Kategoriler
İnsan vücudu

İnsan vücudu ile ilgili bilmediğiniz 100 gerçek

Vücudumuz, gerçekten tam tasarım harikası. Herşeyin bir araya gelip tek bir varlığı yani insanı ayakta tuttuğu, her bir bölümün kendine has işi olan, onsuz olmayan vücudumuz. Ne kadar komplike olsada yakın zamanda vücudumuzda daha çok gerçek olduğunu öğreneceğiz. Günümüz teknolojisi ancak belli bir yere kadar araştırma yapabiliyor.

İnsan vücudu ile ilgili bilmediğiniz 100 gerçek

Şimdi sizlere bir alıntı makale ekleyeceğim, her maddesini bence okumanız gerek, çok şaşıracağınızı garanti ediyorum. İnsan vücudu gerçekten merakla takip edilecek yapılardan..

Beyin

İnsan beyni, insan anatomisinin en karmaşık ve en az anlaşılabilen kısmı. Bilmediğimiz çok şey var, ama bildiğimiz ilginç gerçeklerden bazıları aşağıda.

1) Beyine giden ve gelen sinir sinyallerinin hızı saatte 273.6 km’ye ulaşabiliyor. Bu da çevremizdeki etkilere nasıl bu kadar hızlı tepki verebildiğimizi ve bir acıyı nasıl anında hissettiğimizi açıklıyor.

2) Beyin 10 Watt’lık bir ampul kadar enerji tüketiyor. Akla bir fikir geldiğini karikatürize etmek için başın üzerine çizilen ampül figürü çok da yanlış değilmiş. Beynimiz bu enerjiyi uykuda da harcıyor.

3) İnsan beyninin depolayabileceği bilgi miktarı Encyclopedia Britannica’nın içindeki bilgiden 5 kat fazla. Ya da bizdeki eski Meydan-Larousse’tan. Bilim adamları bir rakam belirleyemediler ama bu kapasitenin 3 ila 1000 Terabayt arasında olduğu düşünülüyor. 900 yıllık İngiliz Tarih Arşivi’nin 70 Terabayt olduğu düşünülürse, inanılmaz bir kapasiteden bahsediyoruz.

4) Beyin kandaki oksijenin yüzde 20’sini harcıyor. Vücut ağırlığının sadece %2’sini oluşturmasına rağmen, bu kadar çok oksijen harcaması çok ilgi çekici. Bu yüzden de oksijensiz kalma öncelikle beyin hasarına yol açıyor.

5) Beyin gece gün boyunca olduğundan daha aktif. Düz mantık ile düşünüldüğünde, gündüz yaptığımız onca faaliyet, görüntü, ses vb.nin beyni yatakta yatarak dinlenmemiz durumundan daha fazla çalıştıracağını sanabiliriz. Ama durum tam tersi. Vücudu kapatınca beyin daha da açılıyor.

6) Bilim adamlarına göre IQ yükseldikçe daha fazla rüya görülüyor. Doğru olabilir ama uykudan sonra rüyalarınızı hatırlamıyorsanız hemen kendinizi kötü hissetmeyin. Çoğumuz gece gördüğümüz rüyaların büyük bir kısmını hatırlamıyoruz ve bu rüyalar en fazla 2-3 saniye sürüyor.

7) Nöronlar insanın hayatı boyunca gelişmeye devam ediyor. Yıllarca, bilim adamları ve doktorlar beyin ve sinir dokularının gelişmediğini ve hasarın iyileşmeyeceğini düşündüler. Vücudun diğer kısımları gibi olmasa da nöronlarda gelişebiliyor ve bu da beyin ve hastalıkları konusunda önümüze yeni bir yaklaşım getirecek.

8) Nöronların tipine göre bilginin akış hızı değişiklik gösteriyor. Bütün nöronlar birbirinin aynı değil. Bu değişik tipler içinde bilgi akış hızı 0.5 metre/saniye’den 120 metre/saniye’ye kadar değişebiliyor.

9) Beyin herhangi bir acı hissetmez. Tüm acıların kaynağı beyin olmasına rağmen, kendi üzerinde ağrı algılayıcıları olmadığı için acıyı hissetmiyor. Ama çevresinde çok fazla doku, sinirler ve damarlar var ve bunlar acıya duyarlı. Bu yüzden keskin baş ağrıları var zaten.

10) Beynin %80’i sudur. Tezgahlarda ya da TV’de gördüğünüz beyinler çok gerçekçi değil. Yaşayan bir beyinin dokusu daha çok bir jöleye benziyor. Bir dahaki sefere susuz kaldığınızda beyninizi unutmayın.

Saç ve Tırnaklar

Vücudun yaşayan bir parçası olmamasına rağmen birçok insan saç ve tırnak bakımına çok uzun zamanlar harcıyorlar. Saç ve tırnaklarla ilgili bu gerçekleri bir sonraki kuaför randevunuzda aklınızda tutun.

11) Yüz kılları tüm vücuttaki en hızlı uzayan kıllardır. Erkeklerin akşamüstü sabah traş ettikleri sakallarının tekrar uzamasına şaşmaması lazım. Bir erkek hiç traş olmazsa ömür boyu uzayacak sakalları 10 metreye yaklaşacaktır.

12) Ortalama bir insan günde 60-100 saç teli kaybeder. Kel değilseniz, günlük kaybettiğiniz saç teli sayısı bu kadar. Saç dökülmesi miktarı mevsim, hamilelik, hastalık, beslenme ve yaş gibi faktörler ile değişebiliyor.

13) Kadınların saç tellerinin kalınlığı, erkeklerinkinin yarısı kadardır. Garip gibi görünse de, tam da bu sebepten erkeklerin saçları pek “ipeksi” olamıyor. Saç teli kalınlığı ırka göre de değişebiliyor.

14) Bir tel insan saçı, 100 gram taşıyabilir. Kafamızdaki onbinlerce saç telini düşünürsek, Rapunzel öyküsü de gerçekçi olabilir.

15) En hızlı uzayan tırnak, orta parmağınızın tırnağıdır. Daha da ilginci, çok kullanılan elin tarafındaki tırnağın da daha hızlı uzamasıdır. Neden böyle olduğu tam bilinmese de, uzun olan parmağın tırnağının daha hızlı, daha kısa parmakların tırnaklarının daha yavaş uzadığı gözlenmiştir.

16) Vücudunuzda her santimetrekareye düşen tüy sayısı bir şempanzeninki ile aynıdır. Ama tabii ki insanların tüyleri çok daha açık renkli ve çoğu insanda önemli bir kısmı görünür değil.

17) Sarışınların daha çok saçı var. Saç rengi, saçın gürlüğünü de etkiliyor. Ortalama bir insanın başında 100,000 saç kökü var ve her bir saç kökü insanın hayatı boyunca 20 ayrı saç üretebiliyor. Sarışınların ortalama 146,000 saç köküne karşılık, siyah saçlıların 110,000, kahverengi saçlıların 100,000 ve kızıl saçlıların 86,000 saç kökü var.

