Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Bırak(ma) Beni, Bana

“Biliyor musun, sende hakkım olmasını isterdim. Mesela ayrılabilirdik, en azından ayrılıktan önceki sevinçleri, el-ele tutuşmalarını, gülüşmeleri tatmak isterdim… Şimdi imkânsızlığın gölgesine sığınmış, bu koca karanlığın orta yerinde bir ışık bekliyorum senden-hani güneşi hiç saymıyorum!”

Böylemi olmalı sevdalar. Neden her devrin aşkları bir başka derde kurban giderler. Çok mu zor sevmek, sevilmek; hiç mi tanımak istemedin beni, mesela gözlerimin içine bakarak “hayır” demelerine bile razıyım. Sahi hiç mi adam yerine koyamadın beni/seni görebilmek için her sabah aynı köşe başında beklemelerimi hiç mi fark etmedin, yoksa hepsine kaderin bir tesadüfümü dedin. Sahi nedir senin derdin-suskunluğun asaletine mi inanıyorsun, neden bir kerecik de manalı bakışlarınla anlatmıyorsun her şeyi. “çıkma karşıma, istemiyorum seni” demek bu kadar mı zor! Anlamıyorsun değil mi, ansızın karşına çıkan sokak hayvanlarına bile bir tepki gösterirken-bana bu kadar tepkisiz kalman, ağırıma gidiyor. Acaba diyorum “ o da hoşlandı da, utangaçlığından mı susuyor” yoksa “ benden sana yar olmaz” demeyi istemediğin mi, hani beni üzmek istemiyorsan-bunu anlarım, alır yüreğimi giderim sonsuz zamanlara… Ama konuş be bir kere! Sesini duymak istiyorum, gözlerinin rengini, kokunu, dudak burkulmalarına şahit olmak istiyorum. Omzuna konan uğur böceği kadar hakkım yok mu bunlara?

Soğuk terler altında hiçliğine mıhlanıyorum. Gecelerimi, artık nasıl güneşe emanet edeceğimi düşünmüyorum. Eskisi gibi yağmur sonrası gökkuşağına bakıp, hayretler içerisinde bakakalmıyorum. Aynalara bakıp-bütünlüğüme sevinemiyorum. Yaşam denen bu yanılsamalarda ölümden başkasına hayallerimi bırakamıyorum. Eskisi gibi çok kitapta okumuyorum, inanmıyorum kitapların büyüsüne, bilgisine, dostluğuna… Müzik denen o ruhun gıdasını ihtiyacım yok artık. Çünkü hiçbir ruhun öğününde müzik denen bir tatlı yok! Meğer gönül aşka, sevgiye, çok değil be bir tatlı gülüşe muhtaçmış. Nasıl da kandırmışlar yıllarca safsatalarla bizi… Nasıl inanmışız sahte bedenlerin ihtişamına, yazık görememişiz toprak kadar gerçekleri… Yazık ne kadar aptalmışım!

Bana ölümden gayrisi yalan be güzel kız! Neden diye sorma/ çünkü senin bana, yanına günde yüzlerce kez yaklaşan ve hatta içine giren iblis kadar ayıracak vaktin yok! İnan çok ağırıma gidiyor bu zamansızlıkların… Milyonlarca hayır’a razıydım-olabilseydim birazcık yanında.

Hadi git(me) sende… Bırak(ma) beni, bana!

EMRE ONBEY

Kategoriler
Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası

Koy Beni Sensizliğine

“Günlerdir evini gözetliyorum. Sen bilmiyorsun ama karşı daireyi kiraladım. Anahtar deliğinden görüyorum seni. Sabah işe giderken ki masum yüz hatlarını ilk ben göreyim diye, neler çekiyorum bilemezsin! Özleminle sevişiyorum, dertlerinle tavla atıp, yokluğunla demleniyorum… Artık öğren, seni her şeyden bir fazla seviyorum!”

