Kategoriler
Doğa ve Yaşam Vahşi yaşam

Anne Ahtapot’un Fedakarlığı

Boyu 4 metreyi geçebilen dev Pasifik ahtapotu ömrünün sonuna kadar saklanabileceği bir yuva arıyor.

Bir kayalık buluyor ve altına saklanıyor.


Vücudunda 100.000 yumurta saklayor ve kolları ile yumurtaları havalandırarak oksijenlenmelerini sağlıyor.


Korunan yumurtalar olgunlaşıyor, yavrular yumurtalardan çıkıyor.


Bu yavruların pek azı hayatta kalacaklar.


6 ay sonunda görevini tamamlayan anne ise saklandığı yuvada açlıktan ölüyor.

Konuyu burda gordum, hosuma gitti: Ayrica siteyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim guzel seyler var..

Kategoriler
Aklımdan geçenler Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

AFFEDİN SON ’15 DK’

Geç kaldım anne
Geç kaldım, özür dilerim diyecektim.
İlk defa asilik etmiyecektim.
Sabaha bıraktım; özürümü
Çekip yorganı üzerime
Aklımca duymadım sitemlerinizi
Duymak istemedim tekrarlanan azarları
Tanık olmak istemedim; babamın o yalvaran hiddetine
Kardeşlerimin, boynunu bükmesine
Bu gün büyüdüm anne karşınıza geçip
Kurgulayacağım bir senaryo yok yok önünüzde
Pişmanım, son kez eve geç kalışım bu anne…
Sabah kahvaltıda ben hariç herkez vardı.
Duyuyordum, hepinizin telaşını, şakalaşını
O eşsiz sohpet makamınızı…
Yüzüm yoktu kalkıp o çayı sizle paylaşmaya
Yüzüm yoktu bir ”es” olmaya
Akşam, bunca kaçırmışken evin huzurunu
Yüzüm yoktu geç kalmış bir af’a sığınmaya…
O FELAKETTEN 15’dk önce kalkabildim
Kör olası yataktan.
Günün telaşına kaptırmıştın kendini.
Beni gördün ama görmezden geldin.
Gözlerimiz buluşmadı son kez
”Otur çayı ısıtıyorum” dedin.
‘Akşam babanın elini öp bidaha ALLAH AŞKINA YAPMA KIZIM’ dedin.
Sonra ne oldu? Anne ne oldu?
Ayrıldı orta yerinden dağıldı yuvamız.
Her yer herşey hep karanlık.
‘ANNE ANNEEE ANNEEEE’ dedim
Sana son kez.
Duyduğuna eminim , ama affet affet affet diyede çığlık atttım.
Bunu duymadığınada eminim.
O akşam olmadı anne,
Babamı, kardeşlerimi ve seni tekrar üzemedim anne.
Sanırım bir kaç gündür burdayım
Kımıldıyamıyorum.
Tam ayağımın dibinde senin son kez dokunduğun çaydanlık var uzanamıyorum.
Sesinizi duyuyorum adım dua gibi saatlerdir dilinizde,
Çok istesemde size dönemiyorum.
Son anlarım sanırım artık korkmuyorum
Yarım yamalak hatırlayıp en derinden okuduğum dualarımda bitti.
Derin bir rahatlama sardı her yanımı
Anne, anne, anne şimdi acı çekmiyorum.
Son ”15 dk.”mız varmış aynı odada soluk aldığımız
O ”15 dk” yanıyorum.
Uyuştu el ve ayak parmaklarım
Şu an yatakta sizin kahvaltı makamınızı ”AFFEDİN AFFEDİN” dinliyorum…

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Mutluluk anlarımız Toplumsal Konular

Yankı!

