Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular Türkiye üzerine

SORUNLAR ŞİDDETLE ÇÖZÜLMEZ

Dünya tarihine baktığımızda çok fazla savaş,ihtilal,baskınlar,harekatlar,katliamlar görürüz. Sadece I. ve II. Dünya savaşlarında 300 milyondan fazla insan öldürülmüş. Milyonlarcası da sakat kalmıştır. Bu savaşların kökenine baktığımızda, çeşitli ideolojilerin baskın ve üstün olma isteğini görüyoruz. Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atması, Hitler’in milyonlarca yahudiyi öldürmesi de kanın ve şiddetin dünyada ne kadar yaygın olduğunun bir

Günümüze baktığımızda ise; ABD, Ortadoğuda bir çeşit baskı sistemi kurma gayretinde.Bazı ülkeleri işgal ediyor, gerektiğinde giriyor,bombalıyor ve savaşlar çıkartıyor. Bunun arka planında da Ortadoğu’daki bağnaz ve radikal grupların oluşturduğu tehlikeleri ortadan kaldırma gayretinde olduklarını görüyoruz. ABD, yıllardır bunu yapıyor. Vietnam’da, Japonya’da, Irak’ta milyonlarca ton bomba atıldı. Milyarlarca mermi atıldı. Binlerce askerleri öldü. Milyonlarca masum, sivil, yaşlı, kadın ve çocuk şehit oldular. Hiçbir zaman çözümü şiddetle sağlayamadı. Sağlayamaz da.

Fikri mücadeleyi hiçbir zaman düşünmedi Amerika. Karşındaki idelojinin yanlışlığını anlatmadı. Hep yıkma bombalama düşüncesinde oldu. Doğru fikri doğru düşünceyi broşür yapıp bomba yerine atılabilir mesela. Televizyonlarda ilmi yayınlar yapılabilir gazete ve sosyal medyada şefkat temelli bir yaklaşımda bulunulabilir. İnsanları yok etmeye değil ıslah etmeye yanaşmalı. Nefretin yerine sevginin şefkatin merhametin tesis edilmesi için mücadele etmeli. Amerika, büyük ülke olduğunu ancak bu şekilde tüm dünyaya gösterebilir. Ki örnek alınabilecek bir ülke olsun. Şu anda dünyanın gözünde katil bir ülke pozisyonunda. Bunu artık değiştirmeli.

Aynı şekilde Türkiye’de pkk’ya karşı yıllarca mücadele etti. On binlerce şehit verdik. Ama asla  fikri bir mücadele denenmedi. Aklın yolu birdir denir. Aklın yolu, Kuran’da anlatılan ve imanla birlikte gelen akıldır. Komünist ideolojiye sahip pkk’ya karşı topla, tüfekle hiçbir zaman çözüm sağlanamaz. Bilakis gelişir. Şu anda olan da budur. Pkk, yıllar geçtikçe daha da gelişmiştir. O halde bu yöntem bırakılmalı. Pkk’nın savunduğu komünist ideolojiye anti komünist fikri,ilmi ve bilimsel telkinle yaklaşılmalıdır. Devletin televizyonlarından bu şekilde bir propaganda yapılsa çok kısa sürede büyük neticeler alınabilir. Ayrıca komünizmin dayandığı darwinizm hala daha okullarda çocuklarımıza anlatılıyor. Bunun bir an önce kaldırılması gerekiyor. Kendi elimizle yıkım yapamayız.Türkiye için önümüzdeki yıllar çok güzel olacak inşaAllah. Bunu öngörmek hiçte zor değil.

“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Yunus Suresi, 25)

 

Sevgilerimle

Hüseyin Uçkun

Kategoriler
İslam Dini

Mümin Aklıyla ve Vicdanıyla Hareket Eder

Akıllı olmak ve vicdana uygun hareket etmek yalnızca müminlere has bir özelliktir. Allah akıl ve vicdanı Kendisi’nden gereği gibi korkan kullarına bir güzellik olarak verir. Güçlü, derin, samimi bir Allah korkusu insana çok güzel özellikler kazandırır. Rabbimiz bu yüzden bizden Kendisi’nden gereği gibi korkmamızı istemektedir.

