Kategoriler
Hayat üzerine

Fikirler asla olmez – Izindeyiz ATAM

Atatürk’ün vefat ederken söylediği son söz… İnsanın karşılaşacağı ölüm gerçeğinin son saniyeleri geldiğinde, o sırada yanında bulunanlardan Dr. Neşet Ömer bey “Dilinizi göreyim efendim. Lütfen dilinizi dışarıya doğru çıkartın” diye telaşlanırken, Atatürk, Dr. Neşet Ömer gülümsedi; “ VE ALEYKÜMÜSSELAM ” diyerek gözlerini kapatmıştır. (Kılıç Ali’nin Anıları Sh 659. Hulusi TURGUT) Peki, o sırada Atatürk’ün yanında bulunanlar telaş ve çaresizlik içerisinde kıvranırlarken ve hiç gereği yokken Atatürk’ün “VE ALEYKÜMÜSSELAM” demesinin anlamı ne olabilir diye bir soru akla gelebilir. Böyle bir sorunun yanıtını Kur’an ayetlerinden öğrenelim. İşte Kur’an’ın söyledikleri: “ İyiliklerini içeren kitabı sağ tarafından verileceklere, melekler: ‘SELAMÜN ALEYKE’ derler. (Vakıa Suresi 90,91)

Kategoriler
Günlük hayat Günün Tarihi

Dirilişin Tarihi 19 Mayıs

Baş eğmemenin, yok oluştan kurtuluşun, yeniden var olmanın, bağımsızlığa kavuşma mücadelesinin, kısaca kurtuluşun başlangıcı; dirilişin, sancısı ağır olan yeniden doğuşun tarihidir 19 Mayıs. 19 Mayıs Türk’ün uyanışının, Türk’ün kendine gelişinin tarihidir.

 

Saray saltanatına başkaldırının, saraydan yapılan devir teslim senedinin yırtılıp, tarihin çöplüğüne atılışının, Türk’ün yedi düvele karşı kahramanca duruşunun, can pahasına vatan sevdasının, özgürlük aşkının eyleme dönüştüğü gündür 19 Mayıs. Türk’e zincir vurulamayacağının ispatıdır. Nice 19 Mayıslara diyorum Türk gençliğine. Bayramınızın 93 yıl dönümü kutlu olsun.

 

Size bu günü bayram olarak hediye eden Ulu Atatürk’ü, Türk’ün Başbuğunu hayırla anın. Çünkü: Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında, Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey tarafından Birleşik Krallık adasının Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanan ve savaşa son verme belgesi sayılan, vatanın işgaline izin veren Mondros Ateşkes Antlaşması’nı ters yüz eden eşsiz bir liderdir o.

 

Padişahın emrine rağmen üniformasını söküp atarak, teslim senetlerinin yırtılışını Samsun’da başlatan; o, en sağlam, en tavizsiz, en inançlı, en kahraman ve özgürlüğe susamış, vatansever, içerisinde hainleri kaçakları barındırmayan üyeleri Türk Milletinin fertlerinden oluşan bir örgütün lideridir.

 

Ancak Atatürk gibi bir lider bunu yapabilir. Samsun’a geldikten birkaç gün sonra Mustafa Kemal Paşa postaneye gider. O zaman Samsun postanesinde görevli bir memur olan Ahmet Remzi Coşkuner’den aktarılan bir anıyı nakledeyim:

 

‘Hava yağmurlu ve elektrikliydi. O zamanlar paratoner sistemi olmadı­ğı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi, bir haber verdi. Mustafa Kemal Paşa geliyor. O sırada, Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım.

— Buyurun Paşam.

— Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor, dedi.

— Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!

— Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur, dedi.

Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.

— ‘‘Sen ölürsen ben de ölürüm’’ dedi.

Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi. Paşa şifreli bir not verdi, yazdım. Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı. Bir kâğıda çabu­cak şifreli bir şeyler yazdı. Havza’ya iletmemi söyledi. Amasya ile de istedi­ği konuşmayı yaptı, sonra;

‘‘Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu.’’ Dedi ve maiyetiyle gitti. Birden aptallaşmıştım. Oturduğum yerden kalkamadım. Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi. Fes kapmaya, mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı. O bir gerçek vatanseverdi, Atatürk’e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte…’

 

*

     Birbirine karışmış hafta: Gençlik Haftası.

 

İllerde Valilik, Garnizon Komutanlığı, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü; İlçelerde Kaymakamlık, İlçe Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlükleri gibi kurumların koordinatörlüğünde yapılan ve öğrencileri toplayıp birkaç kilometre yürütmekten çok da öte gidemeyen gençlik haftası kutlamalarının etkinlik programlarına baktığımızda haftanın amacına uygun çok da etkinliğe rastlamak mümkün olmuyor. Oysa Gençlik Haftası İle ilgili esaslarda amaç şöyle belirtiliyor.

