Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim İnternet Dünyası Türkiye üzerine

Yiğit Bulut yaziyor: Edirne’de dün yaşananlar çok önemli!

Bu yazı Yiğit Bulut‘un HaberTürk sitesindeki köşe yazısından aynı şekilde buraya aktarılmıştır. Beğendiğim ve yazılarını herzaman takıp ettiğim bir yazar hocamızdır. Bu ülkede ne oluyor ne bitiyor sansürsüz, gerçek ve makyajsız bu kişiden öğrenebilirsiniz. Sizede tavsiyem Yiğit Bulut’un yazılarını takip etmeniz, çünkü her yazdığı ülkedeki gerçek konulardan ibaret, diğerleri gibi abartı ve taraflı değil..

Edirne’de dün yaşananlar çok önemli!

Yiğit Bulut
Yiğit Bulut

DÜN, tatil günü olması nedeniyle gündemi kaçırmış olabilirsiniz. Bana göre çok önemli toplumsal bir olay yaşandı ve detayları “insanı huzursuz” eden cinsten…
İlk etapta ne olduğunu aktarayım… Edirne’de tutuklanan 5 sol örgüt üyesinin arkadaşları, şehir içinde tutuklamayı protesto etmek için gösteri düzenlediler. Küçük çaplı bu gösteri şehir halkı tarafından “PKK’ya destek olarak algılanınca” şehirde binlerce kişi merkezde toplandı. Bu arada tutuklamayı protesto etmek için “üç otobüsün TEM’den Edirne’ye girdiği” haberi yayıldı. Kalabalık, TEM’e yöneldi ve TEM otoyolunu trafiğe kapatarak şehri ablukaya aldı… Bu arada şehre dışarıdan gelenler de TEM’de gösteri yapmak isteyince, ortalık karıştı, sivillerden ve polisten yaralananlar oldu.
Sevgili dostlar, yukarıdaki olay “toplumun nasıl kamplaştığını” göstermekle birlikte, yetkililerden aldığım bilgiye göre; “normal olmayan” detaylar içermekte. Şehrin içinde “o bölgede halkın konuya ne kadar hassas olduğu bilinmesine rağmen, birileri herkesin göreceği şekilde” gösteri yapıyor. Gösteri sırasında yine Edirne’nin şehir merkezine yakın mahallelerinde “PKK gösteri yapıyor” diye bağıranlar sokaklara çıkıyor. Bu da yetmiyor, kalabalık öfkeli bir şekilde tam toplanmış beklerken; biri yüksek bir yere çıkıyor ve “sade kızgın bir vatandaş” rolünde; “PKK’lılar TEM’den üç otobüsle Edirne’ye geliyorlar” diye bağırıyor. Şaka gibi ama gerçek! Daha “normal” olmayan ve “olayın” şehre sızanlar tarafından “bir oyunun sahneye konması gibi” tezgâhlandığını gösteren birçok detay var.
Sevgili dostlar, yaşanan süreçte “birileri kaybetti”. Şimdi onların “tek çıkışı” var; provokasyonlar ile Türkiye’yi birbirine düşürmek. Türk-Kürt, Alevi-Sünni kavgası çıkarmak. Bu çatışmaya çok yakın olduklarını “yapabileceklerini” düşünüyorlar. Yol almaları için “tek bir olaya, tek bir büyük çatışmaya” ihtiyaçları var. Zincirleme reaksiyonu “kışkırtacak” tek bir vuruşa!
Sonuç: Türkiye’de bugüne kadar her şeyi yapabildiler ama “iç savaşın mayasını asla tutturamadılar”. Hatta o kadar yol aldılar ki; “iç savaş başladı” şeklinde gazete manşetleri attırmayı bile denediler, başardılar. Şimdi tek bir adım ile bunu yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu noktada bize düşen çok önemli bir görev var: “Hangi etnik kökenden olursak olalım”, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma” kavramına daha sıkı sarılmak ve “asla ama asla bu ülkede bizim gibi vatandaş olan kimseyi” düşman olarak bize “pazarlamalarına” izin vermemek! Gün “birlik” olma günüdür! Uyanık olalım ve tuzağa düşmeyelim. Unutmayalım; bu ülkeyi bize babalarımız-dedelerimiz bırakmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık!

Bu dünyada “ilahi adalet” gerçekten var !