Rüzgârınla savur beni, eksik kalan günbatımı düşlerimize. Ağlayalım sabaha kadar, gözyaşlarıyla sarhoş olalım. Bu kez sitemsiz sabahlara, yıpranmış gülüşlerimizle haykıralım. Çıkmaz yollara dalıp- mutsuzluğu peşimizden koşturalım. Hadi var mısın?

Sevdiğin bütün şarkıları ezbere biliyorum. Dün sabah sen işe giderken “ben sana âşık oldum bir tanem,” adlı parçanın sesini açtığımda, nasıl da yüzünde hüzne benzer tebessüm oluştu. Sen bilmiyorsun tabi, o küçük anahtar deliğinden sana baktığımı. Ama bil ki, senden vazgeçemem. Yapamam işte, unutamam seni…

Günlerdir bu evde kedi-fare oyunu oynuyorum. Duvara bardak koyup senin sesini dinlemek falan işte! Gözüm yollarda akşam evine geç geldiğinde, nasıl telaşlanıyorum bilemezsin. Elim-ayağıma dolaşıyor. Ama sokağı dönüp, hızlı adımlarla apartmana yaklaştığında rahatlıyorum. Dairenin kapısını açmak için, anahtarını araman yok mu çantanda, daha uzun sürsün istiyorum. Bugünlerde senli bir telaş var bedenimde, yüreğimde, ruhumda…

Sensizliğe alışmak çok zormuş. Ne denli bir enkazın altında olduğumu şimdi çok iyi anlıyorum. Geçenlerde kapım çalındığında, evde yokmuş düşüncesi yarattığım için kusura bakma! Açamazdım o kapıyı, sonra bir daha göremeyebilirdim seni hiç. Ben seni anlık görmelere razı olmuşken, sonsuz kaybetmelere dayanamam. Kusura bakma bundan sonrada hep gizli komşu olacağım sana… Ne yapalım benim payıma düşen bu, ömürlük bir sevdanın kırıntılarıyla yaşlanmak işte!

Bilirsin eskiden çok şiir yazardım, şimdilerde sen olmayınca, şiirde olmuyor kalemimde!

Koy beni sensizliğine
Gözünün alamadığı o tenha yere
Hadi uzat en konmaz düşlerini
Uykularıma, haram gecelerime…
Zamanla neler geçmedi ki
Ay bile asılı kaldı dünyada
Kim memnun halinden
Kayan yıldızlar mı dersin?

Biliyorum tuhaf bir adamdın
Nereye istersen oraya çarpardım
Ne yürek kaldı
Ne de sen…
Sen öyle sanıldığın kadar
—en, enlere yakışmıyorsun!
Düşününce bir sancı
En çok geçmişte kalansın artık

Fısıltıma biraz kulak ver
Yüreğinde kalanlara aldan artık!
Pencerene konan şu bülbül bile
Daha mutlu senden…
İnan bana herkesin yüzü temiz
Olabildiğince yaşıyorlar hayatı
Ama fakir ama zengin
Senden daha yüreklice…

Daha ne diyeyim sana
Kaplumbağaların neden uçamadığını mı?
Kelebeklerin neden üç gün yaşadıklarını mı?
Seni, sana anlattım oysa…
Daha ne sözüm var ne de heyecanım
Kalmadı bende sen artık
Ama kaldıysa sende ben
Ne olur at onu da mezarlığına…

Dedim yanlış bu zaman
Dedim uyandırmayın yüreğimi…

Kimseler duymadı fısıltımı…

Emre onbey

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Türk Sineması Videolar

Dersimiz Atatürk yeni fragman HD

Merhaba arkadaşlar bugün sizlere yakında çıkacak olan Dersimiz Atatürk filminin fragmanını aktaracagım. Fragman beni çok etkiledi öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