 

‘Amaç:

Madde 1- İl, İlçe ve Köylerde yaşayan 12-24 yaş kesimindeki gençleri bir araya getirerek, onlarla diyalog kurarak gençlerin milli değerler etrafında toplumla bütünleşmelerine; Atatürk İlkeleri doğrultusunda kendilerince yaratılan kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikleri; barış, kardeşlik ve dostluk duyguları içinde sergilemelerine, tanışmalarına, kaynaşmalarına ve eğlenmelerine yardımcı olmak.’

 

Diğer taraftan Gençlik Haftası adı altında birbirine girmiş iki ayrı tarihte kutlama yapılması neyin göstergesi ben şahsen anlamış değilim. 15-21 Mayıs tarihlerini içine alan haftanın Gençlik Haftası olarak kutlanması 15.4.l983 gün ve 83/6394 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uygun görülmüş. Kutlamalar bu tarihler arasında yapılıyor. İşte basından birkaç kutlama haberi örneği:

 

‘Bakanlar Kurulu kararıyla 15-21 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanan  ‘‘Gençlik Haftası’’, Ankara’da da düzenlenecek kapsamlı bir programla kutlanacak…’

‘15-21 Mayıs Gençlik Haftası Sportif Etkinlikler ve 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlama programı belli oldu…’

‘15-21 Mayıs 2012 Gençlik Haftasının açılış töreni gerçekleştirildi…’

‘Gençlik ve Spor Bakanlığından alınan bir yazıda, 15-21 Mayıs 2012 tarihlerinde “Uluslararası Gençlik Haftası”nın düzenleneceği bildirilmiştir…’

 

Milli Eğitim Bakanlığının internet sitesinde belirli gün ve haftalarla ilgili tabloya baktığımızda ise 19-25 Mayıs tarihleri arası Gençlik Haftası olarak veriliyor. Buna göre de kutlamalar yapılıyor. İşte basından birkaç kesilmiş örnek:

 

‘19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle 19-25 Mayıs tarihlerinde kutlanan Gençlik Haftası kutlamaları…’

‘19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Nedeniyle 19-25 Mayıs Tarihlerinde Gençlik Haftası Kutlanmaktadır…’

‘19 Mayıs Atatürk ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 19-25 Mayıs Gençlik Haftası Dolayısıyla…’

 

Acaba diyorum birisi sadece Türk gençleri birisi de Türk gençlerinin dünya gençleriyle kutladığı bir hafta mı?  Genlik ve Spor Bakanlığının gençleri ile Milli Eğitim Bakanlığının gençleri farklı olmadığına göre, yoksa bu da ne yaptığımızı bilmediklerimizden mi?

 

*

Atatürk derki: ‘Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak.’

 

Türk Gençliği de derki:

 

‘Ey büyük Ata’m, Türk gençliği olarak hürriyetin, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyetin ve İnkılâplarının yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde, her durumda, Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için; bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verir, kendimizi Büyük Türk Milletine adarız.’

 

Osman Öcal

Kategoriler
Anma Yazıları Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası siyasetci Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

Atatürk ve geçirdiği hastalıklar.

Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılalı 72 sene geçti.Geçen bu süre zarfında ülkemiz ve milletimizin lehine bir çok  gelişmeler kaydedildi.Bu önemli gelişmeler sayesinde  hem ülkemizi ayakta tutmanın,hem milletimizi yüceltmenin, hem de Ulu Önder Atatürk’ün izinden gitmiş olmamızın ve hala bu yolda devam ediyor olmamızın sevincini yaşıyoruz. Fakat hiç düşündünüz mü? Ülkemizin şu anki konumuna gelmesinde inkar edilemeyecek kadar çok emeği olan Atatürk  bir insan olarak bu kadar yükün altından nasıl kalktı?… Nihayetinde o da bizler gibi bir insandı. Tabii ki bu kadar zorluğun altından kalkmak onun için çok yorucu oldu ve bu zaman zarfında birçok hastalık yaşadı.

Atatürk’ün geçirdiği bu hastalıklar onu hiçbir zaman yıldırmadı.Biz Atatürk’ü bir “Kahraman” olarak biliyoruz. O bu hastalıkların üstesinden gelmeyi başardı. Fakat bu hastalıklar onu çok yıprattı.Ve her geçen gün bu hastalıklar yüzünden dönüşü olmaz çıkmazlara girdi. İlk hastalığı 1896 yılında geçirdiği sıtma hastalığıydı. Bu hastalıkları; difteri,gözlerde hasar, böbrek rahatsızlığı,kaburga kırığı,kulak egzaması,kalp rahatsızlığı, zatürree ve son olarak ta karaciğer rahatsızlığı takip etmiştir.1937 yılından itibaren sağlığı iyice bozulmaya başladı. Ne var ki,söz konusu rahatsızlığı gitgide ağırlaştı.10 Kasım 1938’de saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu.

