Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat İslam Dini Kişisel makaleler

Bir Sema Masalı

Yosun tutmuş renkler bile baksana.Her biri yeşil,sulanmış savrulup akıyor.Bir tutam nefes alabilmek için üst üste yatan taşları görmez misin?Piknik sevdalısı toprağı alıp götüren palyaçolar gibi sürekli mutlu ve rengarenk kaygan bedenleri.Doğanın en cilveli yerinde vıcık vıcık yapış yapış olmuş tutunmuşlar bir kayaya.Yer yer siyah tutmuş,yer yer uzaklardan gelen,hangi çocuğun içtiği belli olmayan teneke kola durmuş kopup gelen dallarının arasına.Güneşin battığı vakit dolunayın vurduğu teninde bembeyaz ışıltılar içinde bir balık uyurmuş,kayalarının altında.Ailesini bırakıp ta tepelerden gelmiş.Burayı çok aramış.Siyahı örter beyazı bile saklar dermiş balıklar bu cennet için.Kaçı feda etmiş kendini bu diyar için.Yosunlar bize yapışkan onlara yumuşmuş.Gözlerini rahatça kapatıp uyurmuş burada.Sabahları da avlanırmış pusuyla.Ama bilmediği bir şey varmış.Bekleyen aslında kendisi değil pususunu yaptığı yerin sahibiymiş.Yosun da ondanmış.Heybet de.Ve bir gün elinden kurtulamamış.

Ondan bihaber balıklar da sefayla yaşadığını ve geriye dönmeyi düşünmedikleri,onun yoluna gitmişler tek tek.Ta ki o yolun kendilerinde olduğunu anlayacak birileri çıkana;vardığında değil yuvasında ölene,avcı olmayı gerçekten öğrenene dek,yüzmüşler..

 

mustafa şenay

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Sağlık Toplumsal Konular

Diş fırçalama Tekniği

Dişlere yapılacak en iyi bakım, dişleri gerektiği gibi fırçalanmasıdır. Dişlerin üzerindeki kirleri ve yiyecek artıklarını temizlemek için kullanılacak fırçanın kişinin kendine özgü ve uygun olması önemlidir. Başkalarının fırçası kullanıldığın mikrop bulaşabilir. İyi bir diş fırçasının kılları orta sertlikte, naylon ve fırça başı küçük olmalıdır. Diş fırçası 3-6 ay arasında değiştirilmelidir. Günümüzde fırçanın değişme zamanı geldiğinde ortadaki renkli kısmı renk değiştiren indikatör fırçalar üretilmiştir.

Diş fırçalanmasında istenilen sonucun alınabilmesi için dikkat edilmesi gerek noktalar asağıdaki gibi olabilir:

– Diş fırçalamaya, çocuk fırçayı tutabildiğinde ( 3 yaşlarında ) başlanmalıdır.
– Dişler normal olarak her yemekten sonra yani günde 3 defa ve 3er dakika fırçalanmalıdır. Bu olmuyorsa kahvaltıdan sonra ve yatmadan olmak üze en az 2 defa fırçalanıp öğle yemeğinden sonrada suyla çalkalanmalıdır. Yeterli fırçalanmassa oluşan kir tabakası diş taşına dönüşebilir.
– Diş macununda bulunan flor, dişlerin direncini artırırken, diş çürümelerinide engeller. Ancak fırçaya konulacak macun, mercimek yada nohut büyüklüğünde olmalıdır. Daha fazla macun kullanılması bulantı yapabilir. Özellikle çocuklar, fazla macun alıp yutarsa ishal olabilir.
-Fırçalama bittikten sonra ağız bol su ile çalkalanmalıdır. Diş fırçası da kıl aralarında artık kalmayacak şekilde durulandıktan sonra silkelenerek suyu akıtılmalıdır.
– Diş fırsının ulaşamadığı ara kısımlar, diş ipiyle ya da diş arası fırçasıyla temizlenerek dişlerde artık bırakılmamalıdır. Dişlerin arasını temizlemek için diş minesini ve diş etini zedeliyen sert cisimler kullanılmamalıdır.
– Diş ipliği hekimin verdiği tekniğe uygun olarak kullanılmalıdır.

