Kategoriler
İslam Dini

“Tevekkül Edenler Allah’a Tevekkül Etmelidirler.”

Allah’a tevekkül etmek, mümin için Allah tarafından verilmiş en büyük nimettir. Nimettir, çünkü Yüce Rabbimiz, yaşadığımız dünya hayatı boyunca, bizleri çeşitli imtihanlarla sınayacağını bize bildirmiştir.

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Allah’a olan yakınlığımız, sevgimiz, bağlılığımız, teslimiyetimiz de bu imtihanlar vesilesiyle ortaya çıkar. Nefsimiz, tüm yaşantımızın bir düzen içerisinde, kusursuz, herhangi bir olumsuzluk yaşamadan geçmesini ister ve en ufak bir olumsuzluk karşısında da ya üzüntüye boğulur ya da isyan eder. Her ne kadar nefsimiz herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmak istemese de, hayatımız en ufak detayına kadar Allah’ın kontrolündedir. Ve Allah’ın sünneti gereği, her insan ayette de bildirildiği gibi, korkuyla, açlıkla, ölümle ve daha çeşitli olaylarla imtihan olur. Yaşadığımız her anın Allah’ın kontrolünde olduğunu vicdanımızla ve imanımızla değerlendirdiğimizde, Allah’ın takdirinin en hayırlı olduğunu düşünüp, Allah’a teslim oluruz.

…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Mümin bilir ki, Allah’ın yarattığı bu zorluklar sadece birer denemedir ve çok büyük güzellikler taşıyan hayırlarla doludur. Kur’an ışığında, müslümanca bakan bir göz, bu gerçeğin hemen farkına varır. Allah’ın her şeyi bir hayırla ve güzellikle yarattığına iman eder. Allah’a tevekkül edip, sabrederek büyük bir ecir kazanacağını umut ederek, Allah’a sığınır. Çünkü Allah için yapılan en ufak bir şey, Allah’ın izniyle karşılıksız kalmaz. Mümin karşılığını bu dünyada alamasa da, ahirette Allah’ın en güzel bir şekilde ödüllendireceğine iman eder. Ki, bir mümin için en büyük güzellik Rabbinin rızasını kazanmış olarak, cennete girmektir.

Dolayısıyla, yaşanan olumsuz olaylar karşısında üzülmek, endişelenmek, hüzne kapılmak, haksızlığa uğradığını düşünmek, isyan etmek gibi uygun olmayan bir ruh haline bürünmek, insana hiçbir fayda sağlamaz. Aksine, insan kendine zulmetmiş olur. Bu yüzden Rabbimiz bizden, Kendisi’ne sığınıp, tevekkül etmemizi istiyor. Bizim tek dostumuz, tek vekilimiz Allah. Biz gönülden Allah’a iman ederek, sabredersek ancak o zaman imtihanımız kolaylaşır ve Allah’ın izniyle hayra ve güzelliklere dönüşür.

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler. (Al-i İmran Suresi, 160)

Ayetten de açıkça anlaşılıyor ki, mümin hayatı boyunca, hayatının her anının Allah’ın kontrolünde olduğunu aklından çıkarmadan, Allah için sabredip, Allah’a tevekkül etmekte kararlı olmalıdır.

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Allah Sürekli Olan Salih Davranışları Beğenir

Salih amel, yalnızca Allah’ın rızası gözetilerek ihlasla yapılan her iştir. Burada yapılan işi zorluğuna ya da kolaylığına göre ayırmak ya da derecelendirmek çok doğru olmaz çünkü önemli olan insanın halis bir niyetle, Cenab-ı Allah’ın rızasını hedefleyerek bir iş yapmasıdır. Mesela, ihtiyaç içinde olan birisine yardımda bulunmak çok güzel bir davranıştır. Fakat yardımı yapan kişi bunu gösteriş için, insanların beğenisini kazanmak için yapıyorsa bu samimiyetsiz bir davranış olur. Fakat, yine yardımda bulunan kişi, bu işi sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyorsa, bu davranış, Allah’ın izniyle salih amel olur . Yani ameli kıymetli kılan “niyet”tir. İnsan eğer Allah’ın rızasını değil de, insanların rızasını aramak için çabalarsa, o zaman şirke girmiş olur Salih amel de insan, hiç bir çıkar gözetmeden, sadece Allah’ın rızasını, hoşnutluğunu hedefleyerek hareket eder. Yaptığı her amelin karşılığını da, Allah’tan bekler.

…Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf Suresi, 110)

Fakat, önemli olan insanın hayatı boyunca Allah’ın rızasını hedefleyerek sürekli salih amelde bulunmasıdır. Çünkü Allah, insanı sadece Kendisi’ne kulluk etmesi için yaratmıştır. İnsanın sadece “ben Allah’a inanıyorum, ben iman ediyorum” demesi yeterli değildir. Eğer Allah’a inanıyor ve iman ediyorsak, bunu fiili olarak da göstermemiz gerekir. Cenab-ı Allah da sadece “iman ettim” demenin yeterli olmadığını ayette şöyle bildirmiştir.