Bizler Türk Gençleri olarak bizlere bu kutsal vatanı emanet eden Ulu Önder Atatürk’ün ülkemiz ve milletimiz adına yaptıkları  Türk Milleti için yıldızının parlamasına  ve sonra da bazı amansız hastalıklar yüzünden ,o yıldız milletimizin zihninde yanarken , artık kalbimizde ve sonsuz bir ışımayla parlamasına neden olmuştur. O ışımayı sonsuza değin parlak tutmak ve yaşatmak biz Türklerin büyük görevidir.

Atam sen rahat uyu…!

Furkan  Uçar

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim İnternet Dünyası Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

DEVRİMCİ DAMAR!

DEVRİMCİ DAMAR!

Türkiye faşist işbirlikçilern devleti, görünmez yüzünü çıkartmasıdır sorun. Eskiden böylemiydi.  Atatürkten sonra gelişen faşist hareket, solun gelişmesine göre bin kattı neredeyse.  Televizyonu, öğrendiler en nihayetinde, oyalamayı öğrendiler. sol ne mi yaptı. elindekiyle yetinip direnmeye çalıştı.Nemi yapabilirdi? Elindekiyle yetinip direnebilirdi elbette. Sol ne suçludur nede hatalı. Örgütlenmeyi zorlaştıransa solun bölünmesiydi. Parçalara ayrılmadan önceyse, küçülme yaşandı. Sol küçülüyordu. Yetmişlerdeki sorunlar, aileleri çocuklarına sol’u kötü öğretmelerine sebeb oldu. Daha sonrada sol bölündü. Bu sefer herkez kendi solunu geliştirmeye, örğütlemeye çalıştı. Sağda partililerini böldü tabii. Eskiden devlet bariz yapıyordu herşeyi. Sadece kelime oyunlarıydı insanları uyutan. Şimdi sağ, solun en ufak direniş göstergesinde bastırıyor direnişi. Büyüyen, Gelişen Türkiye diyerek ülkeyi uyutan tayip, Büyüyen Gelişen faşizm başlığını saklayarak uyutuyor ve tam kalbinden vuruyor Müslüman Türkiyeyi. Din! Din insanların kalp damarıdır. Ne geçmiş kalır insanların aklında nede gelecek. Eskiden Atatürk vardı. İnsanlar atam diyerek direniyordu en azından.  Şimdi ise Din var. İki tane cami yaptırıp vergi yükseltiyor. İnsanlarda öbür dünya korkusuyla, direnişe dur diyor ve susuyor. Susmayı bırak, birde hoşlarına gidiyor milletin.  Oylarını esirgemiyorlar hiç. Büyüyen, Gelişen değil, Gerileyen, Yobazlaşan, Mallaşan Türkiyede ne Marksistlerin, ne kemalistlerin, vs, sesi çıkıyor. Tek ses çıkaran yobaz halk oluyor. Tayip’e secde ederek. Duygusal Sol! Duygusal sol derken, derrimci damarda diyebiliriz. Eskiler devrimci damarlarıyla bir yerlere gelebildiler, ancak onlar toprağa karıştıklarında, Türk solu hiçliğe sürüklendi adeta. 1999’da Komünist Partisi üye sayısı sekisyüzken bugün yirmibin kişiye yükselmiştir. Ancak bu sayı eski Devrimci damarı sağlayamamıştır. Bunun bir numaralı örneği, 2009 1 mayısında, Taksimde sadece komünistler değil, Sendikalar işçi sınıfları gibi bütün kurum ve kuruluşların toplam, bin yada ikibin insanın Taksime çıkabilmiş olmasıdır. Üstelik 1977’de ! mayıs Günü (kanlı 1 mayıs) tam beşyüz bin işçi, Taksimdeydi.

Yani türkiyede sol, eski gücünü toplamayı başarsada, eski devrimci damarını kazanması çok zordur.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Türklüğün Özgürlük Türküsü Atasıdır!