18) El tırnakları, ayak tırnaklarından yaklaşık 4 kez daha hızlı uzuyor. El tırnaklarınızı daha sık kestiğinizi farkettiyseniz, bunda bir yanlışlık yok. Açıkta bulunan tırnaklar daha hızlı uzuyor. Tırnakların ortalama uzama hızı ayda 2.5 mm kadar.

19) İnsan saçının ömrü ortalama 3-7 yıl arası. Hergün çok miktarda saç kaybetmenize rağmen, herhangi bir saç telinin ömrü aslında oldukça uzun, tabii özellikle koparılmazsa. Aynı saç teli defalarca traş, boya vs. gibi şeyler görecektir.

20) Saçınızın döküldüğünün dışarıdan anlaşılabilmesi için başınızdaki saç tellerinin %50’sini kaybetmiş olmanız gerekir. Günlük olarak bu kadar çok saç kaybetmemize rağmen, etraftan anlaşılması ancak saçın %50’sini kaybettiğinizde mümkün oluyor.

21) İnsan saçını yok etmek çok zor. Yanıcı olmasını saymazsak, insan saçının doğada çözünme hızı çok çok yavaş. Banyo giderinin saç ile nasıl tıkandığını merak ediyorsanız, şunları aklınızdan çıkarmayın; saçlarımız soğuğa, suya, iklim değişikliğine ve diğer doğa olaylarına, ayrıca asit ve aşındırıcı kimyasallara karşı aşırı derecede dayanıklı.

İç Organlar

Bizi rahatsız etmedikleri sürece aklımıza getirmediğimiz iç organlarımız, aslında yememizi, nefes almamızı ve ayakta dolaşabilmemizi sağlıyorlar. Karnınız guruldadığında aşağıdakileri aklınıza getirin.

22) En büyük iç organımız ince bağırsağımızdır. “İnce Bağırsak” diyoruz ama “kalın” bağırsağımızdan çok daha uzun, bir insanın boyunun dört katı kadar. İçeride çok fazla dolanarak karın boşluğuna sığmayı başarıyor.

23) İnsan kalbinin yarattığı basınç, kanı 10 metre yüksekliğe fışkırtmaya yeterlidir. Kalbimizin attığını hissetmemiz de bundan. Tüm vücuda kanı dağıtabilmek için böyle yüksek bir basınç ve buna dayanacak kadar sağlam bir organ gerekiyor.

24) Midenizdeki asit bir jileti eritebilecek kadar kuvvetlidir. Tabii bunu test etmek için jilet ya da başka bir metal eşya yemeniz gerekmiyor. Midemizdeki hidroklorik asit pek çok metali eritebilecek özellikte.

25) İnsan vücudundaki damarların toplam uzunluğunun yaklaşık 96,500 km olduğu tahmin ediliyor.Dünyanın çevresinin yaklaşık 40,200 km olduğunu düşünürsek, vücudunuzda dünyanın çevresini iki defadan fazla dönecek kadar damar var.

26) Midenizin iç çeperi her 3 ila 4 günde bir yenilenir. Mide duvarları oluşturan hücreler bu kadar sık değişmezlerse mide asidi bu hücreleri eritir. Ülseri olanlar mide asidinin canınızı ne kadar yakacağını iyi bilirler.

27) İnsan akciğerinin yüzey alanı bir tenis kortunun alanı kadardır. Kana oksijen geçişini daha verimli yapabilmek için, akciherlerimizde binlerce bronş ve alveol bulunur. Bunların içinde de mikroskopik kanalcıklar vardır. Yüzey alanının büyüklüğü oksijen ve karbondioksit değiş dokuşunu kolaylaştırır ve vücudun her zaman yeterli oksijeni almasını sağlar.

28) Kadınların kalbi, erkeklerden daha hızlı atar. Bunun ana sebebi, genel olarak kadınların erkeklerden daha az yapılı olması ve kalbin daha az kan pompalamasıdır. Bunun dışında da kadın ve erkek kalpleri, özellikle kalp krizi aşamasında farklı özellikler gösterebilir. Bazı durumlarda kadın ve erkek kalbine uygulanması gereken tedavilerde de farklılık olabilmektedir.

29) Bilim adamları, karaciğerin 500’ün üzerinde fonksiyonunu bulmuşlardır. Karaciğerinizi ancak çok içki içtiğinizde hatırlamanıza rağmen, bu organ vücudun en çok çalışan ve en büyük organlarından biridir. Karaciğerin yaptığı işlere örnek olarak safra üretimi, kırmızı kan hücrelerinin ayrıştırılması, plazma protein sentezi ve toksinlerden arındırma sayılabilir.

30) Aort damarımızın çapı bahçe hortumu çapına yakındır. İnsan kalbinin ortalama büyüklüğünün yumruğumuz kadar olduğu düşünülürse, aort damarının çapı oldukça fazladır (Amerikan standardında bir bahçe hortumu dış çapı yaklaşık 27 mm. dir). Bu damarın bu kadar geniş olmasının sebebi, oksijen açısından zengin kanı vücuda dağıtan ana kaynak olmasıdır.

31) Kalbinize yer açmak amacı ile, sol akciğeriniz, sağ akciğerinizden daha küçüktür. Herhangi birine “akciğerleri çiz” dediğinizde genelde simetrik iki organ çizimi ile karşılaşırsınız. İki akciğerimiz yaklaşık aynı ölçüde olmasına rağmen, hafif sola kayık olan kalbimiz, sol akciğerin bir kısmını gasbetmiştir.

32) İç organlarınızın büyük bir kısmını kaybetseniz dahi hayatta kalabilirsiniz. İnsan vücudu çok kırılgan gibi görünmesine karşılık, mideniz, dalağınız, bir akciğeriniz veya böbreğiniz olmadan ya da karaciğerin %75’i, bağırsakların %80’i olmadan yaşamınızı sürdürebilirsiniz. Tabii ki çok iyi hissetmeyebilirsiniz ama bu organların eksikliği sizi öldürmeyecektir.

33) Böbreküstü bezleri hayat boyunca sürekli küçülür Böbreküstü bezleri, böbreklerin hemen üzerinde yer alır ve stres hormonları üretir (kortizol ve adrenalin gibi). Gebeliğin 7. ayında bebeğin böbrek üstü bezleri ile böbrekleri aynı boyuttadır. Doğumdan önce biraz küçülen böbreküstü bezleri, yaşam boyu küçülmeye devam ederler. Öyle ki, çok yaşlı insanlarda böbreküstü bezleri görünemeyecek kadar küçüktür.

Vücut Fonksiyonları

34) Hapşırık hızı 160 km/saat’i geçebilir. Hapşırırken gözünüzü kapatamamanızın sebebi de budur. İşte yine tam bu yüzden hapşırırken ağzınızı da kapatmanız gerekmektedir.

35) Öksürük hızı da 100 km/saat seviyesindedir. Bu hızda öksürüyorsak, mikropların hızla yayılmasına da şaşmamak gerekir.

