Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Tarih Makale

Anber Seferinde Yoksulluk Hali

Anber Seferinde Yoksulluk Hali;

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem hicretin sekizinci yılının recep ayında Hz.Ebu Ubeyde komutanlığında üçyüz kişilik bir orduyu deniz sahiline doğru göndermiş, azık olarak bir çuval hurma vermişti. Bu ordu onbeş gün orada kaldı ve yiyecekleri bitti. Bu kafilede bulunan Hz.Kays. radıyallahu anh parasını Medine-i Münevver’de ödemeye söz vererek, kafiledekilerden deve satın alarak kesmeye başladı. Her gün üç deve kesiyordu. Ancak üçüncü gün kafile başkanı binekler tükenir de dönüşümüz zorlaşır düşüncesiyle deve kesimini yasakladı. Kimde ne kadar hurma varsa toplayarak bir torbaya koydu. Her gün kişi başına bir hurma taksim ediyordu. O hurmayı emiyorlar ve su içiyorlardı. Akşama kadar yedikleri yemek bu idi. Bu , dile çok kolay, fakat savaş zamanında gü ve kuvvete ihtiyaç duyulduğu zamanlarda bir hurmayla gün geçirmek cesaret ve yürek işidir. Nitekim Hz.Cabir radıyallahu anh Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’den sonraki zamanlarda bu kıssaları anlatınca, bir talebesi “ efendim bir hurma ne işe yarıyordu ki deyince “o hurmanın kıymetini de bitince anladık. Artık açlıktan başka çare kalmamıştı. Ağacçların kuru olan yapraklarını silkeleyip suda ıslatıp yiyorduk. Mecburiyet insana her şeyi yaptırır. Allahu Teala her zorluktan sonra bir kolaylık verir. Cenabı hak bu sıkıntı ve zorluklardan sonra, denizden bizlere anber denilen bir balık gönderdi, o kadar büyüktü ki, kafiledekiler onsekiz gün boyunca ondan yediler ve Medine-i Münevvere ‘ye dönene kadar o, yanımızda azığımız arasında bulunuyordun. Bu seferde başımızdan geçenleri geniş bir şekilde Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ın huzurunda anlatınca “bu, Allahın size göndermiş olduğu bir rızktı” buyurdu.

İZAH: bu dünyada sıkıntı ve zorlukların gelmesi kesindir. Bilhassa Allahın sevdiği kulların başına gelir. İşte bu yüzden Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki “en çok Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem sıkıntı ve meşakkatlere müptela kılınırlar. Ondan sonra en üstün olanlar, ondan sonra geride kalanların en üstünü olanlar”
İnsan dindeki derecesine göre imtihana tabi tutulur ve her zorluktan sonra Allah tarafından sonun lütuf ve kerimiyle kolaylık verilir. Birde büyüklerimizin başından neler geçtiğini düşünelim. Bütün bunlara din uğrunda katlanılmıştır. Bu gün kendi ellerimizle zayi etmekte olduğumuz bu dini yayma uğrundu, onlar aç kaldılar, yaprak yediler, kanlarını akıttılar. Bugün bizim koruyamadığımız şu dini dünyaya yaydılar.

Kategoriler
İslam Dini

Biriyle Beraber Bulunmanın Takvaya Tesiri

Biriyle beraber bulunmanın kişiye mutlaka tesiri olur;

Hz.Ömer bin Abdulaziz Rahmetullahi aleyl bir adamı bir yere vali tayin etmişti. Birisi: “bu adam Haccac bin Yusuf zamanında onun valisi olarak görev yapmıştı” dedi. Ömer bin Abdülaziz de o valiyi görevden aldı. Vali halifeye “ben Haccac bin Yusuf’un yanında az bir zaman çalıştım.” Dedi. Ömer bin Abdülaziz şöyle dedi. “ Haccac’ın yanında bir gün veya ondan daha az kalman kötü olman için yeterlidir.

İZAH: Biriyle beraber bulunmanın kişiye mutlaka tesiri olur. Takva sahiplerinin9 yanında bulunan kimseye basite alınmayacak ve hissedilmeyecek bir şekilde takvanın tesiri bulaşır. Fas ıkların yanında bulunana da fasıklık tesiri bulaşır. Bu bakımdan kötü arkadaşlıktan men edilmektedir. İnsanlar bir yana, hayvanların yanında bulunmak bile insana tesir eder. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki: “deve ve at sahiplerinde gurur ve kibir meydana gelir. Koyun sahiplerinde ise tevazu ve alçak gönüllülük meydana gelir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu: “iyi kimselerin yanında oturanlar misk satan bir kimsenin yanında oturana benze, misk almasa bile kokusundan içi ferahlayacaktır. Kötü arkadaş, ateş körüğü olana benzer, eğer ondan kıvılcım sıçramasa bile mutlaka dumanı ulaşır.

