Kategoriler
Eğitim - öğretim iletişim Toplumsal Konular

Çocuğumuzun okulu

İnsanoğluna baktığımızda ilk eğitim ve öğretim yerinin aile ocağının olduğunu görürüz. Aile içinde iyi eğitim almış olan çocukların başarılı olacağından kuşkumuz olmaz.

Çünkü eğitimin çocukluğun ilk evrelerinde oluştuğunu biliyoruz. O dönemlerde çocuğumuzun ilgi ve yeteneklerini keşfetmememiz gerekiyor.

Çocukluğunda boş olan beyninin içini en güzel bilgi, hikâye, masal okuyarak öğretmemiz gerekirken; televizyon izlenmesiyle vaktini yanlış yerlerde yönlendirirsek sonucun iç açıcı olmayacağını bilememiz gerekiyor.

Çocuklarımızı geçmişimizle kıyaslamadan yani bizim dönemimizde televizyonla mı yemek yeniyordu demekten öte olan televizyonu izletmeden çocuğumuzun günlük aktivitelerini yapmasını sağlamalıyız.

İllaki benim yavrum televizyon seyrederek yemeğini yer, başka türlü yemek yediremiyorum mazeretine kimse sığınmamalıdır.

Çocuklarımızın oyun oynamasına müsaade ederek kendini geliştirmesine fırsat tanınmalı. Kaslarının gelişmesi için oyun hamuru, oyun hamuru benzeri kas geliştirmelerine katkıda bulunacak materyalleri evimizde bulundurmalıyız.

Şayet aldığımız oyun hamurlarının çocuğumuzun sağlığıyla ilgili korkumuz varsa kendi başına bırakmadan yanında bir büyüğüyle oynamasını sağlamalıyız.

Oyunlar vasıtasıyla beyninin de bu arada geliştiğinin farkına varırız. Oyun oynamak çocuklar için ihtiyaçtır.

Oyun hamurlarıyla veya istediğimiz davranışın bir anda olmasını beklemek saflık olur. Çeşitli materyallerin elinin altında olması gelişimi açısından verimli olacaktır.

Çocuklarımızın istenilen davranış veya becerilerini ilk denemelerinde başarmasını beklemek doğru olmaz.

Çocuklarımıza ne kadar çok fırsat tanır, onların becerilerinin gelişmesi aşamasında sabırlı olur, anlayış gösterirsek, istediğimiz olumlu ve kusursuz yeteneğinin gelişmesinde olumlu katkımız olur.

Çocukların oyun konusundaki kendi çapında oynayabilecekleri oyunların merkezinde çocuk olmalı. Anne baba çok etkin olmadan yol göstererek çocuğunu desteklemelidir. Çocuklarımızı çevremizdeki çocuklarla da kıyaslamadan, sen falanın çocuğundan geri misin demeden çocuğumuzun bizim için özel olduğunu hissettirerek kendine güvenmesi için fırsat tanımalıyız.

Onun gelişim çağı dediğimiz üç yaşına kadar ki döneminde ne kadar üstüne düşerek doğal şekilde yetiştirirsek geleceği o kadar aydın olur.
Çocuk dünyadaki varlıklarla ne kadar çok temas ederse kadar dünyaya bakışı, gelişimi, yorumlayışı gelişir.

Bir iki denemesinde sen zaten yapamasın ben biliyordum demeden onun yüreklenmesi için gayretlendirici söz ve davranışlar sergilemeliyiz.

Mümkünse çocuğumuzla birlikte vakit konusunda da cömert olmalı ve çocuğumuzla birlikte biz de oyun oynamasını öğrenmeliyiz.

Kendi başına bırakarak ona dokunma, bunu kırma, kırarsan almam, yıkarsan kaldıramam, altında kalırsan kendin kalkarsın, yerine gel beraber oynayalım diyerek yalnız olmadığını bilmesi gerektiğini de unutmamalıyız.

Çocuğun ilk okulu evi olmalı değil mi?

Kategoriler
İslam Dini

Sevgi ve Paylaşmak En Yakınınızdan Başlar

“Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.”