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Ali İmran Suresi, 102)

Derin bir Allah korkusu olan insan doğal olarak Kuran’a uygun hareket etmek isteyecektir. Çünkü Allah Korkusu akıllı olmanın en temel nedenidir. İnsan Kuran’ı okudukça Rabbimiz’ in tek güç ve kuvvet sahibi olduğunu ,var olan her şeyin tek sahibi olduğunu kavrayacaktır. Bunun farkına varan bir insan artık yaratılış amacına uygun davranmaya dikkat edecektir. Çünkü Allah’ın kendisinden istediği tek şey  O’na kulluk etmesi ve ölümden sonraki ahiret hayatını düşünerek yaşamasıdır.

İnsan Kuran’ Kerim’i okuduğunda  Allah’ın Cennet’te müminlere sonsuza kadar  vadettiği tüm güzelliklere kavuşmak isteyecektir. Çünkü Rabbimiz cennette insanın nefsinin hoşuna giden her şeyi kullarına sunacaktır.

“İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir.” (Furkan Suresi, 16)

Rabbimiz yine Saffat Suresi’nin 60. ayetinde “Şüphesiz, bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir.” diye bildirmektedir.

Aynı zamanda Kuran’ı Kerim’de Allah cehennemi de çok detyalı tarif etmiştir. Kendisi’nden korkmayanların ,inkar edenlerin son durağının cehennem olduğunuda bildirmiştir.

Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” (Zümer Suresi, 72)

Allah’ın tehdidine, cehennem azabının sonsuzluğuna iman eden bir kişi de tüm hayatını Allah’a adar ve Allah’ın sınırlarını koruma konusunda çok hassas davranır. Şeytanın ve nefsinin istek ve arzularını ilah edinmekten şiddetle kaçınır.

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Kategoriler
İslam Dini

Aklın Temelinde Allah Korkusu Vardır

İnsanda bulunan her güzelliğin kaynağı Allah korkusudur. Allah’tan korkan bir insan, fedakardır, sevecendir, cesurdur, itidallidir, yalan söylemez, vefalıdır, sadıktır, helale harama dikkat eder, zekidir ve sadece Allah’tan korkanlara has bir özellik olarak akıllıdır. Bir insanı insan yapan en önemli özellik olan akıl, sadece Allah’tan çok korkan müminlere verilir. Bir insan çok zeki olabilir ama Allah korkusu yoksa akıllı değildir. Allah sadece Kendisi’nden korkanlara akıl, anlayış ve feraset verdiğini Enfal Suresi’nde şöyle bildirir:

“”Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29)

Yani bir insan, Allah’tan gerektiği gibi korkup samimi iman ederse bu büyük nimete sahip olabilir. Çünkü sadece samimi iman sayesinde insan akıl sahibi olabilir. İmanın kazandırdığı bu güzellik insanın tüm hayatını da kapsar. Bu nimete sahip olan bir insan, sadece Allah’ın vicdanına ilham ettiğine uygun yaşantısını sürdürür. Allah’ın doğru ve akıllıca olan ilhamını yani vicdanını dinler. Allah’ın ilhamına uygun hareket eder. Nefsinin hoşuna gidecek davranışlardan sakınır. Nefsine uyarsa, Allah’ın gazabına uğrayacağını bilir ve bundan şiddetle sakınır, sadece Allah rızası için yaşar.

Kendisine sadece Kur’an’ı Kerim’i rehber edindiği için yanlış öğrendiği tüm bilgilerden arınarak açık bir şuur sahibi olur. Yaratılış amacının yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğunun bilincinde olarak, berrak bir akılla, bu amaca uygun yaşar. Dünya hayatının bir gün son bulacağını ve Rabbi’nin huzuruna çıkarak hesap vereceğini hiç unutmadan, sonsuz hayatında, sonsuz mutluluğu yaşamak için çabalar.

Bu nimetten yoksun olan insanlar ise,  akılsız kimselerdir. Bu insanlar, sadece cahiliye toplumunun kurallarını benimserler. Bundan dolayı çok zor bir hayatları vardır. Allah rızası yerine insanların rızasını gözetirler. Ahiretteki sonsuz yurtlarını düşünmeden sadece dünya hayatı için çabalarlar. Para kazanmak, iyi bir okulda okumak, makam-mevki sahibi olmak o kişinin tek amacıdır. Ama bu isteklerinin ahiretine bir faydası olup olmayacağını hiç bir zaman düşünemez. Çünkü samimi iman edip, gerektiği gibi Allah’tan korkmadığı için aklı kapanmıştır. Allah’tan bir bela olarak, basireti, feraseti kapalıdır. Bencil, egoist, acımasız, sevgisiz, menfaatleriyle çatıştığında her türlü kötülüğü yapabilecek bir insan olarak yaşamını sürdürür. Çok zeki de olabilir fakat zekası ahireti için ona bir fayda sağlamamaktadır.