“senin öldüğünü sanıyorlar atam! Sahte gökkuşaklarıyla oyalıyorlar gençlerini, işsizlikle, asgari ücretle namerde muhtaç bırakıyorlar. Birde utanmadan sana saygı duruşunda bulunuyorlar. Kabrini kirletiyorlar. Seni dinsizlikle, ahlaksızlıkla, vatansızlıkla suçluyorlar! “

Bugünlerde en çok sana ihtiyacımız var. Keşke okullarda Atatürkçülük dersi verilseydi de mütevazılığından, hoşsohbetinden, kararlılığından, sevginden bahsedilseydi. Seni bize doyursalardı da aç kalmasaydık hiç! Seni özlemek aşktandır, insanlıktandır, Türklüktendir!

Senin kadınlara verdiğin seçme-seçilme hakkını, özgürlük hakkını şimdi hiçe sayıyorlar. Tecavüzü suç olmaktan kaldırıp, kadınlarımızın namuslarına göz dikiyorlar, onların duygularını, ahlaklarını, onurlarını hiçe sayarak hem de; birde utanmadan senin ecnebilerden koruduğun güzel tatil beldelerimizde çıplaklar oteli açtırıyorlar… Seni dinsizlikle suçlayanlar, başörtüsünü savunanlar-utanmadan çıplaklığı yasal hale getiriyorlar. Güzel dinimizi, ülke örf-adetlerimizi önemsemeden, halkına danışmadan kararlar veriyorlar. Partileşmeyi, örgütleşmeyi, gizli kapaklı işleri çok iyi yapıyorlar. Ülkemizin milli sermaye ile çalışan en güzel fabrikalarını yabancılara satmayı kar biliyorlar. En güzel limanlarımızı tarih boyunca düşman olduğumuz uluslara hiç düşünmeden vermeyi kendilerinde hak görüyorlar. Atam, bunlar nasıl Türk, nasıl Müslüman… Atam, sen söyle kim bunlar?

Aynaya bakacak yüzleri bile olmayan vatan hainlerine iş, aş, eş verilirken; yıllarca okumuş yaşı artık otuza gelmiş üniversite öğrencilerini sınavlarla oyalıyorlar! Senin vatandaşını boynun eğik biçimde dinlediğin günlere inat, sanki ülke kahramanı gibi göğüsleri dik biçimde, yüzlerce koruma eşliğinde yanına yaklaştırmıyorlar yurttaşlarını. Korkuyorlar halkından, biliyorlar yüzlerine tükürüleceklerini, Türk’ün nur yüzünü görmekten çok korkuyorlar. Alışmışlar fırsatçı, ikiyüzlü, yalaka, sahtekâr, üçkâğıtçı kişilerle sohbet etmeyi, senin halkından birini gördüler mi yüzleri değişiyor. Bırak sokaklarını, şehirlerini değiştiriyorlar. Ayda on kez emirleri altında oldukları emperyalist güçlerin ayaklarına kadar gidip medet umuyorlar. Senin, “ biz kimsenin ayağına gitmeyiz; onlar gelir konuşurlar, bizimde şartlarımıza uyarsa düşünürüz!” dediğin, o kararlı, güçlü, ileri görüşlü ruh hallerinden hiç eser yok bunlarda. Varsa yoksa amaçsız ziyaretler…

Kusura bakma atam, senide üzdüm bu gece; oysa sen değil misin bu ülkenin geleceği gençlerde saklı diyen. Sen değil misin bize onurlu durmayı, haksızlığa karşı güçlü olmayı, yeri geldiğinde ölmeyi emreden. Bizler artık sana layık olmaya daha da özen göstereceğiz. Çünkü kıymetin her geçen zaman daha da artıyor. Sana olan özlemin ince yıkımlarıyla paramparça oluyoruz. Senin varlığının tarifsiz anlatımıyla şahlanma zamanıdır bugünler… Şimdi sen olma zamanıdır! İyi ki ruhun halen bizimle atam! İyi ki mavi gözlerinin enginliğinde esiyor özgürlük türküleri…

EMRE ONBEY

Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular

Uyduruktan bir Türkiye!

Merhabalar, Evet yine ben ve bir Türkiye Meselesi. Bu sefer ki konumuz son zamanlarda ki Anti-Türk yanlılarının artmış ve gösterilerinde oldukça fazla olduğu bir Türkiye! Hani bilir misiniz bilmem ama “Truva Atı” vardır. Bunu yapanlar karşı tarafı çökertmek için içine asker tıkıp hediye diye yutturmuştu. Evet bunu biz biliyoruz da hala bu çağda ‘Avrupayı Yakalamaya’ çalışanlar bunu bilmeden diyorlar ki “Türkiye Muasır Medeniyetin Üstüne Çıkacaktır!”. Bunu söylüyenlere bir mesajım var (Atatürk hariç o 1 yılda 10 yıl ilerletti)