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Dünya ülkeleri Güncel Haberler Günlük hayat Toplumsal Konular

Haiti yerle bir!.. Türk Kızılayı ekip gönderdi

Haiti yerle bir!..
Haiti’yi önceki gün vuran 7.0 büyüklüğündeki depremde ölü sayısının 100 bini aşabileceği belirtiliyor. Dış dünyayla bağlantı koptu. Görevli 52 Türk polisin durumu ise iyi

Karayip Denizi’nde yer alan ada ülkesi Haiti, önceki gün yaşanan deprem nedeniyle adeta yerle bir oldu. Bölgede son 200 yılın en ağır deprem felaketinin ardından Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ölü sayasının 30 ile 50 bin arasında olabileceğini belirtirken, Başbakan Jean Max Bellerive, 100 binden fazla insanın ölmüş olmasından endişe duyduğunu söyledi. 9 milyon nüfuslu ülkenin kıdemli senatörü Youri Latortue ise depremin 500 bin kişiyi dahi öldürmüş olabileceğini söyledi. Enkaz altındaki onbinlerce kişi arasında 140 BM görevlisinin de olduğu kaydedildi. Richter ölçeğiyle 7.0 büyüklüğündeki ve merkez üssü başkent Port-au-Prince’in 15 kilometre batısında yer alan depremi, 5.9 ve 5.5 büyüklüğünde iki artçı sarsıntı takip etti. Bunların ardından da yaklaşık her 20 dakikada bir sarsıntı oldu.

140 BM GÖREVLİSİ DE ENKAZ ALTINDA
Kızılhaç’tan yapılan açıklamada, en az 3 milyon kişinin depremden etkilendiği, on binlerce kişinin de evlerini kaybettiği dile getirildi. Depremde devlet başkanlığı sarayı, meclis binası, bakanlıklar, katedral ile Birleşmiş Milletler’e (BM) ait binalar yıkıldı. Haiti’nin Meksika Büyükelçisi Robert Manuel, Haiti Devlet Başkanı Rene Preval ve eşinin depremden sağ kurtulduğunu açıkladı. Ancak BM’ye bağlı 8 Çinli, 4 Ürdünlü ve 4 Brezilyalı barış gücü askeri yaşamını yitirdiği. BM’nin Tunuslu Haiti temsilcisinin de aralarında bulunduğu 140 BM görevlisinin de enkaz altında olduğu kaydedildi. BM bünyesindeki Minustah’da görevli 52 Türk polisi ise zarar görmedi. Fransız yetkililer, popüler Montana Oteli’nin çöktüğünü ve enkazda en az 200 kişinin kaldığını, Haiti Başkiskoposu Joseph Serge Miot’nun yaşamını yitirdiğini ve 50 Fransız vatandaşının da arandığını açıkladılar. Kentte elektrikler ve telefon hatları kesildi. Ülkenin dünyayla bağlantısı neredeyse sıfıra indi. Batı Yarıküre’nin en yoksul ülkesi olan Haiti’yi, iki yıl önce dört kasırga vurmuş ve yüzlerce kişi ölmüştü.

Türk Kızılayı ekip gönderdi
Depremin vurduğu Haiti’ye Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerden yardım yağıyor. Türk Kızılayı zarar görenlerin ihtiyaçlarını tespit için dün iki görevliyi bu ülkeye gönderdi. Afet uzmanı Kemal Pehlivanlı, “Bölgedeki ilgili birimlerle haberleştik. İhtiyaçları tespit için Haiti Kızılhaçı ile çalışacağız. Acil durum raporumuzu süratle ulaştıracağız. İhtiyaca göre ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. İlk etapta lojistik malzemeler tedarik edeceğiz” dedi. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Amerika’da bulunan ekiplerinin de yardım ulaştırmak üzere Haiti’ye yola çıktığı belirtildi. ABD ile Venezüella, kurtarma ekipleri ile gıda, ilaç, içme suyu gibi insani yardım malzemeleri göndereceğini açıkladı. BM, acil yardım fonundan 10 milyon, Kanada 5 milyon, Avrupa Komisyonu 4.5 milyon, İspanya 4.5 milyon dolar, yanı sıra 3 yardım uçağı ve 100 tonluk acil yardım malzemesi, Hollanda 3 milyon doların yanı sıra 60 kişilik arama-kurtarma ekibi, Almanya 2.17 milyon dolar ve acil yardım ekibi, Çin 1 milyon dolar, Şili 15 ton gıda ve tıbbi yardım göndereceğini açıkladı.