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

Ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi kimi insanlar, dünya hayatının bir oyun ve oyalanma yeri olduğunun farkında olmadan boş bir amaç için uğraşıp dururlar. Ve içinde bulundukları durumun farkında olmadan, kendileri gibi olan insanların akıllı olduğunu düşünürler. Yüce Rabbimiz ise bir başka ayetinde bu kişilerin durumundan şöyle bahsetmektedir;

Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)

Yine bu kişiler, Allah’tan bir bela olarak,  Kur’an’ı Kerim’i de okuyup kavrayamazlar. Çünkü Allah’a karşı büyüklüğe kapılıp, Allah’tan gerektiği gibi korkmadıkları için kalpleri ve anlayışları Allah tarafından mühürlüdür. Ayetlerde de bu kişilerin, kalplerinin, gözlerinin, kulaklarının mühürlü olduğu açıkça anlatılır.

Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi ‘apaçık-belgeyi’ görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: “Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir” derler. (Enam Suresi, 25

Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)

Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini “bir ve tek” (İlah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 45-46)

Aklın tek sahibi Allah’tır. Rabbimiz ,sonsuz akıl sahibidir. Allah’tan bir nimet olan bu güzelliğe de sadece derin Allah korkusu olanlar sahip olabilirler. Akıl sahibi bir insan, canlı ya da cansız yaratılan her şeyde Rabbimiz’in aklını ve sanatını görüp, kendi acizliğinin farkına varır. Her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu kavrayıp, Rabbi’ne teslim olur.

 “… Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 32)