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. (Ankebut Suresi, 2-3)

Yani Allah’a duyulan imanla birlikte yapılan her salihane davranış, insanın Allah’a olan sadakatini ve imandaki kararlılığını ortaya çıkarır. Müslüman hayatı boyunca namaz ,oruç,zekat gibi önemli olan ibadetlerinin yanında, sabır ve kararlılıkla dini tebliğ etmeli ve Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Müslüman hayatı boyunca, imanını, işleyeceği salih amellerle birleştirip, kuvvetlendirmelidir. Böylece hem bu dünyada hem de ahirette huzurlu ve mutlu olacaktır.

“İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Hud Suresi, 23)

Kategoriler
İslam Dini

Kur’an’da Kalp Temizliği

“ Benim kalbim temiz” sözünü hemen hemen herkes bilir. Birçok insan “benim kalbim temiz, benim kimseye zararım yok ya da Allah içimi biliyor ” gibi kalıplaşmış olan bu sözleri söyleyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışır. Kendisini, temiz kalpli biri olarak ilan ederek, çevresinde bulunan insanları da buna inandırmaya çalışır. Fakat Kur’an’ı Kerim’e baktığımızda, Allah’ın emir ve yasaklarını gerektiği gibi yerine getirenlerin ve Allah’tan samimi olarak korkanların kalplerinin temiz olabileceği çok açık bir şekilde anlatılmaktadır.

O halde bir insanın kalbinin temiz olması için, Kur’an’da bildirilen emir ve yasaklara çok titizlik gösterip, Allah’tan da çok derin bir korku ile korkması gerekmektedir. Kişinin, kendi değer yargılarına göre kalbinin temiz olduğunu ilan etmesinin, Allah katında hiçbir geçerliliği yoktur. Ayrıca, kalbinde Allah korkusu olmayan bir insanın, kalbinin temiz olduğu iddiasında bulunması hiç inandırıcı değildir. Bu şekilde düşünen bir insan, sadece kendini aldatır.

Kur’an ahlakına göre bir insanın, zaman zaman ihtiyaç içinde olanlara yardımda bulunması, kimseye bir zararının dokunmaması, bazı ibadetleri yerine getiriyor olması kalp temizliği için yeterli değildir. Tevbe Suresi’nde, bu konuyla ilgili bir örnek verilir;

“Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cehd (mücadele) edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 19)

Aynı şekilde, Bakara Suresi’nde de bu konu, başka bir örnekle açıklanır.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve mücadelenin kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara Suresi, 177)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, Allah rızası gözetilmeden, gösteriş amaçlı yapılan yardımların ya da iyiliklerin hiçbir değeri yoktur. Bu zihniyetteki insanlar, kendi çevrelerinde, iyi bir insan olarak tanınmaktan öteye gidemezler. Müslümanın amacı ise, etrafında sadece ” iyi bir insan” olarak tanınmak değildir. Samimi bir Müslüman’ın tek amacı, Rabbi’nin rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaktır. Mümin, Allah’tan hiçbir şeyin gizli kalmayacağını bilir. Allah, insana şah damarından bile daha yakındır. Bu sebeple, kalbimizin temiz olup olmadığını da, Allah bizden daha iyi bilir. “…sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Tegabün Suresi, 4)”

Gerçek kalp temizliği için, insanın nefsinde barındırdığı tüm tutku ve hevalarından arınıp,  selim bir kalple Allah’a bağlanması şarttır. Kalbi temiz olan bir insan, derin bir aşk ile Allah’a bağlı olmaktan, Allah’ın rızasını gözetmekten, Allah’ın emir ve yasaklarını harfiyen yerine getirmekten, Kuran’a sıkı sıkıya bağlı olmaktan ve her an Rabbiyle kalben bağlantı halinde olmaktan, sonsuz mutluluk ve huzur duyan insandır.

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)

Kategoriler
İslam Dini

Mümin Aklıyla ve Vicdanıyla Hareket Eder

Akıllı olmak ve vicdana uygun hareket etmek yalnızca müminlere has bir özelliktir. Allah akıl ve vicdanı Kendisi’nden gereği gibi korkan kullarına bir güzellik olarak verir. Güçlü, derin, samimi bir Allah korkusu insana çok güzel özellikler kazandırır. Rabbimiz bu yüzden bizden Kendisi’nden gereği gibi korkmamızı istemektedir.

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Ali İmran Suresi, 102)

Derin bir Allah korkusu olan insan doğal olarak Kuran’a uygun hareket etmek isteyecektir. Çünkü Allah Korkusu akıllı olmanın en temel nedenidir. İnsan Kuran’ı okudukça Rabbimiz’ in tek güç ve kuvvet sahibi olduğunu ,var olan her şeyin tek sahibi olduğunu kavrayacaktır. Bunun farkına varan bir insan artık yaratılış amacına uygun davranmaya dikkat edecektir. Çünkü Allah’ın kendisinden istediği tek şey  O’na kulluk etmesi ve ölümden sonraki ahiret hayatını düşünerek yaşamasıdır.