Kategoriler
İslam Dini

Hz.Ömer’in İnce Ahlakı

Hz.Ömer (r.a)’nin Ailesinin Misk Tartmaktan Men Etmesi;

Bir gün Hz.Ömer radıyallahu anh’e Bahreyn’den misk gelmişti, “biri bunu tartsa da, ben de Müslümanlara dağıtsam” dedi. Ailesi, Hz.Atike radıyallahu anh ” ben tartarım” dedi. Hz.Ömer radıyallahu anh sustu. Biraz sonra “biri bunu tartsa da ben de taksim etsem” dedi. Hanımı yine aynı şeyi teklif etti. O yine sustu. Üçüncüsünde şöyle buyurdu: “ben senin onu kendi ellerinle teraziye koyup sonra ellerini bedenine sürmenden, böylece o kadar kokunun fazla olarak benim payıma geçmemesinden hoşlanmam” buyurdu.

İZAH: işte bu, tedbirli olmanın en yüksek derecesidir. Kendini töhmetten kurtarmaktır, yoksa kim tartarsa tartsın mutlaka eline bulaşacağından, bunun caiz olmasında hiç tereddüt yoktu. Fakat yine Hz.Ömer radıyallahu anh hanımı için buna razı olmadı. İkinci Ömer denilen. Hz. Ömer bin Abdulaziz Rahmetullahi aleyl zamanında bir kere misk tartılıyordu. Ömer bin Abdulaziz Rahmetullahi aleyl burnunu kapatarak şöyle buyurdu: “miskten faydalanmak onun kokusunu almaktır. İşte sahabelerin, tabiinlerin, büyüklerimizin ve önde gelenlerimizin ihtiyatlı davranışları böyleydi.

Kategoriler
dunya dinleri Günlük hayat İslam Dini

Allah Korkusu’nun Çeşitli Şekilleri

Allah Korkusunun Çeşitli Şekilleri;

İnsanı dinin bütün üstün vasıflarına yükselten merdiven, Allah korkusudur, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki, “hikmetin başı Allah korkusudur”. Allah korkusundan güneş bile ağlar. Nitekim kuranı kerimde “artık gök yarılıp da, yağ gibi eriyip kızaran bir gül rengine büründüğü zaman….
(Rahman-37)

Bir gözden Allah korkusundan dolayı sineğin başı kadar da olsa, bir yaş çıkar ve yüze doğru akarsa Allahı tela o yüzü cehennem e haram kılar. Başka bir hadiste şöyle buyuruyor. “kalbi Allah korkusundan titreyen bir müslümanın günahları, ağaçlardan yaprakların döküldüğü gibi dökülür. “Allah korkusundan ağlayan kimsenin ateşe girmesi, sütün tekrar memeye geri dönmesi gibi zordur” denilmiştir.

Bundan başka daha binlerce yüze sözden anlaşılıyor ki, Allah ı hatırlayarak ve kendi günahını düşünerek ağlamak tesirli bir ilaçtır. Ayrıca çok lüzumlu ve faydalıdır. Kişi kendi günahlarına bakarak bu hale gelmelidir. Ancak bununla beraber Allahın lütuf ve merhametine karşı ümit azalmamalıdır. Şüphesiz kıyamet günü bir kişiden başka herkesi cehenneme atın diye ilan edilse, o kişinin muhakkak ben olacağımı, Allahın rahmetinden ümit ederim. Eğer, bir kişiden başka herkesi cennete koyun diye ilan edilse, (kötü amellerimden dolayı “yoksa o ikişi ben miyim? Diye korkarım.

Bu bakımdan şu iki şeyi (ümit ve korkuyu) ayrı ayrı anlamak ve onlara ayrı ayrı yer vermek gerekir. Bilhassa ölüm anında ümidin fazla olması gerekir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: “sizden her biri Allaha hüsnü zan eer olduğu halde ölsün”

Kategoriler
dunya dinleri Genel Konular Günlük hayat İslam Dini Türkiye üzerine

Din üzerine…

 Günlerdir üzerinde durduğum bir sorunumuz var toplum olarak. Sorun şu; geçmişte bilime büyük katkılar sağlamış olan bilim insanları yetiştirebilen İslamiyet, günümüz de maalesef bilim ile çelişmektedir. Yine Hristyanlık özellikle Din adamlarının bilime bile hükmetme isteğinden ötürü Din ile müthiş çelişiyorken, günümüzde en iyi bilim insanları Hristyanlar arasından çıkıyor.

