Kategoriler
Ankara - Başkent

Bozkırı Sarsan Zil Sesi

‘‘Bugün ayın ışığı elinde bal kaşığı
Gine nerden geliyon da mahlenin yakışığı’’

 

‘‘Yoldan geldim yorgunum kız ben sana vurgunum
Gene nerden geliyon da benim de maykıl cordınım’’

 

‘‘Müzik ruhun gıdasıdır’’ demişler ya gıdanın içeriği, havası, çağrışımı değiştikçe ruhun da aldığı gıdaya göre şekilleneceği aşikârdır. Bağlı olarak; şairin şiir anlayışının yanında Türk şiirinin de etkilenmesi muhtemeldir. Bozkır, zorlu bir kültür erozyonunun sancılarını çekerken, köyünden kentine kültür yozlaşmasıyla beraber kimlik değişiminin evrelerini yaşamaktadır.

 

Eskiden türkülerimiz vardı ruhumuzu dinlendiren, yüreğimizi depreştiren, gönlümüzü coşturan; oyun havalarımız vardı, halay havalarımız vardı verdiği coşku ve hazla bedenimize ritimli hareketler yaptıran. Sinsinimiz vardı Köroğlu havasıyla efelendiren. Zeybek oyunlarımız vardı seğmenleriyle damarımızdaki kanı taşıran…

 

Diğer bölgelerimizde olduğu gibi Orta Anadolu da yaşadığı kültürüyle, töresiyle yiğidin harman olduğu yerdi. Ağıtlarımız bir, türkülerimiz bir, düğünlerimiz bir, acılarımız bir, sevincimiz birdi. Birçok nedenle beraber ahlaki çöküntünün hızlandığı, paranın ilahlaştırıldığı, insanlığın dibe vurduğu zaman ilerledi; diğer kültürel değerlerimizde olduğu gibi haz aldığımız müzik ve eğlencelerimizde de değişimler baş göstermeye başladı.

 

Türk dünyasının birçok yerinde çalınıp söylendiği gibi bölgemize has ama şimdilerde ağırlığını kaybeden bozlaklarımız vardı. Öztürkçe olan bozlak sözcüğü Divan-ı Lügat-it Türk’te ‘‘bozlak’’, ‘‘bozlamak’’ ses vermek bağırmak anlamına gelmektedir. Sözcük anlamı olarak ‘‘bozulma’’, ‘‘beğirme-koç melemesi’’, ‘‘bağırma, feryat etme’’den kaynaklanır. Deve bağırması da denilir. Ankara yöresi Seğmen oyunları figürlerinde olduğu gibi, Orta Anadolu Bozkır iklimine en iyi uyum sağlayan koçla özdeşleşmenin müziğe yansımasıdır kısaca.

 

Sevdamızı, acımızı, özlemimizi, isyanımızı, sitemimizi, ilencimizi, gurbet hayatımızı, aşiret kavgalarımızı yansıtan içli ve ince duygulu bozlaklarımız…Heyyy be Ankara, sen nelere kadirsin!

 

Azerbaycan Türkçesi’nde ‘‘bozlamag’’, Türkmenistan Türkçesi’nde‘‘bozlamak’’, Kırgızistan Türkçesi’nde ‘‘bozdok’’, ‘‘Kazak Türkçesi’nde “bozdav, Uygur Türkçesi’nde “bozlimak, Dobruca Tatarlarında “bozlaw” sözüyle halk edebiyatının bir manzum türü olarak adlandırılmaktadır. Bozlak sözü ‘‘buzlamak’’ şekliyle Dede Korkut hikâyelerinde de

göze çarpmaktadır.

 

“Oğul oğul diyübeni buzlayayın mı

Kaytabanda kızıl deve bundan kiçdi

Torumları bundan buzlayup bile kiçdi

Torumçuğum aldurmışam buzlayayın mı?…’’ Örneğinde olduğu gibi.

