Kategoriler
İslam Dini

Allah, Rızasına Uyan Kullarını Kurtuluşa Ulaştırır

Hayatının merkezine Allah’ın rızasını alan bir kişi, Allah’ın izniyle, hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa ve sonsuz mutluluğa erişeceğini çokça umut eder. Gönülden, katıksızca, samimi bir imanla iman eden müminlerin, hayatlarının merkezinde sadece Allah’ın rızasını kazanmak vardır.

Tüm güzelliklere ve sonsuz mutluluğa kavuşmanın yolunun Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak olduğunun bilincinde olan müminlerin hayatlarının yegane amacı, Allah’ı razı etmektir. Mümin, Allah’ın kendisini neden yaratttığını, Allah’ın kendisinden neler istediğini bilir. Dolayısıyla tek hedefi, Allah’a yakın olmak için vesileler aramak olur. Hedefine ulaşmak için tüm dikkatini ve sevgisini Allah’a verir.

Allah’ın izniyle, dünyevi hiçbir çıkar samimi bir mümini  bu hedefinden alıkoymaz. Cenab-ı Allah, iman edenlerin bu özelliğini Nur Suresi 37. ayetinde şöyle bildirmiştir.

“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ’tutkuya kaptırıp alıkoymaz’…” (Nur Suresi, 37)

Ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi dünyevi hiç bir konu, mümini Allah’ın rızasını kazanmaktan alıkoyamaz. Her an Rabbi’nin huzurunda olduğunun bilincinde olarak hareket eder.Yaşamını Allah’a adayarak, kendini daha huzurlu ve güvende hisseder. Tüm bağımlılıklardan kendini kurtararak bütün hayatını Allah’a adar.

Allah’ın rızasını hedefleyen mümin ölümün bir yok oluş olmadığının da farkındadır. Aksine, ölüm, mümin için sonsuza kadar mutlu yaşayacağı asıl hayatına geçiş için bir aşamadır. Ortalama 60-70 yıl yaşayacağı şu dünya hayatında karşılaşacağı her zorluğa, yine Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için sabreder. Çünkü Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olarak, cennete girmek mümin için en büyük mutluluktur. Rabbi’nin selamıyla karşılanacağını bilmek, mümini Allah rızasını kazanmak için daha da şevklendirir.

Tevbe Suresi’nin 111. ayetinde belirtildiği gibi, mümin canını ve malını Allah’a satmıştır. Bu nedenle, nefsinin bencil tutkularına kapılarak, Allah rızası dışında hiç bir şeye yönelmez. Mümin kişi, vicdanına tabi olduğu için, nefisinin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerinden, vicdanı ile kurtulur inşaAllah. Yani çarçabuk olan, geçici dünya arzularını bir kenara bırakarak, Allah rızası için ciddi çaba gösterir.

Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 18-19)

Şunu unutmamak gerekir ki, bizler Allah’ın rızasını kazanmaya muhtacız. Rabbimiz’in rızasını, sevgisini, yakınlığını kazanarak yaşamaya muhtacız. Yüce Rabbimiz de rızasına uyanları her zaman kurtuluşa ulaştıracağını, karanlıklardan nura çıkaracağını bizlere vadetmiştir.

Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Allah Sürekli Olan Salih Davranışları Beğenir

Salih amel, yalnızca Allah’ın rızası gözetilerek ihlasla yapılan her iştir. Burada yapılan işi zorluğuna ya da kolaylığına göre ayırmak ya da derecelendirmek çok doğru olmaz çünkü önemli olan insanın halis bir niyetle, Cenab-ı Allah’ın rızasını hedefleyerek bir iş yapmasıdır. Mesela, ihtiyaç içinde olan birisine yardımda bulunmak çok güzel bir davranıştır. Fakat yardımı yapan kişi bunu gösteriş için, insanların beğenisini kazanmak için yapıyorsa bu samimiyetsiz bir davranış olur. Fakat, yine yardımda bulunan kişi, bu işi sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyorsa, bu davranış, Allah’ın izniyle salih amel olur . Yani ameli kıymetli kılan “niyet”tir. İnsan eğer Allah’ın rızasını değil de, insanların rızasını aramak için çabalarsa, o zaman şirke girmiş olur Salih amel de insan, hiç bir çıkar gözetmeden, sadece Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu hedefleyerek hareket eder. Yaptığı her amelin karşılığını da, Allah’tan bekler.

…Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf Suresi, 110)

Fakat, önemli olan insanın hayatı boyunca Allah’ın rızasını hedefleyerek sürekli salih amelde bulunmasıdır. Çünkü Allah, insanı sadece Kendisi’ne kulluk etmesi için yaratmıştır. İnsanın sadece “ben Allah’a inanıyorum, ben iman ediyorum” demesi yeterli değildir. Eğer Allah’a inanıyor ve iman ediyorsak, bunu fiili olarak da göstermemiz gerekir. Cenab-ı Allah da sadece “iman ettim” demenin yeterli olmadığını ayette şöyle bildirmiştir.

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. (Ankebut Suresi, 2-3)

Yani Allah’a duyulan imanla birlikte yapılan her salihane davranış, insanın Allah’a olan sadakatini ve imandaki kararlılığını ortaya çıkarır. Müslüman hayatı boyunca namaz ,oruç,zekat gibi önemli olan ibadetlerinin yanında, sabır ve kararlılıkla dini tebliğ etmeli ve Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Müslüman hayatı boyunca, imanını, işleyeceği salih amellerle birleştirip, kuvvetlendirmelidir. Böylece hem bu dünyada hem de ahirette huzurlu ve mutlu olacaktır.

“İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Hud Suresi, 23)

Kategoriler
İslam Dini

Kur’an’da Kalp Temizliği

“ Benim kalbim temiz” sözünü hemen hemen herkes bilir. Birçok insan “benim kalbim temiz, benim kimseye zararım yok ya da Allah içimi biliyor ” gibi kalıplaşmış olan bu sözleri söyleyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışır. Kendisini, temiz kalpli biri olarak ilan ederek, çevresinde bulunan insanları da buna inandırmaya çalışır. Fakat Kur’an’ı Kerim’e baktığımızda, Allah’ın emir ve yasaklarını gerektiği gibi yerine getirenlerin ve Allah’tan samimi olarak korkanların kalplerinin temiz olabileceği çok açık bir şekilde anlatılmaktadır.

O halde bir insanın kalbinin temiz olması için, Kur’an’da bildirilen emir ve yasaklara çok titizlik gösterip, Allah’tan da çok derin bir korku ile korkması gerekmektedir. Kişinin, kendi değer yargılarına göre kalbinin temiz olduğunu ilan etmesinin, Allah katında hiçbir geçerliliği yoktur. Ayrıca, kalbinde Allah korkusu olmayan bir insanın, kalbinin temiz olduğu iddiasında bulunması hiç inandırıcı değildir. Bu şekilde düşünen bir insan, sadece kendini aldatır.

Kur’an ahlakına göre bir insanın, zaman zaman ihtiyaç içinde olanlara yardımda bulunması, kimseye bir zararının dokunmaması, bazı ibadetleri yerine getiriyor olması kalp temizliği için yeterli değildir. Tevbe Suresi’nde, bu konuyla ilgili bir örnek verilir;

“Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cehd (mücadele) edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 19)

Aynı şekilde, Bakara Suresi’nde de bu konu, başka bir örnekle açıklanır.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve mücadelenin kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara Suresi, 177)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, Allah rızası gözetilmeden, gösteriş amaçlı yapılan yardımların ya da iyiliklerin hiçbir değeri yoktur. Bu zihniyetteki insanlar, kendi çevrelerinde, iyi bir insan olarak tanınmaktan öteye gidemezler. Müslümanın amacı ise, etrafında sadece ” iyi bir insan” olarak tanınmak değildir. Samimi bir Müslüman’ın tek amacı, Rabbi’nin rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktır. Mümin, Allah’tan hiçbir şeyin gizli kalmayacağını bilir. Allah, insana şah damarından bile daha yakındır. Bu sebeple, kalbimizin temiz olup olmadığını da, Allah bizden daha iyi bilir. “…sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Tegabün Suresi, 4)”

Gerçek kalp temizliği için, insanın nefsinde barındırdığı tüm tutku ve hevalarından arınıp,  selim bir kalple Allah’a bağlanması şarttır. Kalbi temiz olan bir insan, derin bir aşk ile Allah’a bağlı olmaktan, Allah’ın rızasını gözetmekten, Allah’ın emir ve yasaklarını harfiyen yerine getirmekten, Kuran’a sıkı sıkıya bağlı olmaktan ve her an Rabbiyle kalben bağlantı halinde olmaktan, sonsuz mutluluk ve huzur duyan insandır.

