çoğunluğunu teşkil eden TÜRKLER’i böyle bir kadere mahkûm etmeyiz!..
Buna asla fırsat vermeyiz! Biz TÜRKLER hem CUMHURİYET’in, hem DEVLET’in, hem de VATAN’ın uyku bilmez MUHAFIZ’ıyız!
ATATÜRK’ün dediği gibi;
VATAN VE MİLLET BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!..
PARÇALANMAZ, BİRBİRİNDEN AYRILMAZ!..
GEREKİRSE BU UĞURDA CANIMIZI VERİRİZ,
AMA DAHA ÖNCE, BUNA İTİRAZ EDENİN CANINI ALIRIZ!..
      
Özkan BOSTANCI