 

Bölgemizin yetiştirdiği bozlak ustalarına Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali, Ekrem Çelebi, Neşet Ertaş, Kamil Abalıoğlu gibi sanatçıları örnek verebiliriz. Geleneği sürdürmek isteyen Tufan Atlaş, Neşet Abalıoğlu, Dursun Uçar, Mehmet Çapar, Duran Taşan gibi genç sanatçılarımız var hala. Ne mutlu onlara…

 

Baba oğul arasında atışma olarak söylenen iki bozlaktan son birer dörtlük şöyledir:

‘‘…Küsmedim Neşet’im kahrettim sana
Baban değil miydim sormadın bana
Olan olmuş yavrum ne deyim sana
Sen aklını yitirmişsin evladım’’ Muharrem Ertaş.

 

‘‘…Seni beni kim getirdi cihana
Her oğulu doğurmuştur bir ana
Senin fikrin başka dostluk bahane
Aslı bozuk deme gel şu insana’’ Neşet Ertaş

 

Kültür yozlaşmasıyla beraber ne yazık ki birçok değerimizin üzerine sünger çekilip bu değerlerin temelleri üzerinden yeni değersizlikler türetilmeye çalışıldı ve başarıldı. Bununla beraber Ankara havalarının tabiri uygunsa içine edildi. Aynı ritimler üzerine saçma sapan seks çağrışımlı farklı sözler eklenerek Ankara havası izlenimi yaratıldı. Buna alet olanlar maalesef yine kendi insanımız oldu.

 

Figürleriyle yiğitliği mertliği simgeleyen Seğmen Zeybeği, Ankara Zeybeği, Mendil Zeybeği, Karaşar Zeybeği, Yağcıoğlu Zeybeği gibi oyunların her birisi hareketleriyle, melodisiyle, sözleriyle izleyenlerin benliğini sarıp ve yıllar öncesinin Ankara’sına alıp götüren oyunlarımız can çekişmekte.

 

İçinde kaşık; kıvırma, sallama, köçek bulunmayan, bellerinde pala, seğmenler tarafından oynanan içerisinde efelik, erkeklik barındıran yiğit oyunlardır zeybek oyunları. 27 Aralık 1919’da Ulu Önder Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı yönetmek için Ankara’ya geldiğinde diz kırmadan içindeki iç çamaşırları görülen Rus sarışınlarının zil sesleri ile karşıladığını hayal edin bir. Ankara havası Ankara oyunları diye yutturulan ve Sincan’dan beslenip piyasaya sürülen ‘hoplayıver çekirge’ ve türevlerinin Ankara ve çevresi müzik kültürünü ne kadar etkilediğini fark edersiniz.

 

Diğer düz oyunlarımız yok muydu, vardı elbette: Ankara ve tüm çevre illerimiz tarafından sahiplenilip çalınıp oynanan Misket, Hüdayda, Şeker Oğlan, Yıldız, Mor Koyun, gibi erkek oyunları Allılar gibi kadın oyunları ya da Pazarda Kına ‘Elmadağ’ gibi dar bölgelere ait çok sayıda düğün kına gibi eğlencelerde oynanan oyunlarımız, diz çökmüş durumdalar.

 

Kadınlarımızı eğlendiren ve:

‘‘Allılar hava havalanıyor
Allılar hava bulutlanıyor
Allılar benim sevdiğim oğlan
Allılar yeni bıyıklanıyor

Allılar hop allılar allılar…’’ gibi benzer sözleriyle kadınlarımızı eğlendiren oyun ve eğlence havalarının yerini:

