Kategoriler
İslam Dini

Binayı Tamir Etmek

Kur’an’ın cahiliye olarak tarif ettiği kesimin cehaleti eğitimsizlikten kaynaklanmaz. Yıllarca öğrenim görmüş, kariyer sahibi bir insan da bu kesimin bir bireyi olabilir. Söz konusu cehalet, Allah’ı tanımamanın, Kur’an ahlakını yaşamamanın getirdiği bir cehalettir. Kurtuluş yolu ise hayat rehberimiz olan Kur’an’a yönelmektir.

Birçok insanın düzeni kendi hayat anlayışı, dünyaya bakış açısı ve felsefesi üzerine kuruludur. Kolay kolay da değiştirilemeyen bu düzen, hayatın da tamamen değişmesi anlamına geleceği için bu kişiler farklı görüşlerin karşısında olurlar. İnsanlık tarihi boyunca Allah’ın peygamber ve elçilerine reddiyenin kaynağında da bu düşünce bulunur.

Cahiliye topluluğunda Kur’an ahlakını kendilerine anlatan müminleri dinlediklerinde, gerçekleri öğrenerek hayatlarını Allah’ın beğendiği ahlakı yaşayarak sürdürmenin önemini kavrayabilecek vicdanlı insanlar vardır kuşkusuz. Bu şuur ve umut her insan için çok önemlidir. Cahiliye toplumunu terk ederek imanı yaşamaya niyet eden insan, eski harap bir binayı tamir etmeye ve onu güzelleştirmeye çalışan bir usta gibidir. Din dışı yüzlerce telkinle o yaşa gelmiştir. Şimdi, Allah dışında kulluk ettiği sahte İlahlarını terk etmeli, toplumun üzerine yüklediği zincirleri, ağır yükleri indirmelidir.

Ancak insanın kafasında eski telkinler öylesine yerleşmiş, öylesine kemikleşmiştir ki birçoğu silerek çıkmaz.  Adeta kazıyarak çıkarmak gerekir. Bunu yapacak olan da müminlerdir. Mümin kardeşi bu telkinleri çıkarmak için uğraşır, zorlar, ama ardından başını okşar. Kişi böylece çocuk yaşlardan itibaren edindiği, din ahlakına uygun olmayan tüm bakış açısını, eski alışkanlıklarını ve kötü karakter özelliklerini terkeder. Üstün ve seçkin ahlakı yaşamaya başlar, amacını Allah’ın hoşnutluğu olarak belirler.

Artık Allah’tan uzak yaşanan ortamlardan değil aklın, maddi ve manevi güzelliğin, temizliğin, güzel ahlakın yaşandığı ve içinde Allah’ın anıldığı ortamlardan lezzet alır. Kalbi bu şekilde tatmin olur, ruhu ancak böyle huzur bulur. Bu ortam, içinde “arınmayı içten arzulayan” (Tevbe Suresi, 108) insanların bulunduğu ortamlardır, müminlerin yaşadığı ortamlardır.

Dünyevi hiçbir beklentisi olmayan, çıkar gözetmeyen, birbirine karşı sevgi dolu, fedakar ve ince düşünceli insanların, yani samimi müminlerin ortamı Kur’an’ın tarif ettiği cennet modelidir. Güzel ve güvenilir olan bu ortamda rahat eden insan, cahiliye toplumunun boş ve amaçsız hayatından sıyrılabilir. Binasının temelini göçecek yarın kenarından alır, müminlerin yaptığı gibi Allah’ın hoşnutluğu üzerine kurar.

İnsan dünyada kimlerle birlikte ise ahirette de onlarla birliktedir. Dünyada inkarcılarla birlikte olmaktan zevk alan bir insan, ahirette de onlarla birlikte olacaktır. Allah’tan yüz çeviren insanlar yerine müminlerle birlikte olmak bir cennet zevki ve ödülüdür. Ne güzel arkadaştır onlar.

Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa; 69)

 

Fuat Türker

Kategoriler
İslam Dini

Kur’andan Uzak Yaşam

Cahiliye toplumu bireylerinin din anlayışı oldukça çarpıktır. Kur’an dışındaki kaynaklardan edindikleri ya da etraflarındaki kişilerden duydukları bilgilerin din olduğunu zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun kalırlar. Herkesin farklı doğruları olduğundan, toplumda birden fazla din yaşanır.

