Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler İslam Dini Toplumsal Konular Türkiye üzerine

HÜKÜMETLE CEMAATİN ARASI BULUNMALI

 

Bir düşündüm. Baktım ki herkes bir taraf oluyor. İşte Cemaat şöyle haklı böyle haklı. Bir kısım da Hükümet haklı vs…  Daha öncesinde birbirlerinin dostu, arkadaşı, kardeşi olan bu insanları, kardeşlerimizi neden barıştırmak için gayret sarf etmiyoruz ? Kavgayla, hakaretle, yıkmakla, nefretle, sevgisizlikle sorunlar çözülebilir mi hiç ? Ya da daha önce hiç çözüldüğü oldu mu ?  Elbette ki hayır….  Dünyada hiçbir sorun sevgisizlikle çözülemedi. Allah insanların fıtratını sevgi,dostluk,kardeşlik,iman bağı üzerine kurmuş.Bunlar zarar gördüğünde hemen sorunlar başlıyor. Şu anda da olan budur.

 

Mesela ben durup biraz düşündüm ve nacizane kendi aklımca çözüm için birkaç düşüncem oldu. Mesela,  Cemaat, kendi içerisinde bir durum değerlendirmesi yapabilir. Biz daha önce bu hükümeti destekliyorduk. Ne oldu da içimizden bir kısmı hükümete karşı değişik organize faaliyetler içine girdiler. Kim bunlar vs…. gibi sorular sorarak bir oto kontrol sağlanabilir.Çok çok az bir kesmin yaptığını, çok büyük bir cemaate mal etmek doğru olmaz. Hükümeti destekleyen kardeşlerimiz de bunu iyi fark etmelidir. Yıkıcı, nefret ve kin dolu sözlerden özenle kaçınılmalıdır. Bir hata yapan var ise onun tespit edilmesini beklenilmelidir. Her kim fitne çıkartmaya çalışıyor ise aklı selim davranılarak bu kişiler uzaklaştırılmalıdır. Hükümet, nurlu imanlı bu kardeşlerimizi topyekün silen tarzda ifadelerden kaçınmalıdır. Derin bir yapılanma olduğu hissediliyor. Bu çeşitli birimlerin içine sızmış olabilir. Bu fitnecilerin temizlenmesinin üzerine özenle gidilmelidir. Ayrıca daha fazla şefkat,merhamet ve sevgi içeren bir üslupta olunmalıdır. Bütün Müslüman kardeşlerimiz şeytanı sevindirecek hareketlerden özenle uzak durmalıdır.  Her Müslüman barış için bir adım atabilir. Bir insan bir insanla birleşerek büyük bir güç doğar ortaya. Ben ne yapabilirim dememeliyiz.

 

 

Bakıyoruz ki iki grupta Müslüman. İkisi de aynı Allah’a aynı kitaba aynı peygambere iman ediyor. O halde çok hızlı bir şekilde aradaki sorunları akılla,sevgiyle,merhametle,şefkatle çözmeye gayret etmeliyiz. Allah bizim bunu yapmamızı istiyor,bizim kardeş olduğumuzu bildiriyor ;

 

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi 10)

 

Unutmayalım ki bu dünya geçici. Yarın ahirette pişman olacağımız bir duruma sokmayalım kendimizi.  Rabbimiz, sevecen, şefkatli, sevgi dolu ve merhametli insanları sever.

 

Sevgi ve Saygılarımla

Hüseyin Uçkun

 

Kategoriler
Toplumsal Konular

Tanrı’m Kayıra

Tanrı’m Kayıra

 

Yıllardır baba hasreti, ana hasreti, oğul veya eş hasreti çekenlerin hasretlerini gidermelerine yardımcı olmak, maddi manevi uğradıkları zararların bir an önce telafisine katkıda bulunmak, hele kısıtlanmış özgürlükleri taş duvarlar arasından söküp almanın verdiği hazzı yaşamak ve yaşatmak ne kadar ulvi(!) bir duygu olmalı.