Şu Çılgın TÜRKLER”in yazarı ünlü tarihçi Turgut ÖZAKMAN’ın yazdığı Dersimiz Atatürk Filminin başrol oyuncuları ise Halit ERGENÇ ve Çetin TEKİNDOR. Fragmandan çok etkilendiğimi belirtmek istiyorum tekrar. Eski dönemde Atatürk ve Türk askerlerinin başarılarını anımsıyor, hatırlıyorum bir nevi. 10 binlerce şehit verdik, Atatürk ismi bu şehitlerimizin ve anılarımızın bir nevi tek ismi oldu. Bazı kişiler Kurtuluş savaşı, çanakkale savaşlarının zaferlerini kutladığımızda, Neden hep Atatürk diyor bir tek o mu savaştı diyor. Ancak bilmedikleri bir şey var. Biz Atatürk’ü anarken Şehitlerimizi, gazilerimizide anıyoruz. Atatürk demek sadece komutan, yada kahraman demek değildir. Atatürk demek Bu ülkesi için şehit olan, her Birey için verilen bir unvandır. Mustafa Kemal Atatürk ise bizim baş komutanımızdır. Onu anıyorsak sadece bir kişiyi değil, onun yanında Tüm Türk askerini ve Türk askerinin yanında canlarını feda eden diğer halklara mensup kişileri anıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, sadece kendi şehitlerimizi de değil, düşmanın verdiği şehitleride anıyoruz.

Tek bir ülkede insanca ve kardeşçe yaşamak artık bu Türk halkının ve dost halklarının hakkıdır. Ülkede ki Kürt tartışmalarının bitmesi dileğiyle fragmanı izlemenizi şiddetle rica ediyorum..

Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Bu Benimkisi Aşk Değil

“Yeni bir yılın sabahındayım, dinlediğim bir şarkı aklıma düşürdü seni. Diyor ki, “seni görebildiğim yer rüyalar artık,” rüyalarda olmasa hani… Yanmışım sevgilim, öyle bir tutuşmuşum ki hayatın tam ortasında kalakalmışım. Şimdi seninle yalnızlığımı paylaşsam, çok ayıp etmiş olurum. Ama bunu yapmayacağım. Seninle geçmişimi yâd edeceğim sadece. Beni, ben yapan o güzel kadına bir değil, bin anlam katacağım bugün de…”

Son sevdiğim olduğunu mu sandın, söylenen her söze inanıyorsun güzel sevgilim. Ama evet, sen benim son sevdiğimsin ama aynı zamanda da ilk sevdiğimsin! Bunu unutma, yarın senin için öleceğim…

Sensiz(ken) yanıyordum. Küllerimden anlıyorlardı, tanıyorlardı beni artık. Biliyorlardı neden yandığımı, her günün batımında… Öyle yüreğimden tutuşmuştum ki, ateş olmasa da, yanıyordum. Her yanımda yokluğun kol geziyordu. Sensiz olmayan tek şey sevgiydi! Ey benim nazlı yanım, sevgisizde yaşanmıyor ki hani. Hadi tutsana yüreğimden, hadi kalsana yanımda, bırakmasana gün batımlarına… Hadi nasırlı ellerime, ellerini kenetlesene!

Zamansız gittin sevgilim. Bir vedayı bile çok gördün. Belki de haklıydın gitmelerinde, nedenlerin vardı. Zaten kızamıyorum bu yüzden sana. Her şeyde bir neden aramak çok saçma, hele aşksa bu mantık ötesi bir durum işte! Umarım gittiğin yerde, çok mutlusundur. Yüzün gülüyordur. Kapısını açtığın adam elinde çiçeklerle, dilinde sevgi sözcükleriyle geliyordur her defasında. Yoksa üzülürüm…

Yeni bir yılın sabahındayım, bir şarkı aklıma düşürdü seni. Diyor ki, seni görebildiğim yer rüyalar artık, rüyalarda olmasa hani… Yanmışım sevgilim, öyle bir tutuşmuşum ki hayatın tam ortasında kalakalmışım. Şimdi seninle yalnızlığımı paylaşsam, çok ayıp etmiş olurum. Ama bunu yapmayacağım. Seninle geçmişimi yâd edeceğim sadece. Beni, ben yapan o güzel kadına bir değil, bin anlam katacağım bugün de…

Bak yarın, bugün oldu. Sen gideli heybem iyicene hafifledi. Dört bir tarafta yokluğun halay çekiyor. Bilmez misin efe torunuyum ben, şöyle ağırdan bir zeybek nasılda giderdi, gözlerinin tam karşısında. Etrafında bir dönsem, başım üstüne-dizlerimi yoluna çökertsem hiçte fena olmazdı hani. Galiba ufaktan kaderimin kaybedişlerine çöküyorum. Olsun varsın. Sevmek, bilmeden tüketmekmiş ömrü… Varsın sana harcansın ömrüm, hiç gocunmam!