İnsan Kuran’ Kerim’i okuduğunda  Allah’ın Cennet’te müminlere sonsuza kadar  vadettiği tüm güzelliklere kavuşmak isteyecektir. Çünkü Rabbimiz cennette insanın nefsinin hoşuna giden her şeyi kullarına sunacaktır.

“İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.” (Furkan Suresi, 16)

Rabbimiz yine Saffat Suresi’nin 60. ayetinde “Şüphesiz, bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir.” diye bildirmektedir.

Aynı zamanda Kuran’ı Kerim’de Allah cehennemi de çok detyalı tarif etmiştir. Kendisi’nden korkmayanların ,inkar edenlerin son durağının cehennem olduğunuda bildirmiştir.

Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” (Zümer Suresi, 72)

Allah’ın tehdidine, cehennem azabının sonsuzluğuna iman eden bir kişi de tüm hayatını Allah’a adar ve Allah’ın sınırlarını koruma konusunda çok hassas davranır. Şeytanın ve nefsinin istek ve arzularını ilah edinmekten şiddetle kaçınır.

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Kategoriler
İslam Dini

Müşrik Zan ve Tahminle Yalan Söyler

Gerçekten, Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)

Şirk , Allah’ın Kur’an’da da bildirdiği en büyük günahlardan ve ifitralardan biridir.  Allah Kur’an’da müşrikleri de şirk eyleminde bulunan kişiler olarak anlatmaktadır. Kur’an’da müşrik karakterinde olan insanların yaşantılarının Kur’an’a uygun olmadığı ayetlerle açıkça anlatılır.

Müşrikler, hiç bir zaman Allah’a samimi olamazlar. Çünkü müşriklere göre, Allah’ın Kur’an’da bildirdiği din yeterli değildir (Allah’ı tenzih ederim). Onların çarpık mantık anlayışlarına göre, dinin kolay bir şekilde yaşanıyor olması uygun değildir. Bunun için de sırf çevrelerine ihlaslı , takva biri olarak görünmek adına zan ve tahmine dayalı, Kur’an’da bahsedilmeyen  kurallar uydururlar. Taassup üzerine kurulu bir dinleri vardır. Bu şekilde dışarıya karşı çok dindar kişi imajı vermeye çalışırlar. Her zaman için etraflarındaki insanlara karşı gösteriş yapmayı tercih ederler. Sadece Allah’a karşı samimi olmak onlar için yeterli değildir.  Halbuki Allah bizden Kendisi’ne gönülden katıksız bağlı olmamızı istemektedir.

‘Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

Ama müşrikler bunu yeterli görmeyip insanlara karşı gösterişi tercih etmektedirler. Bu yüzden hiç bir zaman Allah’la samimi bir bağlantı kuramazlar, hep bir aracıya ihtiyaç duyarlar. Bu aracıların rızasını kazanmak onlar için daha önemlidir. İlahlaştırdıkları aracıların kendilerine şefaat edeceklerine inanırlar.

Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah Katında bizim şefaatçilerimizdir” derler… (Yunus Suresi, 18)

Dinin kolay bir şekilde yaşanıyor olması bir müşrik için asla kabul edilebilir bir şey değildir.Hurafeler, sapkın uygulamalar, batıl inanışlar bu kişilerin dinleridir. Bu yüzden sürekli yalan söyleyerek Kur’an’da olmayan kurallar uydururlar ve şirk batağından Allah izin vermedikçe kurtulamazlar.

Allah, bu tutumlarından dolayı müşriklerin kalplerini,kulaklarını, gözlerini mühürlemiştir. Hiç bir zaman müminlerin Allah’a duydukları samimiyetin lezzetini hissedemezler. Allah onlara bunu yasaklamıştır. Kur’an’ı samimi olarak okuyup anlamaya çalışmadıkları için, Kur’an ahlakından uzak bir yaşantı içinde hayatlarını devam ettirirler. Kendilerinin hidayette olduklarına olduklarına inanırlar ve şeytanla dost olduklarını akıllarına dahi getirmezler. Oysa Allah, bir ayetinde , şeytanın, Allah’ın zikrinden uzak olanların yakın dostu olduğunu bildirmiştir.

Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)

Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (Zuhruf Suresi, 37)

İnsanın üzerine düşen Rabbimiz’i tanıyıp ,  çok candan samimi bir hissiyatla Rabbimiz’den korkmak ve Rabbimiz’i sevmektir. Bunun için de kendimize sadece Kur’an’ı Kerim’i ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünnetlerini rehber edinmeliyiz.

