Kategoriler
Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Sevgi ve Ask Dünyası

Senden Sonra Paramparçayım

“senden sonra yaşadığım hiçbir günde mutluluğu bulamadım. Ne alışkanlıklarımdan, ne de etrafımdaki olup bitenlerden haz alıyorum. Sanki güneşi bekleyen bir yıldız gibiyim, sen yoksan gökyüzünde parlamıyor gibiyim ya da ölüme geç kalmış bir fani gibi, paramparçayım!”

Yalnız bir adam ne yapar bu koca şehirde, hiç bilemiyorum. Bedenimden akıyor düşlerim, sürükleniyorum ölüme. Hadi dur desene, bekle geliyorum desene! Sen hiçbir şey söyleme istersen, son söylediklerinden sonra güzel sözler çıkmayabilir yürek dilinden.

Kader, bana hiç adil davranmadı zaten. Ne aşklarımda, ne de iş hayatımda hep böyleydim ben. Muhtemelen bundan sonra da çok değişmeyecek hayatım. Hep kanayacak içimdeki yaralar, çoğu zaman söküp atacağım her şeyi, sonunda hiçbir şey olmayı göze alarak. Belki de yine inanacağım her şeyin çok güzel olacağına. İnanmalı mıyım ki sence?

Sevgili, kırık bir kalple her sabah yataktan kalkıp güne başlamak ne zor bilir misin? Bütün gece aynı kâbusu görüp, güneşin sıcaklığıyla her şeyi yakmak nasıl bir şeydir. Hani sevmenin o huzurunu yaşarken, sonra hiç ummadığın korkuların içinde kendini kapana kısılmış gibi hissetmek nasıl bir duygu yoğunluğu anlatayım mı sana? Boş ver, seni, seninle üzmek hiç istemem. Sonra nefret edersin kendinden bile…

Saat yine öyle bir zamanda durdu ki, şaşırmadım desem yalan olur. Ayrıldığımız gece saate bakmıştım, yarımı gösteriyordu. Şimdide öyle ve ben zamanın geçmesini beklerken, pilin bitmiş olabileceğini hiç düşünemedim. Televizyondan bakınca anladım saatin pilinin bitmiş olduğunu. Ama değiştirmeyeceğim hiç pillerini, o saat, o duvarda hep yarımı gösterecek, en çok kanayan yaramı…

Biz gece yarısı ayrılan sevgililerdeniz. Farkımız var diğer zamanlardan. Birçok sevgili geceleyin sevdiğini düşünüp, mutlu hayaller kurarken; biz en zorunu yaptık, ayrıldık! Ne kendimize saygımız kaldı ne de aşkımıza. Her şeyi hiçe saydık, küçük bir gururun cezasını, hani o bedeli şimdi bir ömür boyu yaşayacağız. Sen karşına çıkan her yeşil gözlü adamda beni anarken, bense her esmer kıza sen diye koşacağım.

Bu gece bir yıldız kaydı sevgilim. Yerle yeksan olduk, dağıldık. Şimdi ömrümüzün en güzel yıllarında acı çekmek düşecek payımıza. Korkarım ki bu inadımız devam ettiği sürece, hep kaybedeceğiz hayatta! Dilerim kolay atlatırsın, kendi adıma çok zorlanıyorum. Ne yaparsın, çok sevmenin acısı da çok büyük oluyor…

Zaman geri gelir mi ya da biz o kaybettiğimiz zamanı telafi eder miyiz bilemiyorum. Ama çok özlüyorum seni. Neden diye sorma, her aşk nedensiz başlar oysa. Sonra mı, sonrası bu işte, muamma!

Bil ki bu aşkın yorgunluğu hiç bitmeyecek bende…

Emre onbey

Kategoriler
Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Acılarım Düşlerimi Öldürüyor

“Artık yeni bir yaşam kurmak için çok geç! Üstelik günlerdir yağmurlar dövüyor hayallerimi. Bir samimi gülüş ya da sıcak bir sarılış şu günlerde tek istediğim. Ömrüme ömür katacak, daha çok anlamlaştıracak bir şeye ihtiyacım var. Ama bu bile ne demek onu dahi bilmiyorum işte!”