Seninle geçirdiğimiz o zamanları arıyorum halen. Nereden başlasam, nereye uzansam şöyle bir, aklıma çakılıyorsun. Sitemim asla olmadı sana. Nasıl olsun ki, insan sevdiğine de sitem ederse, ne anlamı kalır o aşkın değil mi? Yoksa etmeli mi… bilirsin, ben pek beceremem duygularımı yansıtmayı. Yazarım, çizerim sadece. Ara sıra resimde yaparım ama söyleyemem bir türlü. Söylersem, gizeminin gideceğini düşünürüm aşkımın. Korkarım ama bilirim ki sevmek, sevdiğini keşfetmektir! Beni yeniden bulmanı çok isterdim.

Benim öyle yeni bir yılda beklentilerim olmadı hiçbir zaman. Nasıl olsun ki, olmadı işte! Biliyorum hiçbir zaman bir kadın tarafında onurlandırılmayacağım. Çünkü unutamıyorum seni, belki de bu yüzden acılarım yenileniyor. Kadınların sezgileri çok kuvvetli, ne halde olduğumu anlıyorlar. Öyle işte, özledim seni… Çok!

Bu benimkisi aşk değil, başka bir şey. Üstelik bu ben de, ben değilim/ seninim…

Emre onbey

Kategoriler
Günlük hayat Komedyen Söyleşiler - Röportajlar

Mesut Yar ile Söyleşi

Benim için tüm anılarım unutulmaz; ama matematik dersinde hoca son notu verecek. Beni sözlüye kaldırdı. Ondan sonra takıldım kaldım bir formülde, çıkamıyorum. Kafaya bir tebeşir yolladı. Hemen aklıma geldi nasıl olduysa. Öyle geçtim dersi. Sonra gittim elini öptüm. Belki de ondan sonra açıldı benim öğrencilik hayatım.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz Biz ve Söz adına. Sempatik bir insan olmanız ve bizim okuldan mezun olmuş olmanız size ulaşmamızda en büyük etken oldu; ancak Mesut Yar’ı biraz araştırdık ve karşımıza çok yönlü bir insan çıktı. Kendi Web sitenizde “Ben sahici bir adamım, Kurtuluşla yürürken beni her an görmeniz mümkün.” demişsiniz. Gerçekten de kendinizi bu yaşamın ve halkın içinde hissediyor musunuz?

Mesut Yar ile Söyleşi
Mesut Yar ile Söyleşi
Kategoriler
Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat iletişim Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Hoş-geldin Sevgilim (güzel tabiatına)

“nihayet geldin! Kavuşmak, hiç bu kadar yaslanmamıştı bedenime. Teninin sıcaklığını hissetmek, bunca yıl aldığım nefese eş değer de. Sen geldin ya, ardından mutlulukta, sevinçte, cennette koşarak gelir… Hoş geldin sevgilim!”

Yokluğunda hava güzelse, gölü seyretmeye giderdim. Kıyıya vuran dalgaların sesine aldanıp, hayallerle oynardım. Ara sıra cebimden çıkardığım resmine bakıp-konuşurdum. Sen duymazdın beni, belki kulakların çınlamıştır. Öyle anlatılacak mutlu bir yaşam hikâyem yok, eskisi kadar yalan da söylemiyorum. Geçici zevklerle de öldürmüyorum zamanımı… Sana benzesin diye bu yüzüm, her gece resmine bakıpta yattığımı, bil istiyorum!