 Yaşamın her anını kapsayan din, insanlara Kur’an ekseninde güzel ahlak özellikleri kazandırır. Güzel ahlak özelliklerinin de ibadet olduğu bilincine sahip insan, bu üstün ahlakı yaşamaya ve en yakınlarından başlayarak yaşatmaya çaba gösterir.

Din ışıl ışıl aydınlıktır; insana gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti ve dostluğu tarif eder. O’nun sınırları içerisinde yaşayan insan da her zaman ve her ortamda dürüst, samimi karakter özellikleri, saygı ve sevgi dolu davranışlar sergiler.


En Yakınlarımız; Çocuklarımız

Dinin özü güzel ahlaktır. Allah katında beğenilen üstün ahlak özellikleri, özellikle çocukluk döneminde şekillenir. Çocuk, fıtrat itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli ve Allah’ı bulup kavrayacak güce sahiptir. Bu nedenle çocuklara Allah inancı küçük yaşlarda öğretilmelidir. Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak olarak yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun olduğu görüşünde birleşmişlerdir.

Çocuklar; derin sevgiyi yaşatan Allah’ın güzel tecellileridir. Çocuk muhabbetle, aşkla sevilir. Değer veriyorsanız, yaşına rağmen saygı duyuyorsanız, ona Allah’ı tanıttıysanız, sevdirdiyseniz, Allah’ın koruması altında olduğunu söylediyseniz çocuk dünya tatlısı olur.

“Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras güzel ahlaktır” buyurur Peygamberimiz(sav). Çocuğumuza güzel ahlakı tanıtmaya Allah sevgisini ve Allah’ın onun için yarattığı güzel nimetleri hatırlatarak başlayabiliriz. En sevdiği meyveleri Allah’ın yarattığını, örneğin iç açıcı sulu portakalların çamurlu topraktan çıktığını, kocaman bir portakal ağacının tüm detaylarının tek bir portakal çekirdeğinin içinde saklı olduğunu… Ufacık bir çekirdeğin toprağa atılmasıyla devasa bir ağacın oluştuğunu; onlarca dal, yüzlerce çiçek ve meyve verdiğini… On yılda büyüyen bir ağacın, gözlerimizin önünde on saniyede büyümesinin nasıl büyük bir mucize olacağını. Yıllara bağlı olarak büyümesinin de mucizevi bir olay olduğunu ve bu mucizeyi Allah’ın yarattığını…

Çocuğa hayvanları sevdirebiliriz örneğin. Çevresinden başlayarak kedilerdeki sevimliliğe, kuşlardaki çeşitliliğe, kelebek kanatlarındaki yanar döner renklere dikkatini çekebiliriz. Kendi yüzü ve bedenindeki oran ve simetriyi anlatır, “bütün bunlar kendiliğinden meydana gelebilir mi?” sorusunu yöneltebiliriz. Çocuk böylece aklını kullanır, mantık örgüsüyle kendiliğinden oluşamayacağını anlayabilir. Bu şekilde bir anlatımla çocuk daha dengeli ve tutarlı olur, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kur’an ahlakının anlatılması daha da kolaylaşır.

Çocuğa güzel ahlakı anlatırken, sevginin yanı sıra saygılı olmalı ve ona değer verdiğimizi hissettirmemiz de önemlidir. Büyük bir insan gibi davranırsak o da saygılı olacaktır. Çocuk olduğunu hissettiren konuşma, onun dengesini bozar. Kendisine değer verilmediğini, adam yerine konmadığını düşünür. Çocuk yerine konmak kimi zaman hoşuna gitse de sorumluluk duygusunu ortadan kaldırır; her şeyi artık size yüklemeye başlar.

Çocukla bire bir konuşmak kadar güzel ortamlarda konuşmak da önemlidir. Çocuk, hoşuna gidecek bir yerde, sevdiği yiyecekler eşliğinde daha güzel eğitilir. Güzellikleri kapsamlı anlattıktan sonra dünyada kötülüklerin de olduğunu ayrıca anlatmalıyız. Ona iyiliği, kötülüğü ve akılcılığın ne olduğunu anlatmalı, iyi ve kötü insanları tanıtmalıyız. Kendisi akıllı, olgun ve güzel davranışlar sergilediğinde onu ödüllendirebiliriz. Örneğin akıllı konuştuğunda, akılcı bir seçim yaptığında sevdiği bir yiyecek ya da istediği bir oyuncak alabiliriz. Akıllı ve güzel davrandığında, temiz ve düzenli olduğunda ödüllendirmek, onun ruhsal yapısını güçlendirir.