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)

Kategoriler
İslam Dini

Allah’ın Yolu, Asıl Yoldur

 “… Hiç şüphesiz Allah’ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” (Enam Suresi, 71)

İnsan için iki yol vardır; Allah’ın yolu, şeytanın yolu. Biraz daha detaylandırırsak, insan ya vicdanına uyar ya da nefsine uyar. Ama insan, nefsini bir kenara bırakıp vicdanına uymakla yükümlüdür. Nefis ve şeytan bu dünyada imtihan için yaratılmışlardır. Allah kıyas yapabilmemiz, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmemiz, güzel bir ahlaka sahip olup cennete layık bir hale gelebilmemiz için bir ilimle nefsi ve şeytanı yaratmıştır. Ama yazının başında da belirttiğim gibi insan sadece vicdanına vahiy edilenden sorumludur. Çünkü o Allah’ın ilhamıdır. Allah’ın kulundan yapmasını istediğidir. O ilham, Allah’ın dosdoğru yoludur.

Yüce Rabbimiz kullarının hiç bir surette şeytana ve nefislerine uymalarını istemez, buna razı olmaz. Çünkü Allah zulmedici değildir. Rabbimizin kullarına zulmedici olmadığı, Kur’an’da şu ayetlerde geçmektedir.

* Bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir. (Ali İmran Suresi, 182)

* Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir. (Enfal Suresi, 51)

* (Ey insan) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir. (Hac Suresi, 10)

* (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 209)

* İşte Biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Ankebut Suresi, 40)

* Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Suresi, 46)

* “Huzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim.” (Kaf Suresi, 29)

Yüce Rabbimiz Allah, ayetlerden de anlaşıldığı gibi adildir,  merhametlilerin en merhametlisidir. Ve asla kullarına zulmedici değildir. İnsan nefsine uyarak kendine zulmetmiş olur. Halk arasında da bir söz vardır “insanın kendine yaptığı kötülüğü, düşmanı bile yapmaz” diye. İnsan nefsine uyarak kendine en büyük kötülüğü yapar. Çünkü şeytan ve onun emrinde olan nefis, insanın en büyük düşmanıdır.  Nefsine uyan kişi Rabbimizin Bakara suresinin 208. ayetinde bildirdiği  gibi şeytanın adımlarına uymuş olur.”.. şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)

Rabbimizin tüm bu uyarılarını dikkate alarak hayatımızın sonuna kadar Allah’ın yolundan ayrılmamamız gerektiğini unutmamalıyız. Sadece Allah’ın rızasını ve rahmetini amaçlayarak,  dünyevi hiç bir çıkar gözetmeden Kur’an’ın rehberliğinde salih amellerde bulunmalıyız. Cennete layık bir ruh güzelliğine sahip olmak için tüm hayatımızı Allah yoluna adamalıyız. Nefis ve şeytanın en büyük düşmanımız olduğunu bilip, Allah’ın dosdoğru yolundan ayrılmamakta kararlı olmalıyız.

Allah’ın dosdoğru yolunda ilerlemeyi hedefleyen kişi, Allah’ın sınırlarını korumada titizlik gösterir ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i kendine örnek alır. Bunda kararlı olan bir insan hayatı boyunca karşılaştığı tüm zorluklara karşı da sabırlı olur. Çünkü Rabbinin onu zorluklarla da imtihan edeceğini ama her zorlukla beraber bir kolaylık sağlayacağını da bilmektedir. Her ne zorluk olursa olsun, her durumda Rabbine dua eder ve O’ndan yardım diler. Bu bir insan için olabilecek en büyük rahatlık ve mutluluktur.