Kalabalık bir kentte yaşamıyorum. İnsanlarla görüşmekte artık çok sıktı beni. Farklı yüzlerde aynı anlamları görmek inan hiç hoş değil. Aslına bakarsan kaçtım her şeyden, herkesten, kendimden… Bazen saçma bir düşünce içinde, “insanlar benim yüzümü tanımamış olsalardı, huyumu bilmeselerdi ne iyi olurdu” demek geçse de, zaman öyle çabuk çıkmadı acılarımdan. Yokluğunda bestelediğim şarkıları hangi bülbüle dinlettiysem, bir daha uğramadılar pencereme. Seni sevmek, bütün dünyaya düşman etti! Aldırmadım…

Neden anlatıyorsun tüm bunları dediğini biliyorum. Gözlerin her zaman seni ele verirdi zaten. Şu an karşımda oturmuş sarı saçlarınla güneş gibi içime işlediğini de söyleyeceğim. Ama sensizken, başka bedenlerin namahremine uğramadığımı anla istiyorum. Yokluğunda, kaçtıysam bu dünyadan, bu seni benden almasın diyedir. Başka kollarda, yalancı sevda sözlerini söylemeyen bir bedenle, seni beklediğimi ve neden böylesine sevildiğini umarım daha iyi anlamışsındır! Yoksa kahrolurum…

Hoş-geldin Sevgilim (güzel tabiatına)
Hoş-geldin Sevgilim (güzel tabiatına)

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

7 Şehit Verdik. Kimin umrunda?

Bugün milliyet.com.tr de 7 şehit verdik haberini okudum. Genelde internetten haber okumaya çalışıyorum, televizyonu pek kullanmam. Ama önemli siyaset tartışmalarında, ülkeyi ilgilendiren konulardaki tartışma programlarını kaçırmamaya çalışırım. Bunlardan bir taneside 32. gün programı. Şuanda bakıyorumda gerçekten çok duyarsız kalıyoruz özellikle Türkiyede yaşayanlar. Ben yurt dışında olmama rağmen içim içime sığmıyor açıkçası. Özellikle Polislerle pkk yandaşlarının hergün tenis oynaması beni o kadar rahatsız ediyorki resmen polislerden nefret etme derecesine geldim. Ama etmiyorum, onların suçu değil diyorum. Yönetenlere vermişiz biz yularımızı bir kere, nereye gidin derse oraya yol alıyoruz.

Ne millet sesini çıkartabiliyor, nede hakkını arayabiliyor. Özellikle bu günlerde TÜRK bayrağı açmayın, pkk bayrağı açarsanız daha çok ilgileniyorlar sizinle. Ha varsa protesto edecekleriniz, alın elinize pkk çaputlarından çıkın sokağa başlayın bağırmaya, kimse bişey demez. Aman diyim Türk bayrağı açmayın, bazılarının KIÇINA batıyor çünkü.

Neden demez ?..

Şen hanki hakla Türk bayrağı açan gazilerimin, vatandaşlarımın elinden TÜRK bayrağını alabiliyorsun ? Sen Hangi ahval ve şerait içindesin ? pkk ibneleriyle tenis oynayacağına, süs bombası atacağına neden gitip onların elinde ki çaputlarıda almıyorsun ?

Neden ?..

7 şehit verdik bugün. Noldu? cenazeye gidip bir, iki bağıracakmısın? pkk kahrol mu diyeceksin? Yada Allahınızdan bulunmu? Demeyin.. Türkiyede olan biten bu rezilliğe dur demiyorsunuz, çıkıp Şehitlerin cenazelerinede gitmeyin. Onları yanlız bıraktınız pusu kurulduğunda, şehit olduktan sonra ne işiniz var orda? Daha önce neredeydiniz? O şerefsizleri içinizde barındırırken mesela?

Şehitlerin cenazelerinde kalabalıklaşan ey Türk evlatları, şerefsiz itoğlu itin evlatları sokakları ateşe verirken, polise taş atarken, kızlarımızı molotof ile yakarken evde dizimi izliyordunuz ? yoksa maç mı ?