TÜRK basınında son bir haftada tasfiye olanlara bakıyorum, bu arkadaşların neler yaptığını geçiriyorum ve en önemlisi onların yerine geçen “gerçekten iyi diyebileceğim insanları” düşünüyorum… Aklıma tek bir cümle geliyor; “ilahi adalet” gerçekten varmış… İnanılmaz bir olay! Türk basınına on yıllarca uğraşarak yerleşen “organizasyon” bir haftada çöktü! Türk basını adına inanılmaz umutluyum, Türkiye adına çok mutluyum… Kalan “safralar da” kısa sürede dışarı atılınca; haber alma özgürlüğünün “siyaset-para-güç” üçgeninden kurtulduğu bir basınımız olacak…

Çete uzantılarının “Enis Berberoğlu gidecek” yaygarası…

BAZI gazetelerde ve internet sitelerinde hatta Hürriyet’in yazarları arasında “tasfiye edilen çetenin” son kalanları, “Enis, geçici” söylemini yayma çabasındalar… Çok iyi biliyorlar ki; Berberoğlu, “kurdukları rant düzenlerini” yıkacak… Çabaları boşuna… Tasfiye çoktan başladı, “çete başları yani sahip muhtar ve sanço pançosu çoktan gitti” şimdi sıra onlarda…

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ülkemin Güzel Milletvekilleri…

Bizim ülkemizde baş ayağa hükmeder. Amir memura, vekil polise emreder. Sözünü geçiremezse tutar birde küfreder.

Aslında gündemi takip edenler neden bahsedeceğimi anlamıştır ancak ben hemen bir açıklama yapayım.

Ülkemizde şuan iktidarda bulunan Ak Partinin Elazığ Milletvekili Ankara sokaklarında aracı ile gezerken polis tarafından aracı durduruluyor ve şoföre alkol testi yapılmak isteniyor.

Bu sırada araçta bulunan Milletvekili Fevzi İşbaşaran kendisinin milletvekili olduğunu, şoförüne alkol testinin yapılamayacağını belirtiyor. Bu iddia üzerine polisler milletin vekili olan kişiden kimliğini göstermesini istiyorlar.

Buraya kadar normal bir durum. Çünkü ülkemizde her başta olan kendisine köle olunmasını ister. Aracıyla yolda giderken insanların saygıyla yoldan çekilmesini, ayağını araçtan atarken halkın önünde paspas olmasını arzular.

Ego mu dersiniz, cehalet mi dersiniz bilinmez ancak o koltukları ne kadar hak ettikleri tartışılır.

Neyse gelelim konumuza. Polisin kimlik sorması ile çirkinleşen milletvekili ağza alınmayacak küfürler etmeye başlıyor. Tabi bu sırada kayıtta olan bir cep telefonu tüm bu anları tek tek yakalıyor.

Kendinin milletvekili olduğunu, önünde hiçbir engelin olmadığını sanan kişi önce polislere bir güzel küfür yağdırıyor. Ardından da trafiği kapatması için şoförüne emir veriyor. Amacı Emniyet Müdürünü olay yerine getirerek orada görevini yerine getiren polislere gözdağı vermek ve kendi tabirleri ile sürgüne göndermek.

Öyle ya karşısında bir milletvekili var ve bizim polis ondan kimlik sorma gafletine düşmüş. O polisin yeri olsa olsa doğuda en ücra kasabadır.

Bu sırada trafik felç olunca olay yerine halkta geliyor. Milletvekili aracı çekip trafiği açmayınca tartışmalara halkta katılıyor ve onlarda ağızlarının paylarını alıyorlar. Sanki karşılarında Türk halkını temsil eden biri yokta küfürbazlar kralı var.

Peki sizce yakıştı mı? Bırakın milletvekili falan olmasını. Bir insana yakışan hareketler mi bunlar.  Bence değil.

Gerçi orada halktan biri olsa ağzını açamazdı. Polis işlemi yapar suçlu bulursa para cezasını basardı. Ama bizim malum şahıs kendisini devlet olarak nitelendirdiği için kimse bu tarz bir düşünce içerisine giremiyor.

Oldu olacak kendisini de sürsün. Hem de ücra bir kasabaya değil. Ücra bir gezegene.