     Bunca yaşa gelinceye kadar bu duyguları yaşayan yaşatmak isteyen ne kadar olaya şahit olduk bilemiyorum ama azımsanmayacak kadar fazla. Dünyaya tül perde arkasından bakan yöneticilerimiz idarecilerimiz olduğu sürece de böyle olaylara sık sık şahit olmamız birebir yaşamamız devam edecektir.

 

Bugüne kadar var olan soruna çözüm olmamış aksine yıllar bazında büyüttükçe büyütmüş, bırak pişmanlığın nimetinden yararlanmayı insanları birer suç makinesi haline getirmede birincil sorumluluğu üstlenmiş salıverilmelerin; ‘‘yap yanına kâr kalsın’’ mantığını güçlendirmiş olmasının zararlarını telafi eden kalmamış.

 

Nedeni ne olursa olsun adalet adına görev üstlenip ülke nizamına katkıda bulunmaya çalışmak beraberinde ne acıların ne üzüntülerin ne haksızlıkların doğmasına vesile olmaktadır ki, terazide ağır basanın ne taraf olduğunu görememek bazı kaygılardan ileri geliyor olabilir mi diye düşünebiliyor insan.

 

Adı ne konulursa konulsun toplumda af olarak algılanan ‘‘Koşullu salıverilme’’sine bir yıldan az kalan hükümlülerin cezalarının bir kısmını ‘Denetimli serbestlik’  kapsamında dışarıda geçirmesine olanak sağlayan kanunun Resmi Gazetede yayımlanmasıyla kapsam içinde olan hükümlülerin salıverilmesine başlandı. Yaklaşık 15 bin kişinin yararlanacağı belirtiliyor.

 

Analar, babalar, çocuklar, eşler kısacası bir takım insanların sevinmesine, esaretin özgürlükle bastırılmasına vesile olundu. Şimdi bir de tül perdeyi aralayıp bakalım isterseniz:

 

Salıverilen hükümlülerin hüküm giymelerine neden olan olayların diğer tarafında bulunan masum ve mağdur insanların görüşlerine başvuruldu mu, yok. Sana haksızlık edeni Tanrı’nın görevini kullanarak affediyorum ne diyorsun, rızan var mıdır diye soruldu mu, yok. Mağdur olan insanların zaman içerisinde mağduriyetleri giderildi mi yok. Salıverilenlerin bundan sonra suç işlemeyeceklerine dair garanti var mı, yok. Bu insanlar topluma kazandırılmaları için her türlü eğitimleri verilip yasalar çerçevesinde hak ve adalete uyacak bireyler haline getirildi mi, yok. İşlediği suçun türüne bakarak, çıktığında tekrar suç işlemez diye bir ayrım yapılıyor mu, yok. Yok, yok yok.

 

Salıverilen insanların birçoğu özgürlüğün de verdiği rahatlıkla yaşamlarını normal sürdürmek istediklerinde maddi sıkıntı içerisine düşeceklerdir, tedbirleri alındı mı, yoksa ‘‘Saldım çayıra Mevla’m kayıra’’ diye mi düşünülüyor ki yeniden suç işlememek için ne kadar iradeye sahipler.

 

Hükümlülerin sık sık salınıyor olması suç işlemede caydırıcılık rolü mü üstleniyor, yoksa tekrar suç işlemeye teşvik edici bir durum mu ortaya çıkarıyor. Bilimsel veriler ve yılların tecrübesi bu konuda ne diyor, dikkate alınıyor mu, alınıyorsa bu veriler ve tecrübeler sık sık suçu bağışlamayı mı gerektiriyor acaba?

 

Hatta denilebilir ki; ‘‘Bu salıverilen insanlar devletin omzunda yüktür. Bu yükün bir an önce kalkmasında devlet adına yararlar vardır.’’ Devletin omzunda öyle asalaklar var ki onları bertaraf etmek daha mantıklıdır.