Neden?

Çok düşündüm. Vardığım sonuç gerçekten en azından benim için çarpıcı.

Tanrı korkusu, Tanrı sevgisini bitirdiğinden, Ortaçağ Hristiyanlığının durumuna düşmüş durumdayız.

Geçmişte nasıl Papazlar vb. din adamları din kurumunu etkisi altına alıp Hristiyanlık ile bilimin arasını açmışlardı. Bugün de, Müslüman dünyası aynı durumdadır. Kendisi ile çelişen bir din durumuna düşmüş olan İslamiyet, bir an önce etkisi altına girdiği sahte hocalardan kurtulmaz ise korkarım daha kötü duruma düşülecek…

Şimdi, İslamiyet çelişiyor dedik. Ama nasıl? Ne şekilde?

Bu çelişme iki koldan İslam dinini sarmış durumdadır. Birincisi kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim.

Kur’an’ın içerisin de, çelişki olmayıp anlamı farklı olan ayetler bir yana, yer yer cümle yanlışları çelişkileri doğrumaktadır. Örneğin bir ayette;

" O gün geldiğin de, kafirleri tartı ile tartmayacağız."

Hemen sonra ki ayet;

" … Ve o gün geldiğin de, kafirler tartı ile tartıldığında…"

Çok kafa karıştırıcı bir durum. Ancak bu, Türkçe ibadet’in önemini ortaya koymaktadır. Bu tür hatalar, ulu Tanrı’nın hatası olamaz.

Peki, Türkçe ibadet değil de, Arapça’yı mı öğrenelim?

Öğrenelim ama unutmayın ki bunun adı da apaçık Arap Emperyalizmi olur. İnsan zekasının boyutları bellidir. Bir insana hem Türkçe hem Arapça anlamlarını öğren diyemezsiniz. O zaman iyice kafa karışıklığı ortaya çıkacaktır.

Kur’an’da ki hatalar tercüme hatasıdır. Dediğim gibi bu da Türkçe ibadetin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Peki, evrensel bir din dediğin İslam neden Arapça’yı dayatsın? Acaba kaç tane Millet tam anlamı ile Arapça konuşabilir?

Olmaz. Hiçbir Millet’e din adı altında yabancı dil dayatılamaz.

Dinleri en iyi anlamanın yolu her daim anadil de ibadettir. Din konusunda en önemli örnek ise peygamberimizin söylediği gibi, " Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız."

Bunun yanı sıra, bir de kurallar arası bir çelişki var. Daha doğrusu önce kural koyulup sonra o kuralın ciddi bir şekilde, İslam değil Müslümanlar arasında çiğnendiğini görüyoruz.

Nasıl mı?

Bakın, İslam dininde hiçbir şekilde diğer dinler ile aynı adetler olmayacak. Mesela tırnak kesme şekline kadar…

Ama, Mehdi inancı, Mesih inancı garip bir şekilde birbirine benziyor!

Kökten bir benzerlik var ise, tırnakları farklı kesmenin ne anlamı var?

Din’de zorlama yoktur. Ama her ne hikmet ise, neredeyse İslam ile aynı olan ve hiçbir sapkın adeti olmayan Gök-Tanrı dinine mensup Türkler, Emeviler tarafından şiddete maruz kalmadı mı?

Bakın; cennet-cehennem inancı, günah-sevap inancı, öldükten sonra dirilme ve kıyamet inancı Gök-Tanrı dininde de vardır.

Tanrı’nın anlamı, 99 ismi de kapsamaktadır. Her varlık "şey", böylece her "şeyi" Tanrı yaratmıştır. İnanışta böyledir.

Ancak Al-İlah ismi yani Allah, İslam öncesi en büyük putun adıdır. 99 ismin içerisinde yoktur. Tanrı’da yoktur. Ancak, insanlar Allah demenin daha doğru olduğunu iddia etmemelidir.

Her ikisi de yaratıcıyı ifade etmek için kullanılır.

Bir de, İslam’a en büyük zarar, "atıp-tutmak"tır. Tanrı adının tarihçesi hakkında fikir sahibi olmayan kişiler Tanrı adının puta verildiğini iddia ediyor! Ama belirttiğim gibi Tanrı değil, Al-İlah put adıdır.

Tanrı aksine, Gök-Tanrı dinine mensup olan Türkler’in, Asya’da "put" inanışının bitirmesi sayesin de, tarihsel avantajına ulaşmaktadır. Ancak dediğim gibi Al-İlah öyle değildir. Kur’an’da Allah diye geçmesi ise Arap toplumuna gelmesi sebebindedir. Araplar’a yazdığınız bir kitabı Arapça yazıp yaradana Tanrı demek istemezsiniz herhalde?