——

“Hani be nereye çıkmışız ben daha sokaktaydım şimdide sokaktayım hani lan çıktığımız merdiven nerde basamakları? Hani ilk basamağı nerde? Bizim çıktığımız yok kardeşim biz iniyoruz hatta 4’er 4’er iniyoruz. Bazıları da indiğimiz merdiven basamaklarına yağ sürüyor biz her seferinde fark ediyoruz ama fark edemezsek n’olucak sadece ayağımız mı kayıcak? Yoksa bütün beyin yarılıp ortaya kanlar mı akıcak ? Hatta birde şiir yazdım şimdi yazdım daha buyurun:

Adaletin vurduğu tokat acımaz derler

Bu lafı söylüyen herkese

En az 10 yıl verirler

Var mı hala adaletsiz yerler ?

Ey Türk Çalış Güven ve İnan!

Kimseye ve Hiç kimseye Kalma Hayran!

Muhatap olana şöyle olsun Nâran!

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

——

İşte uyduruktan yazdığım birkaç şiir daha :D ama siz sakın gülmeyin vakit geldiğinde gülen belli olucak. Siz de biliyorsunuz ki Türkler takım tutar gibi Parti tutuyor. Hatta geçen oylama bir yaşlı teyzeye sormuştum sen kime oy veriyorsun diye? Bana ‘AKP’ dedi ben de ‘öyle değil kim başbakan olsun?’  dedim bana ‘Ne bileyim oğul bize dediler 3. 5. Sıraya mühür basıcan bizde bastık suç bizim mi?’ bende o gün bugün düşünüyorum biz gerçekten Türk’müyüz?

Kategoriler
Deneme Yazıları Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

BU MU ALLAHTAN KORKUN ?

19 Mayıs 1919’ da büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsuna çıkması ve bunun akabinde Erzurum ve Sivasta yapılan kongrelerde alınan kararlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır. ’’ Sözü dikkate alınarak yurdun dört bir yanından gelen ulus temsilcileri ve milletvekilleri ile 23 Nisan 1920 de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplantı yapıldı. Meclis başkanı seçilen ulu önder Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı başlatıldı.Bir yandan efeler,dadaşlar, seymenler bulundukları yörede düşmana karşı koydular. Öte yandan düzenli ordular İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da savaştılar. Yurdumuz düşmanlardan kurtuldu.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi 11 Ağustos 1923’te ilk toplantısını yaptı.Burada alınan kararlarla birlikte 29 Ekim 1923 günü Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması görüldüğü üzere hiçte kolay olmamıştır.Şu yazılanları eğer ben bir yabancı olarak okumuş olsaydım değerli yazar arkadaşlar, bu ülkeyi yıkmak , parçalamak değil mümkün hayal dahi edilemez derdim.Ama bu hükümeti araştırmadan önce.
Ülke deyince nasıl ki bir inşaat ustasına bina deyince temelindeki kum ve çimento gelir,benimde aklıma önce Askeriye daha sonra devletin bağımsız mahkemeleri gelir.Peki önce askeriyeyi daha sonra anayasa mahkemelerini yıpratmaya çalışmak.Tamamen halkın bu kurumlar üzerindeki özgür iradelerini etkileyerek güvenininin sarsılmasını sağlamak için hazırlanan adına da yurdun adı anlamına gelen ergenekon denen bu oyun, temellerine bomba yerleştirilmiş bir binadan farksızdır, ülkemiz için.
Hergün ergenekondan tutuklananlardan bahsediliyor televizyonlarda. En çokta dikkatimi çeken olay nedir biliyor musunuz arkadaşlar?, ergenekon adı bir operasyon adı olarak nasıl verilir ve buna neden kimse itiraz etmez bu bir. İkincisi de bizim ülkemizde Ergenekon savcılığı diye bir savcılık makamı, ergenekon hakimleri diye bir makam, bir kuruluş, bir kurum var mıdır? Hadi buna da peki diyelim kimse itiraz etmedi. Yaaa, bir savcı, bir hakim,  ergenekon savcısı, ergenekon hakimi kelimesinden zerre kadar mı Rahatsız olmazda? herhangi bir şikayette herhangi bir sitemde bulunmaz. Ben yazımın açıklama kısmında bunların ülkemizin temeline nasıl dinamit bağladıklarından bahsettim. Ergenekon buna bir örnektir, ha bu örnekle tatmin olamayan arkadaşlar varsa alın size bir örnek daha Ülkenin önemli gelir kaynaklarından olan Türk Telekom’un satılması, birtakım kamu kurumlarının devlet denetimi altında satılamayacağından, özelleştirmeye gidip A.Ş damgasını vurduktan sonra elden çıkarma çabaları.
Kendilerine birisi bir laf söyleyince köpürürler, allah korkusundan girerler, peygamber efendimizin hadislerine geçerler ve sonucu seçim otobüslerinde çaldırdıkları şarkı sözleriyle bitirirler. Neden;  canları tatlıdır, sevdikleri değerlidir. Peki ya işsiz bıraktığın insanların canlarının tatsız olduklarından, sevdiklerinin değersiz olduklarından şüphen mi Vardırda söz haklarını gayet dikdatör, gayet külhan beyi naralarında tehditle, zorbalıkla ellerinden almaya çalışırsın?.
Senin bahsettiğin allah korkusu eğer bu ülkenin bir bireyi olan, bu ülkeye hizmet eden tekel işçilerinin sorununu bırakıp, üç yıl önce eşinin başörtüsüyle GATA ya alınmamasından bahsetmekse, korkarım bu ülkede senden ve kurmaylarından başka allahtan korkan kimse yok. Sana bu saatten sonra halkın içinde dolaşan bir birey olarak tavsiyem eğer aklının bir köşesinde bu ülkeyi parçalama yada yıpratma çabası düşüncesi hala devam ediyorsa biran önce beynini formatlamandır. Yoksa eğer o iktidardan düşersen, dokunulmazlık hakkını kaybedersen, bu ülkede o dokunulmazlık hakkına sırtını dayayarak yürüdüğün uzun – ince yolun kısa – kalına, yürüdüğün o gündüzlerin geceye gecelerin gündüze ufuklarda cumhuriyet ateşi kızaranlar tarafından çevirilecektir.
Bu vatanı alabilmek için önce askeri, yargıyı değil, bizim gibi elinde dokunulmazlık hakkı olmasa bile cesurca konuşabilen yazabilen yazarları yok etmen gerekir.
SAYGILARIMLA
Rıdvan KARAKOYUN