36) Kadınlar gözlerini erkeklerden 2 kat daha fazla açıp kaparlar. Ortalama bir insan dakikada 13 kere gözünü kırpmaktadır.

37) Dolu mesane tenis topu büyüklüğündedir. Dolu mesane 400-800 cc idrar tutabililmesine rağmen, çoğu insan 250-300 cc seviyesinde tuvalete girme ihtiyacı hisseder.

38) İnsan atıklarının yüzde 75’i sudur. İnsanın çıkardığı atıklarda sadece idrarın su içerdiğini sanıyorsanız yanılırsınız. Dışkının da büyük kısmı sudur. Buna şükretmemiz lazım, zira böyle olmasaydı, sürekli acılı bir kabızlık çekerdik.

39) Ayaklarda 500,000 ter bezi vardır ve günde yaklaşık 475 mililitre ter üretirler. Spor ayakkabınızın neden boyasının çıktığına şaşırmamanız lazım. Ayrıca, erkeklerde kadınlara göre daha fazla ter bezi bulunur.

40) Yaşamınız süresince iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük üretirsiniz. Tükürük sindirim sisteminin çok önemli bir bileşenidir. Ağzı sürekli ıslak tutmaya da katkıda bulunur.

41) Ortalama bir insan günde 14 kez mide gazı çıkarma ihtiyacı hisseder. Çok mide gazınızın olduğunu düşünüyorsanız, hemen herkesin aynı durumda olduğunu bilmeniz sizi rahatlatacaktır. Sindirim, vücutta pekçok gaz birikimine yol açar ve bu gazları çıkarmamak ağrılara sebep olabilir.

42) Kulak kiri, kulak sağlığı için gereklidir. Pekçok insan kulak kirinden hoşlanmaz ama, kulak kiri kulağın savunma sisteminin çok önemli bir parçasıdır. İç kulağı bakterilerden, mantarlardan, kirlerden ve hatta böceklerden korur. Ayrıca kulak içini yağlar ve temizler.

Cinsellik ve Üreme

Hala pekçok toplumda tabu olmasına rağmen, hem ilişkiler hem de üreme için cinsellik insan hayatının önemli bir parçasıdır. Aşağıdakiler konu ile ilgili bazı ilginç gerçekler…

43) Her gün 120 milyon cinsel ilişki yaşanıyor. İnsanlar hızlı çoğalan bir tür. Günde 120 milyon cinsel ilişki yaşanıyorsa, nüfus artışına şaşırmamak lazım.

44) İnsan vücudundaki en büyük hücre, bir kadının yumurtasıdır. İnsan vücudundaki en küçük hücre ise sperm hücresidir. Normalde hücreler görülemeyecek kadar küçüktür ama bir yumurta hücresi, 1mm’lik çapı ile çıplak gözle görülebilir. Sperm hücresi ise bir hücre çekirdeğinden birazcık büyük, ama yine de çok minik bir hücredir.

45) Hamileliğin ilk üç ayında kadınların rüyada en çok gördükleri şeyler kurbağa, kurtçuk ve saksı bitkileridir. Hamilelikte hormon değişimine paralel olarak pek çok şey garipleşebiliyor. Rüyaların değişmesi de bunlardan biri. En çok görülen şeyler bu yukarıdakiler ama birçok kadın da su, doğum yapma, vahşet ya da seks ile ilgili rüyalar da görüyor.

46) Dişleriniz siz doğmadan 6 ay önce gelişmeye başlar. Dişli olarak doğan bebek çok az ise de, dişlerin gelişimi çok erken başlıyor. 9 ila 12. haftada dişler şekilleniyor.

47) Bütün bebeklerin gözü mavidir. Göz renginiz anne babanızdan kalıtımsal olarak geçse de, bebekler ilk olarak mavi gözlerle yaşama başlarlar. Bunun sebebi melanindir. Yeni doğan bebekte melanin henüz tam olarak stoklanmadığı ve koyulaşmadığından gözler mavi görünür. Zamanla gözler olması gereken renge dönüşür.

48) Aynı boyutta olsalardı, bir bebek bir öküz kadar güçlü olurdu. Tabii ki bir bebek öküz arabası çekemez ama, bebek öküzün boyutlarında olsaydı, bunu yapabilecek kadar güçlü olacaktı. Bu kadar minik olmalarına rağmen bacakları çok kuvvetlidir, yani tekmelerine dikkat edin.

49) Her 2000 bebekten birinin doğduğunda dişi vardır. Bu diş bazen diğerleri çıktığında düşen fazladan bir diş de olabilir, erken çıkmış normal bir diş de olabilir.

50) Ceninin parmak izleri üçüncü ayda oluşur. Sadece 6-13 haftalıkken dahi parmak izlerinin şekli belirmeye başlar. Garip olan şey ise, bu izlerin insanın hayatı boyunca silinmemesi ve öldükten sonra da en son yok olan şeylerden biri olmasıdır.

51) Her insan yarım saatini tek hücre olarak geçirmiştir. Döllenmenin gerçekleşmesi ve sperm ile yumurta hücrelerinin tek hücreyi oluşturmalarının ardından yarım saat kadar bir süre tek hücre olarak yaşamını sürdürür. Daha sonra hızla bölünmeye başlayarak embriyonun minik parçalarını oluşturur.

52) Erkeklerin çoğu uyku sırasında her 1-1.5 saatte bir ereksiyon olur. Çoğu insanın beyni ve vücudu uykuda iken zannettiklerinden çok daha aktiftir. Kan dolaşımı ve testosteron da uykuda ereksiyona sebep olur ve bu son derece normal bir şey olup, REM uykusunun bir parçasıdır.

Duygusal

Duygularımız, dünya ile iletişimimizi sağlayan ana elemanlardır. Duygularımız hakkında enteresan bilgiler aşağıda.

53) Çok fazla yerseniz duyma hissiniz azalır. Çok yedikten sonra bir konsere giderseniz, kendinize kötülük yapmış olursunuz. Duyma eşiğinizin artmaması için, bu tür etkinliklerden önce az yemek yemeniz faydanıza olacaktır.

54) İnsanların yaklaşık üçte biri iyi bir görüşe sahiptir. Nüfusun geri kalan üçte ikilik kısmı da gözlük ve kontak lens kullanmak durumunda. Ayrıca, yaş ile birlikte de görme problemleri doğal olarak artıyor.

55) Tükürüğünüz bir şeyi eritemezse o şeyin tadını alamazsınız. Bir şeyden tat alabilmeniz için, içindeki kimyasalları tükürük ile çözmeniz gerekir. İnanmıyorsanız bir şeyi tatmadan önce dilinizi kurutmayı deneyin.

56) Kadınlar hem doğuştan itibaren, hem de yetişkinlikte erkeklerden daha iyi tat alır. Araştırmalar, kadınların bir kokuyu ayrıştırmada erkeklerden daha iyi olduğunu göstermiştir. Özellikle narenciye, vanilya, tarçın ve kahve kokularını kadınlar daha iyi alırlar. Nüfusun şanssız bir %2’lik kısmı ise hiç koku alamamaktadır.