İnanışların farklı olması hususunda bir diğer örnek ise, bugün ki abdest alma şekli ile Arap paganlarının ayin öncesi temizlenmeleri aynıdır!

Bir başka can alıcı nokta ise, Kur’an-ı Kerim ile ilgidir yine.

" Biz ilhamımızı gökten indiği sanılan kitaplardan değil yaşamdan alıyoruz. "

Bu sözlere nasıl da köpürüyorlar!

Oysa ki doğrudur. Kur’an bir kerede gökten inmemiştir. Hz.Ömer zamanında toplanıp bir araya getirilmiştir. Yani zaman ile bir kitap halini almıştır!

" Sonuçta gökten inmiş o sözlerde. Allah’ın sözleri ya. "

Al sana bir çelişki daha.

Hani, " Allah ne yerdedir ne gökte, o heryerdedir. " diye edebiyat yapmalar?

Gelelim bugünkü İslam yaşantımıza.

Dedim fakat İslam yaşantısı sayılmaz. Çünkü Türk Milleti’nin yaşantısının %80’i Gök-Tanrı inancından kalmadır.

Örneğin, Oğuz Türkleri, sıkıntıya düştüklerinde yada sinirlendiklerinde göğe bakıp, " Bir Tengri. " derlerdi! Yani, Bir Tanrı, bugünkü şekli ile Bir Allah!

Kurban kesme yöntemlerimiz ile nazara Kur’an’dan daha farklı inanmamızın sebebi, yine Gök-Tanrı dinine göre yaşıyor olmamızdandır.

Örneğin, Araplar’dan önce dini ayinler düzenleyip ilahiler söyleyenler kimlerdi? Türkler!

Peki bu neden bize has?

Şaman inanışında da Tanrı’ya dua edilir. Dua edilirken " zikr " benzeri Şaman dansları yapılır. Bu yüzden, Şamanizm Gök-Tanrı inancının " Tasavvuf " koludur diyebiliriz!

Bir başka konu da, Kur’an’ın Milliyetçiliğe karşı çıktığı.

Dinimiz, akla uygun olmayanları reddetmiştir. Bu yüzden de Milliyetçiliği reddeden bir Tanrı’nın, Milliyet’i yaratması hayli çelişki olacaktır.

Nitekim, akla mantığa uygun olan dinimiz Milliyetçiliği reddetmez. Neden kavim kavim yaratıldı o halde insanlar?

" Eskileri araştır bak, Türk Milleti Milliyetçi değildir. "

İşte, İslam’a en çok zarar veren konuya döndük yine. " Atıp-tutma. "

Bakın, Timur ne diyor?

" Biz ki Türk oğlu Türk’üz,
  Biz ki Emir-i Türkistan’ız. "

Bu sözler Milliyetçiliğin ta kendisini işaret etmektedir.

Yine eski Türkler’in kendilerine has bir elbilgisi, İngilizce’si ile Elbilgisinin kendine has olması başlı başına Milli bilinçtir.

Bakınız, Türk Millet’i hep Orta Asya’da iken kendine has çizme ve gömlek giymiştir. Şamanizm ve Gök-Tanrı bizden çıkmıştır. Orhun kitabeleri sizce Milliyetçi davranışın örneği değil mi?

" Milliyetçilik beladır, toplumları ayırır. "

Milliyetçilik toplumları ayırmaz. Bir olmayan toplumu neden ayırsın?

Rus ile Türk zaten yaratılışları itibari ile farklı değil mi?

Yada, Amerikalı ile Arap?

Bir de, dini kurallar içerisin de en çok çelişen konulardandır, önce diğer dinler ile aynı olma de, sonra dine göre yaşa deyip doğal olarak insanlar arası bir ayrımcılık oluştur, sonra da Milliyetçilik günahtır de!

Yok öyle bedavadan " atıp-tutmak. "

Keza bunlar attığını tutamayanlardandır.

Bir diğer konu ise, Şeriat.

Geçen bir sitede özel mesaj aldım;

" Şimdi sana birisi tecavüz etse 2 yıl hapis alır demokraside, laiklikte. Ama şeriatta öyle değil. Şeriatın kuralları değiştirilebilir. "

Yapma ya?

Aynı kişi bir önceki iletisinde;

" Şeriat Allah’ın koyduğu hükümlerdir. "

demiş.

Eee, sen kimsin ki Allah’ın koyduğu kuralı değiştiriyorsun?