Kendime kaldığım binlerce geceden bir acı var içimde. Anlatamıyorum ki kimseye derdimi, anlamalarından korkuyorum çünkü. Bir garip tebessüm yer etmiş yüzümde, ne yana baksam kırık dökük hayallerim can çekişiyor. Acılarım düşlerimi öldürüyor, günlerdir bu böyle sürüp gidiyor işte.

Her ayrılık biraz daha tüketiyor beni. Gençliğimin en solgun yıllarındayım. Umutsuzluk bulutları karartıyor dünyamı. Bir sebep arıyorum kurtulmak için bu girdaptan; kolay değil bu oyuna ayak uydurmak, hiç kolay değil. Bana göre hiç değil, tek taraflı yaşamak! Olmaz böyle kabullenmek her şeyi. Bu en çok yaradana isyandır.

Bugünlerde çok yalnızım, öyle-böyle değil atılmış bir kitap gibiyim. Kaç yıl oldu bu dünyada yaşayalı ama hiç çözemedim oyununu. Elimde kaldı hep umutlarım, sonra yine ona döndüm. Çokta önemsememek gerekiyor yaşananları, hele her şey bittikten sonra da çok yıpratmamak bedenini…

Oysa en kolay söylenen sözler yine de. Ağzımızdan çıkan ne kadar kelime varsa, hepsinin kölesiyiz aslında. Tutamadığımız sözlerin esiriyiz ve daha söyleyecek o kadar sözümüz var ki, hepsi şimdiden zafer kutlamalarında. Biz var ya biz, neyiz, neredeyiz ve kimleyiz hiç bilmiyoruz. Bildiklerimizle yaşadığımızı sanıyoruz, oysa aynı bilindiklerden kaç kez darbe yedik hatırlamıyoruz.

Küçük bir oyunun içinde sallanıyoruz. Kendi adıma yaptığım birçok şeyden haz duyduğumu sanıyordum, daha düne kadar. Şimdi içimde binlerce elekten geçen kum tanesi kadarım. Merak ediyorum benden mutlu bir evin duvarı olur mu? Hadi onu geçelim bir bahçe duvarı ya da merdiven, sahi ne olur binlerce elekten geçen kum tanesinden, ben çıkamadım bu işin içinden de…

Kusuruma bakma anam! Senin öyle dünyaları deviren bir oğlun yok, hiçbir zaman olamayacakta. Zaten sen bu yazdıklarımı hiç okumayacaksın. Ben hep yazacağım, nedenini bilmeden, çoğu kez soru sormadan karalayacağım beyaz kâğıtları. Kimseler bilmeyecek neden yazdığımı, hani neden yalnız yaşadığımı bilmedikleri gibi. Her zaman ki gibi hüzün yazma diyecekler, inadına hüzün yazacağım. Senin oğlun inatçı anam, asi ve akıllanmaz…

Artık yeni bir hayat kuramayacak kadar dermansızım. Korkuyorum! Nedenini bende tam olarak bilmiyorum, içimden garip bir duygu var ki zayıflığımı çıkartıyor her defasında. Oysa ben yaşamayı seviyorum ve inanıyorum mutluluğun güzelliğine. Ama öyle bir yerde takılıyorum ki çıkamıyorum.

Bir yalnızlık ölüm kadar değerlidir bence…

Emre onbey

Kategoriler
Deneme Yazıları Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Toplumsal Konular

ALLAH KORKUSU

İnsanlar arasında yaygın olan bir inanca göre Allah’ tan korkmak yerine Allah’ ı sevmek yeterli görülür. Bu çarpık anlayış insanı gaflete sürükleyen en önemli nedenlerden biridir.

Allah’ tan korkmak yerine sevmenin doğru olacağını söyleyen bazı insanlar, Allah’ ın Kuran’ da bildirdiği ‘Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.’ (Nahl Suresi, 51) ayetine riayet etmemiş olurlar. Kuran’ da bildirilen tek bir ayete bile muhalif olmak belki de sonsuz cehennem azabını yaşamaya neden olabilecekken, insanın böyle bir gaflete düşmesi büyük hata olacaktır.

Allah korkusu olmayan insan koruyucu zırhını kaybetmiş gibi çıplak kalır. Böylece tüm pislikler üzerine yapışır. Tamamıyla savunmasız kalan ruh şeytanın telkinleriyle her türlü hatayı yapmaya müsait hale gelir. Yapılan yanlışları diğerleri izler ve böylece kişi vicdanının sesini artık duymamaya başlar.