‘‘Hop benim adım elvan dalton
Ben gezerim balkon balkon
Gelirde koynuna girerim aman
Kobrayı dolarım boynuna
Açın gızlar arayı
Salıyom kobrayı…’’ gibi benzer sözlerle müzik yapıp genellikle etnik bir grubun yönetimindeki pavyon ve pavyon tipi eğlence yerlerindeki fuhuşu destekleyen programlar hem müzik hem eğlence hem de ahlak kültürümüzü yok etmiştir. Diğer taraftan: Yuva dağıtmıştır, Ali amcaya tarlasını sattırmıştır, Ahmet beye dairelerini…

 

Ankara havası diye mana aranmadan yazılan ve saz, darbuka ikilisiyle melodilendirilip piyasaya sürülenlerin:

‘‘Güvercinim uyur mu?
Çağırsam uyanır mı?
Misket orda ben burda
Buna can dayanır mı? …’’ diyen sanatçı yerine

‘‘o gün de geziyordum Kızılay’da
şöhret edecek kız arıyordum
uçtu eteği ortaya çıktı
yeteneği meteneği
gel kız seni şöhret yapayım
ama önce tadına bakayım
şu hapları yut bakayım…’’ diyen ve isminin başına Ankaralı eklenen sözde sanatçılar ve böyle felsefesiz edepsiz sözlerle insanların eğlenmesini sağlayan havalar birilerinin ticari sözleridir, ticari sesidir, ticari oyunlarıdır. Kısaca Bozkırı sarsan zil sesidir.
Halaylarımız mı? Davulun tokmağı kırılmak üzere… Çare: Ankaralıda, Çankırılıda, Yozgatlıda Çorumluda, Kırşehirlide, Kırıkkalelide. Çare Türk’te…

 

Osman Öcal

 

 

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Ülkemin Güzel Milletvekilleri…

Bizim ülkemizde baş ayağa hükmeder. Amir memura, vekil polise emreder. Sözünü geçiremezse tutar birde küfreder.

Aslında gündemi takip edenler neden bahsedeceğimi anlamıştır ancak ben hemen bir açıklama yapayım.

Ülkemizde şuan iktidarda bulunan Ak Partinin Elazığ Milletvekili Ankara sokaklarında aracı ile gezerken polis tarafından aracı durduruluyor ve şoföre alkol testi yapılmak isteniyor.

Bu sırada araçta bulunan Milletvekili Fevzi İşbaşaran kendisinin milletvekili olduğunu, şoförüne alkol testinin yapılamayacağını belirtiyor. Bu iddia üzerine polisler milletin vekili olan kişiden kimliğini göstermesini istiyorlar.

Buraya kadar normal bir durum. Çünkü ülkemizde her başta olan kendisine köle olunmasını ister. Aracıyla yolda giderken insanların saygıyla yoldan çekilmesini, ayağını araçtan atarken halkın önünde paspas olmasını arzular.

Ego mu dersiniz, cehalet mi dersiniz bilinmez ancak o koltukları ne kadar hak ettikleri tartışılır.

Neyse gelelim konumuza. Polisin kimlik sorması ile çirkinleşen milletvekili ağza alınmayacak küfürler etmeye başlıyor. Tabi bu sırada kayıtta olan bir cep telefonu tüm bu anları tek tek yakalıyor.

Kendinin milletvekili olduğunu, önünde hiçbir engelin olmadığını sanan kişi önce polislere bir güzel küfür yağdırıyor. Ardından da trafiği kapatması için şoförüne emir veriyor. Amacı Emniyet Müdürünü olay yerine getirerek orada görevini yerine getiren polislere gözdağı vermek ve kendi tabirleri ile sürgüne göndermek.

Öyle ya karşısında bir milletvekili var ve bizim polis ondan kimlik sorma gafletine düşmüş. O polisin yeri olsa olsa doğuda en ücra kasabadır.

Bu sırada trafik felç olunca olay yerine halkta geliyor. Milletvekili aracı çekip trafiği açmayınca tartışmalara halkta katılıyor ve onlarda ağızlarının paylarını alıyorlar. Sanki karşılarında Türk halkını temsil eden biri yokta küfürbazlar kralı var.