Kaynak: Sabah.com.tr

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular

ALLAH KORKUSU

İnsanlar arasında yaygın olan bir inanca göre Allah’ tan korkmak yerine Allah’ ı sevmek yeterli görülür. Bu çarpık anlayış insanı gaflete sürükleyen en önemli nedenlerden biridir.

Allah’ tan korkmak yerine sevmenin doğru olacağını söyleyen bazı insanlar, Allah’ ın Kuran’ da bildirdiği ‘Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.’ (Nahl Suresi, 51) ayetine riayet etmemiş olurlar. Kuran’ da bildirilen tek bir ayete bile muhalif olmak belki de sonsuz cehennem azabını yaşamaya neden olabilecekken, insanın böyle bir gaflete düşmesi büyük hata olacaktır.

Allah korkusu olmayan insan koruyucu zırhını kaybetmiş gibi çıplak kalır. Böylece tüm pislikler üzerine yapışır. Tamamıyla savunmasız kalan ruh şeytanın telkinleriyle her türlü hatayı yapmaya müsait hale gelir. Yapılan yanlışları diğerleri izler ve böylece kişi vicdanının sesini artık duymamaya başlar.

Allah’tan Sakınmayanların Yapabilecekleri Bazı Davranışlar:

– Allah korkusu olmayan insanların çoğu Allah’ın emir ve yasaklarından habersizdirler. Bu yüzden hayatları sadece kendi istekleri doğrultusunda devam eder. Sakınacakları herhangi bir durum yoktur.

– Haram olarak bildirilen günahlara kolaylıkla sapabilirler. Çünkü öncelikle kendi menfaatleri söz konusudur. Örneğin Allah faizi haram kıldığı halde daha fazla kazanmak adına bu yasağı rahatlıkla çiğneyebilirler.

– Daha fazla kazanabileceklerini düşündürdükleri bir konuda hiç düşünmeden yolsuzluk yapabilirler.

– Allah korkusu olmayan insanlar zor durumda kaldığında kolaylıkla hırsızlık yapabilirler. Başkalarının zor durumda kalmasına aldırmazlar, sadece kendilerini düşünürler. Bu tür kişiler bencil ve güvenilmezdirler.

– İnsanlara değer vermezler. Menfaatlerine uymadığı noktada kolayca gözden çıkarabilirler.

– Allah zinaya yaklaşmayın dediği halde kendi nefsini Allah’tan önde tutup kolaylıkla zinaya yönelirler. Eşlerini aldatır ve yalan söylemekte tereddüt etmezler.

– Allah’ tan sakınmayan insanlar anne ve babalarına karşı acımasız davranabilirler. Merhamet sahibi değillerdir.

– Cinayet ve tecavüz gibi suçları işlemekten kaçınmazlar.

– Hayatları sadece bu dünyayla sınırlıymış gibi yaşarlar, ahiretlerini düşünmezler.

– İbadetlerini ileriki yaşlarına ertelerler ya da sadece gösteriş için yaparlar.

– Mallarını ellerinde sımsıkı tutar, yoksula yardım etmekte cimrilik ederler.

Allah korkusundan uzak yaşayan insanların düştükleri gafletten kurtulabilmelerinin tek bir yolu vardır. O da Allah’a sığınmak ve O’ndan sakınmaktır. ‘Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.’ (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bu gerçek açıkça bildirilmiştir.

Allah korkusunu kalbinde barındıran insanlar ise Allah’ın sınırlarını aşmamak için oldukça titiz davranırlar. Çünkü Allah’ın sonsuz azabından ve O’nun rızasını kaybetmekten korkarlar. Yasaklarına ve emirlerine uymaya dikkat ederler. Hiçbir dünyevi istekleri ya da hırsları onları Allah’ın razı olmayacağı davranışlara yöneltmez. Çünkü onlar için hayatın amacı nefislerini tatmin etmek değil sadece Allah’ı razı etmektir. Daha fazla mal sahibi olmanın onlar için hiçbir bir anlamı yoktur. Bu yüzden ihtiyaçlarından arta kalanı infak ederler ve bunu asla gösteriş için yapmazlar. Anne ve babalarına karşı her zaman iyi ve merhametli davranırlar. Ayet gereği ‘öf ‘ bile demezler. Karşılarındaki her canlıya değer verirler çünkü onları Allah’ın yarattığını bilirler. Namaz, oruç gibi ibadetlerini gösteriş için yapmazlar. Tüm ibadetlerinde sadece Allah’ın rızasını düşünürler. Hırsızlık, dolandırıcılık, zina ve yalan gibi şeytan işi pisliklere asla yaklaşmazlar. İnsanların haklarına tecavüz etmezler. Bilirler ki : ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.’ (Ankebut Suresi, 64)

