Kategoriler
Aklımdan geçenler Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

AFFEDİN SON ’15 DK’

Geç kaldım anne
Geç kaldım, özür dilerim diyecektim.
İlk defa asilik etmiyecektim.
Sabaha bıraktım; özürümü
Çekip yorganı üzerime
Aklımca duymadım sitemlerinizi
Duymak istemedim tekrarlanan azarları
Tanık olmak istemedim; babamın o yalvaran hiddetine
Kardeşlerimin, boynunu bükmesine
Bu gün büyüdüm anne karşınıza geçip
Kurgulayacağım bir senaryo yok yok önünüzde
Pişmanım, son kez eve geç kalışım bu anne…
Sabah kahvaltıda ben hariç herkez vardı.
Duyuyordum, hepinizin telaşını, şakalaşını
O eşsiz sohpet makamınızı…
Yüzüm yoktu kalkıp o çayı sizle paylaşmaya
Yüzüm yoktu bir ”es” olmaya
Akşam, bunca kaçırmışken evin huzurunu
Yüzüm yoktu geç kalmış bir af’a sığınmaya…
O FELAKETTEN 15’dk önce kalkabildim
Kör olası yataktan.
Günün telaşına kaptırmıştın kendini.
Beni gördün ama görmezden geldin.
Gözlerimiz buluşmadı son kez
”Otur çayı ısıtıyorum” dedin.
‘Akşam babanın elini öp bidaha ALLAH AŞKINA YAPMA KIZIM’ dedin.
Sonra ne oldu? Anne ne oldu?
Ayrıldı orta yerinden dağıldı yuvamız.
Her yer herşey hep karanlık.
‘ANNE ANNEEE ANNEEEE’ dedim
Sana son kez.
Duyduğuna eminim , ama affet affet affet diyede çığlık atttım.
Bunu duymadığınada eminim.
O akşam olmadı anne,
Babamı, kardeşlerimi ve seni tekrar üzemedim anne.
Sanırım bir kaç gündür burdayım
Kımıldıyamıyorum.
Tam ayağımın dibinde senin son kez dokunduğun çaydanlık var uzanamıyorum.
Sesinizi duyuyorum adım dua gibi saatlerdir dilinizde,
Çok istesemde size dönemiyorum.
Son anlarım sanırım artık korkmuyorum
Yarım yamalak hatırlayıp en derinden okuduğum dualarımda bitti.
Derin bir rahatlama sardı her yanımı
Anne, anne, anne şimdi acı çekmiyorum.
Son ”15 dk.”mız varmış aynı odada soluk aldığımız
O ”15 dk” yanıyorum.
Uyuştu el ve ayak parmaklarım
Şu an yatakta sizin kahvaltı makamınızı ”AFFEDİN AFFEDİN” dinliyorum…

Kategoriler
İslam Dini

Deprem ve Allah’ın Merhameti

Dünya hayatındaki imtihanı kavrayamayan insanların zorluk zamanlarında ya da bir felaketle karşı karşıya kaldıklarında isyana varan sözlerine tanık oluruz. Marmara depremi sonrası, bir köşe yazarının yazısı da buna önemli bir örnekti. “İsyanımı bağışla Tanrım” diye başlayan yazı “Taş üstünde taş bırakmayan gazabın enkaza çevirdi yurdumu… Hiddetine amenna, lakin nerde merhametin?..” gibi cümlelerle devam ediyordu. (Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim) 

 

Bu insanların kafalarındaki soru şudur; “Madem Allah kullarına karşı çok merhametli, neden böyle zorlu olayları yaratıyor?”

 

Kuşkusuz bunun en önemli sebebi, insanın dünya hayatında zorluk ve sıkıntıyla eğitilmesi. Dünya yalnızca eğlenmek, evlenmek, gezmek, yiyip içmek kısaca zevk ve sefa için yaratılmadı. Allah böyle bir yaşam dileseydi dünyayı yaratmaz, tüm kullarını cennette yaratırdı. Zorluklar olmalı ki insan Allah’a olan bağlılığını, aşkını ve sadakatini kanıtlayabilsin. Yaşadığı her zorluk insana, Rabb’inin üstün gücü karşısındaki aczini hatırlatır. İnsan, yaşanan felakete engel olamadığında, aczinin ve Allah’ın yardımına ne denli muhtaç olduğunun farkına varır; verilen nimetlerin önemini daha iyi takdir eder. Allah, yarattığı kusursuz imtihan mekanı olan dünyada, kullarını hem zorluk hem de kolaylıkla imtihan eder.