Peki sizce yakıştı mı? Bırakın milletvekili falan olmasını. Bir insana yakışan hareketler mi bunlar.  Bence değil.

Gerçi orada halktan biri olsa ağzını açamazdı. Polis işlemi yapar suçlu bulursa para cezasını basardı. Ama bizim malum şahıs kendisini devlet olarak nitelendirdiği için kimse bu tarz bir düşünce içerisine giremiyor.

Oldu olacak kendisini de sürsün. Hem de ücra bir kasabaya değil. Ücra bir gezegene.

Hani seçip koyuyoruz ya meclis denilen yere bu gibi insanları. İşte benim içim acıyor bunları görünce. Bir bakıyorum Osmanlı Zamanındaki devlet adamlarına birde bakıyorum bunlara.

Bir zamanlar devlet adamları kafa patlatırmışlar ülke daha iyi bir yere gelsin diye, şimdi ki devlet adamları kafa patlatıyorlar kendilerine daha fazla şan, şöhret, para, ceylan derisi koltuk verilsin diye…

Fevzi İŞBAŞARAN
Fevzi İŞBAŞARAN
Kategoriler
Anma Yazıları Deneme Yazıları Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Güncel Haberler Günlük hayat Günün Tarihi Kişisel makaleler Milli Görüş Sevgi ve Ask Dünyası Şiirler Tarih Makale Türkiye üzerine Videolar

Atatürk’ü Anma Ve Atatürk Haftası

19 Mayıs ile Kurtuluş Savaşını başlatan ve bugünkü yaşadığımız ülke sınırlarının çizilmesini sağlayan ulu önderimiz Atatürk ün ölüm yıldönümü her yıl 10 Kasım da anılmaktadır.10 Kasım ülkemizde Atatürk ü anma ve Atatürk Haftası olarak yaşanmaktadır.
Ulu önderimiz Atatürk ün hastalık belirtisi ilk olarak 1937 yılında ortaya çıktı.1938 yılının son aylarında Yalova da bulunduğu sırada bu belirtiler iyice artarak hastalığı tamamen ortaya çıktı.Yalova da uzman hekimler tarafından yapılan tedavisi olumlu sonuçlar verdi.Fakat bu tedavi sonrasın iyileşme süreci için gerekli olan dinlenmeyi yapmadı ve Ankara ya yolculuk yaptı.Bu yolculuk O' nu hastalığın çemberine iyice yaklaştırdı.
 

nostalji – mustafa kemal atatürk'ü anma ve atatürk hafta | makaleci.com

Bu hastalığın yaşandığı tarihlerde ülkemizin gündeminde Hatay sorunu vardı.Hastalığının ciddiyetini bilmesine rağmen Mersin ve Adana ya geziler düzenledi.Yakıcı ve kızgın güneş altında buradaki askerlerimizi teftiş edip tatbikatlar yaptırdı.Bu olaylar sonunda hastalığın ilerlemesi ile birlikte vücudu çok yorgun düştü.Ülke olarak edindiği ve çok sevdiği milleti uğruna sağlığını hiçe saydı.Güney illerimize yaptığı seyahatler bedeninin iyice yorulmasını sağladı.Mersinden 26 mayısta yola çıkarak Ankara ya döndü ve buradan tedavisi ve istirahat amaçlı olarak İstanbul a geçti.
 
Hastalığın teşhisi için uğraşan doktorlar ilk olarak siroz hastalığı teşhisini koydular.Deniz havası Ata mıza iyi geldiği için bir süre boyunca Savarona Yatı'nda dinlenmeye çekildi.Bu dinlenme sırasında bile ülkemizin sorunları ile ilgilendi çözüm yolları sundu.O günlerde İstanbul a gelen Romanya Kralı ile görüşmeler yaptı.Bakanlar kurulu toplantısına tam oy ile başkanlık yaptı.Hatay Anlaşması nın 4 Temmuz 1938 de yürürlüğe girmesi ile Atatürk ün morali iyice düzelmişti.
 