”Hayat daima sana, senin ona verdiklerini geri verir” dedi. Öğretmen ve elindeki kitaba, bir ayraç koyup kapattı.Zil çalmış, herkez kendi doğrultusuna doğru yol almaya başlamıştı.Ben sıramda, taş kesilip kalmıştım.Kalkmalı  o hiç istemediğim evin yolunu tutmaya çalışmalıydım.Öğretmenin, yaşam hakkında verdiği örnek öle etkilemiştiki beni, aklımdan çıkaramıyor , kendi hayatıma endekslediğimde ise, hiç bir anlam veremiyordum.Yankı demişti, yankı ??Evin yolunu tutmuş gidiyordum.Edebiyatı hiç sevmesemde, yeni gelen bu öğretmene olan zaafım bana dersi dinlettiriyordu.Dersin bir anını kaçırsam, sanki öğretmenimin gözünden düşeceğim, endişesiyle her anını beynime, kazıyordum.İnsan, hayatta üç şeye hemen teslim olur.Bir annesi, iki acısını dindirecek doktoru, üçüncüsüde bağlandığı öğretmeni.Eve yaklaşırken, hikayeyi tekrar tekrar kafamda canlandırıyordum.

”Bir abi ve kardeş dağda yabani ot toplarlarken, ufak kardeşin ayağına diken batıyordu. Büyük bir acıyla bağıran küçük ” ahh ” diyordu.Sonra bir ”ahh ” sesi daha geliyordu.Küçük şaşakınlıkla sen kimsin? diye bağırdı.Aynı ses tekrar ” sen kimsin? ” dedi.Bu kez, kızdı küçük ”sen bir korkaksın ” dedi.Aynı ses ona ”sen bir korkaksın” diye döndü.Abi, kulağına eğilerek ”çok cesursun ”de dedi.Küçükte yaptı ve aynı cevabı almıştı. ”Çok cesursun ”  abi gülümsedi: ”Buna YANKI denir.Aslında hayat budur.Hayat, daima sana, senin ona verdiklerini geri verir.”Öğretmen, öyle yalın anlatmıştı ki bu hikayeyi, sanki herkez biliyomuşta bir ben bilmiyordum.

Peki bana neden, haksızlık yapmıştı hayat.YANKIM bumuydu?Eve gelmiştim zili çaldım.Sevgili annem, her zaman ki gibi  el yordamıyla bulduğu kapıyı epeyce geç açmıştı.Küçükken, acımasızda oluyor insan, defalarca bu kapıda zili çalıp hiç ses çıkarmadan beklemiştim.Annem yüzüme bakıp ” kim o, kim o ”diye defalarca seslenir hiç ses çıkarmadan beklerdim.Annemin yüzünde ki, endişeyi görür  ama tekrar, tekrar yapardım.Zifiri karanlığına haps olmuş ANNEM, beni hep güler yüzlü karşılardı.Yüzü parlak, çehresinin her ayrıntısı çok güzeldi.İri siyah gözleri, uzun kirpileri yay gibi kaşları vardı.Küçücük burnun üstünde. Uzun düz,  gece gibi simsiyah saçları vardı.Çook çekmişti garibim.Çektikleri tek tek mısralara dökülse, belki en klasik türk filmi senaryosu olurdu.O senaryo hiç olmasın  kalsın…

En çok istediği şey ben, yani bir çocuktu.Olmuştu. Hiç göremedi bana hep dokunurdu.Kendi aksini göremediği gibi.Ne diyebilirim ki; örgü örerdi, yemek yapardı,hamur açardı,dikişlerimizi eline belki defalarca batan o hain iğneyle dikerdi, ütü yapardı benim annem.Ben evlattım, herkez kadar.O  anneydi herkez den öte.Dışarı nerdeyse hiç çıkmazdı.Kalk gezelim derdim. Hep bir bahanesi hep işi olurdu.Bilirdim, anlardım kendince annelik yapar, beni yormak istemezdi.En büyük hayali denizdi.Deniz büyülerdi, annemi çok deniz resimleri yapmıştım kahretsin ki, resimler dokununca anlaşılamıyor.O ÇOK İSTEDİĞİ YELKENLİ, ÜSTÜNDE ANNEM, DOKUNUNCA HİSSEDİLMİYOR.

Onbir sene oldu, gece saçlım gideli. Uzun kirpiklim.Tenimin klavuzu.Onbir onsuz geçen sene.Öyle şanslısınız ki!… Koltuğunun altına girdiniz annelerle bakışabiliyor, bakışlarınınız birbirine çarpabiliyor.O bakışlarla ne ortak şeyler paylaşabiliyorsunuz.Büyük  kocaman, helede geri dönüşü olmayan, kelimeleri sevmiyorum. ”AHH” diyorum, ama  ”AHH”diken batarcasına ayağıma, hatta yararcasına ayağımı:Hayat, ne verdim ki? sana ben,YANKIN bu kadar karanlık, karanlığının ömrüde bu kadar kısa  oldu?….YANILDIN MI YANKI ?…

Kategoriler
Genel Konular

Ben Kimim Anne!

