Kategoriler
Anlamlı Resimler Biyografi Genel Konular Görsel Sanatlar Müzeler Resim galerileri Ressam Ressamlar Sanat Tarihi

Ressam Kiera Malone

Fransız ressam Kiera Malone,ye aşk, şefkat, masumiyet, iyilik, kırılganlık, bir gülümseme, bir bakış, bir gözyaşı ilham kaynağı olmaktadır. Yani ressam her ifade şekli ile besleniyor. Ressamın yaşamı, iç dünyası vahşi, alıngan, dayanıklılık ve güven açığı, hafif ve derin bir ruh haline de sahip. Sanatçı Kiera Malone eserleri, özel ayar gerektiren türlerden ve çıplaklık yani şeffaflık önde bulunmaktadır. Onun diğer insanlarla ortak bir özelliği her yaşayanda olduğu gibi onda da saflık olabilir. Kiéra Malone,nin eserleri müdahaleci, kışkırtıcı olmakla birlikte onların hareket ettigini çoğu zaman seyirci derinden hisseder fakat kendisi görülmez. Kiera,nın bakışı “su kadar temiz”. Onun resimleri gözleri temizlemek için ve ruhu taze tutmak içindir. O nazik bir güzelligin etkilerini tuval üzerine bezer. Her model için farklı pozlar önerir kalbi. Kiera gözünde her biri için yeni bir doğuş vardır, onun güzel gözlerini bir ayna yücelterek, başka hiçbir kadın gibi giyinir. Klasik bir cazibesi, bir yansıma ile ikinci Grace resimlerinde vücut bulur.

Kiéra Malone Tr_Art-1Kiéra Malone Tr_Art-3Kiéra Malone Tr_Art-2

Arastirma: Yakup Icik

Kategoriler
Genel Konular Hayat üzerine Romansal ezgiler

FASL-I BAKIŞ !..

                Derin çizgilerle mavi ve tonlarıyla göğün her iz düşüşünü çizip, bıraktım bir kenara bitmemiş fırça darbelerini ve yarım kalan tuali. Günlerden pazardı, eski  pazar açıktı, bana çizdiğim düşlerimi yarım bıraktıracak , yegane sebeplerden biriydi; eski pazar…..

             Çok seviyorduminsan eskilerini o eskilerde toplanmış yüzlerce anının üç beş kuruşa satılması,  acı olduğu kadar  bana heyecanda veriyordu. Apar topar hazırlanıp, hızlı adımlarla çıktım. Bir solukta eski pazardaydım. Uçsuz bucaksız bir satış yeriydi. Her türden ucubenin olduğu, yolları genelde çamurlu, gelişi güzel  dizilmiş tezgahlara,  kermekeşliğinde  hakim olup, her yana etnik bir renk cümbüşüde  yayılmıştı. Bu denli sevmemin nedeniydi belkide bu dağınıklık. Bilinç altıma yerleşmiş salaşlığımı, gün yüzüne ulaştıran tek yerdi. İlk tezgah Emine’nindi. Bu pazara onsuz başlanmazdı. Epeyce ilerlemiş yaşına rağmen,  genç bir erkek kadar güçlüydü. Okuttuğu iki yetimi vardı. Hiç beğenmesemde, illa ki tezgağından bir şey alır pazara öle devam ederdim.

-O tam zamanı yaa nasıl beceriyorsun? Hep aynı saate işe gelir gibi gelmeyi.

-Eee Emine, sende de benim kadar eski merakı olsa, sende uçar adımlarla kimse birşeye     konmadan gelirsin.