Dindarım diyorlar ya, cevap veremeyince de basıyorlar dünya kadar küfürü!

İşte, bunları şereften ve onurdan nasibini almadıkları için bu 2 manevi değerlerine de küfür edemiyorsun!

Hem Müslümanım diyeceksin, hem de bolca küfür basacaksın!

Bu Millet’in başına bela oluyorlar şeriat diyerek. Ama baksan, çoğu namaz bile kılmaz. Ya da akılları sıra doğum günü kutlamaları vb. şeyler yaparlar.

Neyse, konumuza dönelim…

Hz.Muhammed’in 9 yaşındaki bir kız çocuğu ile evlendirilme meselesi var…

Neden bu kadar küçük bir kız ile evlendi?

" E kıza dokunmamış. İlişkiye girmemiş. Koruması altına almış. "

Yine soruyorum, yapma ya?

9 yaşında ki kızı neden evlatlık edinmemiş?

İşte, 9 yaşında ki kız ile evlenme mevzusunun bundan ötürü doğru olduğunu sanmam.

İslamiyet, Anadan doğma Müslümanlığı reddeder. O halde bunun anlamı da " araştır kardeşim. " oluyor.

9 yaşında ki kız ile evlenmemiş bana göre evlatlık edinmiştir. Ancak birden fazla etken ile günümüze böyle gelmiştir. Ama böyle gitmemeli.

Şüphesiz ki gerçek İslam bu değil. Ama gerçek İslam’ı yerinde değil, araştırarak ve düşünerek bulabilirsin.

Şüphesiz ki Tanrı o zaman yardım edecektir.

Bu yüzden din, insan yaşamı haricin de siyaseten belirleyici olamaz. Şeriat’a bu yüzden karşıyım.

Bakın, Türk Devlet gelenekleri tarih boyunca göstermiştir ki, din her zaman kullanılır. Örneğin Devlet’in bekası için a kuralını b şeklinde değiştirmek zorunda kalabilirsiniz.

E ne oldu?

Din yozlaştı.

Ama kabul etmezler. Çünkü onlar önce;

" Siz sabit fikirlisiniz. Bu iyi değil. "

derler sonra da,

" Ne derseniz deyin biz Şeriatın askerleri sabit fikirliyiz. "

Bu bir genellemedir. Çünkü genelleyebilecek çok insan tarafından desteklenildiğini ve söylendiğini gördüm.

Yine bugün geçmişte yazılmış olan Şeriat kuralları var değil. Arap şeyhleri, daha fazla petrol zengini olabilmek için defalarca şeriat’a kurallar eklediler veya değiştirdiler istedikleri gibi.

Ben İran’da 8 yaşında ki bir çocuğun kollarının tekerlek altında ezildiğini görünce şok oldum. Hele ki bunun Şeriat hükmünden olduğunu görünce…

İşte bunu bir şeriatçıya söylediğin de;

" Bunlar uydurma kurallardır. "

derler.

E hani bu Allah’ın kuralı idi? Kim hangi güçle değiştirebilir?

Gel de bunu sabit fikirli (!) adama anlat!

Anlatabilirsen…

Yine aynı Araplar, Osmanlı’ya isyan ettikleri zaman şeriat hükümlerine göre akılları sıra Türkler’i kafir ilan etmişlerdir!

Bakın, bunu da " şeriat hükümlerine " göre yaptıklarını söylüyorlardı. Fetvaları böyle idi şeyhlerinin…

Ama Arap güzel, Arap cici…

Sen one minute diyeceksin, kafadan 60.000 turistten olacaksın, üstelik bunu soydaşların için yapmayacaksın, ama Ümmetçilik adına " one minute! "

Ne oldu? Ümmetçilik, Mahmud Abbas’ın;

" Rum kesimini destekliyoruz. "

sözleri ile iflas etmedi mi?

Bakın burada Milliyetçi olmanın önemi de ortaya çıkmaktadır.

Ümmetçi olman için, Arabın kim olduğunu bilmen lazım. Arab’ın kim olduğunu bilmen için Türk olduğunun farkında olmalısın.

Milliyet, Irk kavramını bilmeyen bir kişi, kara tenli olan Arap’ı gördüğün de onu dışlayacaktır. Çünkü Irk anlayışından yoksun bu kişi, karşısındakinin Arap olduğunu bikmyecek, böylece din kökenli Milliyetçilik olan Ümmetçiliği de üretemeyecktir.

İşin aslı, İslamiyet Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de dediği gibi, akla mantığa uygundur. Ancak, bilimin ışığından yoksun bırakıldığı için yine Başbuğ’un söylediği gibi o yıkılmaz bina hasar görmüştür. Ancak, İslam yıkılmayacaktır.