57) Burnunuz 50,000 farklı kokuyu tanıyabilir. Hayvanlara göre bu sayı daha mütevazi, örneğin bir tazının burnu insandan 1 milyon kere daha hassas ama yine de burnumuz faydasız değil. Hala çok sayıda kokuyu algılıyabiliyoruz ve bunları anılarımızla birleştirebiliyoruz.

58) Şiddeti az sesler bile gözbebeklerinizin büyümesine yol açabilir. Bu yüzden cerrahlar, saatçiler ve göz ile hassas işler yapanlar çalışırken gürültü yapılmasından hoşlanmazlar. Sesler, gözlerinin odaklanmasını etkilediğinden işlerini aksatmalarına neden olabilir.

59) Tek yumurta ikizleri dışında herkesin kendine has ayrı bir kokusu vardır. Bebekler annelerinin kokusunu ayırabilmektedir. Pekçok insan da yakınlarının kokusunu ayırabilmektedir. Kokunun bir kısmı genetik, bir kısmı ise yenilen yiyecekler ve kişisel hijyen dolayısı ile her insana özel olarak oluşmaktadır.

Yaşlılık ve Ölüm

En genç insandan en yaşlısına kadar yaşlanma süreci yaşamın gerekli ve kaçınılmaz bir parçasıdır. Bu sürecin ilgi çekici ve bazen de garip gerçekleri aşağıda.

60) Yakılan bir insan cesedinin külleri yaklaşık 4.1 kilodur. Ağırlığımızın çok büyük bir bölümünü hücrelerimizde biriken su vermektedir. Yakılma sonucu su ve diğer dokular yok olduğu için geriye pek bir şey kalmıyor.

61) Tırnaklar ve saçlar öldükten sonra uzamaya devam etmez. Ölülerde uzuyormuş gibi görünseler de, aslında su kaybeden derinin geri çekilmesi ve büzüşmesi sebebi ile böyle bir görüntü ortaya çıkmaktadır.

62) 60 yaşına gelen insanların büyük bir kısmı tat alma duygularının yarısını kaybeder. Belki de babaannenizin aşçılığına o kadar da çok güvenmemelisiniz. Yaşlandıkça tadı tam alabilmek için daha keskin tatlar gerekmektedir.

63) Gözler doğumdan itibaren hep aynı boydadır ama burun ve kulak sürekli büyümeye devam eder.Bebeklerin size kocaman gözlerle bakmasının sebebi budur ve bu gözleri hayat boyunca aynı boyutta taşırlar. Kulak ve burun ise sürekli büyür.

64) 60 yaşına gelen erkeklerin %60’ı, kadınların ise %40’ı horlamaktadır. Horlayan birinin yanında yatıyorsanız gürültüsünün nasıl olduğunu bilirsiniz. Normal bir horlama 60 dB iken, kuvvetli bir horlama 80 dB’e kadar çıkabilir. Bu da yaklaşık olarak bir beton kırıcının sesidir!

65) Bir bebeğin başı, boyunun dörtte biri iken, yetişkin insanın başı, boyunun sekizde biridir. Anlaşılan bebekken kocaman görülen başımız çok da fazla büyümüyor. Bacaklar ve vücut kısmı çok daha fazla uzarken, başın büyümesi sınırlı kalıyor.

Hastalık ve Yaralanmalar

Çoğumuz yaşamımız boyunca pek çok kez yaralanır ve hasta oluruz. İnsan vücudunun dış dünyadan gelen bu baskı ve tehlikelere nasıl cevap verdiği ile ilgili gerçekler aşağıda.

66) Kalp krizi geçirme riskinin en yüksek olduğu gün Pazartesidir. Pazartesilerden nefret etmek için bir neden daha! İskoçya’da 10 yıl süren bir araştırma sonucuna göre, diğer günlere oranla %20 daha fazla sayıda insan Pazartesi günleri kalp krizi geçirip ölüyor. Araştırmacıların teorisine göre hafta sonu dağıtıp Pazartesi iş stresine geri dönmek gerginliği arttırıyormuş.

67) İnsanlar gıdasız kalmaya uykusuz kalmaya dayandıklarından daha fazla dayanabiliyor. Aç kalmak yerine gece uykusuz kalmayı tercih edebilirsiniz ama bu sadece kısa vadede geçerli. Ortalama bir insan, su içebilirse, vücudundaki yağ ve diğer faktörlere bağlı olarak 1 ay ila 2 ay arası hayatta kalabilir. Uykusuz kalan kişiler ise sadece birkaç gece uykusuzluktan sonra şiddetli kişilik sorunları ve psikolojik problemler ile karşı karşıya kalıyor. Bugüne kadar kayıt edilmiş en uzun uykusuzluk süresi 11 gün ve bu denek sürenin sonunda halüsilasyon görmeye, konuşurken sözcükleri karıştırmaya ve sık sık yaptığı şeyi unutmaya başlamıştır.

68) Basit, orta derecede bir güneş yanığı dahi damarlara oldukça fazla zarar verir. Ne kadar fazla? Araştırmalara göre damarların normale dönmesi 4 ila 15 ay sürüyor. Koruma sürmeden güneşe çıkarken tekrar düşünün.

69) Hastalıkların %90’ından fazlası stres yüzünden oluşur ya da stres ile hızlanır. Stresli bir işte çalışıyorsanız, bu iş sizin canınızı sıkmaktan fazlasına mal olabilir. Stres, depresyon, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlığı riskini arttırmaktadır.

70) İnsan başı vücudundan ayrılırsa 15-20 saniye kadar bilinç açık kalmaktadır. Düşünmesi bile korkunç olsa da, kafanın içindeki kan miktarı, kafa kesildikten sonra birkaç saniye de olsa bilincin sürmesine yeterlidir. Bu konuda oldukça çelişkili raporlar bulunuyor.

Kaslar ve Kemikler

Kaslar ve kemikler vücudumuzun çatısını oluşturur ve zıplarken, koşarken ya da sadece uzanırken bile çalışırlar. Onlarla ilgi bazı gerçekler aşağıda.

71) Gülümsemek için 17, kaşları çatmak için 43 kas çalışır. Yani gülümsemek hepimiz için daha uygun bir seçim. Kaş çatma, şaşı bakma gibi hareketleri uzun süre yapanlar, bunun yüzü ne kadar yorduğunu bilirler. Bu yüzden en iyisi ruh halinizi iyileştirmek.

72) Bebekler 300 kemik ile doğar ama yetişkinlerde kemik sayısı 206’dır. Bunun sebebi, bebeklerdeki kemiklerin bir kısmının, örneğin kafatasının daha küçük parçalardan oluşmasıdır. Bu yapı, bebeğin doğum kanalından geçişini de kolaylaştırır. Çocuklar büyüdükçe kemikler birleşip sertleşir.

73) Sabahları boyumuz akşamki boyumuza göre 1 cm kadar daha uzundur. Kemikler arasındaki kıkırdak ayakta durma, oturma ve diğer günlük aktivitelerde bir miktar sıkışır ve gün sonunda bizi birazcık daha kısa yapar.

74) İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir. Diliniz ile halter kaldıramazsınız ama boyutuna göre kuvveti en yüksek olan kas odur. Aslında düşündüğünüzde gün boyunca yemek yerken ve konuşurken dilinizin ne çok çalıştığını anlarsınız.

75) Vücuttaki en sert kemik çene kemiğidir. Çene kemiği, vücuttaki en dayanıklı ve zor kırılan kemiklerden biridir.

76) Tek bir adım atmak için 200 kas kullanılır. Kas gruplarını nasıl kullandığınıza da bağlı olarak, asım atmak için 200 civarında kası kullanırsınız. Günde 10,000 civarında adım attığımız düşünülürse bu çok büyük bir rakam.

77) Dişler, vücudun kendi kendini tamir edemeyen tek parçasıdır. Dişinizi kırdıysanız bunun nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz. Dişin dış katmanı olan mine kısmı yaşayan bir doku olmadığı için, tamirini yapmak dişçinize kalır.

78) Geliştirdiğiniz bir kas grubunun eski haline dönmesi iki kat fazla zaman alır. Tabii bunu tembeller için bir motivasyona çevirmemek lazım. Kasları geliştirmek aslında nispeten kolay bir iştir ve bu da koltuktan popomuzu kaldırıp hareket etmek için motivasyon olmalıdır.

79) Kemikler bazı çeliklerden daha sağlamdır. Kemik ile çeliği kıramazsınız elbette, çünkü çelik çok daha yoğundur. Kemiğin gerilme gücü 20,000 psi, çeliğin gerilme gücü ise çok daha yüksek olup 70,000 psi’dır. Ancak çelik, kemikten çok daha ağırdır. Bu nedenle, eşit ağırlıkta alındıklarında kemik daha kuvvetlidir.

80) Ayaklarınızdaki kemik sayısı, tüm vücudunuzdaki kemik sayınızın dörtte biridir. Ayaklarınızda bu kadar çok kemik olacağı aklınıza gelmemiştir muhtemelen. Vücuttaki 206 kemikten 52 tanesi ayaklarınızdadır.

Mikroskopik Seviye

Vücudumuzda olan şeylerin çoğu, çıplak gözle göremeyeceğimiz oranda küçük işlemlerle gerçekleşir. Aşağıdakilere bakılırsa, belki de öyle olması daha iyi.

81) Derinizin her 2.5 santimlik kısmında yaklaşık 32 milyon bakteri vardır. Hijyene çok meraklı olsanız da bu konuda fazla endişelenmeniz gerekmez, çünkü bu bakterilerin çok büyük çoğunluğu zararsız ve hatta vücut sağlığı için faydalıdır.

82) Derinizin tüm hücreleri her 27 günde bir yenilenir. Deri, iç organlarımızı korur ve bu görevi yaparken kurur, parça parça dökülür. Yani geçen ayki deriniz kütüphanenizde ya da koltuğunuzun altında toz parçası olarak bir yerlerde duruyor.

83) Her bir dakikada vücudunuzda 300 milyon hücre ölüyor. Çok büyük bir rakam gibi görünse de, bu rakam vücuttaki tüm hücre sayısının çok küçük bir bölümü. Tüm vücuttaki hücre sayısının 10 ila 50 trilyon arasında olduğu tahmin ediliyor, bu nedenle birkaç yüz milyoncuk kayıp çok da büyük değil.

84) Her saatte derimizden 600,000 parça dökülür. Deriniz kurumadıkça ya da güneş yanığınız olmadıkça deriniz pek aklınıza gelmez ama sürekli kendini yenilemekte ve ölü hücrelerden kurtulmakta.

85) Yetişkin bir insanın vücudu günde 300 milyar yeni hücre üretir. Vücudunuz sadece organları çalıştırmak ve hareket etmek için değil, sürekli kendini yenilemek ve tamir etmek için de enerjiye ihtiyaç duymaktadır.

86) Her insanın dil izi de benzersizdir. Suç işleyecekseniz, arkada dil izi bırakmayın! Her insanın dili diğerinden farklıdır ve parmak izi gibi benzersizdir.

87) Vücudunuzda 8 cm’lik bir çivi yapabilecek kadar demir vardır. Kanınızı bir şekilde tatdıysanız hafif bir metalik tat farketmişsinizdir. Kandaki yüksek seviyedeki demir buna yol açmaktadır. Bu demiri vücuttan alırsanız, küçük bir çivi yaparsınız ama kuvvetli de bir kansızlığa yol açarsınız.

88) En çok bulunan kan grubu 0’dır. A ve B grubuna da kan verebildiği için kan bankaları tarafından da aranan bir kan grubudur. En az bulunan kan grubu ise A-H ya da (bulunduğu yer dolayısı ile Bombay kanı denilen) grup olup, bu grup kana sahip insan sayısı 100’den azdır.

89) İnsan dudaklarına kırmızı rengi, derinin hemen altındaki çok sayıda kılcal damar vermektedir.Bahsedilen kılcal damarlardaki kanın oksijen oranı genelde yüksek olduğundan, rengi canlı bir kırmızıdır. Bu, bir insanın kansız kalınca ya da çok kan kaybedince dudaklarının neden soluklaştığını da açıklar. Soğuk havada dudakların maviye dönmesi de bu sebeptendir. Soğukta bu kılcal damarlar büzüşür, kan oksijeninden kaybeder ve rengi koyulaşır.

Çeşitli

90) Ne kadar soğuk bir odada uyursanız, kötü bir rüya görme olasılığınız o oranda artar. Bunun neden böyle olduğu bilim adamlarınca tam olarak açıklanamamıştır ama kabus görüyorsanız kendinizi biraz sıcak tutma isteği yüzünden olabilir.

91) Gözyaşı ve sümükte bakterilerin hücre duvarlarını bozan bir enzim (lysozyme) vardır. Bu yararımızadır, çünkü burnunuzu ve boğazınızı kaplayan sümük ve gözyaşınız bakterilerin bu bölgeye girerek enfeksiyona yol açmalarının önüne geçer.

92) Vücudunuz 30 dakikada 1.9 litre suyu kaynatabilecek kadar ısı üretir. Matrix filmini seyrettiyseniz, insan vücudunun üretebileceği enerjiyi görmüşsünüzdür. Vücudumuzu sürekli 37 derece civarında tutmak için vücudumuzun ürettiği kaloriler ile su kaynatılabilir hatta makarna bile pişirilir!

93) Korktuğunuzda kulaklarınız daha fazla kir üretir. Korktuğunuz zaman üretilen kimyasallar ve hormonlar vücudunuzda bu kulak kiri örneği gibi görünmez faaliyetlere yol açabilir. Çalışmalar, korku durumunda kulağın bu yapışkan maddeden daha fazla ürettiğini ortaya çıkarmıştır ama bunun nedeni bilinmemektedir.