-Hadi canım  sende, işim olmasa dünyada son uğrayacağım yer bile olamaz burası, napıcaksın işte ekmek parası…

            Birbirimize bakıp güldük, ve bir iki parça bişey alıp, başka tezgahlara yöneldim.İnsanların egolarıyla bir lego oluşturarak yaşadığı anlamsız düzenden öğle uzaktıki burası, içim çoşuyordu, her adımımda. Her zaman olduğu gibi ne aradığımı bilmeden, çoğu sefer olduğu gibi de elimin boş dönme ihtimalini göz önünde bulundurarak, ilerledim. Dünyada toparladığımız her maddesel şeyin, elden bir gün çıkıp gidecek olması gerçeği, beni hiç bir maddi  olguya tamah, etmemeyi bu pazar yerinde bir kez daha öğretiyordu…

             Eskilerin ahengine kaptırmış yol alırken, telaşla birinin  üstüme doğru koştuğunu gördüm. Bir an paniklememle birlikte,  çantama ansızın yapışmasıyla göz göze geldik. Fakat  çok tuaf bir şey olmuştu. Bu hırsızlık girişimindende,  dünya da eşine zor rastlanan bu pazar yerindende, çok daha tuhaf bir oluşum.  Göz göze geldiğimiz an,  bildiğimiz zaman dilimini alt üst etmiş bir kaç saniyelik bu bakış faslını sanki saatlere yaymıştı. Bu durumu yaşamayan tam olarak ne dediğimi bilemezdi. Biliyordum, emindim, ondada aynı fasıl hakimdi. Elini  usulca çekti. ‘PARDON ‘ dedi.Çantayı azad etti. Aynı hızla koşarak gitti……

           Öyle süprizlerle dolu ki yaşam, yıllardır beklediğini,  üç beş saniyede inanılmaz bir hazla sana  verir yaşam. Hemde en umulmadık en beklenmedik şekilde…Hep derim yaa bilen bilir. ‘  Mucize aramaya gerek yok, en büyük mucize insandır. İnsan varsa geri kalan her şey olağandır. ‘Milyarlarca hücrenin birleşerek ortak  kararla hareket ettiği, yumuşacık bir yapıya sahip olan beynin bu koca hücre ordusuna,  usta bir kumandan gibi hükmettiği, birde ilahi yaratıcının, ruh üfleyip onurlandırdığı insan, mucizenin taa kendisidir…..

           Pazardan eve dönüşümün beşinci gecesiydi. Zavallı bir biçimde ızdırap içindeydim. O bakışlarımızın çarpışması beni, tekrar tekrar o ana götürüyor, üç beş saniyelik faslı bakışı aynı heyecanla bana yaşatıyordu. Pazarı iple çekiyordum…

           İlk defa gittiğim vakitten önce çıkmıştım  pazar yoluna, eskileri görmeden gözlerim, o faslın sahibi gözleri arıyordu. Bu renk cümbüşü bu dağınıklık beni öle zora sokuyor  ve onu görememe ihtimalimi artırdığı için bu salaşlığa ne tuaf  şimdi kızıyordum. Beklentim olmalımıydı? Tekrar hırsızlık için gelirmiydi? Beni tekrar görse ne yapardı? Cevabını bildiğim tek şey, faslı bakıştan onunda kitlenip kaldığı aynı lezzeti aldığıydı. Bedensel  yada nefsi durumun çok ötesinde ruhlarımızın kontağa geçişi  ve ikimizinde bunun farkında olmamız, mümkünmüydü ? Mümkündü ki oldu….

          Bakılabilecek her yere bakındım, yoktu. Ne beklediğimi bile bilmediğim yoktu. Yedi pazar geçti. Beklentisiz iz düşüşüm, yine yoktu. Yada vardı. Bana görünmedi. Ruhumun   kuytularında ki acı dinmiyordu. Doğru bir ruhani aşkla, yanlış kişimiydi, görmeyi tekrar beklediğim? Hayat her şekilde devam ediyordu. On üç koca yıl geçmesine rağmen, bende aynı kalan faslı bakışın o mucizevi tadıydı. Bu faslı bakışın tekrarı kalan yaşantımın  beklentilerinde hep aynı ısrarla olacaktı, fakat daha dingin  bekleyişlerle….

