Kategoriler
İslam Dini

İslam’da Anne

Günümüzde pek çok ülkede şiddet gören, işsiz, bakıma muhtaç, yaşlılar evinde bırakılmış çok sayıda kadın vardır. Bu toplumsal sorunun gerçek çözümü Kur’an ahlâkının yaşanmasındadır. Yüce Allah Kur’an ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

Bir Kur’an ayetinde Hz. Meryem’den, “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” (Ali İmran Suresi, 37) ifadesiyle söz edilir. Bu ayetle kadının adeta bir çiçek gibi korunması gerektiğine dikkat çekilir. Bir çiçek cereyan yapan yere ya da güneşe konduğunda soluverir. Güzel bir çiçeğe bakmak özen ister; yukarıdaki Kur’an ayeti adeta bunu hatırlatır. (Doğrusunu Allah bilir)

Kur’an’da kadına gösterilmesi gereken özenin yanı sıra, anneye karşı gösterilecek olan güzel ahlâkın önemine de dikkat çekilir.

İnsanın annesi, çocuğunun güzel bir ahlak kazanabilmesine yardımcı olacak ilk öğretmendir. Anne ve baba, evladının kendisine ve toplumdaki insanlara yararlı bir insan olabilmesi için büyük çaba harcarlar. Yıllar boyu bu amaçla maddi manevi pek çok özveride bulunurlar. İnsan da, anne babasının verdikleri emeği takdir etmeli ve bu özveriye sevgi, saygı ve hürmetle karşılık vermelidir. Kuran’da inanan insanların bu konudaki sorumlulukları “Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik…” (Ankebut Suresi, 8) ayetiyle bildirilir.

Bir başka Kur’an ayetinde ise Allah insanlara, anne babalarına, “De ki: “Gelin size Rabbiniz’in neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, …” (Enam Suresi, 151) ayetiyle bildirildiği gibi iyilik yapmalarını buyurur.

Yüce Allah insanlara, anne babaya karşı her zaman hoşgörülü, anlayışlı, şefkatli ve saygılı davranışlar sergilemelerini “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 36) ayetiyle öğütler.

Peygamberimiz’in (sav) de annelere nasıl davranılması gerektiği konusundaki bir hadisi şöyle rivayet edilir:

Bir adam, Peygamberimiz’e (sav) gelip, şöyle der: “Ey Allah’ın Resulü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha layıktır?”

Allah Resulu; “Annen, sonra annen, sonra baban, sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların, ” buyurur. (Ebu Hureyre (ra) Buhari)

Anne çocuğunu dünyaya getirebilmek ve büyütebilmek için büyük zorluklar göğüsler. Rabbimiz bunu hatırlatır ve annenin çocuğu üzerindeki emeğine dikkat çeker: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Kur’an’dan İki Anne

Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ’Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirir.

Hz. Meryem’e ,”Hani Melekler, dediler ki: ’Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak, insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ’Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur.

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

Yaşlandıklarında…

İnanan insanlar, anne ve babalarının maddi yönden de en ufak bir eksiklik hissetmemeleri ve sıkıntısız, rahat bir yaşam sürmeleri için tüm imkânlarını kullanırlar. “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (Bakara Suresi, 215) buyruğu gereği, hayır olarak infak edecekleri mallarında anne ve babalarının da hakkı olduğunu bilir, Kur’an’a uygun davranırlar. İhtiyaç içerisinde olan anne babalarının ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamaya, onların huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamaya çaba gösterirler.

Yüce Allah, özellikle çocukluk dönemine işaret ederek kişiye, anne babasının gösterdikleri sevgiyi, şefkati ve özveriyi unutmamasını tavsiye eder. Onlar yaşlandıkları ya da muhtaç duruma geldiklerinde de alçakgönüllü davranmalı ve güzel söz söylenmelidir.

“Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: “Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (İsra Suresi, 23-24)

Annelerine sevgi ve saygı gösteren, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar da sevgi, saygı ve dayanışma içinde birbirine bağlı aileler oluşturacaktır.