Allah’tan Sakınmayanların Yapabilecekleri Bazı Davranışlar:

– Allah korkusu olmayan insanların çoğu Allah’ın emir ve yasaklarından habersizdirler. Bu yüzden hayatları sadece kendi istekleri doğrultusunda devam eder. Sakınacakları herhangi bir durum yoktur.

– Haram olarak bildirilen günahlara kolaylıkla sapabilirler. Çünkü öncelikle kendi menfaatleri söz konusudur. Örneğin Allah faizi haram kıldığı halde daha fazla kazanmak adına bu yasağı rahatlıkla çiğneyebilirler.

– Daha fazla kazanabileceklerini düşündürdükleri bir konuda hiç düşünmeden yolsuzluk yapabilirler.

– Allah korkusu olmayan insanlar zor durumda kaldığında kolaylıkla hırsızlık yapabilirler. Başkalarının zor durumda kalmasına aldırmazlar, sadece kendilerini düşünürler. Bu tür kişiler bencil ve güvenilmezdirler.

– İnsanlara değer vermezler. Menfaatlerine uymadığı noktada kolayca gözden çıkarabilirler.

– Allah zinaya yaklaşmayın dediği halde kendi nefsini Allah’tan önde tutup kolaylıkla zinaya yönelirler. Eşlerini aldatır ve yalan söylemekte tereddüt etmezler.

– Allah’ tan sakınmayan insanlar anne ve babalarına karşı acımasız davranabilirler. Merhamet sahibi değillerdir.

– Cinayet ve tecavüz gibi suçları işlemekten kaçınmazlar.

– Hayatları sadece bu dünyayla sınırlıymış gibi yaşarlar, ahiretlerini düşünmezler.

– İbadetlerini ileriki yaşlarına ertelerler ya da sadece gösteriş için yaparlar.

– Mallarını ellerinde sımsıkı tutar, yoksula yardım etmekte cimrilik ederler.

Allah korkusundan uzak yaşayan insanların düştükleri gafletten kurtulabilmelerinin tek bir yolu vardır. O da Allah’a sığınmak ve O’ndan sakınmaktır. ‘Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.’ (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bu gerçek açıkça bildirilmiştir.

Allah korkusunu kalbinde barındıran insanlar ise Allah’ın sınırlarını aşmamak için oldukça titiz davranırlar. Çünkü Allah’ın sonsuz azabından ve O’nun rızasını kaybetmekten korkarlar. Yasaklarına ve emirlerine uymaya dikkat ederler. Hiçbir dünyevi istekleri ya da hırsları onları Allah’ın razı olmayacağı davranışlara yöneltmez. Çünkü onlar için hayatın amacı nefislerini tatmin etmek değil sadece Allah’ı razı etmektir. Daha fazla mal sahibi olmanın onlar için hiçbir bir anlamı yoktur. Bu yüzden ihtiyaçlarından arta kalanı infak ederler ve bunu asla gösteriş için yapmazlar. Anne ve babalarına karşı her zaman iyi ve merhametli davranırlar. Ayet gereği ‘öf ‘ bile demezler. Karşılarındaki her canlıya değer verirler çünkü onları Allah’ın yarattığını bilirler. Namaz, oruç gibi ibadetlerini gösteriş için yapmazlar. Tüm ibadetlerinde sadece Allah’ın rızasını düşünürler. Hırsızlık, dolandırıcılık, zina ve yalan gibi şeytan işi pisliklere asla yaklaşmazlar. İnsanların haklarına tecavüz etmezler. Bilirler ki : ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.’ (Ankebut Suresi, 64)

Görüldüğü gibi Allah’a kavuşacağını bilen ve her davranışının ahiretini etkileyeceğinin bilincinde olan bir insanla, kimseye hesap vermek zorunda olmadığını düşünen bir insanın davranışları arasında büyük farklılıklar vardır. Kalplerinin temiz olduğunu düşünen ve bunun yeterli olduğuna kendileri karar veren insanlar, Kuran’ da bildirilen emirleri uygulamaya gerek duymazlar. Ya Allah’ın affedeceğine inanırlar ya da bir süre cehennemde yanıp çıkacaklarını düşünürler. Bu büyük yanılgı insanları cehenneme sürükleyen büyük bir hatadır. Bunun temelinde ise Allah korkusunun olmaması yatmaktadır.