 

Yukarıdaki soruya İngiliz filozof John Hick’in cevabı ise şöyledir:

 

“Dünya bir gözyaşları ırmağı değildir. Bir ruh oluşturma ırmağıdır. Anne babalar çocuklarını bazı zevklerden mahrum bırakırlar. Onların bazı şeyleri acı tecrübelerle öğrenmelerine de izin verirler. Hatta ceza verip acı çektirirler. Bunu yapmalarının nedeni kısa vadeli hazzın yanında kendine hakim olma, bilgelik, ahlaki erdem ve kendini gerçekleştirme gibi önemli şeylerin var olduğuna inanmalarıdır. Çocuğun bakış açısından bu zalimce görünür. Ancak bu görüş yanlıştır ve çocuğun bu görüşü savunmasının nedeni anne babanın daha geniş perspektifini kavrayamamasıdır. ”

 

Evet, dünya bir ruh oluşturma, daha uygun bir deyimle olgunlaştırma ırmağı. Zorluk zamanında, iman eden ve etmeyen insanlar birbirinden ayrılır. İmtihan yaşayan kişi samimi iman sahibiyse imtihanında Rabb’ini görür; sıkıntı duymaz. Sabreder, tevekkül eder. Sıkıntısını giderecek olan Allah’tır; bunun bilincinde O’ndan yardım diler, içten dua eder. Bu, iman sahibinin eğitim sürecidir; kişi böylece Rabb’ine daha yakınlaşır.

 

Allah, yarattığı felaketlerle insanlara, dünya üzerindeki yaşamın gerçekte pamuk ipliğine bağlı olduğunu, Kendi büyüklüğünü, gücünü ve O’nun dilemesine karşı gelemeyeceklerini  hatırlatır. Ve dünyaya yönelik çabalarının hiçbir karşılığı ve kazancı olmadığını…

 

Allah dilese, saniyeler süren depremler, yangınlar, yanardağ patlamaları, sellere yol açan yağmurlar saatlerce hatta günlerce sürebilir. İnsanlar, başlarına gelenlerin şaşkınlığını yaşarken, yeni felaketlere maruz kalabilirler. Bu, kuşkusuz Allah için kolaydır. Ancak Allah rahmetiyle insanları korur.

 

Doğal felaketler kaderin bir tecellisi olarak meydana getirilen olaylar. Canları Allah verir, Allah alır. Bazen tek tek bazen topluca ölür insanlar. Allah canları tek tek almak zorunda değil kuşkusuz. İnsanlar tek tek öldüğünde normal karşılayan insan, özellikle bir felaket sonucu topluca ölüm olduğunda neden isyan eder? 

 

“O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O’nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? (Mü’minun Suresi, 80) buyrulur Kur’an’da. Her bela, musibet ve felaket, gece ile gündüzün ard arda gelişi gibi Allah’ın kanunu. Felaketler ve ölüm haktır; çünkü Hak’tan gelir.

 

 

Tüm insanların her birinin kaderi Allah Katında an an belirlenmiştir. İnsanın doğduğu ve öldüğü an dahil tüm yaşamı, tüm detaylarıyla Allah katında, O’nun sonsuz hafızasında tek bir an olarak mevcut. Yaşanan her anın yaratılışında da sayısız hayır ve hikmetler vardır. Kuşkusuz insanlar, Allah’ın “… Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.” (Bakara Suresi, 255)

 

Kendi iradesi dışında doğan insanın, yine Allah’ın dilemesiyle yaşamı sona erer. O halde ölümler karşısında üzülmek, isyan etmek, direnmek yanılgıdır.

 

Ölüm Şekli, Kişinin Ölüm Anında Yaşadıklarının Kıstası mıdır?

 

Ölüm sebebi ya da şekli ne olursa olsun, müminlerin canları ölüm melekleri tarafından “Selam” ile ve güzellikle alınır. İnkarcıların canları ise yüzlerine ve sırtlarına vurularak, acılar içinde alınır. Müminlerin canlarının alınma anındaki güzelliği ya da inkâr edenlerin ölüm anında çektiği acıyı, o an yanında bulunanlar anlayamazlar. Kur’an, “Hele can boğaza gelip dayandığında, Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (Vakıa Suresi, 83-84-85) ayetleriyle bu konuyu açıklar.

 

Ayetlerdeki ifadelerde, ölüm anında kişinin yaşadıklarını yanındaki insanların anlayamadıkları açıktır. Bu da imtihanın bir sırrıdır. Ölen kişinin görünüşte zorlukla can vermesi ya da ani bir kalp kriziyle uykuda bir anda can vermiş olması bir kıstas değil. Dolayısıyla yanarak, boğularak ya da betonlar altında ezilerek de can verse, iman sahibi insan acı çekerek ölmez. Örneğin, Peygamberimiz(sav) de vefat ederken zorlu bir görünüm almıştır ancak kuşkusuz canı güzellikle alınmıştır. Son sözlerinin de,”Refik-i Âlâ’ya” yani ‘Yüce Dosta’ olduğu haber verilir.