Kategoriler
Genel Konular

Aile Neden Önemlidir?

Yaşamında Allah’ın hoşnutluğunu amaç edinen insan, her an ve her ortamda samimiyetinden, dini yaşamaktaki kararlılığından ödün vermemeye çaba gösterir. Dolayısıyla Kur’an ahlakına sahip insanların meydana getirdiği her toplumda bu güzel özellikler yaşanır.

İnsanların büyük çoğunluğu dinin sadece ibadetlerden oluştuğunu zanneder. Bu bir yanılgıdır; gerçek din yalnızca ibadet anlamına gelmez, yaşamın her anını kapsar. İman sahipleri, her koşulda Allah’ın beğendiği bu üstün ahlakı yaşama çabası içinde olurlar.

Kur’an ahlakının yaşandığı bir ailede de, günümüz ailelerinde yaşanan sorunlar görülmez. Günümüz toplumlarında saygısız, söz dinlemeyen saldırgan çocuklar ve çocuklarıyla yeterince ilgilenmeyen, onlara doğru ile yanlışı anlatmayan, birbiriyle de geçimsiz olan anne babalar çok fazladır. Bu evlerde genellikle kavga ve hakaret yaşanır.

Oysa Kuran ahlakının hakim olduğu evlerde, anne babaya Allah’ın buyruğu gereği “öf” bile demeyen, vicdanını kullanarak iyiliği ve kötülüğü ayırt edebilen, çirkin davranışlardan uzak duran çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları kendi aralarında da sevgi ve saygıyı yaşar, çocuklarına güzel örnek olur, onların hayırlı insanlar olmaları için çaba gösterirler. Kısacası bu aileler sevgi, saygı ve dayanışma temelleri üzerinde inşa edilirler.

Aile yapısı böyle güçlü olan milletin devlet yapısı da çok güçlü olacaktır; çünkü aile toplumun özüdür. Manevi değerlerini kaybeden, aile yapısı çöken ülkenin manevi çöküşü de hızlı olacaktır.

Başlarda yalnızca aile ortamlarında yaşanan dejenerasyon, zamanla toplumun tüm kesimlerine yayılır. Sevgi, saygı ve sadakat yerine, kıskançlık, ikiyüzlülük, alay gibi kötü davranışlar ortaya çıkar. Tüm sistem çıkar ilişkileri, ahlaki dejenerasyon ve maddi beklentiler üzerine kurulu hale gelir. Güven, adalet, şefkat ve merhamet körelince, bireylerin bir arada huzur ve barış içinde yaşamaları da imkansızlaşır.

Kur’an ahlakının hakim olduğu ve gerçek anlamda yaşandığı toplumlarda, devletine, milletine yararlı, ailesini, arkadaşlarını seven, onlara sadakat ve vefa duygularıyla bağlı örnek insan modelleri çoğalır. Dolayısıyla bu millet, sağlam temeller üzerinde yükselen güçlü bir birlik ve beraberlik ruhuna sahip olacak, ülkede güven ve huzur içinde yaşanacaktır. Kuran’da da inananların birlikteliğinden doğacak gücün sırrı haber verilir:

Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Kur’an ahlakını yaşayan insanın dünya hayatındaki en önemli dayanağı Allah sevgisi ve Allah korkusudur. Bu duygular onu, her an Allah’ın beğendiği tavırlar sergilemeye, O’nun hoşnutluğu için çalışmaya, şeytanın telkinlerinden ve nefsinin bencil tutkularından sakınmaya yöneltir. Rabb’inin huzurunda hesabını veremeyeceği işler yapmaktan, O’nun rahmetini ve cennetini kaybetmekten içi titreyerek korku duyan insanlardan oluşan ailelerin çoğalması, toplumun geleceği için en önemli güvencelerden biri olacaktır.