‘Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.’
(Ali İmran Suresi, 24)
Kategoriler
Biyografi Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Gazeteci Günlük hayat Kişisel makaleler Psikolojik sorunlar Şair siyasetci Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Çöpe Atılmış Duygu ve Düsünceler(3)

Cöpe Atilmis Duygu ve Düsünceler(3)

http://www.kuaza.com/out.php/i351718_1387.jpgBarut gibiyiz. Ateşin olmadığı alanlarda bile ince, derin manalar içeren imalı sözlerden kıvılcım alıyoruz.
Her şeyin güllük gülüstanlık olmadığı kanısı bizi, içinden çıkılmaz duygu ve düsüncelerle bırakırken, hayatımızı yönlendirmekte zorlanıyoruz.
Sağlıklı düsünebilmenin yollarından biri, önyargılardan arınmaktır.
Ne istediğimizi bilmeden yaşamak bizi hoşgörüsüz toplum yapar. Toplumların, sosyal-ahlak başarıları aldığı iyi bir eğitimle ölçülür.
Birbirimizi anlayabilmenin kuralları önyargılardan arınmış hoşgörülü eylemlerle başlar.
Maddenin ağır bastığı günümüzde gülücükler yapmacık, tebessümler soluk.
Gerçekleri konuşabilme cesaretimiz yok.
Birbirimizin hakkında farklı tanımlar yapıyoruz, bu tanımlar çok kalp kırıcı olabiliyor.
Daima ironik bir tavır içinde bulunuyor olmamız bizi, saldırgan kılıyor.
Bir çok konularda tartışma içindeyken, en nihayetinde varılan mutlu sonun son noktasında bir şeylerin ters gitmesi paylaştığımız bütün güzellikleri alıp götürüyor çirkinliklere. Polifonik olabilmek ayrıcalık olmalı.
Bu ayrıcalığın toplumumuzdaki kültür mozaiğinden ileri geliyor olmasının farkına varamamak, hayatta daima yanımızda var olan mutluluğun uzaklaşmasın neden olmakta.
Yer küremizin biz, birbirimizi anlayamadan bizi anladığını ve bize olan tepkisini görüyoruz; her ne hikmetse idrak etmekte zorlanıyoruz.
Aynı dili konuştuğumuz platformlarda içimizdeki magandalığımız ” her şey güzel gidiyor ” derken ” argo ” bir hal alıyoruz.
En ince kılcaldamarlarımızdan her zerremize zerkolan narsizm, aklımızın derebeyi oluyor. ” demin ” kendimizdeyken, kendimizin içinden bir başka kendimizle başkalaşıveriyoruz.
Psikoterapisiz delirmemek elde değil.
Gerginliğimiz mısına gibi gözükse de içimizdeki hoşgörülü, önyargısız benliğimizi bir türlü dışa çıkartmayı asla beceremiyoruz.

Yakup ICIK
Kategoriler
Günlük hayat Türk Sineması Videolar

Kutsal Damacana 2 Fragman

Kutsal damacana 1 ile çok güzel bir komedi serisine başlayan Şafak sezer, her ne kadar ilk filmde epey eksiklikler olsada beğenilmesi üzerine serinin 2. filmini çıkarmaya hazırlanıyor. Fragmanı internete düştü bile. Bu yazının üstünde orjinal fragmanı izleyebilirsiniz.

Kutsal Damacana 2 Afişi [orjinal degil]

Ben ek olarak fazladan bir kaç sahne videosu daha ekeyeceğim, ben çok güldüm sizinde hoşlanacağınızdan eminim.

Kutsal Damacana 2 Fragmani – 2

Kategoriler
Günlük hayat Türk Sineması Videolar

Yahşi Batı Fragman – Türkçe

Cem yılmaz, bence Türkiyedeki en yetenekli ve komik insanlardan birisi. Her filmini kötü bile olsa izlerim ki henüz çok da kötü bir filmine rastlamadım. Komedi sahnelendirmeden sinemaya bir kayma gösteriyor son zamanlarda ve bence çokda iyi beceriyor. Türk sinamasında çok kaliteli işlere imza atmakta. Severek ve gülerek izliyoruz. İns beyaz perde de çalışmaya devam eder. Fazla uzatmak istemiyorum fragman’ı izlemek isteyebilirsiniz. [Bu yazının üstünde]

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Türk Tarihi Türkiye üzerine

Bu davalar Başbuğ’u götürmez sizi götürür!