 

Sonuç olarak; yaşanan olayları sebep kılarak  Allah bizden bir şey talep ediyor olabilir. Allah’ın ne istediğini, bizden hangi konuda kendimizi düzeltmemizi istediğini düşünerek bulmamız gerekir.

 

Şunu unutmayalım; zorluklar karşısında sabır ve tevekkül göstermeyen ve isyanı seçen kişinin, Rabb’ine döndürüldüğünde yaşayacağı pişmanlık çok daha zorludur. Ölümler karşısında yapmamız gereken Allah’a boyun eğmek, gönülden dua etmek, umudumuzu yitirmemek. Ölümle Rabb’ine kavuşanlar için Allah’ın hepsine rahmet etmesi ve sonsuz yaşamda güzellik ve nimetler içinde bir yaşam nasip etmesi için dua etmek. 

 

Allah, imtihan zamanında dahi olsa rahmetinden umut kesmememizi, dua ve itaat etmemizi, boyun eğmemizi ister. Az şükrettiğimiz yönünde bizi uyarır.  “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35) buyurur. Dolayısıyla hiç kimsenin dünyada kalmayacağı açık. Deprem, yangın ya da farklı bir sebeple de olsa her nefis ölümü tadacak; ölümü kabullenemeyen insan da tadacak. Ve her insan Allah’ın huzuruna gidecek. O halde bu yanlış üsluptan kaçınıp, boyun eğmek en doğru olandır.

 

Allah’a iman eden insan, O’nun sonsuz merhametinden kuşku duymaz. İnanmıyorsa, zaten inanmadığı Allah’ın merhametini sorgulaması anlamsızdır.

 

Bir felaket sebep kılınarak da gerçekleşse, ölüm bir felaket değil, doğum gibi son derece doğal bir olaydır. Ölen insan iman sahibi ise onu Rabb’ine kavuşturan bir köprüdür. Unutmayalım; Allah kullarına zulmedici değildir.

 

(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 209)

 

Van’da yaşamını yitirenleri Allah rahmetiyle sarsın, yakınlarına sabır, yaralılara şifa versin

 

 Fuat Türker

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Türkiye üzerine

Van da 7.2 (Yerel 6.6) büyüklüğünde deprem

Daha yeni gerçekleşti, van şehrinde 7.2 siddetinde (yerel olarak 6.6 büyüklüğünde) bir deprem olmuş, bunun ardından artçı depremlerde devam ediyormuş. durumun suanki vaziyetine bakılırsa merkesde 20-30 bina tamamen yıkılmış, içerisinde insanların olduğu çevre sakinleri tarafından bildiriliyor. Merkezde fazla bir hazar olmadığını görüyorum bu büyüklükteki bir depreme göre, ancak van şehrinin köy kırsallarında aynı durum söz konusumu emin değilim. çünkü Türkiyedeki çoğu köyler kerpiç evlerden oluşmakta. bu büyüklükteki bir tepreme dayanmalarıda olanaksız.

Söz konusu yardımların merkez dahil ilk olarak çevre köylere yönlendirilmeli. En çok kayıbın köy ve kırsallarda olacağından şüphe ediyorum..

Allah ordaki insanlarımıza yardım etsin, ölenler olduğunu düşünüyorum, Allah rahmet eylesin, geride kalanlarada kolaylıklar versin. bu gibi durumlarda çok fazla telaş ve heyecan yapmamak lazım, sakinliğimizi koruduğumuz sürece problemlerin çözülmesi kolaylaşacaktır. Sivil yardım örgütleri dahil, kızılayında bölgeye yardım götürdüğü bildirildi..

Ayrıca yardım ekiplerini kutluyorum, çok kısa sürede yardım bölgesine ulaşarak yıkılan binalardaki insanları kurtarmaya çalışıyorlar..

Haber hakkinda detaylara buradan ulasabilirsiniz…

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Kişisel makaleler Toplumsal Konular

İmtihanı Unutmak?..

Yaratıcısından uzak yaşayan insanların mutlu olamamalarının önemli bir nedeni, dünyada varoluş amaçlarını unutmuş olmalarıdır. İnsan, “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı…”(Mülk Suresi, 2) ayeti gereği imtihan için yaratılmıştır.  Yüce Allah’ı, O’nun sonsuz aklını, eşsiz gücünü ve muhteşem sanatını gereğince takdir edebilecek mi, yoksa sorumluluklarını, hatta yaratılış amacını unutup dünya hayatına mı yönelecek diye denenir.

 Her insan, içinde kendisine her an doğru olanı fısıldayan vicdanına uyup uymayacağıyla denenir. Vicdanının sesini dinlemek yerine nefsinin bencil tutkularını tatmin için yaşayan kişi imtihanı kazanamayacaktır.