Görüldüğü gibi Allah’a kavuşacağını bilen ve her davranışının ahiretini etkileyeceğinin bilincinde olan bir insanla, kimseye hesap vermek zorunda olmadığını düşünen bir insanın davranışları arasında büyük farklılıklar vardır. Kalplerinin temiz olduğunu düşünen ve bunun yeterli olduğuna kendileri karar veren insanlar, Kuran’ da bildirilen emirleri uygulamaya gerek duymazlar. Ya Allah’ın affedeceğine inanırlar ya da bir süre cehennemde yanıp çıkacaklarını düşünürler. Bu büyük yanılgı insanları cehenneme sürükleyen büyük bir hatadır. Bunun temelinde ise Allah korkusunun olmaması yatmaktadır.

‘Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.’
(Ali İmran Suresi, 24)
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Dalgalar Kıyıya Vurdukça

“sen ne kadar iyi bir insansın! Hiç kimsenin yapmadığını yaptın bana. Benden daha kötü duruma düşmüşken, bana yardım elini uzattın… Şimdi gözümden yaş akıyorsa bu hiç kimsenin dinlemediği derdimi, anladığın içindir. Sen ne kadar iyi bir insansın!”

Kendi oğluna uzak yaşayan bir adamın hikâyesi bu; öyle yazın denizde, kışın kayak merkezlerinde yaşayan insanların hikâyesini hiç benzemez. İstersen hiç okuma! İstersen oku ve düşün neden insanların kaderinin başka insanlar tarafından çiğnendiğini, değiştirildiğini…

Hayat vurmaz insana… Vurulacak kadar güçlü değiliz bu dünyada, çok zayıfız ve hayat her halükarda bağrına basar yaşadıklarımızla. Buna inanmayanlara söyleyebilecek pek bir sözüm yok! Güzel yaşamak, güzel ölmek demektir. Aslında ikisi de aynıdır. İyi insan mutlu ölebilir mi, demek geliyor içimden, ya da hiç dememeliyim mi ne. Kabullenmek zordur ölümü, fakat yaşarken neleri kabullenmiyoruz ki. Kaçımız yenilen hakkımıza sahip çıkabiliyoruz. Kuyruğumuza basılmadıkça, kaçımız yılana sarılıyoruz denize düşünce. Belki de yazmamalıydım bu yazıyı…

Aslında farklı iki adamın hikâyesini anlatacaktım. Ama hayat girdi yine bir taraftan, kaç gündür bekliyordu bu hikâye gözümün önünde, “yaz artık beni” diye gözümün içine bakıyor gibiydi adeta. Ne çok kızıyorum kendime bilemezsiniz. Yıllarca yazamadığım romanım geldi aklıma, kim bilir o ne düşünüyordu benim için. Ve daha hakkını yediğim birçok kişi, nerede-nasıl konuşuyordur arkamdan. O kadar iyi bir insan değilim ben, kaldım ki iyi bir insanın hikâyesini yazayım. Bu sefer çok zorlanacağım, çok…

Günlerdir gökyüzü isyanlarda; fırtınalar azalsa, yağmurlar aşındırıyor toprağı. Ev de artık boğmaya başlamıştı beni, üzerime bir şeyler alıp, gümüş renkli havaya merhaba dedim. Daha kapıdan çıkınca anladım, sanki ilk defa yaşıyormuşum gibi bu hayatı. Üzerime gelen kışın ayazı beni bekliyormuş gibiydi.

Sahile doğru yürümeye başladım, önümde birkaç adım ileride yürüyen garip bir adam vardı. Devamlı söyleniyordu, anlaşılan derdiyle yıpranıyordu. Sahile kadar o önde, ben arkada devam ettik yürüyüşümüze. Hava soğuktu, sahilde kimselerin olmaması normaldi. Artık sahile yaklaşmıştık. Arabasını park eden güzel giyinimli bir adamda yüzündeki hüzünle sahile gelmişti besbelli. Ama benim ne işim vardı o soğuk havada bilmiyorum. Belki de yazmak için malzeme aramama hiç gerek kalmayacaktı. Üç adam birer tur attık sahil boyunca. Denizin havası bir başkaydı, dalgalar kıyıya vurdukça, kayalar aşınıyordu.