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat İnternet Dünyası Kişisel makaleler Türk Tarihi Türkiye üzerine Videolar

30 Kupona Almadık ki 30 Köpeğe Sattınız

Facebook.com sitesinde izlediğim bir videoyu paylaşmak istedim, başlığı çok güzeldi, aynen aldım zaten burayada. Son zamanlarda Türkiyede yaşananlar, Türkiye üzerinde oynanan oyunlar, tarihlerdir Türk insanının bir türlü rahata kavuşamadığını gösterdi. Ve Gördü ki gerçekten bir güç Türk insanının üzerine devamlı dolaşmakta. Bence İnsanlarımız önce kendilerini toparlamalı ve birlik içinde olmalı. Eminim eski ihtişam ve kuvvetine çok kısa sürede yeniden dönecektir.

Türk kardeşlerim, üzerimizden oyun oynanmasına asla izin vermeyelim. Ve verdiğimiz şehitlerimizin kanınıda asla yerde bırakmayalım. Şu an gündemdeki kardeşlik naraları atanların asıl amaçlarının Türkiyeyi bir bütün haline getirmek değil, ileriyi göremedikleri için oluşan kutuplaşmayı düzenlemeye çalışan şaklabanlardan başkaları değildir.

T.S.K. ya atılan her suç, iftira zamanı gelince bu oyunu oynayanların suratında patlayacaktir. Tutuklanan askerlerimizi suçladıkları krokileri bende bir sonraki konumda burada paylaşacağım. Dünyada herkesin elinde olabilecek, ve bir program kadar yakında olan bu krokiler nasıl oluyorda askerimizin bilgisayarında bulundu diye dikkate alınıyor ? Nedenini herkes biliyor. T.S.K ya sonsuza kadar güvenim var çünkü beni onlar koruyor, mecliste 3 öğün yemeklerini yeyip çiftçimizin anasına laf atan şerefsizler değil. Dönüp kendi ananıza bakmanızda yarar var.

Bu ülkede yaşamayan, sorunlarını, sıkıntılarını görmeyen, çilesini çekmeyen hiç kimse ne demek istediğimi anlayamaz. Mecliste bulunanlar dönüp geçmişlerine bi baksınlar, misyonları 70 milyon Türk’ün AHI ile yarışabilecek mi? merak ediyorum.

Son olarak görevi bizleri korumak olan Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan her iftirayı, hareketi kınıyorum. Amaçları ne biliyorum, tek temennim Türk halkının gerçekleri basında çıkan boyama ve taraflı haberler ile birbirine karıştırmaması.

Mustafa Kemal Atatürk bizleri bırakmadan önce Gençliğe Hitabe’sinde yazmış olduğu aşağıdaki cümleler ile yazıma son veriyorum. Sizce Atatürk ileri görüşlü değilmiydi?