 Bu imtihan, insan yaşamının her anında devam eder. Her insan her sözünü, her davranışını ve aklından geçen her şeyi ahirette karşısında bulacaktır. Hayırdan ya da kötülükten yana yaptıklarıyla karşılık görecek, hiç kimse ‘hurma çekirdeğindeki iplikçik’ kadar dahi haksızlığa uğratılmayacak, amellerinin ağırlığına göre hak ettiği sonsuz ‘barınma yurdu’nda yerini alacaktır.

 Dünyada olup biten her olayın bir deneme olarak yaratıldığını unutan kişi tevekkülsüz davranışlar gösterir. İmtihanı kavrayamayan kişilerin söyledikleri “keşke böyle yapmasaydım” “işim hep ters gidiyor”, “şunu yapmasaydın böyle olmazdı”  gibi pek çok söz, çarpık kader anlayışı sonucu yaşadıkları tevekkülsüzlüğün göstergesidir.

İnsan tevekkülsüz ahlâkı nedeniyle parası, yiyeceği, içeceği, serveti de olsa bir türlü mutlu olamaz. Sürekli korku içinde, huzursuz yaşar. Her an evinin yanmasından, ekonomik yönden açmaza girip batmaktan, sahip olduğu malları yitirmekten korkar. Rahatsızlandığında en zor hastalıklar aklına gelir; acaba kanser mi olmuştur? Kalp atışı hızlanır; acaba enfarktüs mü geçirmektedir? Karnının ağrıyor olması acaba apandisit belirtisi midir?…Her an yeni bir endişe ve yeni bir acı yaşayan kişi, yalnızca kendisi için değil, ailesindeki tüm bireyler için de aynı korkuları tek tek yaşar. Dolayısıyla sinirleri çok bozuktur, sürekli gergindir. Bu yüzden sigara, alkol hatta uyuşturucu kullanır;  hırçın ve saldırgandır.

Ve böyle yaşayan bir insanın hayatının her anı adeta cehenneme benzer. Kişi boğulma olasılığı nedeniyle su içmekten dahi korkacak hale gelir. Örneğin, insanların bir dönem yaşadıkları deprem korkusu yaşamı zehir etmiştir. İnsan zayıf yaratılmış bir varlıktır ve bu kadar korkuyu kaldıramaz, hepsi kişiye azap olur. Oysa Allah’a tevekkül etse bereket, bolluk, huzur ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Rahman-Rahim olan Allah’ın koruması altında olduğunu bilmek zaten Allah’a imanın önemli koşuludur. Kişi Allah’ı dost edinmiyor ve O’na güvenmiyorsa imanını tekrar gözden geçirmelidir.

Allah’ın imtihan amacıyla yarattığı görüntülerle yüzleşme zamanında sabır ve tevekkül gösterememenin kesin sonucu, sıkıntı ve mutsuzluktur. Allah’a teslim olup, tevekkülü yaşamayan kişiler, ardındaki hayır ve hikmetleri düşünmedikleri için aleyhlerinde gibi görünen her olayda şikayet ederler. Sonucunda da devamlı huzursuz, mutsuz ve sıkıntılı bir yaşam sürerler. Oysa insan, Rabb’inin kendisi için yarattığı her andan hoşnut olmalıdır. Zorluk durumlarında da, güzel ahlâkta ve Allah’a sadakatte kararlı olmalıdır. En önemlisi de yaratılış amacını ve yaşadıkları karşısındaki tavırlarıyla imtihan olduğunu unutmamalıdır.  Allah’ın beğendiği güzel ahlâkı yaşayanlar, gösterdikleri sabrın kendilerine sonsuz güzellik olarak döneceğini bilmenin mutluluğunu yaşarlar.

Fuat Türker

 

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Hesap Günü

Dünyada yaşayan insanların büyük çoğunluğu için hayat sadece bu dünyayla sınırlıdır ve ölümle birlikte herşey sona erecektir. Bu yüzden kendilerini sadece bu dünyanın meşgalelerine adar, ahiretleri için hiçbir şey yapmazlar.

Bazı insanlar ise ahirete inanırlar ancak inandıkları halde Allah yolunda yaşamak yerine dünya hayatının dışta görünenine kapılırlar ve gaflet içinde yaşarlar.

‘Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.’ (Rum Suresi, 7)

Şeytanın telkini ile iyi insan olmak, kimsenin hakkına tecavüz etmeden yaşamak bu insanların zihniyetine göre cennete girmek için yeterli sebeplerdir.

‘Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.’ (Lokman Suresi, 33)

Şüphesiz bunlar Allah’ın sevdiği davranışlardır ancak kesinlikle yeterli değildir. İnsanlara Kuran’ı Kerim aracılığıyla yapılması gerekenleri bildiren Yüce Allah her amelin karşılığını eksiz vereceğini Ali İmran Suresi 57. ayette şu şekilde bildirir: “İman edip salih amellerde bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim olanları sevmez.”