Kategoriler
İslam Dini

Aklın Temelinde Allah Korkusu Vardır

İnsanda bulunan her güzelliğin kaynağı Allah korkusudur. Allah’tan korkan bir insan, fedakardır, sevecendir, cesurdur, itidallidir, yalan söylemez, vefalıdır, sadıktır, helale harama dikkat eder, zekidir ve sadece Allah’tan korkanlara has bir özellik olarak akıllıdır. Bir insanı insan yapan en önemli özellik olan akıl, sadece Allah’tan çok korkan müminlere verilir. Bir insan çok zeki olabilir ama Allah korkusu yoksa akıllı değildir. Allah sadece Kendisi’nden korkanlara akıl, anlayış ve feraset verdiğini Enfal Suresi’nde şöyle bildirir:

“”Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

Yani bir insan, Allah’tan gerektiği gibi korkup samimi iman ederse bu büyük nimete sahip olabilir. Çünkü sadece samimi iman sayesinde insan akıl sahibi olabilir. İmanın kazandırdığı bu güzellik insanın tüm hayatını da kapsar. Bu nimete sahip olan bir insan, sadece Allah’ın vicdanına ilham ettiğine uygun yaşantısını sürdürür. Allah’ın doğru ve akıllıca olan ilhamını yani vicdanını dinler. Allah’ın ilhamına uygun hareket eder. Nefsinin hoşuna gidecek davranışlardan sakınır. Nefsine uyarsa, Allah’ın gazabına uğrayacağını bilir ve bundan şiddetle sakınır, sadece Allah rızası için yaşar.

Kendisine sadece Kur’an’ı Kerim’i rehber edindiği için yanlış öğrendiği tüm bilgilerden arınarak açık bir şuur sahibi olur. Yaratılış amacının yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğunun bilincinde olarak, berrak bir akılla, bu amaca uygun yaşar. Dünya hayatının bir gün son bulacağını ve Rabbi’nin huzuruna çıkarak hesap vereceğini hiç unutmadan, sonsuz hayatında, sonsuz mutluluğu yaşamak için çabalar.

Bu nimetten yoksun olan insanlar ise,  akılsız kimselerdir. Bu insanlar, sadece cahiliye toplumunun kurallarını benimserler. Bundan dolayı çok zor bir hayatları vardır. Allah rızası yerine insanların rızasını gözetirler. Ahiretteki sonsuz yurtlarını düşünmeden sadece dünya hayatı için çabalarlar. Para kazanmak, iyi bir okulda okumak, makam-mevki sahibi olmak o kişinin tek amacıdır. Ama bu isteklerinin ahiretine bir faydası olup olmayacağını hiç bir zaman düşünemez. Çünkü samimi iman edip, gerektiği gibi Allah’tan korkmadığı için aklı kapanmıştır. Allah’tan bir bela olarak, basireti, feraseti kapalıdır. Bencil, egoist, acımasız, sevgisiz, menfaatleriyle çatıştığında her türlü kötülüğü yapabilecek bir insan olarak yaşamını sürdürür. Çok zeki de olabilir fakat zekası ahireti için ona bir fayda sağlamamaktadır.

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

Ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi kimi insanlar, dünya hayatının bir oyun ve oyalanma yeri olduğunun farkında olmadan boş bir amaç için uğraşıp dururlar. Ve içinde bulundukları durumun farkında olmadan, kendileri gibi olan insanların akıllı olduğunu düşünürler. Yüce Rabbimiz ise bir başka ayetinde bu kişilerin durumundan şöyle bahsetmektedir;

Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)

Yine bu kişiler, Allah’tan bir bela olarak,  Kur’an’ı Kerim’i de okuyup kavrayamazlar. Çünkü Allah’a karşı büyüklüğe kapılıp, Allah’tan gerektiği gibi korkmadıkları için kalpleri ve anlayışları Allah tarafından mühürlüdür. Ayetlerde de bu kişilerin, kalplerinin, gözlerinin, kulaklarının mühürlü olduğu açıkça anlatılır.

Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi ‘apaçık-belgeyi’ görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: “Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir” derler. (Enam Suresi, 25

Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)

Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini “bir ve tek” (İlah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 45-46)

Aklın tek sahibi Allah’tır. Rabbimiz ,sonsuz akıl sahibidir. Allah’tan bir nimet olan bu güzelliğe de sadece derin Allah korkusu olanlar sahip olabilirler. Akıl sahibi bir insan, canlı ya da cansız yaratılan her şeyde Rabbimiz’in aklını ve sanatını görüp, kendi acizliğinin farkına varır. Her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu kavrayıp, Rabbi’ne teslim olur.

 “… Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 32)

Kategoriler
İslam Dini

Ahiret İçin Hazırlık Yapıyor muyuz?

İnsanlar arasında ölüm hakkındaki genel kanı, ‘yok oluş’ veya ‘son’ dur. Oysaki ölüm, tam aksine, insanın ebedi hayatının başlangıcıdır. Yok olacak olan, sadece insanın bedenidir, ruhu sonsuza kadar yaşayacaktır. Bedenimiz sadece bu dünya için yaratılmıştır. Ahirette yepyeni bir yaratılışla yaratılacağımızı Allah, Kur’an’da bildirmektedir. Ama imtihanın bir gereği olarak yeryüzü üzerindeki tüm canlılar ölümlüdür.