Özenle, şefkatle, akılcı bir şekilde ve samimi ilgiyle yaklaşmak güzel sonuç verir. Bağırıp çağırmak çocuğu olumsuz etkiler; çocuk hem bize hem kendisine saygısını yitirir. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğu “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle eğitmeye çalışmak konuyu açmaza götürür.

Din ahlakı sevgidir, şefkattir; özveri, merhamet ve dostluktur. Allah, insanları, bitkileri, hayvanları, tüm yarattıklarını aşkla sevmemizi ister. Kur’an ahlakı, sevmenin sanatıdır. Çocuğa bu bakış açısıyla yaklaşırsak – Allah’ın dilemesiyle- çok güzel sonuç alırız.

Güzel ahlaka sahip insanların yaşadığı çevreler, özlem duyulan, huzur ve güven içindeki ortamlardır. Bu güzel ahlakın yaşandığı evlerde, anne- babaya itaatli, onlara “öf” bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları çocuklarının hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır.

Ahlak değerlerini yitiren, bireyleri arasında sevgi, saygı ve beraberlik duyguları körelen ailelerden oluşan toplum, hızla manevi ve ahlaki dejenerasyona doğru yol alır. Ailenin ahlak yapısı ne denli güçlü ise, millet ve devlet de o derece güçlüdür.

Kur’an’da, İmran’ın karısının, “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et.” (Ali İmran Suresi, 35) diyerek dua ettiği haber verilir. Hz. Meryem’i annesi nasıl Rabb’ine adadı ise, bizler de çocuklarımızı Allah’ın rızası için Allah’a adayalım. Çocuk henüz hiçbir şekle girmemiş temiz toprak gibidir. O toprağa hangi tohumu ekersek, onun meyvesini alırız. Ne kadar çok ekersek, meyvesini kat kat fazlasıyla verir; Rabb’imizin dilemesiyle güzellik, nimet, bereket, sağlık ve sıhhat gelir.

Fuat Türker

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Kutlamalar Toplumsal Konular Türkiye üzerine

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı!

Hatirlayan varmidir cocukluk 23 Nisanlarini ? Ben bir kac tanesini hatirliyorum. Okul ile beraber gosterilere hazirlandigimiz bir yaz gunu Trabzondaki Avni aker stadinda kuzenlerimin gecis toreni, Sonrasinda Stad icerisinde okul ve sinif arkadaslarimiz ile sirada bekledigimizi. Belki o zamanlar anlami fazla onemli degildi bizim icin, nede olsa cocuktuk. O gosterilerden sonra arkadaslarimizla birlikte zaman gecirmek, buyuk bir gunu kutlamamis gibi okulun beton bahcesinde top oynamak hic aklimdan cikmiyor. Aslinda fazla birsey degismedi bizden. Degisen sadece hayat, yasam standartlari, oncelikler, yikilip yerine yenileri yapilan binalar. Biz hala ayniyiz aslinda, masum ama cocuk ruhlu.

Cocuklarimiza bir kac ogut de bulunmak istiyorum. 23 Nisanlari sakin unutmayin. Cunku zaman ilerlediginizde geride hatirlamak isteyeceginiz gunler olmali. Belkide yuzumuzde kucuk bir tebessum birakan o anilar olacaktir. Bazen onu cok arayabilirsiniz, ihtiyac duyabilirsiniz. bu yuzden Cocuklugunuzu unutmayin. Hazir hayatin zorlu yollarina dusmeden once guzelcene eglenin, gezin, arkadaslarinizla zaman gecirin, top oynayin, turnuvalara katilin, sinemalara gidin, tiyatroya gidin, gezilere cikin.. Ama bunlari yaparken Anne ve Babanizi uzmeyin, cunku sizin icin gercekten endise ediyorlar. Belli etmeselerde size kizdiklarinda bile bunun iyiliginiz icin oldugunu unutmayin, onlara kizmayin, herzaman sevin, saygi gosterin. Cunku 23 Nisanlari bize armagan eden buyuk onder ATATURK’un yaninda Anne Babamizdir..