Öğretmen değilim anne! Çocuklara okuma-yazma öğreteyim. Doktor da değilim insanların sağlıklarını kurtarayım, mimar hiç değilim evlerini yapayım, avukat da değilim haklarını savunayım! Ben garip bir yazarım anne, belki bir gün hepsini yaparım… İhtimaline yaşıyorum anne! İhtimaline…

Günlerdir anılarını avuçlarımdan topluyorum anne! Herkes kızıyor bana, herkes-herkesçe karışıyor hayatıma. Yazdıklarım para etmiyor diyedir ki işsiz-güçsüzüm diye ayıplıyorlar beni. Dostlarım azalıyor, yapraklarım bile sonbaharı beklemeden dökülüyorlar. Ne garip bir yer bu dünya, değil mi anne? Öyle olmasa bırakıp gider miydin sende… Söyle gider miydin?

Biliyor musun anne, öyle ya nereden bileceksin, ya da neden bilmek isteyesin ki-bu dünyanın derdine beyazlatmadın mı saçlarını, hani nerede o kıymet bilenler… Sahi neredeler kim bilir? Ah benim elleri nasırlıktan kurtulamayan güzel anam! Artık zoruma gidiyor “ben de varım” diyebilmek bu dünyaya… Öylece kalakaldım!

Bir Cuma akşamı rastlamıştım sevdiğim kıza anne! Ayrıldık diyedir ki artık çıkmıyorum dışarı Cuma akşamları! Olmuyor be anne. Ne yapsam o eve onsuz girmemeyi beceremiyorum! Bazen yakmak geçiyor içimden, bazense yanmasın diye anılarımızı-terk edemiyorum işte! Ne yana baksam, sanki biri beni takip ediyormuş gibi. Sanki “dur öyle yapma” der gibi, çınlıyor işte kulaklarım… Sevmek ne zor zanaatmış anne, emekliliğimi erken istedim baksana. Ölürsem emekli olur muyum bu ayrılıktan, onu bile bilemiyorum. Kavuşabilir miyiz cennet sahilinde,“ben” diyerek-tutuşabilir miyiz kırılgan parmaklarımızla… Sahi neden korkulur ki ölümden?

Sen hep derdin ya anne, “bir insana-seni seviyorum-diyemeyecek bir kalbe sahip olduktan sonra ha yaşamışsın-ha ölmüşsün, ne fark eder ki…” ben, yüzlerce kez söyledim anne ve milyonlarca kez de düşündüm. Çünkü ne zaman düşünmesem sevdiğimi aptallaşıyordum. Hani aptal olmaya da razıydım-dünden, olmasaydı sonumuz ayrılık! Tutabilseydim sevdiğimin ellerinden, rüzgâr saçlarının kokusunu getirmeseydi de sadece ben hissetseydim sevdiğimin varlığını, ne olurdu o zaman-kıyamet mi kopardı! Sahi kopar mıydı be anne?

Bak bu şiiri sevdiğime yazdım anne!

“Eğer seni sevdiğim,
Yaşadığımdan belli olmuyorsa sevdiğim;
Ölümlere davetiye gönderirim,
Anlarsın belki o zaman…

Hem ben sana aşkla bağlanmadım ki sevgili.
Ben seni aşkta değil, aşksızlıkta aradım.
Bu yüzden daha çok sevdim seni.
Yeterli değildi sana daha çok bağlanmama
Bu yüzden düşman oldum aşka…”

O hiç bilmeyecek anne, ona yazdığımı, neden-niçin-nasıl yazdığımı… Şimdi bir uçurum kenarında, altımda koyu mavi renkte denizle tavla atıyorum. Takıldı gözüm yavru bir martıya, onun da gözü yavru bir balıkta. Hayatta her şeyin gözü takılıyor birine, ben düştüm artık anne! Çok takıldı gözlerim ama bir takılmaya dayanamadı sözlerim, ağrıma gidiyor her şey ve aşkıma bile anlatamazken derdimi, şimdi mezarda birde senin canını sıkıyorum be anne! Oysa ne çok korkuturlardı çocukken “mezarlara yaklaşmayın, hortlaklar çıkar” diye, şimdi bir çıksan oradan hani şeklini boş ver-sarılacağım be anne! İnan mezarlarda yaşamak daha güvenli… Daha güvenli, toprağın nemli dokunuşu, artık üzerinde yaşamak çok zor her şeyin anne, toprağın altına hasret bu oğlun! Bir papatya gibi doğup, güzel bir insanın elinden koparılıp ölmeyi yeğlerim artık!