Allah, Kendi rızasına uyanları kurtuluş yollarını gösterir ve karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Bu, Allah’ın samimi kullarına vaadidir. “Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)”

Kategoriler
İslam Dini

Toplumda Yerleşik Kur’an Dışı Sözler-II

Toplumda yerleşmiş ancak dine tamamen aykırı olan sözleri açıklamaya devam ediyorum. Yazacaklarım nedeniyle Rabb’imi tenzih eder, yüceltirim.

Birçok insan doğumu ve ölümü Allah’ın belirlediğine, insanı zorluktan kurtaranın ya da şifa verenin Allah olduğuna inanırken, günlük hayatta yaşananların Allah’tan bağımsız geliştiğini düşünür.  “Allah’ın hiç işi kalmamış da -haşa-bu ufak şeylerle mi uğraşıyor” der kimileri. Oysa evrendeki küçük-büyük her detay, insan yaşamındaki her an, her yeni olay Allah’ın dilemesiyle, O’nun üstün aklıyla ve O’nun belirlediği şekilde meydana gelir.

 Örneğin sıcak çaydanlığın devrilmesinin Allah’tan bağımsız bir olay olduğunu söylerken, aynı çaydanlıktaki kaynar suyla eli yandığında olayın kaderinde olduğunu düşünmesi kişideki mantık çöküntüsünü gösterir. Yaşanan olay -boyutu her ne olursa olsun- kaderde olandır. “Kaderini yendi” ya da “kaderini değiştirdi” gibi sözler de bu bilgiden yoksun kimselerin söyledikleri cehalet dolu sözlerdir.

“Allah ona çok veriyor bana ise şu kadar veriyor. Bu -haşa- adalet mi?” demek, sonsuz adil olan Allah’ın adaletini sorgulamaktır. İnsan imtihan amacıyla dünyadadır. Ve Allah kimi kulunu varlıkla kimini de yoklukla sınar. Dahası varlıkla sınanmak insanı daha fazla zorlar.

“Ben bu kadar iyilik ve hayır yapıyorum ama yine de bütün belalar beni buluyor. Her çeşit kötülüğü yapan da rahat rahat yaşıyor; bu nasıl adalet” gibi sözler de dünya hayatındaki imtihanı kavrayamamış kişilerin sözleridir. Tüm bu düşüncelere en güzel cevap yine Kur’an’dan gelir: Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi, 85)

“Günahın benim boynuma” sözü de sıklıkla duyduğumuz bir söz. Kimin ağzından çıkarsa çıksın, gerçekte şeytanın fısıldadığı bir cümle. Kur’an’ın bildirdiğine göre ise kimse bir başkasının günahını yüklenemez.

“Allah’ın sopası yok” -haşa- sözü de sanırım söylenen sözlerin en cahilce olanlarından. Saniyelerle süren depremlerde beton blokları sallayan, yerle bir eden, volkanları patlatan ancak tümünü imtihan amacıyla ve hikmetle yaratan Allah’ın sonsuz gücünü gereğince takdir edememenin sonucudur bu söz.

“Üzerimde nazar var, sürekli başıma birşey geliyor?”, “Neden belalar hep beni buluyor?”… Bu sözler, dünya hayatının gerçeğinden gaflette olan kişilerin yaşadıkları zorluklar karşısındaki ifadeleri. Dünyanın ve insanın yaratılış amacı imtihandır. İnsan imtihan olarak Allah’a bağlılığını kanıtlar. Allah’ın hoşnutluğunu kazanma yolunda çektiği çilelerle insan eğitilir, imanı olgunlaşır.

Ya da tam aksine, “Ben Allah’ın sevgili kuluyum. Olmasam bana bu kadar güzel bir hayat yaşatmazdı.” diyen bazı kişiler de  rahat yaşamlarının verdiği güvenle doğru yolda olduklarını ifade ederler. Oysa bunun bir ölçü olmadığı Kur’an’daki “Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (Müminun Suresi, 55-56) ayetiyle haber verilir.