Allah dünyanın bağlanılacak bir yer olmadığını anlamamız için, ölümü yaratmıştır. Her gün ölüm haberlerini televizyonlardan, radyolardan mutlaka duyarız. Ya da kendimiz birinin ölümüne şahit olabiliriz. Allah ölümü, bize sürekli hatırlatır, vakti geldiğinde ölümün bizi de bulacağını ve hesap vermek için Rabbimiz’in huzuruna çıkacağımızı unutmamamız için. Ama insan dünya hayatıyla, yaşam mücadelesiyle o kadar meşguldür ki, o an için biraz durup düşünür ama sonra ölümü unutarak, kaldığı yerden devam eder. Ya da bazı insanlar ölümü akıllarına dahi getirmek istemezler; konusu açıldığında hemen konuyu değiştirerek, rahatsız olduklarını belli ederler. Çünkü ölümün bir yok oluş olduğunu düşündükleri için bu, onları rahatsız eden bir konudur. Halbuki her an, geçen her saniye, ölüm her insana yaklaşmaktadır. Fakat insan derin bir gaflette olduğu için sanki hiç ölmeyecekmiş gibi hayatını yaşamaya devam eder.

“İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.”(Enbiya Suresi- 1)

Aslında ölümü düşünmek insanı derinleştirir, Allah korkusunu artırır, bu dünyada bulunma amacını daha iyi anlamasına vesile olur. Rabbimiz bu dünyayı imtihan için yaratmıştır. Bazı insanlar “dünyaya bir kere gelinir, bu yüzden hayatı doya doya yaşamak gerekir” düşüncesiyle ahireti hiç düşünmeden yaşamlarını sürdürmek isterler. Allah ise, burasının bir imtihan yeri olduğunu, insanları denemek için dünyayı yarattığını ve asıl hayatımızın ahiret olduğunu Kur’an’da birçok ayette bildirmiştir.

Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)

Allah herkesi kaderinde çeşitli olaylarla imtihan eder. İnsan bazen “acaba hayatımda hangi olaylar beni bekliyor” diye düşünür. Fakat ne tür olaylarla karşılaşacağını bilemez. Hayatı boyunca nasıl imtihanlarla deneneceğini bilemez. Ama kesin olan bir gerçek vardır ki, her insan bir gün öleceğini bilir. Ölüm, bu kadar net bir gerçek olduğu halde, insan ölüm ve ölümden sonraki hayatı için endişe duyacağı yerde, dünya hayatı için endişeler duyar. Öğrenci ise, “acaba sınavı kazanabilecek miyim”, borcu ya da alacağı varsa “acaba borcumu ödeyebilecek miyim ya da paramı tahsil edebilecek miyim”, “acaba istediğim kişiyle evlenebilecek miyim, acaba zengin olabilecek miyim, istediğim işte çalışabilecek miyim…” Bu tarz soru ve düşüncelerle hayatını geçirir. Elbette bu konular insanın hayatını devam ettirebilmesi için düşünmesi gereken konulardır. Ama insanın sadece bu dünyadaki hayatını düşünerek yaşamını sürmesi çok yanlıştır.

Bediüzzaman Said Nursi de bu konuyu çok güzel bir izahla özetlemiştir. “Bu ömürden sonra sırf ahireti düşünmek lazım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekatü’l – ömrü ömr-ü Sani yolunda sarf eyle.” (Divan-ı Harb-i Örfi) Yani insan, tüm hayatı boyunca ahiretini düşünerek yaşamalıdır. Sadece Rabbimiz’in hoşnutluğunu düşünerek, ömrünü Allah yolunda sarfetmelidir. Karşımıza çıkabilecek muhtemel olaylar için hazırlık yaptığımız gibi, ölüm ve sonrasındaki sonsuz hayatımız için de hazırlık yapmalıyız. Sorgulanacağımız Kur’an’ı Kerim’ i gereği gibi okuyup. Rabbimiz’in sınırlarını gözetmeliyiz. Zaten tüm hayatını ahiretini düşünerek, Allah rızası için yaşayan bir insan dünyada huzur ve mutluluk bulur.

Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları Kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur. (Casiye Suresi, 30) 

Kategoriler
İslam Dini

Merhamet İnsanlığın Sanatıdır

kiz kediİnsan, samimi inancının derinliğine göre sever, sevilir. Allah’ın yarattığı varlıklardaki sevgi, şefkat ve coşku meydana getiren yönleri görebilir; tümünden haz alır. Gerçek anlamda iyi, şefkatli, merhametli olmak imanın getirdiği birer nimettir; birer güzelliktir.

İnsan, Allah’a aşkla bağlıysa O’nun buyruklarına çok titiz olur, en çok O’nu sever ve en çok O’na saygı duyar. Bencil ve nefsine düşkün olmaz. Şefkatli ve koruyucu olur, çıkarlarının peşinde olmaz; affedici olur. Kişinin içinde Allah sevgisi yoksa yalnız kendi çıkarlarını düşünür, affetmez, çıkarlarıyla çatıştığında ise sert davranabilir.