TABİ TÜRK BUDUNUNA ( MİLLETİNE ) AİT OLDUĞUNUN BİLİNCİNİ TAŞIDIĞIN SÜRECE!

Tanrı Türk’ü Korusun.

Esen kalın…

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini Tarih Makale

Yaşam ve Ölüm

  Kesin olarak bilinmemekle beraber , bundan yaklaşık 4,405 milyar yıl önce bir gaz bulutu oluşmaya başladı . Daha sonra hızla geçen evrelerde insan figürü ortaya çıktı . İnsanlar kendilerini hızla geliştirdiler . İlk dönemlerde ilkel aletlerle yaşamlarını sürdürdüler . İnsanlık tarihinin ikinci dönemini başlatan bir olgu meydana geldi . Teknoloji !
  Teknoloji geliştikten sonra insanlar inanılmaz bir hızla gelişti . Bu gelişme günümüzde de maximum şekilde devam etmekte . İnsanların rahat yaşayabilmesi için her türlü imkan sağlanmış durumda . Fakat düşünmediğimiz , aslında düşünüpte bir türlü kendimizi inandıramadığımız bir hadise daha var .Ölüm !
  İnsanlık tarihi boyunca ölüm hep bir yokoluş olarak nitelendirildi . Ta ki Allah (c.c) insanlara , din olgusunu gönderene dek . İnsanlar çeşitli yollarla , Allah (c.c)’ı tanıyıp onun buyruklarına itaat etmeye başladılar . Böylece ölümü bir yokoluş değil aksine asıl hayatın başlangıcı olarak görmeye başladılar .
  Bu ilk insanlardan sonra pek uzun sürmedi aslında . Tekrar bu dünya uğruna çalışılmaya başlandı . Kimse öbür tarafı düşünmez oldu . Aslında herkes bir gün oraya gideceğinin farkında . Fakat insanlar öylesine yaratıktırlardır ki kendilerine bunu bir türlü yakıştıramazlar. Zaman olgusunda kaybolup giderler adeta . Sabah işe git , öğlen yemek ye , akşam eve gel , gece uyu  .. Hep bu rutinin içinde hayatımız tükenmekte . Bir gün öbür taraf için ne yaptın diye sorduklarında vereceğimiz cevap çok basit olacak . ” Hiç birşey ! ”
  Ölüm her daim arkamızda , sanki bizi kendine çekmeye çalışan bir girdap gibi görülmekte . Bu kötü görev içinde Azrail görevlendirilmiş . Ne var ki insanlık , tarihi süreç içerisinde Azrail’i bir melek olarak değil de , elinde orak , üzeri siyah giysili bir çizgi roman karakteri olarak nitelendirdi. Ama bir gün o dalga geçilen melek canını almaya geldiğinde , onun için elinde avcunda ne varsa hiç düşünmeden verebileceğinin hesabını hiç bir zaman yapmadı .
  Siz siz olun ölümün vasfını unutmayın . Bu dünyadan elbet birgün göçeceğiz . Vakit varken öbür taraf için hazırlıklara bir an önce başlayalım . Eminim ki çok zorlu bir yolculuk bizleri bekliyor olacak.
  Şimdi kafamızı avuçlarımızın arasına alıp bir düşünelim .

” Bu gün Allah (c.c) için ne yaptık ?

Kategoriler
Günlük hayat İslam Dini

Müslümanlarda Sadakanın Önemi

 Müslümanlarda Sadakanın Önemi;

Bir defasında Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bir yandan bir yana dönerek gecenin tamamını uykusuz geçirdi. Mübarek zevcelerinden biri “ ey Allahın Rasülu: bu gece uykunuz gelmiyor” dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem “yerde bir hurma duruyordu, zayi olmasın diye onu alıp yedim, şimdi onun sadaka malı olacağından endişe ediyorum” buyurdu.

İZAH: Büyük bir ihtimalle o hurma Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem e aitti, fakat sadaka olan mallarda dağıtılmak üzere Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in evine geliyordu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem “Allah etmesin bu sadaka hurması ise, ben sadaka yemiş olacağım” diye şüphelendiğinden bütün gece uykusu gelmemiştir. İşte bu sadece bir şüphe üzerine, gece boyu bir yandan bir yana döndüğü halde uykusu gelmeyen efendimizin halidir. Bir de o yüce zatın yoluna köle olanların (günümüzdeki Müslümanların) hallerine bakın, rüşvet, faiz, hırsızlık, gasb ve helal olmayan her çeşit malı nasılda utanmadan yerler, bir de nazlanarak kendilerini Muhammed Aleyhissalatü vesselamın yolunun kölelerinden sayarak gurur duyarlar.