Sana son sözüm sevgili:” bir zamanlar hiçbir şeye sığdıramadığın o şey, gün gelir her şeyinden taşar, ezer seni/ unutma!” ya da unut sevgili, dünyada erkek mi yok! Bundan sonra aşkın adı “ayrılık” olsun!

Sen söyle şimdi sevgilim, ben, anneme gitmeyeyim de neyleyeyim?

Ama ihtimallerde yaşamak, ne güzelmiş be anne! Öyle değil mi?

EMRE ONBEY Ben kimim anne!

Kategoriler
İslam Dini

İslam’da Anne

Günümüzde pek çok ülkede şiddet gören, işsiz, bakıma muhtaç, yaşlılar evinde bırakılmış çok sayıda kadın vardır. Bu toplumsal sorunun gerçek çözümü Kur’an ahlâkının yaşanmasındadır. Yüce Allah Kur’an ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

Bir Kur’an ayetinde Hz. Meryem’den, “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Ali İmran Suresi, 37) ifadesiyle söz edilir. Bu ayetle kadının adeta bir çiçek gibi korunması gerektiğine dikkat çekilir. Bir çiçek cereyan yapan yere ya da güneşe konduğunda soluverir. Güzel bir çiçeğe bakmak özen ister; yukarıdaki Kur’an ayeti adeta bunu hatırlatır. (Doğrusunu Allah bilir)

Kur’an’da kadına gösterilmesi gereken özenin yanı sıra, anneye karşı gösterilecek olan güzel ahlâkın önemine de dikkat çekilir.

İnsanın annesi, çocuğunun güzel bir ahlak kazanabilmesine yardımcı olacak ilk öğretmendir. Anne ve baba, evladının kendisine ve toplumdaki insanlara yararlı bir insan olabilmesi için büyük çaba harcarlar. Yıllar boyu bu amaçla maddi manevi pek çok özveride bulunurlar. İnsan da, anne babasının verdikleri emeği takdir etmeli ve bu özveriye sevgi, saygı ve hürmetle karşılık vermelidir. Kuran’da inanan insanların bu konudaki sorumlulukları “Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik…” (Ankebut Suresi, 8) ayetiyle bildirilir.

Bir başka Kur’an ayetinde ise Allah insanlara, anne babalarına, “De ki: “Gelin size Rabbiniz’in neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, …” (Enam Suresi, 151) ayetiyle bildirildiği gibi iyilik yapmalarını buyurur.

Yüce Allah insanlara, anne babaya karşı her zaman hoşgörülü, anlayışlı, şefkatli ve saygılı davranışlar sergilemelerini “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 36) ayetiyle öğütler.

Peygamberimiz’in (sav) de annelere nasıl davranılması gerektiği konusundaki bir hadisi şöyle rivayet edilir:

Bir adam, Peygamberimiz’e (sav) gelip, şöyle der: “Ey Allah’ın Resulü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha layıktır?”

Allah Resulu; “Annen, sonra annen, sonra baban, sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların, ” buyurur. (Ebu Hureyre (ra) Buhari)

Anne çocuğunu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklar göğüsler. Rabbimiz bunu hatırlatır ve annenin çocuğu üzerindeki emeğine dikkat çeker: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Kur’an’dan İki Anne

Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ’Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirir.

Hz. Meryem’e ,”Hani Melekler, dediler ki: ’Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak, insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ’Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur.

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

Yaşlandıklarında…

İnanan insanlar, anne ve babalarının maddi yönden de en ufak bir eksiklik hissetmemeleri ve sıkıntısız, rahat bir yaşam sürmeleri için tüm imkânlarını kullanırlar. “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (Bakara Suresi, 215) buyruğu gereği, hayır olarak infak edecekleri mallarında anne ve babalarının da hakkı olduğunu bilir, Kur’an’a uygun davranırlar. İhtiyaç içerisinde olan anne babalarının ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamaya, onların huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamaya çaba gösterirler.