Gençliğe hitabeden kısa bir alıntı:

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Toplumsal Konular Türk Tarihi Türkiye üzerine

TARİH İLE ÖYKÜ – 1

Günümüz dünyasında, artık insanlar tarih değil öykü okuyor. Bunun en büyük sebebi, tabi ki batılı anlayıştır. Batılılar da, genel anlamda efsanevi anlatış şekli hakimdir. Bunun için çoğu olaya temkinle yaklaşılır. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.

Örnek olarak, Anglo-Sakson tarihini inceleyen bilir. En güçlü krallarını bile abartırken aslında ne kadar büyük hatalar yaptıklarının farkına varamayan Anglo-Sakson tarihçileri, bugün nesillerinin tarihçi değil öykü yazarı olmalarının başlıca sebeplerindendir.

Ülkemiz de okullar da okutulan tarih kitaplarını inceleyin. Olaylar anlatılır ancak ayrıntıya girilmez. Kısaca özetleme yapılır. Bu yanlış bir yöntemdir. Yani Selçuklu dönemini anlatıyorlarsa, o dönemin sadece politik-ekonomik-askeri sebeplerine girer ancak az da olsa ayrıntı vermez.

Bu hatadan dönülmedikçe, Türk Milleti’de öykü okumaya mecbur bırakılacaktır.

Batılılar, heyecanlı insanlardır. 10 kişi ile 12 kişiyi yenseler, bunu 10.000 kişi ile 12 milyonu yenmiş gibi anlatır, olaylara hurafeler karıştırır öyle anlatırlar.

Hurafelerin tarihe karıştırılması, Türkler’den ziyade Araplar ve batılı toplumlarda görülen olaylardır. Türkler’de bu toplumların öykülerine kendilerini kaptırmış ve yine kendi tarihlerine yazık etmişlerdir…

Biz, Türk Milleti olarak ” gizemli ” olaylara meraklıyızdır. Şu ana kadar ki gözlemlerime dayanarak söylüyorum, Türkler’in gerçek tarihi herkesin ilgisini çekmektedir. Önce, klasik ” hadi canım! ” şeklinde yaklaşımlar görebilirsiniz. Ancak bu durumun üzerine düştüğünüzde, onları ne kadar etkilediğiniiz farkedecek ve bu işten zevk alarak yaptığınız bir misyon yartacaksınız.

Türk toplumunu, özellikle siyasi-stratejik konular da umutsuzluğa düşüren, tartışmalar da 1-0 geriden başlatan neden, tarihimize sıkıştırılmış yalanlarla dolu öykülerdir. Geçen demokratik bir biçimde azınlıkların haklarını arama iddiasında olup terör örgütüne bağlı olmaktan başka birşey yapmayan partinin vekili, bir vekilimize ” biz Anadolu’ya sonradan gelmedik. ” deyince, vekil sustu kaldı.

Bunun sebebi de Türkler’in 1000 yıldır Anadolu’da olduğu yalanıdır!

Biz Anadolu’da 13.000 yıldan fazladır var olduğumuzu her fırsatta kanıtlamışken, ülkenin vekilinin bu olaylardan, bu gelişmelerden habersiz olması üzücüdür. Hadi onun cehaletine hak olan bu da, bu koskoca Millet’e de bu mudur hak olan?

Eğer uykuda ise, hele ki bu uyku gafletin getirdiği sahte rüyalarla dolu ise, ona da haktır! Ama kim ne derse desin, asıl suçlu olan yetkililerdir. Çünkü, acizlik diz boyu yetkililerimiz çoğunlukta maalesef.

Bugün Atatürk’ü aklı sıra eleştirenler, onu örnek almamakta diretip, ondan cayıp başarısızlıklarını onun ve onun anlayışı ile alakalı olmadığı halde o’na dayatıp işten sıyrılmalarına Milletimiz alıştı.

Bugünün mevcut iktidar partisinin önde gelen isimlerinden birisi, ” X, W , Q harflerini alfabeye sokma düşüncemiz yok ama bunlar zaten TRT dahil pek çok yerde kullanılan harfler ” demişti. Yani o da aklınca bu hedeflerine zemin hazırlayacak!

eyy_turk
TARİH İLE ÖYKÜ - 1

Kategoriler
Anma Yazıları Biyografi Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Geçmiş Tarih Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi iletişim Kişisel makaleler Milli Görüş Sevgi ve Ask Dünyası siyasetci Toplumsal Konular Türkiye üzerine Yazar

Atatürk’ün Gerçek soyağacı

Atatürk’ün soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı

Soyağacı, başta Rıza Nur olmak üzere pek çok kişi tarafından Atatürk hakkında öne sürülen iddiaların niçin ciddiye alınmaması gerektiğini bir kez daha seriyor gözler önüne.