Kategoriler
Günlük hayat İslam Dini

Aza Kanaat Etmenin Faziletleri

Aza Kanaat Etmek;

Bu konuda bizzat Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in kendi yaşayışı ve onun başından geçenler gösteriyor ki bu haller Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in tercih ettiği ve beğendiği şeyledi. Nitekim bir hadisi şerifte “Fakirlik müminlere hediyedir” buyurmuşlardır.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem başka bir hadiste “rabbim bana, Mekke dağlarını benim için altın yapacağını teklif etti. Ben “Allahım bir gün karnım doyuncaya kadar yiyeyim, bir gün de aç kalayım. Aç kalınca sana yalvarayım ve seni hatırlayayım. Karnımı doyurunca da sana şükredeyim ve hamd edeyim. İşte bu bana daha sevimlidir.” Dedim.

İZAH: İşte Bu, Adını Övünerek andığımız, ümmetinden olmak iftihar ettiğimiz ve her sözü bizim için uyglamay layık olan o yüce ve mukaddes zatın halidir.

Bir defa Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem hanımlarının bazı haksız istekleri üzerine onlara ders olsun diye bir ay onların yanına uğramayacağına yemin ederek yüksekçe ayrı bir hücrede kalmıştı. Halk arasında Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in bütün hanımlarını boşadığı haberi yayıldı. Hz. Ömer radıyallahu anh o esnada evinde idi. Bu haberi duyunca koşarak geldi ve insanların mescicdde dağınık bir şekilde oturmuş, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in bu öfkesi ve üzüntüsünden dolayı ağladıklarını gördü. Peygamberimizin hanımları da kendi evlerinde ağlıyorlardı. Kızı Hafsa’nın yanına gitti, o da evinde ağlıyordu. “niçin ağlıyorsun, ben Peygamberi darıltacak söz söyleme diye seni korkutmamış mıydım? Dedi. Sonra mescide geldi. Orada bir topluluk minberin yanında oturmuş ağlıyorlardı. Bir müddet orada oturdu. Ama üzüntüsünün şiddetinden oturamayınca Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in bulunduğu yerine yakınına gitti. Odaya çıkan merdiven üzerinde ayağını sarkıtarak oturmuş olan Hz.Rebah radıyallahu anh adında bir köle vasıtasıyla içeri girmek için izin istedi. Hz.Rebah Rasulullah’un yanına giderek Hz.Ömer için izin istedi. Fakat Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem sukut etti, hiçbir cevap vermedi. Hz. Rebah gelerek “ben arz ettim, ama cevap vermedi” dedi. Hz. Ömer ümidini keserek gelip minberin yanına oturdu. Ancak oturmak mümkün değildi. Biraz sonra tekrar giderek Hz.Rebah vasıtasıyla izin istedi. Bu durum üç defa meydana geldi. Her defasında huzuruna girmek için basışsızlıkla izin istiyordu, oradan cevap olarak, suükut ve sessizlik geliyordu. Üçüncü defa Hz.ömer geri dönmek üzereydi ki Hz. Rebah radıyallahu anh “ size izin verildi” diye seslendi. Hz. Ömer radıyallahu anh Hz.Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem in huzuruna çıkınca, üzerinde hiçbir örtü bulunmayan bir hasır üzerine yattığını, bu yüzden mübarek bedeninde derin izler meydana geldiğini gördü. Zaten güzel bir beden üzerinde çıkan izler açıkça görülebilir. Baş tarafında içi hurma lifleriyle dolu bir yastık vardı. Ben selam verdikten sonra ilk önce “hanımlarınızı boşadınız mı? diye sordum. O “hayır” dedi. Sonra ben gönlünü almak için, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem e “Ya Rasulallah! Biz Kureyşliler kadınlara galip olarak yaşıyorduk. Fakat Medine’ye gelince Ensar kadınlarının erkekler üzerine galip geldiğini gördük. Onları görerek kureyş kadınları da bundan tesir aldılar.” Dedim. Bundan sonra bir iki söz daha söyledim. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem in nurlu yüzünde tebessüm belirtikleri görüldü.