Neyi bekliyorsunuz ?

Hadi ben yurtdışındayım elimden bu kadar geliyor, sadece yazmak. Siz olayların içindesiniz, neden birlik olamıyorsunuz ? illa birilerinin ölmesi yada sıranın karınıza, çocuklarınıza, kardeşinize gelmesinimi bekleyeceksiniz?

Bekleyin, bekleyin..

Hala öfkem bitmedi, milliyet.com.tr deki haberi yayınlıyorum, inşallah herkes aklını başına alır biran önce.
Reşadiye’de devriye görevi yapan jandarma timi, yoğun sisin görüş mesafesini düşürmesinden de yararlanan teröristlerin saldırısına uğradı

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Manevi Bir Sürgün (Bir Cümlenle Öldüm İşte)

“ Kendimi dışa vursam, haz duyulacak ruhum olmayabilir. Karıştırsam her şeyi birbirine, yine yeniden güzel düşünmenin büyüsüne kapılsam, oyunları kaybeden bir çocuk masumluğunda intihar edecek bedenim. Bu sefer düğümlendim! ”

Ömrüm boyunca, ruh durumumun esaretiyle savruldum. Çoğu zaman istemediğim olumsuzluklarla harcadığım zamanın, bazen iyi bir dost olduğunu anladım. Yeryüzüne sadece güzel bir aşk yaşamaya gelmediğimi anlayacak yaştayım ( 26 oldu 27). Kendimde göremediğim sevecenliği, ince ruhluluğu, o tatlı duyguları yaşamak adına, çoğu kez kişiliğimden fedakârlık ettiğim günlerim çoktur. Aslında bir nedeni yok sevmenin de, çok sevmenin getirisi, az sevmeninkinden fazla değil. Bazen çok sevmenin ayrılık acısı uçurumlara götürür insanı, az sevmenin sonu bir sokak ortası meyhanesi… Karamsarlık halleri biraz bunlar. Sevmenin azı da, çoğu da olmaz zaten. Kendimi harflere bıraktığımda, ruh halimin karışık olduğunu fark ediyorum. Yüreğimin çevresinde yaşayan bir kadını, kendi haline bırakma çabasındayım. Ölüye yazar gibiyim adeta! Nefret edilecek, günlerce-aylarca, bana, kin besleyen birini sevmenin, sevimsizliğini ne yapmalıyım ki…

Manevi Bir Sürgün
Manevi Bir Sürgün

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular iletişim Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası

Sensiz Kaybolmak Zor

“artık gitme zamanıdır. Kirlendik, nemli yastıklara bıraktık derdimizi. Biliyor musun hiçbir yenilgi, yokluğun kadar ezik bırakmadı beni. Sen, güneye gidiyormuşsun, git! Korkma, bir daha karşılaşmayacağız; ben de toprağa gidiyorum…”

Ne tuhaf, gidenin ardından sözler mırıldanabilmek. Yazmak ne kadar zor; kimi ayrılınca mı kıymetini bildin diyor, kimileri gitmekte haklıydı. Ne onların demesi bitiyor, ne de yokluğun acısı biraz hafifliyor, sadece sensiz bedenimden takvimler geçiyor. Yüzümde ıslaklığın kaldı birtanem. İçimde dudağının kıvrımları, saçlarının sonbahar hüznüne benzer türküleri. Ve yüreğimde gülümseyen esmer küçük bir kız…

Unutacak kadar hiç nefret etmedim senden, çok sevdim. Gittikçe azalan ömrümde, keşkelere inan hiç sığınmadım. Belkilerle uğraşmadım. Yandığımda, ağlamadım; yanmaksa, sadece yandım. Alnımı toprağa dayadığımda, kokunun gülüşünü duydum, mutlu olduğunu hissedince, inan bende çok mutlu oldum. Şimdi toprağa gidiyorum, daha da çok görebilmek için seni, mutlu olduğunu daha çok duyumsamak için gidiyorum, senin için…

Sensiz Kaybolmak Zor
Sensiz Kaybolmak Zor