Son zamanlarda taraflı köşe yazarlarının başlıklarına binayen yazmak istediğim bir kaç kelam var. Bu devletin başında Ne tayyip var nede dedesi isyan ettiği için Türkler tarafından kafası kesilip kazığa oturtulan şerefsiz Bülent Arınç. Bu devletin arkadasında ve önünde, T.S.K olmasa sizin pembe popolarınızı ABD mi koruyacak sanırsınız ? Bu ülkede sahtekarları, ispiyoncuları, devleti satanları izlemek, takibe almak ne kadar suç olabilir ki ?

T.S.K içerisinde bulunduğu istihbarat ve bilgi toplama ekibine yönelik başlatılan bu karalama kampanyası, basında ve gazetelerde, ülkesini satmış yazarlar tarafından bütün bir kurumu suç işlemiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Ne suçu ? Bu ülkede her istihbaratı değerlendirmek, bilgi toplamak, bu senin değil istihbaratçı bordo berelilerin görevi. Diger gizli birimleri saymıyorum…

Unutmayınız T.S.K daki bu ekip olmasa evlerinizin yanında paylayacak, arabanıza yerleştirdikleri bombaları engelleyecek bir istihbarat biriminiz olmayacak. Polislerden medet ummayın, gaz bombalarıyla misket oynamakla meşgul onlar. Ha onları yönetenleri hiç söylemiyorum. Birbirleriyle karanlıkta köşe kapmaca oynuyorlar.

Bu davalar Başbuğ'u götürmez sizi götürür!
Bu davalar Başbuğ'u götürmez sizi götürür!

Basında çıkan ve saçma başlıklardan birisi olan 2. kapatma davası başbuğ’u götürür yazılarına karşılık bende yazıyorum. T.S.K biziz, ona uzanacak elleri keser müsait bir yerinize makjaj yaparız. Her Türk asker Dogar Bunu sakın unutma, Fatih ürek bile zamanı geldiğinde damarlarındaki kanın kudretine kendini bırakacaktir.

Tekrar belirtmek istiyorum. T.S.K. nin üzerinden oyun oynamayı, demokrasi naraları atmayı bırakın, Türk halkının güvendiği kişiler siz değil Türk askeridir. Çünkü ne ABD ye sattı bizi, nede eli kanlı peKAKA şerefsizlerine.

Yazımda ara ara argo kelimeler kullanmış olabilirim, okuyan arkadaşlarımdan özür diliyorum. Ancak Oturduğu koltuğun pambıkları bile bunların bir yerlerine batıyor, de kararı sen ver artık..

Kategoriler
Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Ömürlük Sevdim Seni

“seni unutmak istemiyorum ki, kazanmak istiyorum. Yaşamak için çırpınışlarıma baksana, nasılda karşına güçlü ve sevgi dolu çıkabilmek için her şeye meydan okuyorum… Hem kim söyledi seni unuttuğumu? Senin saçını unutsam, gözlerini unutamam; gamzeni unutsam, yüzüne yansıyan yüreğini unutamam!”

Biliyor musun sevgilim, ben seni değil, kendimi değil, en çok “bizi” seviyorum. Ne zamandır söyleyemiyordum bunu. Yanlış anlayacağından korkuyordum. Şimdi hoş yanlış anlasanda fark etmez ya. Biraz cesaret lazım bize, çok değil! Aşkımıza sahip çıkmamız için kaybettiklerimizi yeniden gözden geçirmeniz gerek… yeniden birbirimizin gözlerine içine bakarak o güzel sözleri söylemek için daha ne kadar bekleyebiliriz ki? Hadi kalk gel…

Hem öyle kolay değil unutmak birini. Çok sevsen de, nefret bile etsen de inan bir anda silip-atmak hiç kolay değil. İnsanız biz, özelliklerimiz var. Çoğunu kabul etmesekte, bizi, birbirimize bağlayan duygu sağanaklarımız var. Avuçlarımızı bulutlara açtığımızda bile ya yağmur ya da kar düşeceğini biliriz. Ama güzel sevgilim, bize aşk düştü! Şimdi yaşadığım her mutlulukta, seninde yanımda olduğunu bilerekten yaşıyorsam, vardır bir bildiğim değil mi?

