Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Alacakaranlıktı Düşlerimiz

Hala kendimle bir uzlaşma yolu bulamadım… Ben ne kadar unutmak istiyorsam seni yüreğim de seni bir o kadar taşımak istiyor yarınlara… Her anında seni yaşatmak,her nefesinde senin kokunu solumak için can atıyor…Direniyor yerli yersiz hayal kırıklıklarıma…Yalnızız! Biliyor… Her şeyi bile bile yokluğundaki sana geliyor gereksiz görünen deli cesaretiyle… Oysa bir biz biliriz kalabalık yerde de baş başayken de sıyrılamadığımız resmiyete rağmen gözlerimizle nasıl seviştiğimizi… Bir biz yaşarız farklı şehirlerde olmamıza rağmen bağlılığımızı… Birbirimizle savaşırken başkasının yanında uyanmanın mutsuzluğunu en derin biz yaşarız…

Böyle olması gerekiyorlarla doldurduk bu cümleleri taşıyamayacak kadar yorgun olan bedenlerimizi… İnanmıyorduk oysa… Dilimiz yüreğimizden farklı konuşmaya mecbur kılındıkça daha da bir karardı gökyüzü geceleri… Ölünün üzerine atılan toprak misali serildi bulutlar üstümüze…

Çırpınışlarını görüyordum… Her gün yeni kararlarla çıkıyordun karşıma… Bazen gözün üzerimde başkasıyla ilgileniyordun… Ertesi gün mahcup bakışlarla usulca sokuluyordun yanıma… Gözlerin onda beni bulamadığını fısıldıyordu ve ben seni kabulleniyordum sorgusuz sualsiz… Çok iyi biliyorduk… Seviyordun… Seviyordum…

Bazen ilginden boğulurken bazen ilgini dileniyordum senden… Her gün büründüğün farklı karakterde ben bir kez daha bırakıyordum benliğimi ardında sen olduğunu bildiğimden…

Ve bir gün aile babası olmaya karar verdin… Geçer ümidiyle bekledim her yeni günü… Böylesinin daha iyi olacağını düşünüyorum diyordun hala…”Herkes” için en iyisi… Herkesten kastının biz olduğunu yine bir biz biliyorduk… Ben sana yalvarırken sessizce akıttığım gözyaşlarımla sen direniyordun… Anlamak istemiyordun gözlerimdeki isyanı… Duymuyordun sanki her damlanın ayrı ayrı yakarışını ve ruhumu defalarca öldürdükten sonra yaptın dediğini…

Mutlu görünmeye çalışıyordun gözyaşlarını içine akıtarak… Sarılıp sevdamıza görmezden gelmeye çalıştıkça can çekişen ruhlarımızı, kurutmaya çalıştığımız yüreklerimiz daha da bir ıslanıyordu… Farkındaydık alacakaranlıktı düşlerimiz, önü puslu… Fakat ayakta durabiliyorduk bizi bekleyen uzun yıllarda azrailimize gülümseyebilmek için… Olmadı! Ruhumu celladına aç bırakıp GİTTİN! Tenim tenine hasret,hasretine müptela şimdi benliğim…

Kategoriler
Günlük hayat Öylesin Esti

An Gelir!

Alışkanlıktan öteye gidemeyen ilişkiler vardır. Varlığına sığınılan,yokluğunda özlenmeyen… Asla baş başa kalamadığınız… İki kişilik yaşanmayan ilişkiler… Aynı yatağı paylaşırken bile ortanızda yer açmak zorunda kaldığınız yalnızlığınız… Oysa yalnızlıklarımızla vedalaşmak isteriz kendimizi yeni birine açtığımızda… İçimizden geldiği gibi, benliğimizden vazgeçmeden yaşamak, yaşanmak…

An geliyor… Sıradanlaşan hayatımıza uzaktan bakma isteği beliriyor bir yerlerde… Ve işte o an yüzleşmek istemediğimiz gerçeklerle baş başa kalıyoruz… Kabullenmek zor…İnkar etmek can yakıcı…

Bir damla huzur için vazgeçtiğimiz doğrularımız hesap sormakta gecikmiyor…Ve en zoru verecek hesap bulamamanız…Bir katilin öldürdüğü insanın siluetiyle geçirdiği dayanılmaz gecelerin vicdanında yarattığı derin izleri taşımak vücudunuzda… Ve hayatın ne getireceğini bilmeden seçim yapıp gitmek olduğumuz çetrefilli yollar…

Kalıp benliğimizden vazgeçip bir fiske huzur için ömür tüketmek mi yoksa hadi bir cesaret diye yüreklenip hayatı bıraktığımız yerden yakalamak mı…  Çoğu kişinin hemfikir olduğu bir nokta var ki göz ardı edilemez… Mutluluk dilendiğimiz ölçüde bizden hızla kaçar…