Çok uzak gibi görünen ölüm ve sorgulama anının aslında çok yakın olduğunu her gün duyduğumuz ölüm haberlerinden anlayabiliriz. Kimse yeni bir güne başlarken o gün öleceği ihtimalini düşünerek başlamaz. Allah, vakti dolan her insanın bir sebep dahilinde canını alır. Deprem, trafik kazası ya da hastalık… Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen dünya hayatı hiç umulmayan bir zamanda ve beklenmedik bir nedenle sona erdiğinde derin gaflet uykusundan uyanış gerçekleşir ve artık herkesin görüş gücü keskinleşir.

‘Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.’ (Kaf Suresi, 22)

Ölümle birlikte sorgu başlar ve dünya hayatını oyalanmayla geçiren insanların tümü derin bir pişmanlığa gömülür.

‘İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.’
(Enbiya Suresi, 1)

Sorgulama Anı:

Hesap gününde her birey tek başına sorguya çekilecek, ortaya iyilikleri ve kötülükleri tartan hassas teraziler konacak, ve kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.. ‘ Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.’ (Enbiya Suresi, 47)

Hesap anında herkesin eline dünyadayken yapıp ettiklerini bildiren amel defteri verilecektir. ‘ Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse. O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek. Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır. Kimin de kitabı ardından verilirse,O da, helak (yok olmay)ı çağıracak. Çılgın alevli ateşe girecek.’ (İnşikak Suresi,7- 12) Ayrıca sorgulama anında insanların işitme – görme duyuları ,elleri, ayakları ve derileri şahitlikte bulunacaktır. ‘Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.’ (Fussilet Suresi, 20)

Hayatını sadece kendi nefsini doyurmakla geçiren tüm insanlar zorlu bir sorgulama sonucunda cehenneme sevkedilecek ve sonsuza kadar azap içinde yaşayacaklardır. ‘İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: “Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar: “Evet.” dediler. Ancak azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.’ (Zümer Suresi, 71-72)

Hayatını sadece Allah yolunda ve O’nun rızasını gözeterek yaşayan insanlar ise kolay bir sorgulamadan sonra sevinç içinde cennete girecek ve sonsuza kadar orada yaşayacaklardır. ‘Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda’ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) “Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.’ (Ra’d Suresi,23- 24)

Sonsuz bir yaşama karşılık dünya hayatını sahiplenmek yıkılacak bir yarın kenarına ev kurmak gibidir. ‘Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.’ (Tevbe Suresi, 109)

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Toplumsal Konular

Haiti – insanlığın bittiği an!

Haiti’deki asrın felaketinde hayatını kaybedenlerin cesetlerinden sokaklar birer toplu mezara dönüştü. Sağ kalanlar ise açlık, yağma ve salgın hastalık tehlikesi altında. Ölü sayısı 200 bine yaklaşabilir. Yardım için Haiti’ye koşan dünya zamana karşı yarışıyor

Cesetler hastane çöplüğüne atılıyor
Karayipler ülkesi Haiti’de depremin ardından yaşanan dehşet artık sınır tanımıyor. Yaşam sokaklardaki ceset yığınları arasında sürdürülmeye çalışılırken yiyecek sıkıntısı çeken halk yağmalamaları engellemek için elde silah güvenliğini kendisi sağlamaya çaba gösteriyor. Uluslararası yardım ise hala yetersiz. Yetkililer ölü sayısının 200 bine ulaşmasından korktuklarını kaydederken çetelerden ve artçı saldırılardan korkan ve sokaklarda uykusuz yaşayan Haitililer, artık yardımlardan ve hayattan umudunu kesmiş durumda. Kimisi ülkeden kaçmaya çalışıyor, kimisi ise tek çözümlerinin yağma olduğunu söylüyor.

haiti Deprem sonrasi
haiti Deprem sonrasi

MÜCEVHERİNİ SATTI
Fransız AFP ajansına konuşan Talulum Saint Fils, ailesini depremin vurduğu Port-au-Prince kentinden çıkaracak otobüs biletini almak için mücevherlerini sattığını söylüyor. “Sokaklar ölü kokuyor. Hiçbir yardım yok. Çocuklarım burada hayvanlar gibi yaşayamaz” diyor. 7.0 büyüklüğündeki depremle cezaevinin bir bölümünün de yıkıldığını dile getiren Evelyne Buine adlı Haitili, “Sokaklar canilerle dolu. Bir anda etrafta tüfekli adamlar gezmeye başladı. Halk aç, susuz. Herkes kendi haline bırakılmış durumda. Polis yok. Her yer çok tehlikeli” dedi.

haiti Deprem sonrasi
haiti Deprem sonrasi

GIDA VE SU SIKINTISI
Yaklaşık 50 bin ceset topladıklarını belirten İçişleri Bakanı, ölü sayısının 100 ile 200 bin arasında olabileceğini belirtiyor. 250 bin kişinin yaralandığı, 1,5 milyon kişinin evsiz kaldığı da belirtildi. Cenevre’deki BM yardım Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Elisabeth Byrs, “Bu, BM’nin karşılaştığı en berbat felaket, çünkü bütün yerel altyapı mahvoldu” dedi. Bir yardım görevlisi kurtulanların gıda ve su sıkıntısının büyük olduğunu belirtti.