Hani seçip koyuyoruz ya meclis denilen yere bu gibi insanları. İşte benim içim acıyor bunları görünce. Bir bakıyorum Osmanlı Zamanındaki devlet adamlarına birde bakıyorum bunlara.

Bir zamanlar devlet adamları kafa patlatırmışlar ülke daha iyi bir yere gelsin diye, şimdi ki devlet adamları kafa patlatıyorlar kendilerine daha fazla şan, şöhret, para, ceylan derisi koltuk verilsin diye…

Fevzi İŞBAŞARAN
Fevzi İŞBAŞARAN
Kategoriler
Amatör fotoğrafcılık Bitki ve çiçekler Doğa ve Yaşam Fotoğrafcılık Günlük hayat İnternet Dünyası

Akşam Karanlığında Bordo Rahatlığı

Akşam Karanlığında Bordo Rahatlığı
Akşam Karanlığında Bordo Rahatlığı

Uzun suredir NIKON D60 fotograf makinemle cektigim resimleri paylasmayi dusunuyordum, firsat ve baslangici buguneymis. Ekledigim fotograflarla ilgili bundan sonra o anin nasil yasandigini ve nasil olduda cektigimi mumkun oldugunca yazacagim resimle beraber.

Ilk paylasimim Belcikada bir yuruyusden sonra donus yolunda cektigim, suanda da masaustu arkaplanimda kullandigim, en cok sevdigim ve hoslandigim fotograflardan biri olacak. Fotografin ismini yazinin basliginda da oldugu gibi Akşam Karanlığında Bordo Rahatlığı olarak belirledim. Herkes resmimi ucretsiz kullanabilir, dagitabilir. Ancak bu sadece kisisel kullanimlar icin gecerli olup, kurumsal calismalarda benden izin alinmasini rica ediyorum.

Ve Fotografimizi paylasiyorum: Akşam Karanlığında Bordo Rahatlığı

Belirli Boyutlarini yada orjinal boyutunu indirmek için yazinin en ustundeki baglantilari kullanabilirsiniz.

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat iletişim Kitap Görüşleri Şair şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

Vural Bahadır Bayrıl ve Şiirleri Üzerine Bir Deneme

Hilmi Yavuz, Vural Bahadır Bayrıl için “Daha bugünden Türk şiirinde göz ardı edilmeyecek bir birikimle kendini kabul ettirdi. Artık V. B. Bayrıl’sız bir 21. yüzyıl şiirinden söz edilemez1 derken, çok önemli ve doğru bir tespitte bulunuyor.

 

Bayrıl, sadece şiire âşık ve şiire hakkını veren biri değil! O, aynı zamanda şairliğe de hakkını veren ender kişiliklerden biridir. “Şaire, ‘şair olmak’ yetmeli” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu kadar büyük ve cüretkâr bir ‘sıfat ve hâl’ bile bir insanın ruhunu tatmin edemiyorsa, dünyadaki başka hiçbir şey o ruhu yatıştıramaz. Salın ipini gitsin…

 

Bayrıl, ‘Şer Cisimler’ adlı kitabındaki, ‘İns’ şiirinin bir dizesi ile kendisini beynimin duvarına silinmemek üzere kazımıştır: “Sonra… çok ama çok sonra anılan bir şey oldu insan.

 

Bayrıl’ın birçok şiirini okurken – belki de hepsinde – Mevlâna’nın bir yansımasını görmek hoşuma gidiyor. Sadece yukarıdaki dize bile, Bayrıl’ın iç dünyasının ne kadar derin olduğunu kavramak için yeterli. Bu dizede, daha doğrusu ‘İns’ şiirinin bütününde, Büyük Sevgili’ye gönderilen selâmı görebiliyor, O’na beslenen kutsal aşkın sayesinde bir değerimiz olduğunu bir kez daha anlayabiliyorum. İşte bu, Bayrıl’ın şiirlerinin verdiği mesajın yerine fazlasıyla ulaştığını kanıtlıyor ve bu sebepten olsa gerek Bayrıl’ın şiirleri, şiir okurunun kalbindeki en güzel köşeye yerleşiyor.