94) Kendi kendiniz gıdıklamanız mümkün değildir. En çok gıdıklananlarımız bile kendilerini gıdıklama yeteneğinden yoksundur. Bunun sebebi, beyninizin parmaklarınızın hareketini kontrol ederken gıdıklama isteğini tahmin etmesidir. Beyniniz gıdıklamanın nereden geleceğini bildiği için başkasının gıdıklaması durumunda vereceği tepkiyi vermemektedir.

95) Kollarınızı iki yana açtığınızdaki genişlik vücudunuzun boyu kadardır. Çok milimetrik olmasa da, kol açıklığınız ile boyunuz birbirine çok yakındır.

96) Sadece insanlar duygusal gözyaşı döker. Hayvanlar dünyasında böyle bir şey yoktur. Sadece insanlar kötü bir gün geçirdiklerinde, birini kaybettiklerinde ya da yalnızca kötü hissettiklerinde gözyaşı döker.

97) Sağlak insanlar solaklardan ortalama olarak 9 yıl daha fazla yaşamaktadır. Bunun genetik ya da başka bir faktörle ilgisi yok. Muhtemelen günlük hayatımızda kullandığımız araç ve makinaların genelde sağ el ile kullanıma yönelik tasarlanaması, solaklar için daha fazla tehlike arz ederek kaza ve ölüm oranını yükseltiyor.

98) Kadınlar erkeklere göre vücut yağını daha yavaş yakarlar (günde 50 kalori daha az). Çoğu erkek yağı daha kolay yakar. Kadınlar, doğurganlık özelliği yüzünden vücutta daha fazla yağ bulundururlar ve bu fazla yağı yakmaları daha zordur.

99) Koalalar ve primatların da parmak izleri benzersizdir. İnsanlar, maymunlar ve koalaların parmak izleri her bireyde farklıdır. Klonlanan primatların dahi parmak izinin değiştiği görülmüştür.

100) Burun ile üst dudağın arasında ortadaki girintili bölgenin bir adı vardır. Bu kısma Philtrum denir. Bilim adamları bu girintinin herhangi bir amacı olup olmadığını bulamamıştır. Eski Yunanlılar ise bu bölgenin vücudun en erojen bölgelerinden biri olduğuna inanırlardı.

Kaynaklar

Kategoriler
Aklımdan geçenler

“Dua İbadetin Beyni ve İliğidir” Hadisi Üzerine Tefekkür

Peygamberimiz(asm)’ın her hadisi hikmetle söylenmiş sözlerdir ve O’nun lisânından kalplerimize akan hikmet çeşmeleri gibidir. Her biri kalplerimizi arındıran, öğüt veren, tefekküre yönelten güzel sözlerdir.

“Dua ibadetin beyni ve iliğidir” buyuruyor Peygamber(asm). Bu hadisinde duanın önemini vurguluyor. İnsan kulluğunun şuurunda olduğu sürece Allah Katında değerlidir. Bu sebeple Allah’a gönülden yöneliyor, yaptığımız hatalar için O’na itirafta bulunuyor ve yalnızca O’ndan yardım diliyoruz. Dünyaya kulluk ve ibadet için gelmiş olan bizler aczimizin bilincindeyiz, muhtacız; her şeyi, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan sonsuz güç sahibi Allah’tan istiyoruz.

dua Peygamber(asm) bu hadisinde neden beyin ve iliğe dikkat çekmiş olabilir diye düşünürsek… Beynimiz de iliğimiz de vücudumuz için çok hayâtî öneme sahip. Örneğin beynimiz; öyle bir iletişim ağına sahip ki yeryüzünde 100 milyar kullanıcı bu iletişim ağı yoluyla haberleşiyor.

Orada trilyonlarca bağlantı gerçekleşiyor, dahası bilgisayarımızdaki gibi bağlantı sorunları yaşanmıyor. Hiç dinlenme, ara verme ve elektrik kesintisi de olmuyor.

Beynimiz bedenimiz ve hayatımız için müthiş önemli. Dahası çevremizle aramızdaki bağlantıyı mümkün kılıyor.

Diğer taraftan bizi biz yapan “şey”lerden biri de hayatî hücrelerimizin üretildiği kemik iliğimiz. Bu üretim merkezinde birbirinden hem yapıları hem de işlevleri birbirinden çok farklı ürünler üretiliyor.

Hayatımız için olmazsa olmazlardan biri olan savunma hücrelerimiz ise kemik iliğimizde üretiliyor. Vücudumuzun askerleri onlar. Radyasyon gibi dış etkilere, vücudumuza giren yabancı maddelere karşı savaşan askerler. Kimi tek bir hedefe yönelen bombaya benzer sistemlere sahip, kimi âdeta saçma atan bir tüfek ya da birçok hedefe birden yönelebilen bir bomba gibi. Kimi ise âdeta çöpçü gibi temizlenmesi gereken mikroorganizmaları yutuyor, tehlikeleri bertaraf ediyor. Bir anda pek çok düşmanı yok edebiliyorlar. Oldukça uzun ömürlüler; aylarca hatta yıllarca yaşayabiliyorlar. [*]

Hiroshima ve Nagasaki’ye atom bombaları atıldığında, yayılan radyasyon yüzünden birçok insan, 10-15 gün içinde iç kanama ya da bulaşıcı hastalıklar nedeniyle ölmüştü. Bu insanlara ne olduğunu anlamak için hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde şu sonuca ulaşılmıştı: Vücut tümüyle radyasyona maruz kaldığında kan yapan ve savunma sisteminin bel kemiği olan hücreler ölüyordu. Bu vücudun da kısa sürede ölmesi demekti.

Dua müminin kalkanıdır. Allah`a sığınılarak edilen samimi dua nasıl kötülüklerden engelleyen bir kalkan ise iliklerimizde üretilen savunma hücrelerimiz de vücudumuzun koruyucu kalkanı gibi.

Hayy olan Rabbimiz, hayatımız için ortak bir amaca yönelik faaliyet gösteren birçok farklı sistem kurmuş. İşte bu kusursuz ve muhteşem İlahî tasarımlar bize hayat veriyor, bizi biz yapıyor. Tıpkı duamızın bizi biz yaptığı gibi…

De ki: “Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan Suresi, 77)

[*] evrimteorisi.info/

Kategoriler
Bilimsel Makale İslam Dini

Özleyen, Seven, Hatırlayan Beyin Değil, Ruhtur

 

Darwinistler, insan zekasının da evrim süreci içinde geliştiğini savunurlar ancak bu tez de evrimcilerin kendi mantığı içerisinde çelişir. Çünkü evrimcilere göre şuursuz atomlar, milyonlarca yıl önce çok az araç-gereç, sınırlı olanak ve yalnızca eldeki malzemeleri kullanarak göz, kulak, burun, doku, tat gibi mekanizmalar geliştirmişlerdir. Ancak yine evrimci teze göre çok daha gelişmiş olan insanlar, halen aynı kalitede görüntü ve ses üreten cihazları, son derece gelişmiş teknolojik imkan, ekip ve bilgi birikimi ile dahi geliştirememişlerdir. Bilim adamları çok daha düşük kalitede gören kamera, duyan mikrofon, koklayan yapay burun, dokunan dedektörler yapmışlar ancak bunlardan zevk alan ruhu üretmeyi başaramamışlardır. Çünkü ruhu ancak Yüce Allah yaratmakta ve tüm bu hisleri algı olarak ona yaşatmaktadır.