Evde bulunan eşyaların, tamamının tabaklanmamış üç deri ve bir köşede duran bir avuç arpadan ibaret olduğunu gördüm. Gözümü etrafa doğru gezdirip baktım, ama bunlardan başka bir şey bulamadım. Bu (durumu) görünce ağladım. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem “niçin ağlıyorsun?” buyurdu. Ben “ Ya Rasulallah, niçin ağlamayayım; şu hasırın izleri mübarek bedeniniz üzerinde, yer etmiş, evin bütün eşyalar da karşımdakiler” dedim.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bir yastığa yaslanmıştı. Hz. Ömer’in bu sözünü duyunca oturdu ve şöyle buyurdu: “ Ey Ömer! Sen hala bu hususta tereddüt mü ediyorsun? Öyleyse dinle Ahiret bolluğu dünya bolluğundan daha hayırlıdır. Rhatlık ve güzel şeyler o kafirlere dünyada verildi. Bizimkisi ise Ahrettedir. Hz. Ömer radıyallahu anh “ ya Rasulallah, benim için istiğfar ediniz çünkü ben gerçekten hata yaptım” dedi.

İZAH: işte, dünya ve Ahiret sultanı, Allahın sevgili resulünün yaşayış şekli. Hasırın üzerine hiç bir şey serilmemiş, beden üzerinde derin izler belirmiş, evdeki eşyaların hali de belli. Bir de (bu hali gören) biri (bolluk için) dua etmesini isteyince, onu yarmıştı.

Kategoriler
Günlük hayat İslam Dini

Namazın Aşkla Şevkle Ve Huşu İçinde Kılınması

Müslümanların namazlarını huşu içinde kılmaları;

Bütün ibadetler arasında en önemli ibadet namazdır. Kıyamete imandan sonra ilk önce namazdan sorulacaktır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki: “küfür ve İslam arasını ayıran şey namazdır.” Bu konuda bundan başka daha birçok rivayetlerde vardır.
Allahu Teala buyuruyor ki: “ kim benim bir veli kulama düşmanlık yaparsa, ben ona savaş ilan ederim. Hiç kimse benim kendisine farz kıldığım şeyden daha üstünüyle ban yakınlık kazanamaz. Yani bana en fazla yakınlık ve beraberlik farzları ede etmekle elde edilir. Kulum bana nafilelerle git gide yaklaşır, nihayet ben onu kendime sevgili kılarım da onun duyan kulağı ve gören göze olurum. Tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isteyince ona veririm. Bana sığındığı zaman onu korurum.

İZAH: Allahu Teala nın o kişinin gözü, kulağı olmasından maksat, o kişinin görmesi, dinlemesi, yürümesi, gezmesi hepsi Allah’ın rızasına uygun olması ve onun rızasına aykırı olmaması demektir. Farzların yanı sıra çokça nafile ibadet etmeye Tevfik verilen ve bu nimet kendilerine nasip olan kimseler, ne kadar bahtiyardırlar. Allahu Teala kendi lütfü ile ban ve dostlarımıza bunu nasip eylesin amin!

Kategoriler
İslam Dini

Hz.Ali (r.a)’nin Bir Mezarlığa Uğraması (Hikaye)

Hz.Ali (r.a)’nin bir mezarlığa uğraması;

Hz.Kumeyl radıyallahu anh “ben bir defa Hz. Ali radıyallahu anh ile beraber gidiyordum. Bir ormanlık yere varınca o bir kabristana yöneldi, ve şöyle buyurdu. “ey kabirde yatanlar, ey harabedekiler, ey yalnızlık ve ıssızlık içinde bekleyenler, ne var ne yok, ne haldesiniz? Sonra şöyle buyurdu: “bizim size söylemeğimiz haber şudur. Siz den sonra mallarınız paylaşıldı, çocuklarınız yetim kaldı, hanımlarınız başkalarıyla evlendi, size olan haberlerimiz bunlardır, sizde biraz kendinizden bahsedin”, sonra bana dönerek “kumeyl, eğer konuşmalarına izin verilseydi, en iyi azık takvadır derlerdi. “ bunu söyleyip ağlamaya başladı. Ve “ ey kumeyl, kabir amellerin sandığıdır, bu ancak ölüm anında anlaşılır” dedi.

İZAH: yani insanın yaptığı iyi veya kötü ameller (bir şeyin) sandıkta saklandığı gibi kabrinde saklı durur. Bir çok hadiste bu konu geçmektedir. Şöyle ki: iyi ameller güzel bir adam suretinde ölüyü neşelendirmek, onu alıştırmak ve gönlünü almak için yanında dururlar. Kötü ameller ise daha çok eziyete sebep olsunlar diye çirkin bir surette pis kokulu olarak gelirler. Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır. “insanla birlikte üç şey kabre kadar gider. 1. malı (bu Araplarda eskiden adetti), 2. akrabası, 3. amelleri. Bunlardan ikisi akraba ve malı ölüyü defnettikten sonra geri dönerler. Amelleri ise onunla beraber kalır.