Oysa insanı dünyada mutlu ve huzurlu bir yaşama, ahirette de gerçek kurtuluşa kavuşturacak olan tüm bilgiler ve her sorunun yanıtı Kur’an’dadır. Allah, gerçek doğruyu ve yanlışı insanlara Kur’an’la gösterir; O, doğruyu yanlıştan ayıran Furkan’dır.

Kuran, dünyanın ‘en çok satan’ kitabıdır ancak gerçek anlamda en çok okunan kitabı değildir. Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak Platformunun yaptırdığı yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre, “evinizde Kur’an-ı Kerim var mı?” sorusuna “evet” diye cevap verenler yüzde 94 oranında…Bu evlerin yüzde 74’ünde ise Türkçe meali de bulunuyor. Ancak mealin tamamını okuyanların oranı sadece yüzde 23…

Pek çok insan, kurtuluş rehberi olan Kur’an’da neler yazılı olduğunu merak dahi etmez. Sorularının yanıtlarını ise, “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51) ayetiyle de bildirildiği üzere Allah’ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığı Kuran’da değil, farklı kaynaklarda ararlar. Bu durum, Kuran’da Peygamberimizin, “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran’ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktı” (Furkan Suresi, 30) sözleriyle ifade edilir.

İnsanların Kur’an’ın bildirdiği gerçeklerden kaçmalarının önemli nedenlerinden biri, dünya hayatına olan şiddetli bağlılıktır. Yaşamları hiç sona ermeyecekmiş gibi davranır, dünya hayatının ‘göz açıp kapama süresi’ kadar kısa olduğunu düşünmezler. Oysa her insan, her an ölüm melekleriyle karşılaşabilir, mezara giderken de dünya hayatında sahip olduğu hiçbir şeyi yanına alamaz. Yapayalnız bir şekilde Allah’ın huzuruna çıktığında ise, sadece yapıp ettikleri önüne getirilir.

İnsanların Kur’an’ı göz ardı etmelerinin bir başka önemli nedeni de, içlerindeki şiddetli büyüklük duygusudur. Kendi fikirlerinin, inançlarının, yaşam şekillerinin doğruluğuna inanır, daha doğru bir görüşün olabileceğini asla kabullenmezler. “Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206) ayetiyle haber verildiği gibi, büyüklük gururu kişiyi inkara sürükler.

Bu kibirli kimseler Kur’an’ı yaşamaya çağrıldıklarında yüz çevirirler. Çünkü Kur’an’a uymak, yaşadıkları dinin hak değil batıl olduğunu kabul etmeleri anlamına gelir. Yıllardır bildikleri, uydukları, yaşadıkları her şeyin büyük bir yanılgı olduğunu öğrenmek, onlar için büyük bir yıkım demektir. Oysa asıl yıkım, kibirleri nedeniyle sürüklendikleri durumdur.

İman eden bir insan Kur’an ahlâkı ile cahiliye yaşamı arasında orta bir yol bulmaya çalışmaz. Bir insan ya Allah’ın dosdoğru yolundadır, ya da sarp, engebeli ve tehlikelerle dolu şeytanın yolundadır.

Bu iki ayrı yolun yolcularının yaşamlarının her anında önemli aykırılıklar vardır. Kur’an, nefsinin bencilce tutkularına uyanlarla, Allah’ın sınırları içerisinde yaşayanlar arasındaki büyük farklılığı, “Şimdi Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine ‘süslü ve çekici gösterilmiş’ ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir? (Muhammed Suresi, 14) ayetiyle bildirir.

Kur’an’dan yararlanabilmek ve doğru yolu bulabilmek için, gereği gibi okunması gerekir. “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır…” (Bakara Suresi, 121) buyurur Allah. İnsanların çoğu ise Allah’ın bu buyruğunu göz ardı eder.

Samimi inananlar, kendileri için yaşam rehberi olan mesajı –gereği gibi– okur, ayetlerini iyiden iyiye düşünür (Sad Suresi, 29), “okunduğunda imanlarını artırır” (Enfal Suresi, 2) ve yaşamlarını Kur’an’a uygun düzenlerler.

Yüce Allah, “… (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.” (Kasas Suresi, 83) buyurur ve Kendi sınırları içinde yaşayanları en güzel sonuçla müjdeler. Gerçek din, Kur’an’ın bildirdiği dindir ve doğru yol da Kur’an’ı kalbine yerleştirenleri kurtuluşa ulaştıracak olan yoldur.

Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Bakara Suresi, 147)

Fuat Türker