85 yıldır ortada görülmeyen ve Atatürk’ün akrabalarından Ahmet Esmen’in elinde bulunan bu soyağacı, NTVTarih tarafından yayımlandı.

Mustafa Kemal’in ailesi hakkında öteden beri, neredeyse tamamı dedikodu niteliğinde olan ve itibarını zedelemeyi amaçlayan söylentiler ortaya atılmıştır. Mustafa Kemal’in, 1924 yılında Bayındırlık Bakanı olan kuzeni Süleyman Sırrı Bey ile birlikte hazırladığı soyağacı, bütün bu iddialara cevap niteliği de taşıyor.

Türkiye‘de öteden beri Atatürk’le uğraşmanın en ucuz yollarından birisi, ailesi ile ilgili iddialar ortaya atmaktır. Bunlardan en ünlüsü ise Sağlık ve Eğitim Bakanlığı da yapan Dr. Rıza Nur tarafından ‘Hatıratım’da dile getirilmiştir. Cumhuriyet dönemi çalışan tarihçiler doğal olarak gülüp geçmişlerdir bu türden iddialara ama Atatürk’ü yıpratmayı yahut ismini zedelemeyi amaçlayanlar da bundan bir türlü vazgeçmemişlerdir.

İşte NTVTarih Dergisi’nin Kasım sayısında ilk kez yayımlanan Atatürk’ün soyağacı, bu türden iddialara da cevap niteliği taşıyor. Derya Tulga ile Ayşegül Parlayan’ın imzasını taşıyan haber, Atatürk’ün soyağacı konusunda yapılan çalışmaların genel bir özetini de veriyor. Ancak, asıl önemli olan, 85 yıl sonra ilk kez yayımlanan bu soyağacının doğrudan Mustafa Kemal tarafından hazırlanması. Dergide yer alan bilgilere göre, Mustafa Kemal, kendisi gibi Hacı Abdullah Ağa’nın torununun torunu olan ve Cumhuriyet’in ilk Bayındırlık Bakanlığı görevini yürüten Süleyman Sırrı Bey ile birlikte oturup soyağacını hazırlamaya başlıyor.

Dergiden takip ediyoruz: MUSTAFA KEMAL HAZIRLADI “Zübeyde Hanım dahil aile büyüklerinin peşpeşe hayata veda etmeleri, belki de bu kararın alınmasını etkilemiştir. Çalışmada diğer kağıtlara göre katlamaya biraz daha dayanıklı olan ve tuval olarak da kullanılan beyaz keten resim kağıdı seçilir. İş bittikten sonra Gazi, Süleyman Sırrı’ya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini tembihler. Fakat o sırada zor şartlarda çalışan Süleyman Sırrı Bey, 51 yaşında vefat eder. Böylece şecere, Süleyman Sırrı’nın ilk evliliğinden olan kızı Gülseren Hanım’la oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kalır. Yeni kuşakların eski yazıdan anlamadıkları için şikâyet etmeleri üzerine Aral, 1987’de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren Hanım’a kalan aile emaneti 2009’da onun da vefatıyla tek çocuğu Ahmet Esmen’in eline geçer.”

SOYAĞACI AHMET ESMEN’DE

Peki ama bu kadar kıymetli bir belge, nasıl olmuş da bugüne kadar kütüphane raflarında kalmıştır? Ahmet Esmen şöyle diyor: “Durumu anlayabilecek yaşa geldiğimde annemle babam beni karşılarına alıp, ‘Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiçbir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir mesuliyet var’ dediler.”

SOYAĞACI HANGİ YALANLARI ÇÜRÜTÜYOR

Dergideki yazıda, 85 yıl sonra ortaya çıkan soyağacının bugüne kadar ortalıkta dolaşan pek çok iddiayı çürüttüğü de belirtiliyor: “Pek çok yerde ortaya atılan Zübeyde Hanım’ın Hacı Sofiler’den olduğu iddiası bu şecereyle çürüyor. Çünkü bu aile Mustafa Kemal’in değil, şecerede görüldüğü gibi Hacı Sofilere gelin giden Gülsüm Molla yoluyla Süleyman Sırrı’nın sülalesi. Bazı kaynaklar, Zübeyde Hanım’ın babasının tam üç kere evlendiğini kaydetmesine rağmen şecerede bunu göremiyoruz. Israrla Atatürk’ün teyzesinin oğlu iddia edilen eski TKP liderlerinden Reşat Fuad Baraner de şecerede gözükmüyor, zaten şecereye göre Atatürk’ün teyzesi yok, iki dayısı var.”

Kaynak