Ömürlük sevdiğimden mi, bazen bende tam olarak netleştiremiyorum bu duyguyu, inan çok özlüyorum seni. İstiyorum ki hep yanımda ol! Her gün yaşadığım sıradan ama gerekli bir olay gibi. Bir güneş gibi sabahımda ol istiyorum. Acıktığımda yemek gibi, susadığımda su gibi… Geceleyin karanlıkta dolaştığımda ay gibi yolumu aydınlat istiyorum, yıldızlar gibi yönümü belirle istiyorum. Ya da hepsini sadece sen yap! Evet, evet sen benim içimdeki “ben” ol! Benim için sana yaşa istiyorum, çok şey mi bunlar?

Bazen senin için ne ifade ettiğimi gerçekten bilmek istiyorum. Senin adına söyleyebileceğin düşünceleri, sanki kendime söyleniyormuş gibi güzel sözlerle süslesem de. Bu benim mutlu olma adına yaptığım hep bencil oyunlar oluyor. çoğu zaman ellerinden uçmaya bırakılan bir tüy gibi hafif kaldığımı hissediyorum. Özgürlüğümün senin elinden olduğunu bilmek beni heyecanlandırıyor. Mutlu olmak böyle bir şeyse evet ben çok mutluyum.
Benim seninle ilgili hep bahanelerim olmuştur, olacaktır da. Elini tuttuğum anda bile hissettiğim o duygunun yoğunluğunu hiç tarif edemedim sana. Oysa sen bunu hep ima etmiştin bana. Söyleseydim benim sana olan çaresizliğimi çok iyi anlayacaktın. Ülkesi fethedilecek bir kralın ürkekliği vardı bende. Sanki bir kadına ruhumu verirsem, onu kölesi olma düşüncesi hakimdi o zamanlar. Gençtik, bir genç kadına tutulmak zayıflıktı. Biraz taş fırın erkeği olmak gerekiyordu, ya da buna benzer üstünlük duyguları işte! Oysa hepsi de ne kadar boş düşüncelermiş. En güzel şey, neyle uğraşıyorsan onun kölesi olmakta saklıymış. Hayatın bir sırrı bu! Ama bunu o gün söyleseydim, inanmazdın bana…

Ey benim güzel sevgilim, yoldaşım, sırdaşım, en yakın dostum, kadınım… kim söyledi sana,”o seni unuttu, başka birini seviyor diye” ve sen kandın yine masum yüzünle tüm bunlara. Bilmem hatırlar mısın,” ben seni bu dünyalık için değil, cennette hep yanımda ol diye sevdim!” o zamanlarda da biliyordum, seninle bu dünyada aynı yolda yürüyemeyeceğimizi. Ben seni ömürlük sevdim, varsın bu dünyada buluşamayalım. Ruhun, ruhumda ya o bana yeterde artar bile…

Emre onbey

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Teknoloji Toplumsal Konular Türkiye üzerine

DİZİLERLE HAYAT

Bihter,Ferhunde,Polat,MarazAli ve diğer dizi starları. Farkındaysanız bir süredir bunlarla yaşıyoruz. Giyim tarzları,kullandıkları eşyalar artık günlük yaşamda tercihlerimize bile yansımaya başladı.

Bihter ve Ferhunde’den insanlarla oynamak ve fettanlık konusunda çok etkili fikirler alırken, Polat’la da kabadayılığın ve korkusuzluğun sınırlarını zorluyoruz.

Dizilerin çekildikleri mekanlarsa genelde oldukça şık villalar, yalılar. Yaşanan hayatlar mutsuz ama eşyalar son model, giyilenlerse ona keza. İzleyenler, o ihtişamın içindeki mutsuzluğu göremeyip, farkında olmadan lükse özenip artık kendi yaşantılarını beğenmez oluyorlar. (herkes için geçerli değil tabiî ki.)

Geçenlerde günlük bir gazetede Aşk_ı Memnu ve Kurtlar Vadisi Pusu dizilerinin yayın akşamında ki her ikisi de Perşembe akşamı yayınlanıyor. İstanbul’da 112 acil vak’alarında oldukça büyük bir azalma olduğunu okudum. Yani insanlar evlerinden çıkmıyor bu dizileri izliyor. Yollar serbest tabi. Bu haberi okuduğumda ‘’pes yani’’ dedim. Neyseki bu diziler bir işe yaramış sonunda. Zaten bazıları da devletin perde arkasında dönen konuları işlediği için faydalı da sayılabilir.