Fuat Türker

Kategoriler
Günlük hayat İslam Dini Kadın ve Erkek Yazıları Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

“Evlilik Müessesesi”

Evliliğe ‘müessese’ adı verilmesi yaşadığımız toplumda evliliğe nasıl bakıldığını gösterir ve bu bakış açısına sahip insanların evliliklerinin de ne derece sağlıklı olacağı açıktır. Evlenmeye karar veren kişilerin, henüz evliliğin başlangıcında birbirlerine güvenmiyor olması korkunç bir durumdur. Günümüzde, evlenecek çift gidip önce noterde evlilik sözleşmesi imzalamakta, daha evlenmeden boşanma şartları konuşulmaktadır.

Cahiliye toplumlarında yaşayan kimseler birbirine güvenmezler. İnsanlar genellikle hep yalnızdırlar ve gerçek anlamda hiç dostları olmadığından yakınırlar. Günümüz evli eşleri de çoğunlukla birbirine güvenmeyen ve dost olamayan kişilerdir. Sık sık yalana başvururlar;  kadın her an aldatılma ya da terk edilme korkusu içinde yaşar, erkek de çıkarları nedeniyle karısının kendisini maddi olarak değerlendirdiğini düşünür. Her ikisi de ruhlarına saygı duyulmadığından emindir. İnsanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi için güvendiği, sevdiği ve yalan söylemeyen, Allah’tan korkan, samimi insanlara ihtiyacı vardır.

Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözü doğru söyleyin. Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın… (Ahzap Suresi, 70-71)

Bu toplumda yaşayan genç kız, genellikle genç erkeğin arabasını gördüğünde ilk aşkı hissetmeye başlar. Eğer çok pahalı ve marka bir arabaysa o aşkın heyecanı biraz daha artar,  kıyafetleri kaliteliyse,  bir de iyi bir okuldan mezunsa ve babası da zenginse artık o aşk şiddetli bir tutkuya dönüşür. Herşey kendilerince çok yolunda giderken, bir gün erkek babasının iflas ettiğini söyler ve o tutkulu aşk bir anda kaybolur; aşk öfkeye dönüşür, nefret yaşanmaya başlar. İşte bu, Allah’ın bu kişiye verdiği bir cezadır; çok büyük bir aşağılanmadır. Oysa kişi Allah rızası için seviyor olsa,  fabrikasını hatta herşeyini kaybetse fark etmez. İnanan insan, bu durumu Allah’ın bir nimeti olarak görür. Yaşadıklarını Allah’tan bir hayır olarak düşünür ve hiçbir şekilde etkilenmez. Dünya hayatına ait meta, yalnızca Allah sevgisi ile anlam kazanır.

Allah rızası için sevmek ise, gerçek aşktan, Allah aşkından kaynak bulduğundan bambaşkadır. Çoğu insan tutkunun ve aşkın taklidini yapmaktadır. “Çok seviyorum, aşığım” diyen kadın, örneğin işi ya da parası olmasa birlikteliğine devam eder mi? Çoğu evliliğin maddi yokluklar nedeniyle bittiğine şahit olmaktayız. Ya da çok sevdiği karısını yaşlandığı ve çirkinleştiği için terk eden erkeklere.. Demek ki yaşananın gerçek aşkla  ilgisi yoktur.

Çoğu insan tutkuyu taklit eder. Çok sevdiğini söylediği halde birbirine hakaret eden, saldıran, aşağılayan, üzen kişilerin yaşadığının adı tutku değildir. Örneğin bir genç kızın yaşadığını söylediği tutku, sevdiği gencin hastalanması, elinin yüzünün şeklinin değişmesiyle, bir anda yok olup gider. Bunun anlamı, o genç kızın sahte, çok kötü bir tutku taklidinin içerisine girmiş, ona özenmiş ve gerçek tutkuyu bilmiyor olması demektir. Oysa insan gerçekten tutku ile seviyorsa, sevdiği insanın eli yüzü yansa, kolunu bacağını kaybetse onu daha fazla sever ve ona daha derin bir şefkat duyar. Çünkü onun cennetteki gerçek yüzünün ne kadar mükemmel olacağını ve sonsuza dek kendisi ile yaşayacağını bilir.