…sonra dalmışım küçük bir sandalın çırpınışla ayakta kalışına; meğer bizim iki kafadarlar çoktan sohbete koyulmuşlar. Kader bazen böyle bir şey işte, öyle engel falan tanımıyor. Zengin adamın, fakir biriyle ne işi olabilirdi demek çok yanlış. İnsan bazen hayatta en çok geçmişini arıyor. Huzur başka bir boyut, başka bir rahatlık… Adı yok bunun, olmamalı zaten de. İnsanların konuşabilecekleri, birbirlerine sırtlarını yaslayabilecekleri o kadar paylaşım var ki, hemde neler neler…

Uzaktan izlediğim kadarıyla, sorunları aynı gibiydi. Şimdi bana, nereden biliyorsun başka bir şey konuşmadıklarını diyebilirsiniz. Bir insan gözü yaşlı derdini anlatıyorsa, çaresizliğini dışarı vurmuştur bir kere. Gülecek hali olan adam, o havada orada olamazdı zaten.

Zamanla bir şey dikkatimi çekti. Her ikiside diğerini dinlerken ağlıyordu. Birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, sanki çokta iyi tanıyorlar gibiydi. Onları izlemek bana epey hüzün yüklemişti. Neler konuştukları önemli değildi hiç. Önemli olan birbirlerini yürekleriyle dinlemeleriydi, sanki o anı yaşıyormuş gibi çaresizliklerini vurmaları yok mu, işte bu beni çok duygulandırdı. Dünyanın böyle yürekli insanlara ihtiyacı var, hemde her çağda. İnsanların statüsü ne olursa olsun, çoğu zaman dertleri benzer oluyor. Ve insan en yakınından bulamadığı çözümü, hiç tanımadığı bir insanda da bulabiliyor. İşte yaşamı anlamlaştıran olaylar böyle gelişiyor.

Bu her şeyleri farklı iki onurlu insanın, aynı olan yüreklerini yazmak bana onur veriyor. Bu zamanda da böyle insanların yaşıyor olmalarını görmek çok güzel. Aslında insan olmanın da zamanı yok, yeter ki karşındaki kişiyi dinlemesini bil, inan öğreneceklerinin sonu yok.

Hava daha da esmerleşiyordu. Güneş zaten yoktu, deniz coştukça coşuyordu. Sonra bende o iki güzel insanın arasına dâhil oldum. Aralarında geçen konuşmaları nihayetinde öğrendim. Ama bunu anlatmayacağım tabi ki. Ama ikiside haklıydı, ikiside cefakâr babaydı! Birbirimize telefon numaralarımızı verdikten sonra ayrıldık. Eve hızlı yürüyerek geldim ve tek yaptığım şey, babamın elini öpüp onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek oldu!

Hayatıma anlam katan o cesur iki adama çok şey borçluyum. Bir ömür boyu sürecek pişmanlığımdan onların sayesinde kurtulmanın inanılmaz hafifliği var üzerimde. Şimdi benim onların yanında ne işim vardı, daha iyi anlıyorum. İnsan, insana hep muhtaçtır ve muhtaç olacaktır da. Çünkü dünya ortak bir yaşam alanıdır. Sorunlarımız o kadar benzer ki ve bunun çözümü de çok uzaklarda değil. Bir tebessüm, bir sıcak merhaba bazen her şeyi hallediyor.

Olurda bir gün içiniz hüzünle dolarsa, kendinizi sokağa bırakın ve yaradana değin ki “ Allahım emanetin senindir, huzura götürsün beni bu ayaklarım, bu gözlerim güzeli görsün ve bu yüreğim dengini bulsun!” gerisi çok önemli değil. Önemli olan gittiğiniz yerin sıradan olmadığını bilmek… Yaşadığınız yer deniz kenarıysa eğer, en kötü havada dışarıya çıkmanızı tavsiye ederim. Nedenini gidince anlarsınız.