haiti Deprem sonrasi
haiti Deprem sonrasi

Twitter’dan 35 milyon $ yardım
HAİTİ’YE dünyanın dört bir yanından yardım yağarken şu ana kadar ülkeye yardım malzemeleri ve gıda yüklü 74 ayrı uçağın indiği belirtildi. İlk varan gemideyse gıda olarak muz, suyu kaynatıp hastalıklardan arınmak içinse kömür vardı. İnternet üzerinden 35 milyon dolar toplandı. Brezilyalı ünlü top model Gisele Bündchen 1 buçuk milyon dolar bağışlarken, film yıldızı Sandra Bullock 1 milyon dolar, Madonna ise 250 bin dolar bağışladı.

Üç başkan öncülük edecek
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, bugün depremin vurduğu Haiti’ye gidiyor. Ban, BM Dünya Gıda Programı’nın Haitililere gıda dağıtmaya başladığını, hem ABD Başkanı Obama liderliğindeki yönetimle hem de diğer ülkelerle eşgüdüm halinde çalıştıklarını söyledi. Obama ile eski başkanlar Bill Clinton ve George Bush deprem mağdurlarına para yardımları için ülke çapında yürütülen kampanyaya öncülük edecek.

72 saat sonra yaşanan mucize
HAİTİ’Yİ yerle bir eden depremin ardından enkaz altında kalan yüzbinlerce kişiyi kurtarma umudu her geçen saat azalıyor. Ancak nadir de olsa sevindirici gelişmeler yaşanmıyor değil. Bunlardan biri de enkaz altında 72 saat kaldıktan sonra dün sabah saatlerinde kurtarılan 33 yaşındaki Lidovia Pierresaint. Umut veren bir diğer gelişme ise Port-au-Prince Üniversitesi’nin enkazından Mikila Foster isimli 25 yaşında bir öğrencinin kurtarılması oldu. Haiti’deki kurtarma çalışmalarını 27 ülkeden bin 500’ü aşkın uzman sürdürüyor. 115 kurtarma köpeğiyle yürütülen çalışmalarda şimdiye kadar 58 kişi kurtarıldı.

Kaynak: Sabah.com.tr

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Güncel Haberler Günlük hayat Toplumsal Konular

Haiti yerle bir!.. Türk Kızılayı ekip gönderdi

Haiti yerle bir!..
Haiti’yi önceki gün vuran 7.0 büyüklüğündeki depremde ölü sayısının 100 bini aşabileceği belirtiliyor. Dış dünyayla bağlantı koptu. Görevli 52 Türk polisin durumu ise iyi

Karayip Denizi’nde yer alan ada ülkesi Haiti, önceki gün yaşanan deprem nedeniyle adeta yerle bir oldu. Bölgede son 200 yılın en ağır deprem felaketinin ardından Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ölü sayasının 30 ile 50 bin arasında olabileceğini belirtirken, Başbakan Jean Max Bellerive, 100 binden fazla insanın ölmüş olmasından endişe duyduğunu söyledi. 9 milyon nüfuslu ülkenin kıdemli senatörü Youri Latortue ise depremin 500 bin kişiyi dahi öldürmüş olabileceğini söyledi. Enkaz altındaki onbinlerce kişi arasında 140 BM görevlisinin de olduğu kaydedildi. Richter ölçeğiyle 7.0 büyüklüğündeki ve merkez üssü başkent Port-au-Prince’in 15 kilometre batısında yer alan depremi, 5.9 ve 5.5 büyüklüğünde iki artçı sarsıntı takip etti. Bunların ardından da yaklaşık her 20 dakikada bir sarsıntı oldu.

140 BM GÖREVLİSİ DE ENKAZ ALTINDA
Kızılhaç’tan yapılan açıklamada, en az 3 milyon kişinin depremden etkilendiği, on binlerce kişinin de evlerini kaybettiği dile getirildi. Depremde devlet başkanlığı sarayı, meclis binası, bakanlıklar, katedral ile Birleşmiş Milletler’e (BM) ait binalar yıkıldı. Haiti’nin Meksika Büyükelçisi Robert Manuel, Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ve eşinin depremden sağ kurtulduğunu açıkladı. Ancak BM’ye bağlı 8 Çinli, 4 Ürdünlü ve 4 Brezilyalı barış gücü askeri yaşamını yitirdiği. BM’nin Tunuslu Haiti temsilcisinin de aralarında bulunduğu 140 BM görevlisinin de enkaz altında olduğu kaydedildi. BM bünyesindeki Minustah’da görevli 52 Türk polisi ise zarar görmedi. Fransız yetkililer, popüler Montana Oteli’nin çöktüğünü ve enkazda en az 200 kişinin kaldığını, Haiti Başkiskoposu Joseph Serge Miot’nun yaşamını yitirdiğini ve 50 Fransız vatandaşının da arandığını açıkladılar. Kentte elektrikler ve telefon hatları kesildi. Ülkenin dünyayla bağlantısı neredeyse sıfıra indi. Batı Yarıküre’nin en yoksul ülkesi olan Haiti’yi, iki yıl önce dört kasırga vurmuş ve yüzlerce kişi ölmüştü.