Temmuz ayının son günlerine kadar Savarona Yatı nda kalan Ata mızın hastalığı yine ilerlemeye başlamıştı.Hastalık iyice artınca O nu Dolmabahçe Sarayı na naklettiler.Fakat bu durum da hastalığın sürekli ilerlemesini durduramadı.O nun bu sağlık sorunlarından haberdar olan Türk halkı sağlığı konusunda tüm haberleri takip ediyordu.Atatürk 5 Eylül 1938 de vasiyetini yazdı.Bu vasiyette yer alan bilgilere göre servetinin büyük bır kısmı Türk halkına ve Türk Dil kurumlarına bağışlandı.
 
Ekim ay ortalarına doğru Ata mızın durumu düzelir gibi olmuştu.Fakat o yılda Cumhuriyetimizin 15. yılını kutlamak üzere Ankara ya gelemedi.29 Ekim 1938 günü Başbakan Celal Bayar a şu notu Türk Ordusuna iletmesi için verdi;
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır"
Bu sözleri ile Atatürk ün Türk ordusuna olan güveni iyice anlaşılmıştır.
 
Aradan fazla zaman geçmeden Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi.8 Kasım günü sağlığıyla ilgili raporlar haberlerde ve gazetelerde yayınlanmaya başladı.Bütün yurdu derin bir hüzün tekrar sardı.Her Türk Atatürk ün kurtulması için dua ediyordu.Ancak bu durumun korkulan sonu oldu.
 
Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Günlük hayat Günün Tarihi Teknoloji Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Trenlerde 3G Uygulaması (Üçüncü Nesil)

3rd Generation (Üçüncü Nesil) olarak ülkemize bu yıl giriş yapan 3G teknolojisi artık trenlerde de uygulamaya başlanıyor. Avea, Ulaştırma Bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) ortaklığında yapılacak olan proje 3G altyapısı sağlandıktan sonra yolculara seyahat boyunca mobil iletişimlerden ve 3G hizmetlerinden yararlanma fırsatı verecek. Hayata geçirilecek olan proje ilk olarak Ankara-Eskişehir hattında kullanıma sunulacak.

tren_internet_haberici
Trenlerde 3G Uygulaması (Üçüncü Nesil)

Kategoriler
Ankara - Başkent Genel Konular Günlük hayat

Keçiören: Bir Model

Türk kültürü, İslâmiyetin kabûlu ardından büyük bir değişim yaşamış, batı kültürünün de etkisiyle, ortaya Türk-İslâm sentezi bir kültür çıkmıştır. İşte Keçiören, bu sentezi resmeden bir modeldir. Keçiören’i birkaç kez turlayın, göz gezdirin; Bu sentezin izlerini her yerde görmeniz mümkündür.

Keçiören’in her yerinden, İslâm kültürünü ifade eden görkemli camilerin ezan seslerini dinleyebilir; Türk kültürünü ve tarihini yansıtan Estergon Kalesi’nin ve Orhun Anıtları’nın yapay modellerinde kendinizi bulabilir; Hocalı Katliâmına ithafen yapılan soykırım anıtında ise Türk Milletinin kanayan yarasını kalbinizde hissedebilirsiniz.

Keçiören’de Türk-İslâm kültürünün yanısıra batı kültürünün de izlerini görmek mümkündür. Ancak bu kültür kaynaşması hiçbir zaman yozlaşmayla sonuçlanmamış, Keçiören’e zenginlik katmıştır. Modern alışveriş merkezleri, kafeteryaları, eğlence yerleri Keçiören Halkının daha sosyal bir hayat sürmelerine olanak sağlamıştır.