İyi insanlar hep aynı yerde mi buluşurlar? Evet, her koşulda ve her yerde…

Emre onbey

Kategoriler
Deneme Yazıları iletişim Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Gerçek Dost Arayışı

Her insan yaşamında ‘yakın bir dost’ arayışı içindedir. Mutlu anında da zor zamanlarında da yanında olacak, koruyup kollayacak, sorunlarının çözümünde destek olacak, hatalarını bağışlayacak, hastalığında ve yaşlılığında kendisini yalnız bırakmayacak sevgi dolu, sadık bir dosta ihtiyaç duyar.

İnanan insan için aradığı dost yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu gözeten ve Kur’an ahlakını yaşayan diğer müminlerdir. Allah’tan yüz çeviren kişiler ise kendileri gibi dünyevi çıkarlarını gözeten kişilerle dostluklar kurarlar. Müminler arasındaki güçlü dostluk ve iman etmeyen insanlar arasındaki dünyevi çıkarlara dayalı ilişkiler ise birbirinden tamamen farklıdır.

Gerçek dostluk bir insanı yalnızca güzel ahlakı için sevebilmektir. Samimiyet üzerine kurulan dostluklar kalıcıdır. Kuşkusuz her insanın ihtiyacı olan dostluk, büyük nimettir. Gerçek dost, insanın iyi ve kötü gününde yanındadır, kendi için istediğini arkadaşı için de ister, onun mutluluğunu en az kendisi için istediği kadar arzu eder. Bu dostlukta kıskançlık, haset ve rekabet gibi duygulara yer yoktur.

Gerçek dost samimidir;  içiyle dışı birdir, kalbinde ne hissediyorsa dilindeki de aynıdır. Dürüst, açık ve nettir; düşüncelerini hiç saklamadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan gerçek karakterini açıkça ortaya koyar. Kuran ahlakına göre insan samimiyeti derecesinde değerlidir, samimi olduğu için o kişiye güvenilir ve sevgi duyulur.

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku’ ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.” (Maide Suresi, 55)

Kuran ahlakını yaşama çabası içinde olmayan kimseler, gerçek bir yakın dostu asla bulamaz, yaşamları boyunca ararlar. Onlar ‘çok yalnızdırlar’, ‘bir tane dahi dostları yoktur’ ve ‘tüm arkadaşları iyi gün dostudur’!..

Bu kişilerin zenginlik, güzellik, saygınlık, makam gibi değerler üzerine kurdukları dostlukları hiçbir zaman uzun süreli olmaz. Çünkü bu değerlerde bir değişiklik olduğunda, dostluk da biter. Örneğin güzellik ya da zenginliğe dayalı dostluklar, kişilerden birinin bunları kaybetmesi durumunda gördüğü ilgi, yakınlık ve dolayısıyla dostluk da son bulur.

Dostu olduğunu söylediği insanı rakibi gibi gören haset kişiler, ancak zorunlu olduklarında başkalarına hatalarını söylerler. Çünkü başkalarının kendilerinden iyi durumda olmasını çekemezler ve  “seni böyle, olduğun gibi seviyoruz” gibi sözlerle samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar.

Çıkarlarını gözeterek yaşayan kimseler, kendileri de yaşamlarında birtakım kayıplara uğrar; güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, zenginliklerini yitirebilirler. Ancak gerçek dost zannettikleri kişilerin, yaşlılıklarında, muhtaç duruma geldiklerinde kendilerine değer vermediklerini görürler. Hatta iyi günlerinde yakınlık gösteren bu insanlar, tanımazlıktan gelecek kadar uzak davranırlar. Sorunları olduğunda danışacakları, yardım isteyecekleri hiç kimsenin olmadığını görürler. En iyi dostları olduğunu zannettikleri kişilerin dahi yakınlıklarının gerçek nedeninin çıkarları olduğunu anlarlar.

Kuran ahlakına göre yaşamayan insanlar, birbirlerinin kötü ahlak özelliklerini bilirler. Bu yüzden de birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duyup, güvenemezler. Yalan söyleyen, samimiyetsiz ve yapmacık davranışlarla çıkar ilişkisi kuran bir kişiye insan doğaldır ki sevgi ve saygı duyamaz.

Gerçek dost, arkadaşının dünyada da ahirette de mutlu olmasını hedefler. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup, varsa ona imani yönden hata ve eksiklerini hatırlatır, öğütle uyarır. Kişiyi ahireti için uyaran insan gerçek anlamda samimi bir dosttur.