Günümüzde evlenmek isteyen kişi kendisini tanıtırken, tüm diğer özelliklerinden önce mal beyanında bulunmaktadır; çünkü adayların ilk sorusu bu yönde olacaktır. Televizyonlarda da evlilik programı adı altında dehşet verici programlar yapılmaktadır. Milyonların gözü önünde “elimde şunlar var, karşılığında da şöyle birini istiyorum” şeklinde, adeta köle ticareti yapılıyor gibi bir durum yaşanmaktadır ve bu oldukça ürkütücüdür.

Samimiyetsizlik ve yapmacıklık da günümüzde bütün insanların başının belasıdır. Samimi insanın tüm davranışları içinden geldiği gibidir ve doğallığı nedeniyle çevresindeki insanları olumlu etkiler. İnsanın mimikleriyle, konuşmalarıyla ve düşünceleriyle tam anlamıyla kendi olması gerekir. Ancak cahiliye insanı düşüncelerinde dahi samimiyeti yaşamaz. Sevdiği insana kurnazlık yaparak tuzak sorular sorar, tuzak üsluplar kullanır; böylece karşısındakinin tepkilerini ölçmeye çalışır. Bu çok yorucu bir şeydir ve dürüst bir kişi, sevdiği insana bu tarz oyunlar oynamaz.

Kalbinde Allah aşkı olmayan insan, etrafına Allah aşkıyla bakamaz, Allah aşkıyla bakamayınca da tutkuyu ve sevgiyi kaybeder. İçindeki o gücü kaybettiğinde içinde büyük bir boşluk oluşur; sevginin yerini artık sıkıntı, azap, korku, panik, gerginlik ve kuşku alır. Bu acıdan kurtulmak için de, bu kişiler alkol ya da uyuşturucu gibi aklı örten, insan bedenine ve ruhuna zarar veren tehlikeli maddeler kullanmayı çözüm gibi görür. Sonunda da ruhen, bedenen ve maddi yönden de çöküşler başlar.

Oysa Kuran ahlakı, insanı tam anlamıyla özgürleştirir, ruhtaki sevgiyi alabildiğine sonsuza doğru açar, aksi halde sevgi ve tutku boğulmuş olur; dolayısıyla insan hapsedilmiş olur. Mümin kadın ve erkekler ahirette de –Allah’ın dilemesiyle- gerçek kurtuluşa kavuşacaklardır:

(Bütün bunlar,) Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’tur. (Fetih Suresi, 5)

Mail icon kuaza.com

Kategoriler
Günlük hayat Sağlık

Aile Planlaması ve Etkileri

AİLE PLANLAMASI
 
Ailenin istedikleri zaman ve bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için yürütülen çalışmalara aile planlaması denir. Aile planlaması hizmetleri ile hem istenmeyen gebelikleri engellemek hem de doğumlar arasındaki süreyi uzatmak mümkündür. Böylece aşırı doğurganlık önlenerek anne ve çocuk sağlığı korunmuş olur. Aile planlaması uygulamaları içinde bir diğeri de çocuk sahibi olamayan çiftlerin çocuk sahibi olabilmeleri için alınan önlemlerdir.
 
Aile planlaması ana çocuk sağlığı, aile sağlığı ve toplum sağlığı için üzerinde titizlikle durulması gereken bir konudur. Çok eskilerden beri düşünülmesine rağmen 1880’lerden sonra önce Avrupa’da olmak üzere bilinçli aile planlaması çalışmaları başlamıştır. İkinci Dünya savaşından sonra birçok Ülke’de örgütlü olarak aile planlaması uygulaması başlamıştır. Ülkemizde de 1923’de başlayan aile planlaması uygulaması 1965’li yıllarda gelişmiştir.
 