İnsanın keşifler yapması, teknoloji icat etmesi, beste yapması, keman çalması, kitap yazması Allah’ın dilemesiyledir.. İnsan, Allah dilerse sevinir, üzülür, zevk alır, heyecanlanır, endişelenir, coşku duyar. Bir müzikten hoşlanması Allah’ın dilemesiyledir. Bir güzelliği takdir etmesi Allah’ın dilemesiyledir. Güzel manzaradan, güzel giysiden, güzel davranıştan, çiçeklerden, hayvanlardan, bir tablodan, çikolatalı pastadan hoşlanması Allah’ın dilemesiyledir. Eğer Allah dilemezse, bu duyguların hiçbirine sahip olamaz.

Bunları yapan madde değildir. İnsanın beynindeki hücreler değildir. İnsanın yediği yiyeceklerin dönüştüğü proteinler değildir. Bunları yapan insanın beyni değildir. Materyalist filozof Karl Vogt’un “karaciğer nasıl öd sıvısı salgılıyorsa, beyin de düşünce salgılar” sözünde nasıl bir mantık aramalı?… Öd sıvısı maddedir ama düşünce madde midir?..


Beyin sevgi duymaz. Beyin müzikten zevk alma yeteneğine sahip değildir. Beyin, küçük bir tavşanın havuç kemirme görüntüsünü izleyerek ona şefkat duymaz. Beyin özlemez. Beyin sadakat duymaz, vefa göstermez. Beyin ilkokula başladığı günü, ilkokul öğretmenini hatırlayıp bundan dolayı heyecan duymaz. Beyinde yalnızca yağ, su, protein ve diğer kimyasallar vardır. Özleyen, seven, sevinen, utanan, hatırlayan beyin değildir. İnsan; ruhuyla sever, sevinir, özler, şefkat duyar. İnsan, Allah’ın Kendi ruhundan bir parça taşıyan ruhunun varlığı ile insandır.


İnsan, ruhun varlığını kabul etse de etmese de, dünyada bedenini bırakacak ve bir ruh olarak ahirette Allah’ın huzurunda yapayalnız sorgulanacaktır. İman edenler, Allah’tan bir ruh olduğuna inananlar, inkar edenler, materyalistler, Darwinistler, yaşamı boyunca Allah’a karşı mücadele içinde olanlar,
” yalnızca nöron yığınınıyız”, “ahiret yoktur, ölüm herşeyi kesip bitirecektir” , “ölüp toprak olacağız” diyenler, kısacası yeryüzünde yaşamış her insan, her ruh, Allah’ın huzurunda yapıp ettiklerinin hesabını verecektir. Her biri, önden gönderdiklerini eksiksiz olarak karşısında bulacaktır. Her biri hakkında, hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlık yapılmayacak, adaletle hüküm verilecektir.

Bir insan, eğer ahiret gerçeği konusunda “acaba” diye bir şüphe duyuyorsa, artık yanlış inançlarını bir yana bırakmalı ve tek Yaratıcı olan Allah’a yönelerek sonsuz ve gerçek yaşamı için elinden geleni yapmalıdır. İnsanın yaşadığı sürece, hatasından geri dönme olanağı her zaman vardır.

Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: “Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Enam Suresi, 54)

Fuat Türker

Kategoriler
Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Beyin Göçü Şart Mı?

Öncelikle konuya şuradan başlamak istiyorum, bende 1 aydır işsiz bir gazeteciyim yani yeni mezunum. Tabii ki hedeflerim, gelecekle ilgili planlarım herkesin oldugu gibi benimde var fakat bunları gerçekleştirmek için ne yazık ki ülkemizde hiçbir fırsat bulamıyorum. Yurt dışında üniversite okudum ve benim gibi farklı ülkelerde okuyan herkes gibi okulum bitince yurda dönüş yapıp işe başlama planlarım vardı. Şimdi ise geldiğim yere geri dönme planları yapıyorum cünkü oradan iş teklifi alıyorum. Üstelik kendi alanımda yani iş yok diye geçici olarak bi cafede,mağazada v.b. yerlerde çalışmak üzere değil. Benim etrafımda olan hatta bizzat arkadasım olan yaklasık 10 kişi de aynı fikirde benimle. 2 si Amerika’ya gitti, biri İngiltere’ye gidiyor. Bir kaçı hiç dönmedi Kıbrıs’ta işe başladı ve bunun gibi birçoğu… Tabii bu bahsettiklerim maddi ve manevi birçok imkana sahip kişiler.Peki ya olmayanlar? zor sartlar altında üniversite okuyup mezun olan gerçekten işe ihtiyacı olan kişiler onlar ne olacak?

Üniversiteyi gerçekten yüksek derecelerde ve üstün başarılarla bitiren bazı öğrenciler ya yurt dışından ya da Türkiye’deki çoook büyük şirketlerden iş teklifi alıyorlar  çalışmaya başlıyorlar. Ama bir de normal statüde mezun olan öğrenciler var.Bu da binlerce hatta milyonlarca işsiz demek oluyor. Arkadaşım olarak bahsettiğim ve o durumda olan birçok öğrenci yurt dışında işe başlıyor ve hayatlarını bir şekilde kurtarıyor bazıları cok büyük yerlere geliyor. Ondan sonra da “doğduğun degil doyduğun yer” mantığıyla bir daha tatiller haricinde ülkemize gelmiyorlar muhtemelen emekli olana kadar. Peki bunun böyle olması şart mı? İmkanı olan ya da ortalaması iyi olan öğrenciler vakit kaybetmemek ya da “bundan sonra üniversite mezunu olmak yetmez” ve “artık bir yabancı dil yetmiyor”  laflarını boşa cıkarmamak için eğitimine devam ediyor ya da özel kurslara gidiyor. Maksat belki bir yerden iş teklifi gelir de belki birgün işe başlarız demekten başka bir şey değil eğer üniversitede öğretim görevlisi olmak gibi bir fikirleri yoksa. Gerçekten maddi sıkıntı çeken bazı mezunlar ise yeter ki iş olsun da para kazanayım dediği içinse okudukları bölümle alakası bile olmayan işlere girip çalışıyor. Tabii ki mecburiyetten yoksa kim ister ki 4 sene okula gidip o kadar emek verdikten sonra bu emegin boşa çıkmasını. İş verenlerin de bu durumda yapabilecekleri bir şey var mı bilmiyorum ama mezunları işe alıp sizi bir süre deniyeceğiz taktikleri uygulayıp bir kuruş maaş vermeden 1 yıl sonunda kusura bakmayın diyerek bu durumdan faydalanmaları bana cok da mantıklı gelmiyor.

İmkanı olan bir kişinin mezun olduktan sonra uzun bir süre iş arayıp ondan sonra yurt dışına gitmesinde ben bir yanlış göremiyorum açıkcası.