Sevgiyi, güzelliği sağlayan her özellik Allah aşkı ve korkusuyla kazanılır. Bu duygular insanların daha şefkatli, daha merhametli, daha sevecen ve daha ince düşünceli olmalarını sağlar. Ve güzel ahlâkın kökenini oluşturur.

“Allah, kullarına karşı şefkatli olandır”. İnsan Allah’a yakın olduğu zaman O’nun sıfatları, üzerinde tecelli eder. Müminlerin şefkat ve merhameti Allah’ın merhametinin bir tecellisi olduğundan Allah’ın hoşnutluğunu gözeten bir merhamet şeklidir. Merhametlerinde aldıkları ölçü Kur’an’dır. Kuran’ın dışında bir sistemi ölçü alan merhamet anlayışı, “Rahmanî” değil, “şeytanî” bir merhamettir.

 

Kur’an ahlakını yaşayan insan, binlerce kez hata yapmış da olsa sevdiğine karşı merhametli ve her koşulda bağışlayıcıdır. Asıl bağışlayıcı olan Allah’tır; cezayı verecek olan insan değildir. Bağışlamak sıkıntı, azap, çile içinde olmamalı, içten olmalıdır. İntikamın şeytani bir tadı vardır; insan gönülden affetmeli, şefkatle bakmalıdır. Affetmek, müminler arasındaki sevgi zeminini oluşturmada Allah’ın sunduğu sayısız nimet ve güzellikten biridir.

Mümin, insanların her zaman için iyiliğini ister. Kendi sonsuz hayatını düşündüğü gibi, insanların da ahiretini düşünür; hata yaptıklarında uyarır, kötülükten engellemeye çalışır. Kendi için ettiği dualarında kardeşlerini asla unutmaz.

Sevgisini Allah sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurmuş insan, hata da yapsa sevdiği kişiye îmanından kaynaklanan şefkat, merhamet ve bağışlama ile yaklaşır. Ve inanan insanın, karşısındaki kişiye sevgisi, yaşlılık, sakatlık ya da maddi kayıp gibi durumlarda olumsuz etkilenmez. Aksine merhameti artar.

Allah için yaşanan sevgide sadakat, şefkat, merhamet ve bağışlama vardır. Allah için yaşanan sevgi, süresiz ve sonsuzdur. Bu sevgi, önce dünyada ve ardından sonsuz yaşamda devam etmeye kilitlenmiştir. Müminlerin birbirlerine olan sevgileri ve birbirlerine karşı olumsuz duygular taşımamaları, Allah’ın samimi kullarına nimetidir. Bu nimet, “Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (Hicr Suresi, 47) ayetiyle bildirildiği gibi, ahirette tam anlamıyla yaşanacaktır.

İmam Rabbani, müminlerin, Allah’ın yarattıklarına duydukları şefkatin önemini şöyle tarif eder:

“Allah’ın emrine tazim (saygı) ve Allah’ın kullarına şefkat; her ikisi de, ahiret azabından kurtulmak için, iki büyük asıl köktür.” (İmam Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 98. Mektup)

Allah’ın buyruklarına uymak ve O’nun yasaklarından kaçınmak kadar, kullarla iyi geçinmenin de aynı ölçüde gerekli olduğunu söyler ve şöyle devam eder İmam Rabbani:

“Allah’ın emrine tazim (saygı), Allah’ın yarattıklarına şefkat… cümlesi, bu iki hakkın edasını açıktan beyan edip her iki mananın riayetini (uygulanmasını) lüzumlu kılmaktadır. O iki işin birini yapıp birini bırakmak, küllü (bütünü) bırakıp cüzle (parça ile) yetinmek gibi olur ki; kemal sıfatını almaktan uzaklık ve bu hususta kusur sayılır. Bu hususta düşüncesizlik iyi olmayacağı gibi; hiçbir iltifatta bulunmamak, aldırış etmemek uygun değildir.” (Mektubat-ı Rabbani, 170. Mektup)

Kur’an Sevgi ve Merhametin Sanatıdır

Müslümanların acı çekmelerinin nedeni; şefkati, sevgiyi, merhameti öne çıkaracaklarına, kine, nefrete yanaşmalarıdır. Nefis nefrete, öfkeye, kine daha yatkındır; daima savaşı ister. İrade ve akılla dostluk, kardeşlik elde edilir. Sonuna kadar barışı, kardeşliği savunmak, affedicilik imanla olur.

Gerçek ve kalıcı sevgiye ulaşabilmek için, öncelikle Kur’an ahlâkı yaşanmalı. Allah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için güzel ahlak gösteren insanlar, birbirlerini de Allah rızası için severler. Böylelikle sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörü -Allah’ın dilemesiyle- toplumun geneline yayılır.