 

Elbette sadece Mevlâna değil; Bayrıl’ın şiirlerinin güneşli kıyılarında ilerlerken kâh Nedim’e, Kâh Nietzsche’ye rastlıyor, bazen Rilke ve Blanchot ile karşılaşıyor, kimi zaman da Yahya Kemâl’e, Tanpınar’a, Dıranas’a, Dağlarca’ya, Karakoç’a yahut Cansever’e kadar şiirin altın adamlarıyla bir araya geliyorsunuz.

 

Bayrıl’ın dünyasının, sadece şiirden örülü olmadığı açıktır. O’nun dünyasında, şiir olduğu kadar düşünce, felsefe, bilim, tarih ve mimari de yerli yerince ve yeterince bulunmaktadır. İçselleştirilen şiirlerin okura çok yakın olduğu düşüncesini hep taşıdım. Bayrıl’ın kullandığı mistik izlek ve ifadeler, bilindik fakat ‘unutulduk’ gerçeklere gönderme yaparken, ‘tanrı’ ve ‘insan’ odaklı bir dünya kurgulamakta, ‘varoluş’a ve ‘yaratılış’a sık sık temas edilerek, içselleştirilen (kitaplaştırılarak da genelleştirilen) ‘hesaplaşma’lar ve ‘yüzleşme’ler yapılmaktadır. İşte bu nedenle Bayrıl’ın şiirleri, haklı olarak kendi kimliğini yaratmasını başarmıştır. Aslında sadece Bayrıl değil, okuru da O’nu okumak ve anlamak üzerine bir kimlik geliştirmiş olmalıdır. Zira, Bayrıl’ın şiirlerini okuyan okur, ‘kimlikli’ bir okur olmak zorundadır.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde ‘aşk’, insana ve nesneye bakışta sık sık karşımıza çıkan bir öğe olmakla beraber, insansı değil, ‘tanrısal’dır; Bayrıl’ın aşkı maddenin ve eşyanın çok ötesinde, fakat yansıması madde ve eşyada görülebilen ‘sahici aşk’tır. Zaten şiirlere insanların aşkı yakışmıyor, çünkü şiir kadar kudretli bir varlığa, ancak ona denk bir aşk yakışabilir, öyle değil mi?

 

Mimari diyorum, çünkü Bayrıl; şiirlerini, Sabit Kemâl Bayındıran’ın da ifade ettiği gibi ‘mükemmellikle’ inşa ediyor, çünkü şiir inşa edilir, tıpkı bir bina gibi. Bayrıl’ın şiirlerini oluşturan harcın ve kullanılan her tuğlanın, şiir ve düşün bilimlerinin derinlerinden fışkırarak gelen ve herkeste pek rastlanmayan ‘ince mesajları’ bulunuyor. Bu mesajları almasını bilen her okur, O’nun dizelerinden yeni ve başka anlamları kolayca türetebilir ve hatta dizelerine özel öyküler, romanlar ortaya koyabilir. Zira, Bayrıl’ın kullandığı dil buna elverişli olmakla birlikte, kendisinin de “Şiir, bir dilin dehâsıdır” sözünde ifade ettiği gibi, bu eyleme açıktır. Bayrıl’ın şiirleri, okunduktan sonra zihinde derin anlam fırtınaları yaratarak geçmişten günümüze uzanan bir köprü kurmakta, yaptığı göndermeler ve kullandığı ifadelerle çok çeşitli sahnelerin aklımızda yeniden dirilmesine ortam hazırlamaktadır.

 

Aslında, Bayrıl için yazılanlar arasında, en görkemli tespiti, 2000 yılında Gösteri Dergisi’nde yayınlanan “Şiir Beyaz Cinnet!..” başlıklı yazısında Engin Turgut yapmış ve Bayrıl’ı bizlere şöyle ifade etmiştir: “V. B. Bayrıl’ın şiirlerinde yumuşacık bir ney sesi de var sanki… Eşyanın da bir ruhu olduğunu iyi bilenlerden.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde derin bir ‘ayrılık’ hâkim. O’nun şiirleri, hem eşyanın hem de insanın Büyük Sevgili’ye olan ayrılığını ve geçmişliğini âdeta bir ‘ney’ gibi şikâyet ederek aktarıyor bizlere. O’nun şiirlerinde derin bir ‘günah’ da var aynı zamanda; ayrılığın ve geçmişliğin nedeni olan bir günah… Kâinatın temel taşları olan bu iki öğenin, Bayrıl’ın coğrafyasında nasıl şekillendiğini ve dile geldiğini görmek için ‘Lotus’ başlıklı şiirini okumak gerekli: “Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı’daki tamamlanmışlığı.