Yirmi yıl öncesine kadar gecekonduların seyrek seyrek sıralandığı Keçiören, kısa sürede devasa bir değişim ve gelişim göstermiş, modern çağa ayak uydurmuş ve bir marka hâline gelmiştir.  Bulutları delen Cumhuriyet Kulesi’yle, Keçiören’in kuş bakışı izlenmesini sağlayan teleferiğiyle modern bir güzelliğe bürünmüştür Keçiören…

Herşey bir yana, yeşil alanlarıyla, şelaleleriyle, parklarıyla ve diğer tüm güzellikleriyle Keçiören, yaşamdan zevk almayı öğretir bizlere. Şehirlerin betonlaşmada birbirleriyle yarıştığı bir dönemde Keçiören, yaşanabilir bir yer olma hedefiyle ilerlemiştir hep.

Ayırca spor kompleksleri ve stadyumlarıyla, insanları, sportif faaliyetlere yönelmesi konusunda teşvik eden Keçiören’de, istediğiniz hemen hemen her spor dalıyla ilgilenebilirsiniz…

Sonuç itibariyle Keçiören, kültüründen ödün vermeden -Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedef olan- "Çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkma" ülküsünü gerçekleştirmiş bir örnek kent olmuştur.

İlker Aksoy

Kategoriler
Günlük hayat Seminerler

CETURK Ankara Java Teknoloji Günü – 2

Bugüne kadar çok farklı konu ve teknoloji ile ilgili yaptığı ücretsiz etkinliklerle sektörünün gelişmesine katkıda bulunan CETURK etkinliklerine devam ediyor.

3 Ocak 2009’da Ankara’da Çankaya Üniversitesi’nde ilk Java Teknolojileri Etkinliğimizi gerçekleştirmiştik.
13 Haziran’da ODTÜ Kültür Kongre Merkezi A Salonunda "CETURK Java Teknoloji Günü-2 – Ankara" etkinliği gerçekleştiriyoruz. Etkinlikte Java Teknolojilerinde Uzman konuşmacılar bilgilerini katılımcılarla paylaşacaklar.

Seminere katilmak icin buraya tiklayin:
CETURK Java Teknoloji Günü-2 – Ankara
 
Bu etkinliği İNNOVA Gold Sponsor olarak, i-con Silver sponsor olarak desteklemektedir.

Etkinliğe katılım her zamanki gibi ücretsiz olacak. Ayrıca her zaman olduğu gibi etkinliğe katılan kişilere çekiliş ile kitap hediye edilecek Etkinliğe katılamayanlar için video kaydı alınarak CETURK.TV ‘de yayınlanacak.

ETKİNLİK DETAYLARI
Etkinlik Konusu :     CETURK Ankara Java Teknoloji Günü – 2
Etkinlik Türü :     Seminer
Kontenjan :     200
Etkinlik Tarihi – Saati :     13.06.2009 — 10:00-18:30
Süre :     1 Gün
Etkinlik Yeri :     ODTÜ Kültür Kongre Merkezi A Salonu
 

 

ETKINLIK IÇERİĞİ

Saat    Konuşmacı     Konu
10:00 – 10:10    Mehmet Aca    CETURK
10:10 – 11:30    Hasan Türksoy    GWT İle Web Uygulamaları Geliştirmek
11:30 – 11:45    çay – kahve molası
11:45 – 13:00    Ümit Vardar    EJB 3.1
13:00 – 14:00    öğle arası
14:00 – 15:15    Mustafa Demir & Mustafa Daşgın    Spring Web Servis Framework
15:15 – 15:30    çay – kahve molası
15:30 – 16:45    Mehmet Gursul     OSGI (The Dynamic Module System For Java)
16:45 – 17:00    Ara
17:00 – 18:15     Kenan Sevindik     Spring AOP ve Hibernate ile Servis Düzeyinde Audit Loglaması
18:15 – 18:25     Kitap Çekilişi

Seminere katilmak icin buraya tiklayin:

CETURK Java Teknoloji Günü-2 – Ankara