Kadın, erkek, anne, baba her Müslüman için örnek kişiliktir Peygamberimiz(asm); O, yolumuzda ışıktır. Allah, O’nun kalpleri imana ısındıran ve Kur’an ahlâkına yaklaştıran sevgisini, ince düşüncesini ve şefkatini kalplerimize raptetsin, o “İlâhi rahmetin parıltısı” ile ruhlarımızı aydınlatsın…

Çünkü; “merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

 

 

Fuat Türker              

Kategoriler
Deneme Yazıları

Allah Korkusu Ne Kazandırır?

İnsanın Allah Katındaki üstünlüğü, Allah’ın gücünü gereği gibi takdir ettiği, Allah’ın hoşnutluğunu gözettiği, Kur’an hükümlerine uyduğu, Allah’ın beğendiği ahlâk özelliklerine sahip olduğu orandadır. Kendisini Rabb’ine yakınlaştıran tüm bu özellikleri insan, Allah’tan korkup sakındığı ölçüde üzerinde taşıyabilir.  Kalpte taşınan Allah korkusunun derecesi kişinin Allah Katındaki üstünlük derecesini de gösterir.

… Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Allah’ın “Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar…” (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bildirdiği doğruyu yanlıştan ayıran nur, mümine verdiği akletme yeteneğidir.

Dünyevi korkular hisseden kişi, paniğe kapılır,  aklını kullanamaz,  çaresiz duruma düşer. Allah korkusu ise, insanın aklını ve vicdanını harekete geçirir.

Doğruları görebilen akıl sahibi insanın genellikle her sözü, her davranışı, her kararı en uygun olandır. Allah’tan korkan insan, bu nur vesilesiyle iyiyle kötüyü ayırt edebildiğinden, her durumda Allah’ın hoşnutluğunu gözeterek hareket eder. İnsanın böyle bir yetenekten mahrum olması ise kararsızlık, çözümsüzlük, tereddüt, vesvese gibi özellikleri de beraberinde getirecektir.

Kur’an’da, “Ey iman edenler, Allah’tan sakınıp-korkun ve O’nun elçisine iman edin, size Kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin…” (Hadid Suresi, 28) ayeti, içinde Allah korkusu taşıyan kullara, dünyada ve ahirette maddi – manevi nimetlerin müjdesidir. Allah’ın kendisini rahmetine alması bir mümin için her şeyden önemlidir.

Maide Suresi’ndeki kıssada, “Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: “Seni mutlaka öldüreceğim.” (Öbürü de:) “Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.” (Maide Suresi, 27) ifadesiyle, Allah’tan korkan kimselerin amellerinin Allah Katında makbul olduğu bildirilir. Çünkü ancak Allah’tan korkup sakınan insan Allah’ın kudretini gereği gibi takdir eder, Allah’a karşı içli bir saygı duyar. Aksi durumdaki kişi zaten yaşamını yanlış temeller üzerine kurmuştur. Allah’ın beğenmediği bir ahlâka sahip olduğundan, yaptığı işler Allah Katında değerli olmayabilir. Bu nedenle insanın Allah sevgisi, korkusu ve Allah’ın hoşnutluğundan kaynak bulan bir ahlâk edinmesi gerekir.

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Ayrıca, Allah korkusu olmayan kişinin ibadetlerinin altında gösteriş, büyüklenme, başkalarının hoşnutluğunu arama gibi çarpık arayışlar bulunur.

Yüce Allah, “… Kim Allah’tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (Talak Suresi, 4) ayetiyle, sınırlarını koruyan müminlere rahmetini, korumasını ve yardımını vaat eder. Onları “kolay olanda başarılı kılar” (Ala Suresi, 8) Açık ya da gizli her an samimi kullarına desteğini ulaştırır.

… Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir. (Talak Suresi, 2)

En zorlu zamanlarda dahi Allah, Kendisinden korkup sakınan kulları için bir çıkış yolu gösterir, onları en güzel yere ulaştırır.

Dünya hayatını Allah’ın kendilerinden istediği gibi yaşayan müminlere, Allah “Bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür.” (Talak Suresi, 5) hükmüyle, bir başka önemli müjde daha verir. Hata yapmış, günah işlemiş de olsalar, merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah, rahmeti üzerine yazmıştır ve içi titreyerek Kendisinden korkan kullarını bağışlayacağını haber verir.

Allah’ın sonsuz rahmeti, müminler üzerinde dünyada da tecelli eder. Kendisine gönülden bağlı olan kullarının yaptıkları güzel ve iyi işlerin karşılığı olarak, Allah ecirlerini kat kat artırır. İnsan, kendisine can veren, sayısız nimet ve güzellikle ödüllendiren Rabb’ine kullukla zaten sorumludur. Allah’ın ödüllendirmesi ise, sonsuz lütuf sahibi olmasından ve karşılıksız ihsan etmesindendir.