23 Nisan cocuk oldugumuzu hatirlamamiz icin guzel bir gundur. Bu gunleri iyi hatirlayin. Tarihinizi sakin unutmayin. Hanki halktan, ulkeden, irktan olursak olalim 23 Nisan’i çocuklarimiza armagan edelim.

Dunyadaki butun insanlarin ve çocuklarin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıni kutlariz..

23 Nisan ile ilgili tarihimiz hakkinda daha fazla bilgiye buradan(wikipedia) ulasabilirsiniz.

Kategoriler
İslam Dini

Çocuklarımıza Allah’ı ve Dini Nasıl Anlatalım?

İnsan din fıtratı üzerine yaratılmıştır. Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramları, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklamak mümkündür.Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak bir şekilde yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.

İmam Gazali çocuğun kalbini, “tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyetli ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli” olarak nitelendirir. Gazali ayrıca , ruhun yaratılışı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli olduğuna ve Allah’ı bulup kavrayacak gücün de onda bulunduğuna inanır. Bu nedenle her şeyi almaya ve yönlendirildiği her şeyi yapmaya hazır olan çocuğa anlatılacak ve onu yönlendirilecek konular çok önemlidir.

Çocuk öncelikle Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücünü öğrenmelidir. Çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze – meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.

Evrendeki düzen ve denge, mucizevi tasarımlarla yaratılmış galaksiler –ki çocuklar bu konulara oldukça fazla ilgi duyarlar- hakkında bilgiler verilmeli ve tümünün üstün akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığı anlatılmalıdır.

Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz ve hissettiğimiz herşey, bize göklerin, yerin ve arasındakilerin Yaratıcısı olan Allah’ı tanıtır. Evreni saran mucizevi güzellikler üzerinde bilgi sahibi olması, çocuğun bu apaçık gerçeği fark etmesini sağlar. Rastlantılarla hiçbir şeyin meydana gelemeyeceği çok basit örneklerle çocuğa anlatılabilir. Böylece çocuk, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kuran ahlakının ve dinin anlatılması daha da kolaylaşacaktır.

Günümüz çocukları oldukça zekidir; “anlamaz, çocuktur bir şey bilmez” diye düşünmek çok yanlıştır. Çocuğa eğer din öğretilmezse çocuğun ruhu boşlukta kalır. Özellikle ölüm konusu çocuğa çok dikkatli anlatılmalıdır. Anne – babasının bir gün ölerek yok olacağını düşünen çocuk, psikolojik açıdan dengesini yitirir. Kendisinin bir gün öleceğini düşünen çocuk da aynı ruh haline sürüklenir. Oysa anne ve babasıyla cennette kavuşacağını, onlarla birlikte olacağını bilen bir çocuk, ruhen ve bedenen çok sağlıklı ve zinde olur.

Çocuklara din, gerici ve tutucu bir üslup ile anlatılmamalıdır. Hurafe dolu bir anlatım, çocuk için din değil, aklının alamayacağı bir kâbus olacaktır. Dini Kur’an ve sünnet çizgisi dışında hurafelerle yorumlayan kişiler, kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kur’an’a ve Peygamberimizin hadislerine uygulamaya çalışırlar. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğa “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle dini eğitim vermeye çalışmak konuyu açmaza götürür. Çocuğa baskı, dayak, şiddet uygulanmamalıdır. Şiddet işe yarayan bir unsur olsaydı Hz. Nuh, peygamber olduğu halde kendisine inanmayan ve Allah’a iman etmeyen oğluna şiddet uygulardı.

Çocuk inançlı yetiştirildiğinde, bu onun tüm hayatını mutlu ve huzur içinde yaşamasına vesile olacaktır. Bu şekilde yetiştirilen bir çocuk, yaşı ne kadar küçük olursa olsun, olgun bir akla ve ahlaka sahip olur.

