Kategoriler
Doğa ve Yaşam Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Sevgi ve Ask Dünyası Toplumsal Konular

Bir Çocukluk Resmi

“eski püskü çocukluk resmimi taşıyorum cüzdanımda halen. Ceplerimde o köyümün papatya kokularıyla dolaşıyorum, bir de o masum kelebekler konuyor-en yaralı yerlerime. İşte öyle, cüzdanımda eski bir resim, çocukluğumu hatırlıyorum…”

Bir daha hiç yaşayamayacağım yerleri özlüyorum şimdilerde. Masa örtüsü diye kullandığımız çimenlerde, az karınca doyurmadık. Hafta sonları mantar toplamaya giderken, ayağımızdaki lastik pabuçlarımızla nasılda çamurla arkadaş olurduk. Kirlenmekten değil, kirlenememekten korkardık! Hayatı yaşardık, olabildiğince…

Her gün yeni bir çocukluk hatıramı öldürüyorum avuçlarımda. Küçükken oynadığım kamyonumun tekerinde sakladığım o sevgi yok artık. Biliyorum, gün geçtikçe daha da özleyeceğim o günleri… Ve içimde bir sızı hep hatırlatacak çocukluğumu. Her baharda elimde bilyeler, okul bahçesine küçük kuyular açacağım ve ben bunu her baharda özellikle yapacağım.

Bir Çocukluk Resmi
Bir Çocukluk Resmi

Bir yanım öyle güzel bir yerde ki, kır çiçekleriyle süslü bir köyde. Her yanım papatya, gelincikle bezenmiş; kuşların cıvıltılarıyla haykıran doğanın sesi kulaklarımda, sanki o eşsiz cennete bir adım mesafedeyim. Bir yanım olabildiğince çocukluğumun şarkılarıyla renklenmiş, öyle güzel ki anlatsam anlamsızlaşacak gibi… Bir yanım öyle güzel ki.

Yıllar geçtikçe sineme yaslanan cüzdanımdaki o resme, ömür boyu sürecek mutluluk borçluyum. Vazgeçemediğim anılar aklıma geldikçe uçurumlardan düşüyor gibi oluyorum. Kalbime saplanan o saf mutluluklarla oyalanmak bazen arayışlarda bırakıyor ruhumu. Ölüp-tekrar çocukluğumu yaşayacağımı bilsem, ama olmuyor işte! Tıkanıyorum, anlayamıyorum hayatın felsefesini. Öyle bir yerdeyim ki, koşuyorum durmadan, nefesim bittiğinde çıldırıyorum.

Yapraklar düşüyor ellerime, avuçlarımda kuruyan bir hayatın son demlerine şahit oluyorum. Elma ağacının yaprakları ölüyor avuçlarımda, kanıyorum, kanatıyorum yaralarımı. Çocukluğumda unuttuğum o gözyaşları karşılıyor beni. Her defasında yeni bir kıyım, yeni bir hüzün eşiğinde kalıyor boynu bükük mutluluğum. Seni özlüyorum, sesini, süt kokan tenini… Ben, şu günlerde bir tek çocukluğumu özlüyorum. Özletiyorsunuz sizde!

Eski püskü çocukluk resmime sığınıyorum artık. Cebimde öyle bir mutluluk taşıyorum ki, cenneti yaşıyorum her baktığımda. Öyle mutluyum ki, öyle işte tarifi yok bunun… Olmasında! Hep yaşansın o mutluluk.

Bugünde ölmedim anne; cüzdanımdaki bir resim yine mutlu etti oğlunu…

Emre onbey

Yazar emre_onbey

Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı.

Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır!

“neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.