 

Suçluyu bağışlarken mağduru hesaba katmayan yetkililer biliyorlar ki devlette devamlılık esastır. Daha önceki bir salıverilmeden hemen sonra oturduğum apartmandaki bütün kapılar yoklandı. Evime girildi ve çocuklarımın okul masrafları için boğazımdan kısarak yaptığım birikimim götürüldü. Sonuç, yapanın yanına kâr kaldı. Yıllar geçti mağduriyetim hala giderilmedi. Sizler yönetici idareci olarak salıverdikleriniz tarafından götürülen alın terim, o an için üniversitede okumakta olup etkilenen hatta birisi uçmağa varmış çocuklarımdan ve benden helallik almayı düşünüyor musunuz?

 

Bundan sonra da helallik dilemeniz gereken çok insan olacaktır. Hiç olmazsa bunu azaltmak için salıverdiklerinizi her an takip edebilecek tedbirler almanız da yarar vardır diyorum. Çünkü mağdurların da suçlular kadar korunmaya hakları vardır.

 

Osman Öcal

Kategoriler
Aklımdan geçenler Doğa ve Yaşam Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası şiir edebiyat Şiirler Toplumsal Konular

AFFEDİN SON ’15 DK’

Geç kaldım anne
Geç kaldım, özür dilerim diyecektim.
İlk defa asilik etmiyecektim.
Sabaha bıraktım; özürümü
Çekip yorganı üzerime
Aklımca duymadım sitemlerinizi
Duymak istemedim tekrarlanan azarları
Tanık olmak istemedim; babamın o yalvaran hiddetine
Kardeşlerimin, boynunu bükmesine
Bu gün büyüdüm anne karşınıza geçip
Kurgulayacağım bir senaryo yok yok önünüzde
Pişmanım, son kez eve geç kalışım bu anne…
Sabah kahvaltıda ben hariç herkez vardı.
Duyuyordum, hepinizin telaşını, şakalaşını
O eşsiz sohpet makamınızı…
Yüzüm yoktu kalkıp o çayı sizle paylaşmaya
Yüzüm yoktu bir ”es” olmaya
Akşam, bunca kaçırmışken evin huzurunu
Yüzüm yoktu geç kalmış bir af’a sığınmaya…
O FELAKETTEN 15’dk önce kalkabildim
Kör olası yataktan.
Günün telaşına kaptırmıştın kendini.
Beni gördün ama görmezden geldin.
Gözlerimiz buluşmadı son kez
”Otur çayı ısıtıyorum” dedin.
‘Akşam babanın elini öp bidaha ALLAH AŞKINA YAPMA KIZIM’ dedin.
Sonra ne oldu? Anne ne oldu?
Ayrıldı orta yerinden dağıldı yuvamız.
Her yer herşey hep karanlık.
‘ANNE ANNEEE ANNEEEE’ dedim
Sana son kez.
Duyduğuna eminim , ama affet affet affet diyede çığlık atttım.
Bunu duymadığınada eminim.
O akşam olmadı anne,
Babamı, kardeşlerimi ve seni tekrar üzemedim anne.
Sanırım bir kaç gündür burdayım
Kımıldıyamıyorum.
Tam ayağımın dibinde senin son kez dokunduğun çaydanlık var uzanamıyorum.
Sesinizi duyuyorum adım dua gibi saatlerdir dilinizde,
Çok istesemde size dönemiyorum.
Son anlarım sanırım artık korkmuyorum
Yarım yamalak hatırlayıp en derinden okuduğum dualarımda bitti.
Derin bir rahatlama sardı her yanımı
Anne, anne, anne şimdi acı çekmiyorum.
Son ”15 dk.”mız varmış aynı odada soluk aldığımız
O ”15 dk” yanıyorum.
Uyuştu el ve ayak parmaklarım
Şu an yatakta sizin kahvaltı makamınızı ”AFFEDİN AFFEDİN” dinliyorum…