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini

Perdenin Arkası

Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Başkalarına boyun eğme. Onlardan korkup titreme. Çünkü her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir; her şey O’nun emriyle halledilir. Kendini kendine sahip sanma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır. Belalardan korunamaz, kendini muhafaza edemezsin. Mülk başkasınındır. O Sahibindir. Merhametlidir. Kederi bırak. Keyfini çek. Zahmeti at. Gönül şenliğini bul. Manen sevdiğin ve alakadar olduğun ve perişanlıktan üzüntülü olduğun ve ıslah edemediğin şu kainat, bir Kadir-i Rahimin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, Ona bırak. Cefasını değil, safasını çek. O hem Hakimdir, hem Rahimdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler de, pencerelerden seyret, içlerine girme.
Bediüzzaman
İnsan sonsuzluk için yaratılmıştır ve sonsuzluğa muhtaçtır. Geçici hiçbir şey onu tatmin etmez. İnsanın arzuları bitmez. Bu yüzden nerede olursa olsun kalıcı huzuru bulamaz. Oysaki kalpler yalnızca Allahı anarak sakinleşir, ferah bulur. Onu hakiki tanıyan ve seven sonsuz mutluluğa ulaşır. Selamet, emniyet ve özgürlük yalnız İslamiyette ve imandadır. Çünkü ölçüsüz serbestlik ile yaşayanlar farkına varmadan servetin, saygınlığın, makamın, şehvetin kulu kölesi olmuş, onların ağına takılmıştır. Bu tipte insanlar dünyanın sultanı olsa ne fark eder? Oysaki İslam yalnızca Allahın kulu kölesi olmaya çağırır. İnsan bu şekilde özgürlüğüne kavuşur. Allahı tanıyan ve Ona itaat eden, zindanda dahi olsa hür sayılır. Onu unutan ise saraylarda da olsa zindandadır, esirdir. Ruhunu sonsuzluk güneşinin ışığında hüzünden kurtarmak isteyen, hayatın anlamını arayan, emin olmayı, karanlık çukurlardan kurtulmayı ve nihayet sonsuz mutluluğu arzulayan İslamı kabul etmek ve ona göre yaşamak zorundadır. Burada varsayımlara, zanlara yer yoktur. Sonuçta doğrular değişir, ama tek bir gerçek vardır. İslamın neden hakikat olduğuna özet olarak değineceğim. Yazacaklarım hakikat okyanusunda bir damla su gibidir.
Bir insan, bir ağaç, bir deprem, bir yağmur nasıl ve hangi şartlarda meydana gelir? Bu soruya bilim çevreleri ayrıntılı bir şekilde cevap vermeye çalışır. Şu zamana kadar süregelen bilimsel çalışmalar sayesinde evrende ve dünyada meydana gelen pek çok olayın nasıl oluştuğu hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Elde ettiğimiz bu bilgi aracılığıyla asırlar öncesi kilisenin dünyanın düz olduğuna dair iddiasına gülüp geçebiliyoruz. Geçmişte cevaplanamayan pek çok soruyu cevaplayabiliyoruz. Pekiyi bu sahip olduğumuz bilgiler ile cehaletimiz ortadan kalktı mı? Hakikate ulaştık mı? 20.yüzyıldan önce bazı bilim adamları bilimin her sırrı çözebileceğini iddia ediyordu. Bununla beraber bilimsel faaliyetlerin gelişmesiyle, kainatın devasa gizemli ve oldukça karmaşık sisteminin görülmesiyle birlikte bilimin açıklayamadıklarının açıkladıklarından çok daha fazla olduğu anlaşıldı. Bu durum şuna benzer. Bir insan düşünelim. Cevaplamak istediği onlarca soru vardır ve bir kitabın bu sorulara cevap verdiğini duymuştur. Bu kitabı alır ve büyük bir şevkle içindeki bilgilerin hepsini hafızasına almaya başlar. Ama kitabı okudukça görür ki kitabın içindeki bilgiler yetersiz bir özetten ibarettir ve kitap milyonlarca referansla doludur. Dolayısıyla kainattaki tüm bilgiyi edinmemizin imkansız olduğu ortadadır. Ama yine de tüm bilgiye sahip birini hayal edersek bu insan hakikate ermiş olur mu?
Bu soruya cevap vermeden önce şu noktaya da değinmek gerekir. Bu hayal ettiğimiz kişi bilgi bakımından hata yapmasa da sonuçta insandır. Bilgisi onu göklere çıkaramaz. Günlük ihtiyaçlarını karşılamasına, sevdiklerini kaybetmesine ve sonuçta kaçınılmaz olan ölüme engel olamaz. Sonuçta bilgisi onu okuma yazma bilmeyen, sıradan bir hayat yaşayan, kimsenin ilgilenmediği bir insandan daha mutlu yapmaya yeterli değildir. Hatta gerçek hayatta da bakarsak çok bilgili, çok zeki insanların daha stresli olduğu görülebilir. Şimdi sorumuza dönecek olursak bu insanın hakikate ulaştığını söyleyebilir miyiz? Öncelikle bir insan kendi başına hakikate ulaşamaz. Kendi başına hakikat sahibi olması için ilah olması gerekir. Ancak bir insan hakikatin belli bir kısmına ulaşabilir. Hem bunun için örnekte verilmiş olan kişi gibi var olan tüm bilgiye sahip olması gerekmez. Bu noktaya ulaşmanın şartları vardır. Bu şartlardan ilki materyalist bakış açısını terk etmektir.