Allah sevgisi, Allah korkusu ve iman, Kuran ahlakını yaşayan insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi, saygı ve güven duymalarını sağlayan değerlerdir. İnananların birbirlerine duydukları sevgi ve sadakat, onların Allah yolundaki çabalarına göre şekillenir. Malını, canını Allah yolunda feda etmiş müminin Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilme mücadelesi, diğer müminlere örnek olur ve kalplerinde ona karşı sevgi oluşturur. Eğer dostluk, Allah korkusu, iman ve güzel ahlak üzerine kurulmuş ise, sapasağlam temeller üzerine inşa edilmiş demektir.

Ancak Kur’an’dan yüz çeviren, Allah’ın sınırlarını korumaktan kaçınan kişiler, hesap günü Allah’ın huzuruna çıktıklarında “… Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen).” (Zuhruf Suresi, 38) diyerek birbirlerine lanet edeceklerdir.

O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: “Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,”

“Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim.”

“Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’an’dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız” bırakandır.” (Furkan Suresi, 27-29)

Yapayalnız, yardımsız, dostsuz kalmaktan, yanlış dost edinmekten ve ahirette “ah keşke” demekten Allah esirgesin…

Elif Alaca

[email protected]

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Türk Sineması Videolar

Dersimiz Atatürk yeni fragman HD

Merhaba arkadaşlar bugün sizlere yakında çıkacak olan Dersimiz Atatürk filminin fragmanını aktaracagım. Fragman beni çok etkiledi öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

Şu Çılgın TÜRKLER”in yazarı ünlü tarihçi Turgut ÖZAKMAN’ın yazdığı Dersimiz Atatürk Filminin başrol oyuncuları ise Halit ERGENÇ ve Çetin TEKİNDOR. Fragmandan çok etkilendiğimi belirtmek istiyorum tekrar. Eski dönemde Atatürk ve Türk askerlerinin başarılarını anımsıyor, hatırlıyorum bir nevi. 10 binlerce şehit verdik, Atatürk ismi bu şehitlerimizin ve anılarımızın bir nevi tek ismi oldu. Bazı kişiler Kurtuluş savaşı, çanakkale savaşlarının zaferlerini kutladığımızda, Neden hep Atatürk diyor bir tek o mu savaştı diyor. Ancak bilmedikleri bir şey var. Biz Atatürk’ü anarken Şehitlerimizi, gazilerimizide anıyoruz. Atatürk demek sadece komutan, yada kahraman demek değildir. Atatürk demek Bu ülkesi için şehit olan, her Birey için verilen bir unvandır. Mustafa Kemal Atatürk ise bizim baş komutanımızdır. Onu anıyorsak sadece bir kişiyi değil, onun yanında Tüm Türk askerini ve Türk askerinin yanında canlarını feda eden diğer halklara mensup kişileri anıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, sadece kendi şehitlerimizi de değil, düşmanın verdiği şehitleride anıyoruz.

Tek bir ülkede insanca ve kardeşçe yaşamak artık bu Türk halkının ve dost halklarının hakkıdır. Ülkede ki Kürt tartışmalarının bitmesi dileğiyle fragmanı izlemenizi şiddetle rica ediyorum..

Kategoriler
Günlük hayat Türk Sineması Videolar

Kutsal Damacana 2 Fragman

Kutsal damacana 1 ile çok güzel bir komedi serisine başlayan Şafak sezer, her ne kadar ilk filmde epey eksiklikler olsada beğenilmesi üzerine serinin 2. filmini çıkarmaya hazırlanıyor. Fragmanı internete düştü bile. Bu yazının üstünde orjinal fragmanı izleyebilirsiniz.

Kutsal Damacana 2 Afişi [orjinal degil]

Ben ek olarak fazladan bir kaç sahne videosu daha ekeyeceğim, ben çok güldüm sizinde hoşlanacağınızdan eminim.

Kutsal Damacana 2 Fragmani – 2

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ülkemin Güzel Milletvekilleri…

Bizim ülkemizde baş ayağa hükmeder. Amir memura, vekil polise emreder. Sözünü geçiremezse tutar birde küfreder.

Aslında gündemi takip edenler neden bahsedeceğimi anlamıştır ancak ben hemen bir açıklama yapayım.