Aile planlaması sık sık nüfus planlaması veya nüfus kontrolu kavramları ile karıştırılır. Aile planlaması ihtiyacı olan çiftlerin gönüllü olarak katılımıyla gerçekleşebilir. Nüfus planlaması ise tam tersine hızlı nüfus artışı gösteren Ülkelerde çeşitli önlemler alarak aşırı doğurganlığın önlenmesi yada nüfus artış hızı düşük Ülkelerde doğum oranını arttırmaya yönelik teşvik edici önlemler alınmasıdır.
 
 
Sık ve Çok Doğum Yapmanın Ana Sağlığına Etkileri
• Ananın üreme organlarında hastalıklar artar.
• Anneleri halsiz bırakır. Beslenme bozukluklarını doğurur.
 
• İstenmeyen gebelikler olabilir. Kürtaj sayısında artış görülür.
 
• Psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Aile huzuru bozulur.
 
 
Sık ve Çok Doğum Yapmanın Çocuk Sağlığına Etkileri
 
• Bebek ölümleri artar.
 
• Çok sık doğuma bağlı beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
 
• Çocuğun bedensel, ruhsal ve zeka gelişimini olumsuz yönde etkiler.
 
• Annelerin yeterli ilgi göstermediği çocuklarda psikolojik sorunlar olur.
 
 
Aile Planlamasının Olumlu Etkileri
 
 
Ana Sağlığına Etkileri
 
• Gebelik ve düşüğe bağlı ana ölümleri azalır.
 
• Kadın üreme organlarına ait olan hastalıklar azalır.
 
• Gebe kalma korkusu ile oluşan sorunlar ortadan kalkar.
 
• Kansızlık, Halsizlik, Beslenme gibi sorunlar azalır.
 
• Ülkede sağlıklı anne sayısı artar.
 
 
Çocuk Sağlığına Etkileri
 
• Bebek ölümleri azalır.
 
• Çocuklarda beslenme bozuklukları daha az görülür.
 
• Çocukların bedensel, ruhsal ve zeka gelişimini olumlu yönde etkiler.
 
• Çocukların bulaşıcı hastalıklara yakalanma riskleri azalır.
 
• Sağlıklı çocuk sayısı artar.
 
 
Toplum Sağlığına Etkileri
 
• Toplumda sağlıklı ana ve çocuk sayısı artış gösterir.
 
• Hızlı nüfus artışının ekonomik gelişmeye, beslenmeye, konut durumuna, eğitime ve çevre şartlarına olumsuz etkileri azalır.
 
• Tüm bunların sonucunda sağlıklı ve refah düzeyi yüksek bir toplum oluşmuş olur.
 
 
Bu yararlı sonuçları ile aile planlaması hizmetleri gebelikten korunma yöntemlerinin uygulanması aile planlaması eğitimi ve çocuk sahibi olamayan çiftlere yardım uygulamalarından oluşur.
 
 
Ülkemizde aile planlaması hizmetleri sağlık evleri, sağlık ocakları, sağlık merkezleri, hastanelerin kadın hastalıkları ve doğum bölümleri, doğum evleri ile aile planlaması ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde verilmektedir. Aile planlaması konusunda hizmet sunan kişiler ; eğitilmiş ebeler, hemşireler, doktorlar ve kadın doğum uzmanlarıdır.
 
 
Tüm Dünyada olduğu gibi Ülkemizde de çiftler aile planlaması hizmetinden yararlanmalıdır.
 
 
Sağlıklı analar, sağlıklı çocuklar ve sağlıklı bir toplum için bilimsel kurallara uygun bir aile planlaması yöntemi uygulamak gerekir. Seçilecek yöntem hakkında bilgi edinerek, kendileri için en güvenli, en az yan etkili, en uzun süreli yöntemi seçmek, eşler arası iletişimi de olumlu şekilde etkileyecektir.