                                ‘ Susupta anlatamadıklarımı büyütüyorum, şimdi içimde’

 

   

Kategoriler
Genel Konular Kişisel makaleler

Hayata Bakış

Etrafınızda sürekli söylenen, birşeylerden şikayet eden insanlara mutlaka rastlamışsınızdır. Genelde toplumun her kesiminde bu tür insanların varlığına şahit oluruz. Hatta belki biz de o insanlardan biriyizdir. İşler planladığımız gibi gitmediği zaman verdiğimiz tepkiler, kullandığımız sözler ve aklımızdan geçenler, hayata bakışımızın bir resmidir aslında.

Gün içinde yaşadığımız olaylara bakış açımızın ve yaklaşımımızın nasıl olduğunu düşünelim.

Sabah kalktığı andan itibaren olumsuz bir ruh haline bürünüp ‘bütün gece hiç uyuyamadım’, ‘bugün canım çok sıkılıyor’, ‘yine aynı şeyler’…vb şikayetlerle sürekli söylenen insanların arasında bizlerde var mıyız acaba?

Ya da beklenmedik bir olayla karşılaştığında ‘neden bu benim başıma geldi’ diyenlerden miyiz?

Genç bir insanın ölüm haberini duyduğunda ‘çok erken öldü, ölüm ona yakışmadı’ diyenlerden mi?

Ya da ‘keşke şöyle yapsaydım böyle olmazdı’ diyenlerden mi?

Örnekler daha da fazlalaştırılabilir. Ancak tüm bu tepkilerin altında yatan bir gerçek vardır; ‘Tevekkülsüzlük’.
İman, tüm bu sıkıntı veren duygulardan koparır insanı. Beklenmedik bir olayla karşılaşan imanlı bir insan ‘mutlaka bir hayır vardır’ der ve Allah’a sığınır.

Ölüm haberleri bir uyarıdır müminler için. Ölümün aslında çok yakında olduğunun haberi. Ertelenen ibadetlerin insanı kayba uğratacağının haberi.

İman etmeyen insanların ahirette kullanacağı kelime ‘keşke’ dir. Onlar dünyada iken keşkelerle dolu bir hayatı zaten yaşayıp öğüt alamayanlardır. Dolayısıyla keşkelerle yaşamak bir mümin özelliği değildir. Çünkü müminler kadere teslimiyetin lüksünü her alanda yaşarlar ve Rablerine tam bir teslimiyetle teslim olurlar.

Hayata bakışımız, hayattaki amacımız hepimize farklı duygular yaşatır. Kimi en zor anlarda bile güçlü ve sabırlı iken, kimi yıkım ve gözyaşı içinde yaşar. Sabah kalktığı anda bu dünya için, kendi için neler yapacağını düşünen bir insanla, ahireti için yaşayan bir insan arasındaki fark da, hayata nasıl baktığımızın bir ayrımıdır aslında. İnanan gözlerle bakınca Japonya’daki depremin de, işlenen cinayetlerin de, yaşanan savaşların da mutlaka bir sebep dahilinde gerçekleştiği görülür.

Yarının neler getireceğini merak ederek korkmak yerine, yaşanan olayların bizim için bir imtihan olduğunu ve bize özel yaratıldığını düşünmek, Allah’a yakinimizi artırırken imani olgunluğa da erişmemizi sağlar. Ölümler, kayıplar, felaketler.. herşey bizim için. ‘Neden ben’ diye sorgulamak ya da ‘bu kadarı da fazla’ diyerek isyan etmek yerine hayır aramak ve bizi yaratan Allah’a sığınmak insanın hem bu dünyada hem ahirette muvaffak olmasına vesile olacaktır.

İnsanları canlarıyla ve mallarıyla sınayacağını bildiren Yüce Allah, iman edenleri sabretmelerine karşılık cennetiyle müjdelemiştir.

‘Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.’ (Bakara Suresi, 155)

Öyleyse dünyayı yalnızca bir oyun ve oyalanma yeri olarak düşünmeyelim ve hayattaki amaçlarımızı tekrar gözden geçirerek kayba uğrayanlardan olmayalım inşaAllah.

Altuğ Öztürk