Yaşanması ihtimali bulunan tehlikelerden konu açıldığında, “işte Allah’a emanet yaşıyoruz” diyen insanlar görürüz. Kuşkusuz Allah’a emanetiz ancak bu söz, Allah’ın üzerimizdeki ve tüm evrendeki kontrolüne, gücü ve hakimiyetine -haşa- güvensizlik ifadesidir. Allah’a emanet olan, en büyük gücün koruması altındadır.

Yukarıdaki cümle gibi “işi Allah’a kalmış” sözü de aynı güvensizliğin sonucudur. Her insanın her işi Allah’ın kontrolündedir. Bu şekilde düşünen kişi de Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremez. Hatta bu sözü dahi söyleyemez.

Aynı şekilde “şansa yaşıyoruz” demek de uygun bir ifade değildir. İslam’da şans ya da talih yoktur. Her insan Allah’ın sonsuz öncede belirlediği kaderini yaşar. ” Başına konan talih kuşu” da, başına gelen musibet de kişinin imtihanıdır. Hatta daha da ileri giderek söylenen “talihsiz, bahtsız, kadersiz” gibi sözler Allah’ın yarattığı kaderi beğenmemek-haşa- isyan etmek anlamındadır.

“Ben ibadetlerimi yapamıyorum ama kalbim temiz; önemli olan bu” sözü ise Allah’ın buyruklarını hafife almaktır. Bu sözler, ibadetlerini uygulamaktan kaçınan ve yanlış bir yaşam tarzını Müslümanlık olarak görmeye/göstermeye çalışan kişinin samimiyetsiz ifadeleridir. Kur’an’a göre kalbi temiz olan insan, Allah’a itaat eden, O’nun emir ve yasaklarına uyan, sürekli Allah’ı anan ve kalbi Allah’ın zikriyle “mutmain” olmuş (tatmin bulmuş) kişidir.

“Çalışmak ibadettir” sözünü de sık sık duyarız. Kuşkusuz inanan her insan temiz ve iyi bir ahlak göstererek çalışır. Ancak çalışarak zaten ibadet edildiğini ve Kur’an’ın hükümlerini yerine getirmeye gerek olmadığını düşünmek yanılgıdır. İbadet, Allah’a kulluktur; işi gereği insanlara yardımcı olmak ise yalnızca Allah’ın hoşnutluğu amacıyla yapılırsa ibadettir.

“Allah’ın unuttuğu yer”- haşa- “Allah’ın unuttuğu insan” gibi sözler de büyük yanılgıdır. Allah asla hiçbir şeyi unutmaz. Allah Hafız’dır.

Kimileri de “bu hacı hoca takımı…” diye başlayan cümlelerle bağnaz ve müşrik kesimi kıstas alır ve tüm Müslümanları aynı şekilde değerlendirirerek, kendince küçümsemeye çalışır.

Duygusallığın insanı nereye sürüklediğine iyi birer örnek olan sözler: “Eğer Allah bana cenneti bahşetse, sensiz girmem”, “Onu o kadar seviyorum ki onunla cehenneme bile giderim.”, “Öyle nefret ediyorum ki onun gittiği cennete gitmem”… Ya da inkarcı olduğu açık olan kişinin yaptığı dünyevi bir iyilik karşısında, “o cennete girmezse ben hiç girmem”…

Yakını ölen kimselerin söyledikleri “Allah’ım biz şimdi ne yapacağız; neden onu bizden aldın?”, “vaktinden önce öldü, zamansız öldü, ölüm ona yakışmadı” gibi akıl ve din dışı sözler isyan içerir. Ölüm her insana yakışır; çünkü Allah’ın takdiridir. Toplumda “sıralı ölüm” denilen yaşa göre ölüm sırası, Kur’an’a uygun değildir. Sırayı da, ölüm şeklini de belirleyen Yüce Allah’tır.

Ahiretten söz edildiğinde, “oraya gidip de dönen var mı, nereden biliyorsun?” der kimileri.  Anlatım Kur’an’dan ise “gidip dönmüş” olmak gerekli değildir. Çünkü Kur’an ölümü ve ahiret hayatını detaylı tarif eder.

Son olarak, “dünyada mekan ahirette iman” sözü, “dünyada iman” olmalı ki ahiretteki “mekan” en güzellerinden olabilsin.

 

Fuat Türker