Yüce Allah, özellikle çocukluk dönemine işaret ederek kişiye, anne babasının gösterdikleri sevgiyi, şefkati ve özveriyi unutmamasını tavsiye eder. Onlar yaşlandıkları ya da muhtaç duruma geldiklerinde de alçakgönüllü davranmalı ve güzel söz söylenmelidir.

“Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (İsra Suresi, 23-24)

Annelerine sevgi ve saygı gösteren, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar da sevgi, saygı ve dayanışma içinde birbirine bağlı aileler oluşturacaktır.

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Hatırlıyor Musun Anne?

Hatırlıyor musun anne? Hani seninle hayvanat bahçesine gimiştik. Arslanı görünce çok korkmuştum. Hemen ağlamaya başlamıştım. Bana korkmamamı söylemiştin, kafesten çıkamazlar demiştin. Gözyaşlarımı al renkli mendilinle silmiştin. Çünkü ağlamama dayanamazdın.

İlk doğduğum günü anlatmıştın ya hani. Ben ağlayınca dayanamayıp sen de ağlamışsın. Oradakiler de kızmışlar sana, ağladığın için. Bilemediler anne, nerden bilsinler içindeki şefkati. Anne olmayan bilezmedi ki bu duyguyu.

Okula ilk gittiğim günü hayal meyal hatırlıyorum anne. Sen hatırlıyor musun? Gitmek istemeğim halde yalvar yakar götürmüştün beni okula.
Okulda da bir ağlama tuttu beni. Sen yine ağlamaklıydın anne. Belli etmemeye çalışıyordun. Gözyaşlarını tutuyordun seni ele vermesinler diye.
Ben farkettim anne, benim ağlamama dayanamadığını biliyordum. Neden ağladığımı sormuştun ya. Yalan söylemiştim sana anne.
Okulu sevmediğim yalandı. Senden ayrılmak istemiyordum. Çünkü seninle ilk ayrılmamızdı bu. Bana oku, büyük adam ol diyordun hep. Okudum, büyük adam oldum anne.

Büyüdüm anne. Yıllar su misali aktı gitti. Lise çağına gelmiştim hani. ergenlik dedikleri hatalar dönemine. Ben unutmadım anne sen unuttum desende. Sana çektirdiklerim unutulacak gibi değil. Seni üzmek en büyük hatamdı anne. Sana karşı isyan ederdim. Beni hiç anlamadığını sanırdım. Beni hiç sevmediğini düşünürdüm. Meğer ne kadar da yanılmışım. Beni anlamayan sen değilmişsin anne, seni anlamayan benmişim. Beni ne kadar sevdiğini, o buhranlı gençliğimde bana sahip çıkışını yanlış anlamışım anne. Beni affet demiyorum. Eminim beni affedersin.

Hangi anne oğlunu ateşe atmak ister ki? Sen affedersin anne çünkü şefkatlisin. Ama ben affetmem kendimi, affetmeyeceğim de. Askere gidecektim anne hatırlıyor musun? Seni yine bir hüzün sarmıştı. Merak etme askere gidiyorum, vatan borcu dedim. Sende bendeki ana yüreği dedin. Ben ağlarım ama sen git dedin bağrına taş basarak.

Yemedin yedirdin, içmedin içirdin, giymedin giydirdin. Sensiz bir lokma dahi boğazımıdan geçmiyor derdin. Gittiğin ev ziyeretlerinde ev sahibine rica ederdin, çocuğuma da biraz götüreyim mi diye? Boğazından geçmiyordu anne. Şimdi de benim boğazımdan geçmiyor anne. Seni düşündükçe yutkunamıyorum. Boğazıma takılıyor tüm kelimeler. Sensiz hiçbir şeyin tadı yok anne. Sensiz tuzsuz bütün herşey. Kıymetini bilemedim anne. Şimdi anlıyorum ama neye yarar. Başımı taştan taşa vuruyorum ama neye yarar. Seni geri getirmez ki. Seni çok özlüyorum.  Resmine bakıp onunla avunuyorum.

Anne

MEHMET ŞAR