Ama ben dizilerin (Çocuklar Duymasın dizisi gibi gibi herkesi güldüren sidcomlar hariç) bir faydası olduğuna inanmıyorum. Hatta zararlı. Bu kadar çok ve de konusu birbirine benzer diziyle beyinlerimizi uyşturuyorlar adeta.  Ne var içeriklerinde? Yalan, ihanet, entrika kavgalar, daha birçok sevimsiz şey. Hiç mi iyi bir şey yok? Var. Ama çok az.

Günlük hayatımız zaten yeterince stresli. Akşam olduğunda şöyle hoş bir şeyler seyretmek, rahatlamak isterken hangi kanalı açsak karşımıza bu dizilerden biri çıkıyor. Bir de kendi derdimiz yetmiyormuş gibi dizidekilere üzülüyoruz. Geçici de olsa.

Televizyon, görsellik yönü olan bir eğitim aracıdır aslında. Sadece eğlence için icat edilmemiştir.Ama şahsen ben, eğitici hiçbir program bulamaz oldum. Geçmiş yıllarda belgeseller, yörelerimizi, farklı ülkeleri tanıtan yapımlar, genel kültür yarışmaları gibi programlar olurdu. Şimdiki yarışmalarda soru yok. Sadece kutu açma var. Nasıl yarışmaysa?

Peki ne yapacağız? ’’koyuyorlar, izliyoruz’’ diyeceksiniz. Ama yapımcılar öyle demiyorlar’’. Arz talep meselesi, halk bunları istiyor biz de yayınlıyoruz diyorlar ’’. AGB isminde izlenme oranlarını tesbit eden bir kuruluş var. Bizler izlemezsek bu programların reytingi düşecek. Farklı yapımlara ister istemez kayacaklar. Bu bizim elimizde. İzlediğimiz müddetçe bu diziler ekranlarımızı kaplamaya devam edecek.

Lütfen artık karşımıza çıkan her diziyi izlemeyelim. Bunlar bize bir şey kazandırmıyor. İzlemezsek bunu fark edecekler ve mecburen değişecekler. Karşımıza da kaliteli yapımlar çıkacak. Sizce TÜRK HALKI içiboş dizileri mi hak ediyor, yoksa bizi eğiten, bilgilendiren, bunu yaparken de aynı zamanda eğlendiren yapımları mı? Cevabı siz verin…

SEVGİLERİMLE

Kategoriler
Dünya ülkeleri Güncel Haberler İnternet Dünyası Programlama Dilleri Teknoloji Webmaster yardım

En iyi yazılım tasarımına $25.000 ödül

Öğrenci olduğunu (üniversite, lise) belgeleyen herkesin katılabileceği bu yarışmada 5 farklı kategoride yarışabiliyorsunuz. Software Design, Embeded Development, Game Design, Digital Media ve IT Challenge yarışmanın kategorileri. Software Design, yani yazılım tasarımı kategorisinin birincisine 25.000$, ikincisine 10.000$ ve üçüncüsüne de 5.000$ ödül var.

Sn. Kadir Çamoğlunun Chipte yazdıklarına göre;  Sekiz yıldır yapılan Imagine Cup, günümüzde var olan sorunlara çözümler üretmeye odaklı, dünyanın her yerinden öğrencilerin katıldığı bir teknoloji yarışmasıdır. Yarışma, dünyanın en yetenekli yazılım tasarımcılarını, programcılarını, oyun geliştiricilerini ve dijital medya tutkunlarını günümüzde dünyamızın karşı karşıya olduğu en önemli problemlerinden olan, açlık, fakirlik, eğitim, hastalık önleme, sağlık hizmetleri, doğa ve diğer sorunların üstesinden gelme ve bu konularda çözümler üretme için fırsatlar sunuyor.

Yarışma 8 Temmuz 2009’da başlıyor ve Dünya finalleriyle Temmuz 2010’da sona eriyor.  Yarışmaya katılmak için gerekli olan en önemli koşul öğrenci olmak ve bunu belgelemek. Tabii yarışmayı düzenleyen kurum Microsoft olduğu için, herhangi bir şekilde Microsoft çalışanı ya da stajyeri olmamanız da gerekiyor.

En iyi yazılım tasarımı
En iyi yazılım tasarımı