Burda aklıma şöyle sorular geliyor :  Nerede bu devlet?  Nerede bu insanlar? buradan bütün ülkeden sorumlu Yetkililere sesleniyorum…

Kategoriler
Bilimsel Makale insan vücudu

Beynin Çalışması

Beynin Çalışması; Kafatasının koruyucu kemik tabakası altındaki beynin biçimi ve yüzeyi çok büyük bir ceviz içine benzer. Beynin ana parçası iki simetrik kısma ayrılmış, birbirine fisürler, kıvrımlar ve karışıklıklarla bağlanmış ve ince zar katmanlarıyla kaplanmıştır.

Beynin Anatomisi; Erkekte yaklaşık olarak 1.300 gr ve kadında 1.250 gr ağırlığı olan beyin, “nöron” denilen yaklaşık 30 milyar hücren oluşur. Zekanın, şu yada bu şekilde beyindeki mikro yapıların karmaşıklığına, birimleri ile biyokimyası arasındaki ilişkiye bağlı olduğu düşünülmektedir. Doğumda beynin yapısı hemen hemen tamamlanmış olmakla birlikte, 20 yaşına kadar hem hücrelerin tek tek büyümesi, hem de nöronları birbirine bağlayan doku sayısının çoğalması ile büyüme sonunda %40 nı oluşturana kadar devam eder. Beyin, türdeş (homojen) bir kütle değildir. İnsanın evrimi ile gelişen birkaç farkıl bölümü vardır. En eski kısımlar nefes alma, kan dolaşımı, uyku gibi, dirimsel işlevleri yerine getirenler olup beynin altında, omuriliğe bağlandığı bölgede bulunurlar, sonradan oluşan kısımlar ise eski bölgelerin üzerine sarılıdır. Çok sayıda kıvrımları olduğundan oylumlarına göre düzeyleri geniştir. Asıl beyni oluşturan simetrik iki yarımyuvarın her ikisi de ayrı ayrı bedenin yalnızca bir tarafının hareketlerini (örneğin, sol yarım yuvar sağ tarafı ) kontrol eder. Konuşma gibi karmaşık bir hareket, yarımyuvarlardan yalnızca biri tarafından edilir ki, bu da hemen hemen herkesin kullandığı sağ eli kontrol eden sol yarımyuvardır. Böylece, sağ elini kullanan bir kişi beyninin sol yarımyuvarını etkileyen bir darbe sonucu sağ elini ve kolunu kullanamayacağı gibi, konuşma yeteneğini de kaybeder.

i106516_beyin

Beynin yapısı ve işlevi; Yarımyuvarlar, beden sinirleri de dahil olmak üzere, tüm beynin ve sinir sisteminin %70 ni oluştururlar. Bu yarımyuvarlar, beyin kabuğu, dıştaki bozmadde ve onun altında sinir telciklerinden oluşan daha kalın bir akmadden meydana gelirler ve birleşerek adı verilen sinir teli demetlerliyle birbirlerine bağlanırlar. Beyin kabuğunun altında her yarımyuvarın dörder lobu bulunur. Beynin arka kısmında olan artkafa lobu görsel bilgiyi alır ve çözümler. Her iki yarımyuvarın yanında bulunan şakak loblarıysa, işitme duyumu algılarlar, alın lobları ise, esas olarak, istemli hareketleri düzenlerler ama konuşma ile de ilişkileri vardır. Bu lobun ön alın kısmının zekâ ve kişilikle ilgisi olduğu sanılmakla birlikte, kesin işlevi hala bilinmemektedir. Çeper loblar, esas olarak, dokunma ve denge duyularımızı yönetirler. İnsanda öteki hayvanlara oranla az gelişmiş olan koklama ve tat olma duyuları, alın ve şakak loblarına gömülü ufak bölgelere bağlıdırlar. Beynin altında, ilik içinde bulunan beyin kökü nefes alma, öksürme ve kalp atışı gibi önemli işleri denetler. Bunun arkasında ve biraz yukarısında bedenin hareket düzenini, dik durmasını ve dengesini sağlayan beyincik bulunur. Beyincik hareketleri yönetmez. Sadece onların yumuşak ve dengeli bir biçimde yerine getirilmesini, kasların geriliminin düzenlenmesini ve basit hareketleri bütünleştirerek yürüme gibi, karmaşık bir eyleme dönüşmelerini sağlar. Beyindeki sinir hücreleri şu bakımından zengin, buna karşılık özellikle sodyum ve potasyum bakımından yoksuldur. Beynin katı kısmının %40’ı protein, %51–54 ü yağdır. Sinir akımının bir hücreden ötekine geçişi ise adrenalin ve asetilkolin gibi kimyasal maddeler aracılığıyla olur.

Duygusal Denetleyiciler; Beyin kökünden, duyuları omurilikten beyne taşıyan sinir telleri çıkar. Bu dağıtım bölgesi bedenin duyu organlarından gelen bilileri izler ve tepki düzeyini ayarlar. Bu kısmın aynı zamanda duygusal davranışlar üzerinde derin etkisi olduğu da düşünülmektedir. Beynin ortasında beyin-omurilik sıvısıyla dolu karıncık denen boşlukların çevirisinde, temel içgüdülerimizi denetleyen bölgeler vardır. Hipotalamus açlık, susuzluk, beden ısısı, saldırı ve cinsel içgüdüyü kontrol eden hipofiz bezinin çalışmasını düzenlemekle ve önemli bazı hormonların salgılanmasını denetlemekle görevlidir. Hipotalamus’un çevresinde limbik sistemi oluşturan yapılar bulunur. Bunlar septum (bölme), forniks, (beyin üçgeni), amigdal (beyincik bademciği) ve hipokamp’tır (beyindeki iki beyaz çıkıntı) bu sistemin korku ve saldırı gibi duygusal tepkilerle ilgili olduğu ve ruhsal durumda görülen değişiklikleri kendi aralarındaki etkileşimle ortaya çıkardıkları sanılmaktadır. Beynin ortasında ise duyu organlarından aldıkları uyarıları beyin kabuğuna ileten sinir hücreleri demeti olan “talamus” bulunur. Beyin normal olarak kandan özümlenen oksijenin yüzde yirmisini tüketir. Oksijensiz kalan beyin hücreleri tedavi edilemeyecek biçimde zarar görür ve ölürler; beynin, hücrelerini yenileme yeteneği yoktur. Beyin bir bilgisayar’a benzetilebilir, ancak son derece karmaşık bir yapıya sahip olduğundan, işlevinin büyük bir bölümü hala bir sır olarak kalmaktadır. Beynin hangi bölümünün ne yaptığı bir dereceye kadar bilinmekle birlikte, bu kısımların birbirlerinden ayrı olarak hareket ettiklerini düşünmek yanlış olur. Beyin birbirleriyle etkileşim içinde olan, ayrı görevler yüklenmiş pek çok bölümden meydana gelmiş, yüksek verimli bir birim olarak çalışır.