Ülkemizde şuan iktidarda bulunan Ak Partinin Elazığ Milletvekili Ankara sokaklarında aracı ile gezerken polis tarafından aracı durduruluyor ve şoföre alkol testi yapılmak isteniyor.

Bu sırada araçta bulunan Milletvekili Fevzi İşbaşaran kendisinin milletvekili olduğunu, şoförüne alkol testinin yapılamayacağını belirtiyor. Bu iddia üzerine polisler milletin vekili olan kişiden kimliğini göstermesini istiyorlar.

Buraya kadar normal bir durum. Çünkü ülkemizde her başta olan kendisine köle olunmasını ister. Aracıyla yolda giderken insanların saygıyla yoldan çekilmesini, ayağını araçtan atarken halkın önünde paspas olmasını arzular.

Ego mu dersiniz, cehalet mi dersiniz bilinmez ancak o koltukları ne kadar hak ettikleri tartışılır.

Neyse gelelim konumuza. Polisin kimlik sorması ile çirkinleşen milletvekili ağza alınmayacak küfürler etmeye başlıyor. Tabi bu sırada kayıtta olan bir cep telefonu tüm bu anları tek tek yakalıyor.

Kendinin milletvekili olduğunu, önünde hiçbir engelin olmadığını sanan kişi önce polislere bir güzel küfür yağdırıyor. Ardından da trafiği kapatması için şoförüne emir veriyor. Amacı Emniyet Müdürünü olay yerine getirerek orada görevini yerine getiren polislere gözdağı vermek ve kendi tabirleri ile sürgüne göndermek.

Öyle ya karşısında bir milletvekili var ve bizim polis ondan kimlik sorma gafletine düşmüş. O polisin yeri olsa olsa doğuda en ücra kasabadır.

Bu sırada trafik felç olunca olay yerine halkta geliyor. Milletvekili aracı çekip trafiği açmayınca tartışmalara halkta katılıyor ve onlarda ağızlarının paylarını alıyorlar. Sanki karşılarında Türk halkını temsil eden biri yokta küfürbazlar kralı var.

Peki sizce yakıştı mı? Bırakın milletvekili falan olmasını. Bir insana yakışan hareketler mi bunlar.  Bence değil.

Gerçi orada halktan biri olsa ağzını açamazdı. Polis işlemi yapar suçlu bulursa para cezasını basardı. Ama bizim malum şahıs kendisini devlet olarak nitelendirdiği için kimse bu tarz bir düşünce içerisine giremiyor.

Oldu olacak kendisini de sürsün. Hem de ücra bir kasabaya değil. Ücra bir gezegene.

Hani seçip koyuyoruz ya meclis denilen yere bu gibi insanları. İşte benim içim acıyor bunları görünce. Bir bakıyorum Osmanlı Zamanındaki devlet adamlarına birde bakıyorum bunlara.

Bir zamanlar devlet adamları kafa patlatırmışlar ülke daha iyi bir yere gelsin diye, şimdi ki devlet adamları kafa patlatıyorlar kendilerine daha fazla şan, şöhret, para, ceylan derisi koltuk verilsin diye…

Fevzi İŞBAŞARAN
Fevzi İŞBAŞARAN
Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Türk Sineması Videolar

Recep İvedik 3 / FULL HD ORJİNAL FRAGMAN

Serisinin 2. filmini pek sevmediğim, Recep ivedik tiplemesiyle bir çok kişinin beğenisini toplayan sahan gökbakar, serinin 3. filmi olan Recep ivedik 3 ‘ün fragmanı internete düştü. Dana önce burada fragmanı yayınlamıştım, zamanımın darlığından burada ancak yazabiliyorum. Sizde fragmanı bu yazının üst tarafından izleyebilirsiniz. Beğenip beğenmediğinizi yorum olarak düşerseniz izleyicileride bu konuda yönlendirebilirsiniz..

Recep İvedik 3 / FULL HD ORJİNAL FRAGMAN
Recep İvedik 3 / FULL HD ORJİNAL FRAGMAN

Ben fragmanı çok beğendim :):) 2-3 kere izledim ve her izlemede de güldüm diyebilirim. Yine argo kelimeler olsa da bence recep ivedik tiplemesi çok komik :) Yaktın beni emel sahnesine çok bayıldım hatta. Sizde bi izleyin fragmanı beğeneceğinizden eminim:):)

Bu sıkıntılı günlerde gülmek için iyi bir nedenimiz var bence.