 

Bayrıl’ın şiirlerini ‘yüksek sesle’ okumak lâzım. Çünkü, O’nun şiirlerindeki musikî ve âhenk, sessizliğe karşı çıkan bir ‘isyan’ barındırıyor içinde. Maddenin zulmünden ayrı kalma arzusu olmalı bu isyan!.. Öyle olmalı ki, günah ve isyandan türeyen ‘eksik insan’ Tanrı’da tamamlanabilsin.

 

Bunun yanı sıra; ayrılık, günah ve isyanla örülü bir dünyanın; bahçe, gölge, balkon, gül, defne, bitki, cam, varoluş, kâinat, insan gibi sıklıkla kullanılan öğelerden oluşan bir coğrafya üzerinde yer alması, ney’in şikâyetlerini dinleyen bir şairle karşı karşıya olabileceğimizin işareti olabilir. Şair, sadece dinlemekle kalmıyor, ‘Şer Cisimler’ ve ‘Arzuda Tenhâ’ kitapları ile dinlediklerini okura da aktarıyor.

 

Bayrıl’ı yalnızlığın en kutsallarından birini yaşayan adam olarak tanıdım; ‘şair yalnızlığı’ bu. Bayrıl’ı diğer birçok güçlü şair gibi ayrı ve önemli kılan da bu olsa gerek. Zaten sık sık bahçeye, balkona, kâinata, insana, cama yönelen bir şair, yalnız olmalıdır! Aksi halde, madde – eşya ve insan temelli izleklerin ve tespitlerin şiire aktarılması pek mümkün olmayabilir. Kitabının adını ‘Arzuda Tenhâ’ koyarak bu yalnızlığa dikkat çekmiş olmalı şair.

 

‘Lotus’ adlı şiirini, kitap henüz yayımlanmadan okuduğumdan mıdır, yoksa yukarıdan buraya kadar anlattıklarımı özetlediğinden midir, bilmem; çok sevdim ve benimsedim. Şiirdeki derinlik ve şiirin mesajı, varlığımızı unutulan bir evrene yükseltirken, birçoğumuzun şiddetle gereksinim duyduğu ve mumla aradığı o yüce güçle buluşturuyor bizleri. Bu özelliklerinden ötürü, huzurunuzdan ‘Lotus’ ile ayrılmayı uygun görüyorum.

 

Bayrıl, şiire âşık her insanın okuması gereken önemli bir kalem. Emimin ki, Bayrıl’ın şiirlerini okuduktan sonra, ‘dalgın bir zambak’ olmaktan çıkacak, ‘sır’ın bütün açıklığıyla önünüzde serildiği bir ırmakta, kendinizi bulacaksınız.

 

Güneş, Büyük Sevgili’nin isteği ile yeniden yükseldiğinde görüşmek dileğiyle, esen kalınız.

 

Selçuk ERAT

01 Kasım 2009, İstanbul

http://www.selcukerat.com

 

 

 

LOTUS 2

 

Algının dağınık sabahı… Camsı

sınırlar… Kusurlu güzelliğin

tende ısrarı…

 

Sendeki esrâra bakarım. Ey kutsal

bitki!.. Ruh ile gülün alaşımı.

 

Varlık dinlenir… Bahçe olurken

ve Olmak yapraklarda henüzken…

Sendin hilkâtin ürperen ırmağı.

 

Sırları var hayatın ve aklın eşya

ötesi dalgınlığı. Sus! Büyümesin

aramızda, hayretin şerhâ yalınlığı.

 

Kalp neler neler saklar? Ki saklamalı!

Bazen de ne yapsanız, âşikârdır

bir zambağın kendi tenine alınganlığı.

 

Neresinden bakılsa eksiktir insan.

İnsan ki lâin serencâm. Tahammül

mülkünün çırağı.

 

Ey kutsal bitki! Ruh ile gülün alaşımı.

 

Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı'daki

tamamlanmışlığı.

 

 

 

NOTLAR:

 

1. Arzuda Tenhâ, V. B. Bayrıl, Şiir, 2009, Mühür Kitaplığı, Arka Kapak

2. Lotus, Arzuda Tenhâ, S. 65.