Türk Kızılayı ekip gönderdi
Depremin vurduğu Haiti’ye Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerden yardım yağıyor. Türk Kızılayı zarar görenlerin ihtiyaçlarını tespit için dün iki görevliyi bu ülkeye gönderdi. Afet uzmanı Kemal Pehlivanlı, “Bölgedeki ilgili birimlerle haberleştik. İhtiyaçları tespit için Haiti Kızılhaçı ile çalışacağız. Acil durum raporumuzu süratle ulaştıracağız. İhtiyaca göre ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. İlk etapta lojistik malzemeler tedarik edeceğiz” dedi. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Amerika’da bulunan ekiplerinin de yardım ulaştırmak üzere Haiti’ye yola çıktığı belirtildi. ABD ile Venezüella, kurtarma ekipleri ile gıda, ilaç, içme suyu gibi insani yardım malzemeleri göndereceğini açıkladı. BM, acil yardım fonundan 10 milyon, Kanada 5 milyon, Avrupa Komisyonu 4.5 milyon, İspanya 4.5 milyon dolar, yanı sıra 3 yardım uçağı ve 100 tonluk acil yardım malzemesi, Hollanda 3 milyon doların yanı sıra 60 kişilik arama-kurtarma ekibi, Almanya 2.17 milyon dolar ve acil yardım ekibi, Çin 1 milyon dolar, Şili 15 ton gıda ve tıbbi yardım göndereceğini açıkladı.

Kaynak: Sabah.com.tr

Kategoriler
Genel Konular Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Bir depremin 10. yılı…

Türkiye’de yılda bir defa 6 ile 6,9 büyüklüğünde bir deprem olması gerekirken 1 Mayıs 2003’ten bu yana 6’nın üzerinde bir deprem yok. Bu da beni rahatsız ediyor.’ diyor deprem dedemiz Ahmet Mete Işıkara ve ekliyor: ‘Türkiye’nin bir yerinde bu büyüklükte bir deprem olacak. Ancak neresinde ve ne zaman bilmiyoruz.

Evet, deprem nerede ve ne zaman olacak bilmiyoruz. Ama bildiğimiz birşey var ki o da fay hatlarının üzerinde yer alan ülkemizin ‘deprem’ ile yaşamayı öğrenmesi gerektiği…Önlemler almak ve bilinçli olmak ise engelleyemediğimiz depremin zararlarını azalmanın tek yolu.

Ama ne yazık ki zaten ‘yapılmış’ olması gerekenlerin çoğu zaman vaktinde yapılmıyor , önlem almada hep geç kalınıyor ve çıkarılan dersler ‘yapılanlar’ın yetersizliğini ‘yapılması’ gerekenlere dönüştürme de bile yeterli olmuyor.

Yinede büyük kayıplar ile tecrube ettiğimiz 17 Ağustos depremi böylesi bir afet konusunda ne kadar bilinçlendiğimizi, önlemler almadaki ‘yeterliliğimizi’ kısaca olası bir depreme bu kez daha ‘hazırlıklı’ olup olmadığımızı gözden geçirdiğimiz en etkili tarih oluyor 10 yıldır…

‘Neler yapılmalıydı?’ soruları da bu tarihte gündemimizde en tepeye oturuveriyor.

Cevabı ise aynı…

Etki alanı ve şiddeti ile depremlerin sebep olduğu beşeri ve ekonomik kayıpların ülkelerin ekonomik ve sosyal yapılarına büyük tehdit oluşturduğunu; tamiri güç ve zaman alıcı maddi ve manevi kayıplara yol açtığını 17 Ağustos’tan önce de büyük depremler ile tecrube etmiş bir ülke olarak yapılanmanın kalitesini arttırıcı tedbirler almalıydık. Devlet afet öncesi ve sonrası önlem ve müdehale kapasitesini arttırmalıydı. Toplum doğal afetler konusunda bilinçlendirilmeli, vatandaşların olası afetlere hazırlıklı ve duyarlı olması sağlanmalıydı.