Unutmayalım din ruhun gıdasıdır; çocuğun sağlıklı ve mutlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Çocuklarımızı bilgisayar başında saatlerce oyun oynamalarından ve gereksiz bilgilerle beyinlerini doldurmalarından sakındıralım. Yararlı bilgilerle donanmalarına yardımcı olalım. Bu amaçla sizlere çok güzel/yararlı bir Facebook sayfası tanıtmak istiyorum. Bu sayfada çocuklar güzel dinimiz konusunda yazılar ve merak ettikleri soruların yanıtlarını bulacaklar. Ayrıca ilginç canlılarla tanışacak, şaşırtıcı davranışları konusunda yazılar okuyacak, videolar izleyecekler.

Sayfanın linki: http://www.facebook.com/CocukSayfasi

Sayfa ‘Çocuk Sayfası’ ancak adı sizleri yanıltmasın; paylaşımlarında biz büyüklere de yönelik bilgiler var. Umarım çocuklarımız için çok yararlı olur.

Kategoriler
Geçmiş Tarih Genel Konular İslam Dini Toplumsal Konular

Hz.Hanzala (R.A.)’nın Münafıklık Korkusu

Hz.Hanzala radıyallahu anh diyor ki bir gün bizler Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in meclisinde idik. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem vaaz buyurdu. Onun tesiri ile kalpler yumuşadı, gözlerden yaşlar akmaya başladı ve bize, gerçek halimiz belli oldu Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ın meclisinden kalkıp eve geldim. Çoluk çocuklar yanıma geldiler e dünya işleri konuşulmaya başlandı. Çocuklarla görüşüp konuşmalar, hanımla latifeler başladı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ‘in meclisinde olan o hal kalmadı. Birden, “önce ne halde idim, şimdi ne haldeyim diye düşündüm. Kendi kendime “sen münafık oldun, çünkü Peygaber s.a.v.ın yanında görünürde o halde idin, eve gelince bu hale geldin” dedim. Bu halime üzülüp kederlenerek ve “hanzala münafık oldu” diyerek evden çıktım. Karşıda Hz.Ebu Bekr R.A. geliyordu. Ona “ artık hanzala münafık oldu dedim. O bunu duyunca “sübhanallah ne diyorsun, asla sen böyle değilsin” dedi. Ben durumu anlattım. “bizler Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in huzurunda bulunduğmuz zaman, o bize cennet ve cehenmemi anlatınca sanki cennet ve cehennem karşımızdaymış gibi oluyoruz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’den ayrılınca, çoluk-çocuk ve servet v.b. İşlerine dalarak onu unutuyoruz “ Hz.Ebu Bekr radıyallahu anh “ bu hal bende de oluyor” dedi. Bundan dolayı ikimiz de Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in huzuran çıktık Hz.Hanzala radıyallahu anh Ya Rasulallah, ben münafık oldum “ dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem “ne oldu” buyurdu. Hanzala “bizler huzurunuzda olduğumuz zaman, siz cennet ve cehennem’den bahsedince sanki onlar karşımızdaymış gibi oluyoruz. Fakat yüce huzurunuzdan ayrılıp gidince, çoluk çocuk ve ev işlerine dalıyor, (bunları) unutuyoruz” dedi. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki “ canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, her zaman benim yanımdaki gibi olsaydınız melekler sizinle yataklarınızda ve yollarda müsafaha ederlerdi. Ancak ey hanzala (bu durum) zaman , zaman, arasıra olur.

İZAH: Yani insanla birlikte beşeri ihtiyaçlar da vardır. Yemek, içmek, çoluk çocuk ve onlarla ilgilenmek de önemli şeylerdir. Bundan dolayı böyle haller arasıra meydana gelir. Bu gibi durumlar, her zaman meydana gelmez, ne de böyle bir şeyi ümit etmelidir. İbadetten başka bir işi olmamak meleklerin sıfatıdır. Onların ne çoluk-çocukları var, ne geçim dertleri, ne de dünya endişeleri…. Ama insanın beşeri ihtiyaçları olduğundan her an bu manevi hal içinde bulunamaz, fakat düşünülmesi gereken şey şudur, sahabe kiram dinlilerini ne kadar düşünürlerdi, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in huzurunda olan halin sonradan kaybolması gibi ufak bir şeyden dolayı kendilerinin münafık olduklarından endişeleniyorlardı.