Materyalizm kainatta var olan olayları Yaratıcıdan bağımsız olarak maddenin hareketlerine bağlayarak açıklamaya çalışır. Ancak maddenin kendi kendine var olmasının imkansız olduğunu, Aristonun deyimiyle bir ilk hareket ettiricinin varlığını kabul etmez. Oysaki bir maddenin yokluktan varlığa gelebilmesi yokluğu düşünülemeyen, varlığı zorunlu ve zatının gereği olan, var olmakta başka bir varlığa muhtaç olmayan bir varlığı gerektirir. Madde ve ruh ise ne varlığı, ne de yokluğu zatının gereği olmayan, var olmak için mutlaka tercih edici bir sebebe muhtaç olandır. Bu yüzden madde ve ruh sonradan olan, yaratılandır. Bu yüzden de materyalizmin savunduğu Yaratıcıdan bağımsız, maddenin varlığı için bir başka varlığa muhtaç olmaması görüşünü kabul etmek katrilyonlarca sayıda atomların ilahlığını kabul etmek demektir. Bir harf katipsiz, bir kanun hakimsiz olmaz. Şu kainat öyle bir kitaptır ki içindeki her bir harf içinde nice kütüphaneler vardır. Yeryüzü bir kelimedir. Bir meyve bir harf, bir çekirdek bir noktadır. O noktada koca bir ağacın programı vardır. İşte böyle bir kitap sonsuz kudrete ve hikmete sahip bir yüce varlığın kudret kalemini gösterir. Bir hane ustasız olmaz. Öyle bir hane ki her bir taşı bir saray gibi işlenmiş bir sanat. Aynı zamanda o saray içinde sinema perdeleri gibi sürekli devam eden bir hareket var. Öyleyse şu kainat sonsuz ilim sahibi bir varlığı gerektirir. Çünkü şu muhteşem kainat öyle bir saraydır ki ay ve güneş lambalar, yıldızlar mumlar, zaman ise bir sinema şeridi gibi sürekli akıp giden bir ip gibidir. Bulutsuz, gündüz ortasında, güneşin deniz yüzünde bütün kabarcıklar üstünde ve karada bütün parlak şeylerde ve karın bütün parçalarında etkisi göründüğü halde güneşi inkar etmek mümkün olabilir mi? Çünkü o vakit bir tek güneşi kabul etmemekle, katarat sayısınca, kabarcıklar miktarınca, parçalar adedince, güneşçikleri kabul etmek gerekir. Akıldan uzak olan materyalist görüş pek çok bilim adamı ve filozof tarafından da kabul edilmemiştir. Descartes Allahın varlığını akıl yürütme yöntemiyle şu şekilde kanıtlamıştır: Tanrı tanımı gereği her türlü mükemmelliğe sahiptir. Zorunlu varlık bir mükemmelliktir. O halde Tanrı zorunlu olarak vardır. Aynı şekilde Newton Diğer tüm kanıtları bir yana bırakırsak, başparmak bile benim Tanrının varlığına inanmam için yeterlidir demiştir. Bunlar sadece birkaç örnekten biridir.
Akıl yürütme konusunda aciz kalan bu felsefe evrim teorisi aracılığıyla kendini tekrar göstermeye çalışır. Evrim teorisi de adı üstünde bir teoriden ibarettir. Teoriyi reddeden binlerce bilim adamı vardır. Bu konuda bilgi almak isteyenler biyokimya profesörü Michael Behenin Darwinin Kara Kutusu adlı kitabını okuyabilirler. Bir röportajında şöyle demiştir. İnanıyorum ki, evrim teorisi sahneden çekilme yolunda. Hayatın açıklamasının bu teoriyle mümkün olmadığı görülecek ve teori terk edilecek. Bu sonuca giden süreç başlamış durumda zaten. Bunun sebebi de benim tarafımdan veya başka bilim adamları tarafından yapılanlar değil. Hayat hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, onun ne kadar kompleks olduğunu o kadar iyi anlıyoruz. Bilim adamları, bu kadar kompleks yapıların teorinin öngördüğü gibi amaçsız, tesadüfi mekanizmaların ürünü olamayacağını görmeye başlıyorlar.
Günümüzdeki bilimsel çalışmalar kainatın muhteşem bir matematiğinin olduğunu göstermeye başlamıştır. Bu sistem mutlak olarak akıl almaz bir gücün varlığını gerektirir. Altın oran sistemi, doğadaki estetik, renkler, tatlar, bulutlar, kendi estetik anlayışımız, bir müzikten hoşlanmamız, bir insanı sevmemiz veya nefret etmemiz, kısacası duygular, düşünceler, bunların hepsi yaratma sıfatının yanında ruh, şekil, estetik verme gibi sıfatları da bulunan bir gücün varlığını ispatlar. Ben görmediğime inanmam diyenler seviyorlar, nefret ediyorlar ve görmedikleri halde sevgi ve nefrete inanıyorlar. Çocuğunu kucaklayarak öpen bir kadın sevgisini bu davranışıyla gösterip sevginin varlığını ispatlıyorsa öyleyse kainatın mükemmel sistematik ve estetik yapısı da onu yaratan bir gücün varlığını ispatlamaz mı? En küçük atom parçacıklarından tutun dünya dahil tüm gezegenlerin kainatta kendi etrafında dönmesi mantıksızlıktan mı ibarettir?