Ancak ülke 7.8 şiddetinde sarsıldıktan bunları farkedebilmişti. Ödenilen fatura çok büyüktü…

Uykuda yakalayan şiddetli bir deprem, sabaha yıkılmış uyanan bir şehir, yerle bir olmuş hayatlar ile görebilmiştik eksiklerimizi… Ne yazık ki bu acı deneyim aynı zamanda tehlikenin farkına varmamızı sağlayacak tarih oluyor her yönüyle, ‘Neler yapıldı?’ da ikinci gündem konumuz… Ülkenin resmi ve sivil tüm kurum ve kuruluşlarını seferber eden felaketin maddi ve manevi yardımlarla üstesinden gelinmeye çalışıldı; acı türkıyenın dört br yanında tüm evlerde farklı boyutlarda yaşandı . Akabinde depremzedeler için toplanan yardım ve bağışlar, büyük hasara uğrayan alt yapılarda onarım ve yenilemeler, konut ve kira yardımları var… Riskli yapılanma, imar denetim, yaşamsal rehabilitasyon, kriz müdehale gibi deprem öncesi ve sonrası zararı azaltma ile alakalı bir çok konu bu tarihten sonra toplumsallaştı; sorgulandı, çözümler arandı, önlemler alındı… Diğer bir ifadeyle ‘deprem depremin ertesi sabahı öğrendi.’

Öğrendiklerimizi unutmamız çok zamanımızı almadı tabii. Üzeirnden iki hafta geçmiş her olayı eskitir çünkü insanoğlu; konunun önemi her geçen gün daha da azaltır… Ya da yıldönümleri tekrar anlam kazandırır. Herşey tekrar yaşanır, hatırlanır…Tıpkı 17 Ağustosta olduğu gibi…

Günümüz dünyasına egemen olan kişisel çıkarlar, ekonomik kaygılar ve diğer güncel konuların olası bir depremin günlük yaşamımızdaki önceliğini azaltması ve gerçeğin gözardı edilmesine sebep olması normal…Evet, çünkü herşeye rağmen hayat devam ediyor…

Hızlı endüstrileşme ve nüfus artışı kişilerin yaşam standartlarını yükselme istekve hırslarını arttırırken kentleşmenin kalitesine ve binaların standartlarına verilen önemi azaltıyor. Kısa vadeli çıkarlar sadece insan ilişkilerini değil, yaşam alanımızı da ele geçiriyor. Ve maalesef ‘depremin zararlarını azaltmak için neler yapılmalı’ soruları üçüncü gündemimiz oluyor her 17 Ağustos’ta.

Yine cevaplar aynı…

Öncelikle bina ve altyapı yenileme ve güçlendirme çalışmaları yapılmalı. Sonra risk alanları belirlenmeli, kaçak binaların inşası önlenmeli. Bunun yanında uzun dönemli uzun zamanlı afet hazırlık planları ile devlet kapasitesini arttırmalıdır. Hükümet mekanizmaları üzerlerine düşen tüm görevleri; toplumsal eğitim, yapısal güçlendirme ve denetim gibi konularda tüm sorumluluklarını kusursuz yerine getirmelidir. Peki tek sorumluluk devlette midir? Kişisel hak ve özgürlüklerin kullanımının maksimuma ulaştığı, vatandaşların bireysel ve ya sivil toplum aracılığıyla sesini duyurabildiği global dünyada böylesi hassas bir konuyu devlete yüklemek de yanlıştır. Hükümet mekanizmaları ve vatandaşlar birbirlerine destek olmalı, yardım etmelidirler.Tamamen mümkün olmasa da , depremn potansiyel etki ve zararlarının, geçmişten ders almış, bilinçli ve birlikte hareket eden bir toplum ile azaltılabileceği açıktır.

Geçmişi, şimdisi ve geleceği ile aslında bilmediğimiz pek şey yoktur deprem konusunda da.

10. yılında da 17 Ağustos diğerlerinden farklı olmayacak, anma etkinlikleri düzenlenecek

, kayıplarımız anılacak, sorumlular aranacak ve geçmiş hatırlanacak ve belki de depremin aslında her an yaşamımıza ve çevremize verebileceği büyük hasarın korkusu tüm yurdu saracak. Soru yine şu olacak:

Olası bir depreme ne kadar hazırız?

Ve şöyle devam edecek…

Ne yapmalıydık?

Ne yaptık?

Ne yapmalıyız?

Cevabı verebilecek olanları ise uzakta aramaya yine gerek olmayacak. Kendi felaketini kendi elleriyle yaratır insanoğlu depremden en çok zararı yine kendinin göreceğini bile bile. Öyle de oldu. Diğer bir ifadeyle bizler bir depremde daha onu ciddiye almadan oluşturduğumuz sağlıksız çevrenin enkazında kaldık. Ve yine ‘Türkiye’nin bir yerinde bu büyüklükte bir deprem olacak. Ancak neresinde ve ne zaman bilmiyoruz. Yaşadıklarımızdan dersler alıp tekrar kendi felaketimizi yaratmamamız dileğiyle…

Duygu Ünal.

20.07.2009