Allah emaneti dağlara, göklere verdiğini, onların korkup almadığını, insanın aldığını haber verir. O zaman yerine getirmemiz, aldığımız emanetleri gereği gibi yüklenmemiz, ona uygun hareket etmemiz gerekir. Ahirette pişmanlık ve çaresizlik dolu korkuyu yaşamamak için…

Fuat Türker

Kategoriler
İslam Dini

Allah Korkusu Dünyevi Korkulardan Farklıdır

Allah korkusu, Allah’a aşkla bağlı olan insanın hissettiği korkudur. Bu, Allah’ın rızasından yoksun kalmaktan korkmaktır… Tıpkı sevdiğini gücendirmekten, onun sevgisinin yok olmasından çekinen aşık gibi. Allah korkusu buna benzer ancak çok daha güçlüdür. Allah’tan korkan insan O’nun buyruklarına uymakta daha dikkatli davranır, en çok O’nu sever ve saygı duyar. Bencil olmaz, nefsani çıkarlarını gözetmez; merhametli, koruyucu ve bağışlayıcı olur. Allah’tan korkmayan kişi, kendi çıkarlarını düşünür; çıkarlarıyla çatıştığında karşısındakini kırabilir. Özverili ve cesur değildir; samimi mümin gibi gerektiğinde Allah için canını ortaya koyamaz.

Allah korkusu güzellikleri getirir; sevgiyi, güzelliği sağlayan her özellik Allah korkusuyla kazanılır. Allah korkusunu içinde taşıyan insan, hata yaptığında vicdanı çok rahatsız olur; Allah’a sığınır, hatasını telafi etmeye çalışır. Aczini ve Allah’a ne denli muhtaç olduğunu derinden kavrar. Rabb’ine olan boyun eğiciliği artar.

Allah korkusu güzel ahlakla ilgili özelliklerimizi yönlendirir. Allah korkusu olmazsa, insan sabıra gerek duymayabilir, çileye tahammül edemeyebilir, bağışlayıcı olmayabilir. “ Allah beni bağışlar cennete giderim” diye düşünür. Ancak Allah korkusu insandaki her şeyi kontrollü hale getirir.

Allah korkusu dünyevi korkulara benzemez; ‘içi titreyerek saygı duyma’ anlamında bir korkudur. Bu korku dünyadaki imtihan ortamında insanın en önemli yardımcısıdır. Çünkü Allah korkusu insanın her an şeytana ve kendi nefsinin bencil istek ve tutkularına karşı dikkatli/şuurlu olmasını sağlar. Bu korku insana acizliğini ve kulluğunu hatırlatır. Dünyevi korkular insanı telaşa kaptırır, doğru karar almasını engeller. Oysa Allah korkusu,  Allah’ın dilemesiyle müminlere ‘doğruyu yanlıştan ayıran bir anlayış’ verir.

Mümin, Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini kaybetmekten korkar. Allah’ın sevgisini kaybettirecek kötülüklerden Allah korkusu sayesinde sakınılır. Örneğin bir ayette, “Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez” (Nisa Suresi, 36) buyrulur. Allah korkusu olan insan, büyüklük taslayıp böbürlenmekten şiddetle kaçınarak Allah’ın sevgisini kazanacağını umduğu bir hareket yapmış olur. İşte bu yüzden, Allah korkusu ve Allah sevgisi bir arada yaşanır.

Çalışkanlık, dürüstlük gibi ahlak özellikleri bu korkuyla kazanılır. Kişi Allah’tan korkmuyorsa çıkarı için çok rahat yalan söyleyebilir. Dürüstlüğün kökeninde Allah korkusu vardır. Allah korkusunu içinde taşıyan insan doğru söz söyler; doğru şahitlik yapar. Çünkü Rabb’inin, içinde gizli olanları bildiğinin bilincindedir. Fitneyi, kargaşayı, insanın ruhundaki anarşiyi Allah korkusu önler.

Bazı insanlar, “ben Allah’ı severim, korkmama gerek yok” derler. Çok üstün, çok güçlü, ve çok yüce ve bu denli üstün Varlık olan Rabb’imizi severken, O’ndan korkmamanın nedeni nedir?..

İman etmeyen insanlar, cehennemde bir süre kalıp sonra bağışlanacaklarını zannederler. Kendilerini cennete layık görür; Allah sevgisinin yeterli olduğunu, azap göreceklerin yalnızca çok azgın kişiler olacağını düşünürler. Bu nedenlerle Allah korkusunu içlerinde taşımazlar; gururlu ve kibirli, kendini yeterli gören bir ahlaka sahiptirler. Allah’tan korkmadıkları için, şeytan ve nefislerinin kötülüklerinden de sakınamazlar.

Allah korkusunu içlerinde taşımayan insanların onlarca farklı korkuları vardır. Bu kadar çok sayıda korkuyla yaşayıp, sadece Allah’tan korkmazlar. Müdüründen, babasından, eşinden korkan bu kişiler, kıyamet günü Allah’ın huzurunda yapayalnız sorgulanmaktan korkmazlar. Oysa Allah’ın gücü, makamı ve azabı karşısında dünyadayken hissedecekleri korku, Allah’ın izniyle hem imanlarına, hem de dünya ve sonsuz ahiret mutluluğuna neden olacaktır.