Hakikate ulaşmanın şartlarından ilki materyalist felsefeyi terk etmektir. Bu da kendi başına hakikat sahibi olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan tek Allaha ve Onun insanlara hakikatin bir kısmını anlatmaları için görevlendirerek yarattığı özel insanlara, elçilere inanmayı gerektirir. Hiç mümkün olur mu ki, sonsuz bilgi sahibi olan bir güzel varlık, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin? Hiç mümkün olur mu ki yaratıp da bizi başıboş bıraksın, müdahale etmesin? Allah elçiler aracılığıyla, yaratılanlara kendini tanıtır, sevdirir. Hakikat sırları elçiler vasıtasıyla açılır. İlk insandan günümüze kadar bu hakikatin tek bir adı vardır. O da İslamdır. Hz. Adem, Hz. Musa ve Hz. İsa dahil gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve gerçekten onlara inanan ve izinden gidenler müslümandır. Hiçbir peygamber aracılığıyla farklı bir din gelmemiştir çünkü hakikat tektir, değişmez. Değişen insan algılarıdır. Bu da İslamiyetin başından itibaren çelişkisiz bir din olduğunu ve onun dışındakilerin insanların kendilerince yorumlar eklediği, çarptırılmış batıl dinler olduğunu gösterir. Yoksa Allahın yol göstermesini göz ardı ederek şu şöyledir diye hüküm vererek gerçek ve doğruya nasıl ulaşılabilir? Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni ALLAH yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna uyarlar ve saçmalarlar. 6El Enam 116. Yani sübjektif, kişisel düşünce ve tahminleriyle arzularına göre hüküm verir, yalan söylerler. Buna örnek verelim: Derler ki sizin bahsettiğiniz ilahınız insanın sıfatlarına sahiptir. Oysaki ilah böyle olamaz. Bunun nedeni özetin özeti olarak şudur: Onun Zatının hiçbir şeye benzemediği gibi İsim ve Sıfatları da hiçbir şeye benzemez. Nasıl ki Allahın merhametinin varlığını biliriz, ancak iç yüzünü anlayamayız, onun gibi, sevgi, memnuniyet, gazap etme gibi özelliklerinin varlığını anlasak bile, esas anlamını bilemeyiz. Sonuç olarak bir insan hakikate, Allahın izin verdiği kadarıyla ulaşabilir. Ancak esas anlamında bu hakikate ulaşmak İslamı ve imanın şartlarını kabul etmekten ibaret değildir. Çok ciddi bir şekilde İslam ilmini okumak, onunla yetinmeyip elde edilen bilgiler ışığında gözlem yapıp, hayatın her aşamasında bu bilgiyi teoriden pratiğe dönüştürerek yaşamayı gerektirir.
Bir insan, bir ağaç, bir deprem, bir yağmur nasıl ve hangi şartlarda meydana gelir? Bu soruya bilim cevap verebilir. Ama bilim, tüm bunların altında yatan esas sebepleri açıklayamaz. Neden sorusuna cevap veremez. Bu soruya yalnızca İslam ışığında cevap verilebilir. Bu meydana gelme sürecinde bilimin anlatmaya çalıştığı tüm aşamalar sebeplerdir, yani vasıtalardır. Allah her şeyi vasıtalarla yaratır ve bu yaratma sürecinde koyduğu kurallar vardır. Yağmurun yağması için bulut, ölüm için hastalık, kaza gibi faktörler gerekir. Allah elbette ki hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Ama bu vasıtaları yaratması insanları denemek içindir. Allah bize rızasına ve sonsuz cennete ulaşma yolunda perdeler koymuştur. Neden perde var, neden hakikati hemen göremiyoruz? Çünkü bir imtihan dünyasında yaşıyoruz ve Allahın rızasını ve sonsuz cenneti hak etmek için uğraş vererek İslam yolunda perdeleri yırtmamız gerekiyor. Hakikat perdenin ardında gizlidir. Perdenin ötesinde hiçlik yok, fenalık yok, çürümek yok. Bir mutluluğa terhis var. Gerçek iman sahibi her şeyin Allahtan geldiğini bilerek Ona sığınır, güvenir. Bu şekilde huzur bulur. Başka hiçbir şeyden korkmaz. Dünya bomba olup patlasa, ihtimaldir ki onu korkutmaz. Fakat hakikati göremeyen gökte bir kuyruklu yıldızı görse yerde titrer. Acaba bu serseri yıldız dünyamıza çarpmasın mı? der. Evhama düşer. Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti evlerini terk ettiler. Hakikati göremeyenler aklını başına alıp kalbini temizlemelidir. Bu kadar merhametli, adil, nimeti bol veren bir Sahibin memleketinde bulunduğu için şükretmelidir. Dağlar ve denizler, kısacası kainat ruhsuz olamaz. Allah abes iş yapmaz.
İnsanın yaptığı hizmet boşa gitmez. Şu fani dünyaya bedel, sonsuz cennet veya cehennem bekler. Hiç mümkün olur mu ki her şeye gücü yeten bir varlık şu misafirhane gibi dünya hayatının dışında ebedi bir memleket yaratmamış olsun? 77. İnsan, bizim kendisini az bir sudan, meniden yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. 78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek? 79. De ki Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir. 80. Yasin
İslam konusunda kafanıza takılan her konunun detayını bu siteden elde edebilir, sorular sorabilirsiniz. www.sorularlaislamiyet.com